Orhan Veli ve Müzik

“Ölümünün 61. Yılında Orhan Veli ve Müzik” Konseri İzmir’de, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde…

Ücretsiz etkinlik 14 Kasım Pazartesi günü, saat 20:00′da AASSM Küçük Salon’da gerçekleşecek.

Davetiyeler Yaşar Üniversitesi’nden temin edilebilir.

Ruşen Güneş: Viyola
: Piyano

Program:
Glazinov op.44 Elegie – Yanlızlık Şiiri, Bayrak, İntihar, Pireli Şiir, Ölüme Yakın F.Kreisler Rondino – Sucunun Türküsü, Hicret 1,2, Pazar Akşamları, Baharın İlk Sabahları, Baharın ilk Sabahları, Kitabe-i Seng-i Mezar, Son Türkü J.Masenet Meditation.

www.sanatlog.com

Antonin Artaud - İntihar Üzerine

Kasım 13, 2011 by  
Filed under Deneme, Duyurular, Edebiyat, Sanat

Kendimi öldürmeden önce bana varoluştan yana güven verilmesini isterim, kuşku duymamak isterim. , benim gözümde, olguların belirginliğini ve akılda uyumlu biçimde birleşmelerini onaylamaktan öte bir şey değil. Ben, olguların toplanıp birleştiği zorunlu bir buluşma noktası gibi duymuyorum kendimi artık; şifalı , doğadan ayırarak iyileştiriyor bizi; ama ya ben, olgulara yol vermeyen acıların ürünüysem?

Ben kendimi öldürürsem bu, kendimi yıkmam için değil, ama kendimi yeniden oluşturmam için olacak; , benim için, kendimi zorlu bir uğraşla yeniden ele geçirmemi, varlığımın içine baskın yapıp girmemi, belli belirsiz ilerleyen tanrıdan önce davranmamı sağlayacak bir araçtır yalnızca. İntiharla kendi tasarımı yeniden doğaya uyguluyorum, ilk kez kendi irademle biçimlendiriyorum her şeyi.

Bana uygun olmayan organlarımın koşullandırmasından kendimi kurtarıyorum ve yaşam, bana düşünmem için verileni düşündüğüm saçma bir talih oyunu olmaktan çıkıyor. Yani kendim seçiyorum düşüncemi ve güçlerimin, eğilimlerimin, gerçeklerimin yönünü. Güzel ile çirkinin, iyi ile kötünün arasına yerleşiyorum. Askıda bırakıyorum kendimi; hiçbir yana eğilim göstermeden, yansız; iyilerin ve kötülerin kışkırtmalarının kurduğu dengenin kurbanıyım.

Çünkü yaşamın kendisi, bir çözüm değil; yaşam, seçilmiş, benimsenmiş, belirlenmiş hiçbir varoluş türüne sahip değil. Yaşam yalnızca, istekler ve olumsuz güçler dizisidir, tiksindirici bir rastlantıya bağlı koşullara göre amacına ulaşan ya da başarısızlığa uğrayan küçük karşıtlıklar dizisidir. Kötülük, her insana, eşit ölçüde verilmemiştir, deha da öyle, delilik de. Kötülük gibi, iyilik de, koşulların ve etkisini kimisinde çok kimisinde az gösteren bir mayanın ürünüdür.

Yaratılmak ve ve değiştirilemeyecek biçimde belirlenmiş varlığının en akla gelmez dallarına, en küçük ayrıntılarına dek kendini hissetmek, kesinlikle aşağılık bir durumdur. Aslında biz ağaçtan başka bir şey değiliz ve olasıdır ki, benim soyumun ağacının bilmem hangi boğumunda, belirlenmiş bir günde kendimi öldüreceğim yazılıdır.

İntihar özgürlüğü kavramı da, kesilmiş bir ağaç gibi düşüyor. İntiharımın ne zamanını, ne yerini, ne de koşullarını ben yarattım. Onun kavramını bulan da ben değilim, koparılmayı duyabilecek miyim?

Belki o anda varlığım parçalanıp dağılır; ama ya bütünlüğünü korursa, sakatlanmış organlarım nasıl işleyecek, varlığı olanaksız hangi organlarımla gözlemleyeceğim bu kopmayı? Ölümü, bir sel gibi duyuyorum üzerimde; gücünü bilemeyeceğim, apansız sıçrayan bir yıldırım gibi. Tatlarla ve dolanıp duran labirentlerle yüklü duyuyorum ölümü. Bunun neresinde benim varlığımın düşüncesi?

Bu , beni, istediği gibi kullandı, saçma biçimde; beni canlı kıldı, yadsımaların yokluğunda, benim atak yadsımalarımın yokluğunda, düşünülen yaşamın, duyulan yaşamın en küçük kıpırtılarını bile yok etti bende. Yürüyen bir robot durumuna indirgedi beni; ama öyle bir robot ki, bilinçsizliğinin kırıldığını duyumsuyordu.

Ve işte ben, yaşamakta olduğumu göstermek istedim, şeylerin çınlayan gerçekliğiyle birleştirmek kendimi, yazgımı parçalamak istedim.

Tanrı ne dedi buna?

Yaşamı hissetmiyordum; değer yargılarıyla ilgili her kavramın dolaşımı, bende, kurumuş bir ırmaktı. Yaşam, bir nesne, bir biçim değildi bende; bir dizi mantık yürütmeydi yalnızca. Ama boşuna işleyen, bir yere ulaştırmayan mantık yürütmelerdi bunlar ve bende, irademin kesinleştiremediği “taslaklar” biçiminde kalıyorlardı.

Buradan intihar durumuna geçmem için de benliğimin bana geri dönmesini beklemeliyim, varlığımın tüm eklemlerini özgürce oynatabilmeliyim. Tanrı beni, umutsuzluğun içine bıraktı, sanki ışıkları bana ulaşan çıkmazlar burcunun ortasına bıraktı. Ben artık ne ölebiliyorum, ne yaşayabiliyorum, ne de ölümü ya da yaşamı istememezlik edebiliyorum. İnsanların tümü de benim gibi.

Antonin Artaud

İntihar Üzerine 

Halim Çeliker Resim Sergisi

Kasım 13, 2011 by  
Filed under Duyurular, Resim, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sergiler

Halik Çeliker Sergisi

19 KASIM- 2 ARALIK 2011

Kokteyl 19 Kasım Cumartesi Saat:17.oo - 21.oo
 Düş Yolcusu Durağı
 Bağdat Cad. Plaj Yolu. Haldun Taner Sok. No: 16/B Caddebostan
 www.dusyolcususanatdurağı.com - 0216 386 99 03
 Galerimiz Pazartesi dışında hergün 11.oo - 19.oo arası gezilebilir.

 

HALİM ÇELİKER

1961 Balıkesir’de doğdu.
1980 Savaştepe Öğretmen Lisesini bitirdi.
1985 M.S.Ü Güzel sanatlar Fakültesi Resim Bölümü, Prof.Adnan Çoker atölyesinden mezun oldu.
1986 Avusturya Sarzburg Yaz Akademisinde Prof.Reimund Girke ile Çalışmalar yaptı.
1987 A.Ü Güzel Sanatlar fakültesinde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı.
1992 M.S.Ü sosyal Bilimler Enstitüsünden “Form-Espas ilişkileri” adlı tez çalışmasıyla sanatta yeterlilik aldı.
1997 M.Ü Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar ğitimi Bölümünde öğretim elemanı olarak çalışmaya başladı ve halen bu kurumda görevine devam etmektedir.

*** 24 kişisel sergi açtı.70′den fazla karma sergiye katıldı. Çeşitli resim yarışmalarından 6 ödül aldı. Eserleri yurtiçi ve yurtdışında bazı özel koleksiyonlarda ve müzelerde bulunmaktadır. 

www.sanatlog.com

Şairlere Fıstık Atmayınız

Kasım 13, 2011 by  
Filed under Deneme, Edebiyat, Sanat

”Biz bir şairi şiir yazsın için ölümle korkutuz dom!” Ece Ayhan

Şairlere fıstık atmayınız, bu bir şiir dinletisi. Zaten ellerinde beleş rakı kadehleri var konuk şairlerin, önlerinde lüfer ve meze. Şiir zaten bu masanın en afili mezesi, beyhude şairlere fıstık atmayınız.  “Zeki Müren’i seveceksiniz”, şairleri de. Zeki Müren kadar entrikacıdır de. Mahirdirler birbirlerinin yüzüne gülüp, karşılıklı çıkar ilişkisinde bulunup arkalarından küfretmekte. Mahirdirler hatta, sefil birer bar faresiyken, Mahir Çayan’ı bile ağızlarına alacak kadar alçalmakta. Oysa asıl dertleri sadece, karşılarındaki genç kadının ağzına vermektir, karanlık ve iktidarsız dizelerini.

Şairlere fıstık atmayınız, bu bir şiir festivali. Şiir baronlarıdır, peşinde kapıkulu şairciklerle teşrif eden sahnemize. Şimdi yuvarlak laflarla örülü konuşmalarını geçiştirmekte sabırsızlar sadece, akabinde gidecekleri meyhanede, barda, yeni avlar edinmek için haremlerine.

Şairlere fıstık atmayınız, bu bir başbakan masası. “Yiyin efendiler yiyin” politik erkin nemalarını. Satın üç kuruşluk ikbal uğruna şiir namusunu, ne gam. Devir köşe dönme devri değil mi zaten a canım. “Ananızı alın da gidin” hatta Tayyip Amcanızın kucağına.

Tadından yenmez etiketinin sosyal rantı, ah siz nereden bileceksiniz. Uslu durun sadece, emirlere uyun, şimdi kaval çalacaklar size.

Şairlere fıstık atmayınız…

Serkan Engin

Kasım 2011

Mühür Dergisi 37: Seyhan Erözçelik

Mühür Dergisi 37. sayısında ’e bir anıt dikiyor…

Dergide Ali Galip Yener, Baki Ayhan T., Betül Tarıman, Ece Ürkmez, Elif Sofya, Emel İrtem, Hakan Bilge, Hilal Karahan, Hüseyin Peker, , Koray Feyiz, V.B. Bayrıl gibi isimler yazı ve şiirleriyle yer alıyorlar.

Tam İçerik: 

www.sanatlog.com

Sonraki Sayfa »