Bireylikler’in 33. Sayısı Çıkıyor…
Feodalizm erkektir, tecavüz eder!
“Feodalizm erkektir, erildir, insana bütün varlığını sarsacak denli tecavüz eder. Bundan büyük bir zevk duyar. Üzerinde iktidar eyledikleri kadınlar, çocuklar, yoksullar, mağdurlar ve ötekileştirilenlerdir hep. Feodalizm erkekler aracılığıyla insana, en çok da çocuğa ve kadına tecavüz eder ve bu tecavüzün mağdurlarının, kendi koyduğu/ürettiği toplumsallık normlarına göre de utanç duymasını ve yaşadığı travmanın acısını bir sır gibi saklamasını sağlar. Bu yapısıyla feodalizm, en çok kadınlara ve çocuklara düşmandır. Onların kanı ile beslenir ve semirir, böylece müstakbel gelecekteki yeni mağdurları için kendinde güç bulur.”
Yeraltı politizmini ve yıkıcılığını geri çağırıyor!
“Yerüstünde/yeraltında oluşturulan edebiyat başta ürettiği politizmin ve politik şiddetin dışına düşmüştür. Hatta bu bağlamda ürettiği bir politiklik yoktur. Buysa ancak dünyaya dönük uzlaşmalı bir karşıtlıkla açıklanabilir. Yeraltı edebiyatı başta altını çizdiğimiz gibi kültür endüstrinin alanına girmiş, kapitalist dünyada politikliğinden ve şiddetinden kurtulmuş, “alternatif” hayat önerilerine dâhil olmuştur. Bunun edebi karşılığının da benzer akıbeti paylaşması anlaşılır bir şeydir. Anarşizmlerle ilişki kurmuş yazarların estetizmi öne çıkaran apolitik tavrı da bunu besleyen başka bir durum olmuştur.
Yeraltının yine anti/estetik tavrına dönmek ve bütün iktidar ilişkilerini reddetmek dışında başka seçeneği yoktur. Yeraltına sızan düzen geldiği dünyaya gerisin geri gönderilmelidir. Yeraltı politizmini ve yıkıcılığını geri çağırmalıdır!”
Bireylikler’in 33. Sayısını;
*kendi düzeninden kaçan, kendi düzenine direnen şiir-ahmet oktay
*ardımızdan gelen cehennem-sessiz ölüm-katiller iş başına- insan yaşadıkça arınmıyor-ertuğrul meşe
*feodalizm erkektir, tecavüz eder!-ertuğrul meşe
*üzgünümmetinağbi-gökhantanergünsan
*şiddetin normalliği ve feodalizm!
*rahim-aynada bugün- murat serkek zor
*gözden çıkarılabilecek bedenler-handan çağlayan
*katresiyle-demirbaş-serkan sönmezgil
*feodalite ve kadın hakkında birkaç şey-sevim korkmaz dinç
*bir çırpıda vertigo-osman olmuş
*dünden bugüne devlet faşizminin teşhir mekanı olarak kızılay meydanı-ali toprak
*it is it-gizem malkoç
*kurtçuk-erbil çare
*aşk bitti-volkan şenkal
*yeraltına sızan düzen!
*ben öpeyim- barış yüce
*aşk, cevaptır-reha yünlüel
*dadaizmemetalkaşıksokulmaz-büşrakurtar
*dip sarnıç
*kaynaktaki kısa düğümün aslıdır- ismail aslan
*ölümcül dişi ve erotizm – hakan bilge
*avramhayalim-gizem okulu
*kema safa güntekin’le görüşme
*babalar ve oğlan çocukları-yağmursargın
*git artık! bizi martılarla asfalta gömecekler-semih yıldız
*en son fotoğrafta kaldı- musa yazıcı
*bar duvarları-hurşit gara
*tepe sarnıç
*hal ve gidiş-ahmet çakmak
*adam hikayesizliği-nihan gezeroğlu
*“eski mahrem”-mehmet muharrem tekin
*bireysel milas ansiklopedisi
*kadınlar-can semercioğlu
*iki yüzlü yarım gece-ömür acemi
*-subjektif mutasyon-alper volkan dikyar
*jose’nin parmağı kesildi- aynur dursun
*devlet/baba otoritesi ve aşk-kıvılcım giritli
*yanlış taktikler-kerim akbaş
*maya ve ikinci randevu-tayfungerz
*kendini kanatan halim şafak- hakkı çınar
*ş-ufuk uyumaz
*kara gökyüzü-sezer arslan
*dip oda
*bira ve şiir- çeviri ali toprak
*kitap rafı
*morfin etkisi-küçük iskender
resimler: mehmet muharrem tekin. fotoğraflar: merve masar, mehmet nergiz, melahat şanlıdağ
başlıklı şiir, öykü, görüşme, yazı, fotoğraf ve resimler oluşturdu.
bireylikler’i istanbul’da beyoğlu ve kadıköy mephisto’da, seyhan müzik’te, nazım kültür’de; ankara’da imge kitabevi ve kurgu kültür merkezinde; izmir’de yakın (alsancak), pan (karşıyaka); kayseri’de onur ve tunç kitabevinde bulabilirsiniz. eğer bulamıyorsanız abone olmanızı öneririz. sayısı: 5 tl. yıllık katkı payı: 30 tl. posta çeki no: halim şanlıdağ 692233 yazışma; p.k. 271 38002 kayseri, bireylikler@yahoo.com, bireylikler@gmail.com, bireylikler@hotmail.com. isteyen herkese örnek sayı gönderilir.
“eylül’de emin’i yazmak dışında ne yapacağımıza ilişkin pek bir düşüncemiz yok. en azından alınmış kararımız yok. dünya bize yazdıracak, tartıştıracak bir şeyler nasılsa bulur gönderir. hiç kuşkunuz olmasın. dostlukla.”
YOKYER (Neverwhere): Neil GAİMAN
“Londra’da eski zamanlara ait küçük kovuklar vardır, oralarda şeyler ve yerler, kehribardaki kabarcıklar gibi aynı kalır. Londra’da çok fazla zaman var ve bu zaman bir yere gitmek zorunda -tek seferde tamamı kullanılamaz.”
Neil Gaiman, en sevdiğim yazarlardan biri, belki de en baştakidir. Uzun zamandır Türkçe’ye çevrilmesini beklediğim “Yokyer (Neverwhere) nihayet İthaki yayınlarından okuyuculara sunuldu. Ben de çoğu kişi gibi yazarı sonradan tanıdığım için Sandman grafik noveliyle iyice ünlenmiş Gaiman’ın 1996 tarihli bu ilk kişisel romanını ancak 2000′li yıllarda bir çizgi roman versiyonu sayesinde tanıdım. Nitekim yazarın üslubunun zevkine varabilmek için romanını beklemek gerekiyormuş.
Aslında bu kitap gerçek bir roman değil. BBC 2 kanalı için hazırlanmış aynı adlı kült dizinin yazar tarafından romanlaştırılmış şekli (dizi senaryosu da kendisine ait). Londra’daki evsizler hakkında yazılacak bir öykü fikrini ele alıp, eşsiz hayal gücü sayesinde dönüştürerek yine “acayip” bir iş çıkaran Neil Gaiman; büyük kentin göz ardı edilen karakterlerinin hüküm sürdüğü alternatif bir Londra yaratmış. Bu “Aşağı Londra (London Below)” adlı alternatif boyuta bazı çıkmaz sokaklardan, kanalizasyon kapaklarından, ama daha çok metro tünellerinden ulaşılıyor.
Bir sonraki ve en önemli romanı olan “Amerikan Tanrıları”ndaki “Amerika’ya gelen her göçmen kendi tanrısını da yanında getirdi” fikrine benzer bir fikirle yola çıkan Neil Gaiman’ın bu seferki kurgusu Londra’nın şimdi bir metro istasyonu haline dönüşmüş eski köylerinin üzerine inşa edilmiş. Aşağı Şehir’de hala feodal sistem devam ediyor; beylikler ve kontlar var. Kendine özgü kanunları olan bu dünyada mecaz diye birşey yok! Bunu açıklamadan önce küçük bir kentken büyüyerek civardaki köyleri içine alan eski Londra’yı yazarın kendi kelimeleriyle aktarayım: “Tıpkı bir civa birikintisinin daha ufak civa damlalarıyla karşılaşıp onları bünyesinde toplaması gibi, hepsini içine çekmişti ve köylerden geriye yalnızca adları kalmıştı.”
İşte bu isimler Yokyer’de bizzat cisimleşiyor. Mesela batı Londra’daki Shepherd’s Bush (Çoban Çalılığı) evlerin, mağazaların, yolların ve bir de BBC’nin olduğu bir semt değil. Aşağı Londra’da ismi geçen bölgede gerçekten çobanlar var (ve çok ama çok tehlikeliler)! Antikacılar ve yeme içme mekanlarıyla dolu bir semt olan popüler Islington’daki “Angel” (melek) metro istasyonu sizi aldatmasın; romandaki kilit karakterlerden birisi Islington adında bir melek! Knightsbridge (şövalye köprüsü) yolu aslında Night’s Bridge (telaffuzları aynı; gece köprüsü) adında, karanlığın cisimleştiği ve bazen acı vergiler alan bir köprü. Kitabın sayfaları ilerledikçe, Earl’s Court (Kont’un sarayı) adlı semt istasyonunda, yaşlı Kont’un derbeder askerlerinin koruduğu tren vagonuna rastlayıp beceriksiz soytarısının hiç de komik olmayan şakalarına gülmek zorunda kalabilirsiniz.
Konu şöyle: Londra’da stabil bir işe ve dominant bir kız arkadaşına sahip, kimine göre şanslı sayılabilecek Richard Mayhem adlı genç bir adam sıkıntılı bir akşamüstü sokakta yaralı bir kıza rastlıyor. Nişanlısı Jessica’nın itirazlarına rağmen zavallı kızı evine taşıyor ve yarasına bakım yapıyor. Door (kapı) adındaki bu kıza yardımcı olma pahasına başına gelecek belalardan habersiz, Marquis de Carabas isminde bir rehber ve Hunter (avcı) adlı siyahi bir kadının eşliğinde Door’un katledilen ailesinin üzerindeki sırları aralamak için adım attığı Yokyer evreninde hem (istemeden) maceradan maceraya atılıyor hem de envai çeşit karakterle karşılaşıyor.
Neil Gaiman yarattığı benzersiz karakterlerle ünlüdür. İstediği her yere kapı açabilen Door ve gayet normal bir adam olan Richard’ı bir tarafa bırakırsak roman akılda kalıcı irili ufaklı kahramanlarla dolu. Bunların içinde en lezzetlisi olan Marquis de Carabas karaderili bir züppe. Hırsız, entrikacı, güvenilmez ve komik bir karakter. Çizmeli Kedi’yi andırıyor ki yazar tarafından bu benzerlik birçok yerde destekleniyor: “Ele avuca sığmaz ama etli butlu kanaryaların olduğu bir evin anahtarları az önce kendisine emanet edilmiş bir kedi gibi gülümsedi…” Ben kendisini daha çok Oscar Wilde’ın karakterlerinden birine benzetiyorum; özellikle de Door’a bir koruma ararken gerekli olmayan özelliklerin altını çizerken: “Bir korumada hoşluk, ıstakozları bütün bütün kusma becerisi kadar kullanışlıdır.” Zaten romanın çoğu yerinde benzerlikler ve atıflar mevcut. Öykü “Alice Harikalar Ülkesinde” ve “Oz Büyücüsü”nün daha şiddetli ve kanlı halidir diyebilirim.
Karakterlerden bahsediyordum; Hunter (Avcı) kafayı Londra’nın Canavarı’na takmış etnik bir savaşçı. Lezbiyen olduğunu hissettiren çeşitli ipuçları var. Her romanda olduğu gibi burada da kötüler var elbette (hatta kimin tam olarak iyi, kimin kötü olduğunu tam olarak söyleyemiyorum. Kusurlu karakterler bunlar). George Milton ve Lennie Small’ın katil versiyonları şeklinde tarif edebileceğimiz tilkiye benzeyen Bay Croup ve yumuşak tüylü hayvanları okşamak yerine yemeyi tercih eden Bay Vandemar, o kadar becerikli suikastçiler ki Truva’nın düşmesinde bile parmakları olduğu söyleniyor.
Kitap çok kolay okunuyor ve hızla bitiriliyor. Bunda Neil Gaiman’ın alaycı, hınzır ama dokunaklı anlatımı kadar çevirmen Evrim Öncül’ün de rolü var kuşkusuz. Yine de keşke daha çok asteriks kullansaydı ve göndermeler daha anlaşılabilir olsaydı. Ayrıca İranlı ilüstratör Azadeh Ramezani Tabrizi’nin kapak resmini çok beğendim ki kendisini Dave McKean ile kıyaslıyorum, az değil. Bunlar bir tarafa, Neil Gaiman’ın o tanıdık tarzını bir kere daha deneyimlemek bende güvenli kollara geri dönmüşüm hissini uyandırdı. Gerçekten çok ilginç saptamaları var adamın. Bu yazıda birkaç yerde örneklerini verdim ama daha fazla misal vermek gerekirse; nişanlısı Jessica için olumlu düşünceler besleyen ve onu gözünde büyüten Richard’a karşılık (her ciddi ilişkide rastlanabileceği gibi) kadının tutumu hayli ince bir espriyle aktarılmış: “Jessica da Richard’da muazzam bir potansiyel görüyordu; bu potansiyel, doğru kadın tarafından düzgün bir şekilde dizginlendiğinde, Richard’ı muhteşem bir evlilik ortağı haline getirebilirdi.”
“Richard olayların korkak şeyler olduğunu fark etmişti: Tek tek değil, topluca gerçekleşip birden üstüne atlıyorlardı” gibi hoş sloganların yanında benzetmeleri de insanı büyülüyor doğrusu. Obez ve Rastafaryan bir dövüşçüyü tarif ederken: “Ruislip, Bob Marley şarkıları eşliğinde televizyonda sumo güreşi izlerken uykuya dalmış birinin göreceği türden kötü bir düşe benziyordu” demesi gibi… Bunların yanında o keskin ve acımasız tarzı da insanın canını yakmıyor değil. Kısacık 18. bölümde, insanın damağında garip bir baskı hissi uyandıran tarifsiz bir burukluk yaşatıyor. Belki de ben tüm kitaba hakim olan o “artık asla eskisi gibi olamama huzursuzluğu”ndan hoşlanıyorumdur, bilemiyorum…
“Her zaman istediğin birşeye hiç sahip oldun mu? Ve sonra onun istediğin şey olmadığını anladın mı?”
Yokyer, hayatınızı değiştirecek bir roman değil. Kitabı bir kaçış edebiyatı, bir yol öyküsü, polisiye, fantastik veya sembolik bir hikaye olarak okuyabilirsiniz. Hatta ayrımcılığa ve sosyal tabakalara karşı duruşu olan komün hayatını yücelten politik bir roman olarak da ele alabilirsiniz. Ama bunlar için önermiyorum Yokyer’i. Neil Gaiman okuyucusuyla dalga geçmeyen, onu ciddiye alan bir yazar. Çok tanıdık ve akla yatkın bazı gerçek saptamalarda bulunuyor ve bunları o kadar tereyağından kıl çeker gibi yapıyor ki, şu ana kadar aklınızdaki bu gerçeği bu şekilde aktarılabileceğini hiç düşünmemiş olduğunuzu fark ediyorsunuz. Bir yazarın gerçekten anlatacak birşeyleri olması çok önemli. Beynimi oyalamaktan başka bir işe yaramayan ağır betimlemeler, uzun ve düşük cümleler, daha sanatsal görünsün diye (atıyorum) “evcimen bir duygu değildi ki aşk, beni papatyalarla ezen devinimli, kapılarımı sarsan korkak ve görkemli -ki yalancı bir kuştan daha sevgili; o ayrıca en dışımda değil midir akarsu gibi şırıl şırıl…” gibi saçma salak laflarla benim üzerimden mastürbasyon yapan kitapları hiç tercih etmem. Bunu yazan kişinin anlatacak birşeyi yoktur. Ben onun yerine “Bay Vandemar… Bay Croup’un son söylediğini, tek aşkını kesip inceleyen bir anatomistin dikkatiyle düşündü..” şeklinde bir betimlemeyi tercih ederim. Bu kitabı tavsiye etmemin nedeni Neil Gaiman’ın boşa harcayacak vakti yokmuş gibi kompakt bir doku işlemesidir; her işinde olduğu gibi insanı sarmalayan bir samimiyeti ve uçuran bir hayal gücü vardır. Geleneksel anlatımı yoktur ya da geleneksel temaları değiştirerek kendisine malzeme eder. Her karakteri (büyük küçük ayırdına varmadan) çok boyutlu bir şekilde yer alır öykülerinde. Bir süre sonra onlarla hareket edip onlar için endişelendiğinizi hissettiren “gerçek” karakterlerdir bunlar. Bir yazarın Neil Gaiman’ın eserleri için yaptığı yorumu hatırlıyorum: “Bu edebiyat değilse, edebiyat nedir?”
Böyle bir konu bu kadar kolay ve bu kadar gerçekçi aktarılabiliyorsa neden tercihimi Neil Gaiman’dan yana kullanmayayım ki?
Yokyer; Neil Gaiman, İthaki yayınları / 2010
Neil Gaiman’s Neverwhere; Graphic Novel. Mike Carey&Glenn Fabry/ (1-9 single magazine 2005, 2006)- 2007
Kaynaklar:
www.neilgaiman.com
http://en.wikipedia.org/wiki/Neil_Gaiman
http://en.wikipedia.org/wiki/Neverwhere_(novel)
Yazan: wherearethevelvets
wherearethevelvets@sanatlog.com
Kuyu Dergisi’nin 5. Sayısı Raflarda…
İki aylık edebiyat-kültür-sanat dergisi Kuyu, Mayıs-Haziran sayısıyla kitapçılarda yerini aldı. Dergi yine “kuyu” imgeli kapak tasarımıyla dikkatimizi çekerken içeriğiyle de duruşunu bizlere bir kez daha gösteriyor.
Derginin bu sayısında yine şiirler, denemeler, öyküler, kitap eleştirileri ve sinema ve müzik yazıları karşımıza çıkıyor. Dergide özenle seçilmiş şiirlerden Serkan Akçora’nın “Suyun Ağrıyan Gövdesi”, Burak Yıldırım’ın “Ağır Aksak Işıldak” ilk dikkatimizi çekenlerden. Ömer Gülen modernizmin elimizde bıraktığı birkaç şeyden birisi olan düşlerimize sahip çıkarken Mustafa Özbilge ve Said Kotan marka ve reklamın bizlere neye “mal olduğunu” hatırlatmış. Ceyhun Emre Teoman Kaf Dağındaki Bir Dervişi yani Sezai Karakoç’u ve Diriliş’ini bizlere bir anıyla hatırlatırken Cemile Kaygısız Mustafa Kutlu’nun “Şehir Mektupları” kitabını bizlere tanıtmış. Hakan Bilge The Hurt Locker filmi ile Amerikan özgürlük ütopyasını ve geçen sayıdan devamla Oscar ödüllerini sorgularken, İrem Nas ise Lost In Translation (Bir Konuşabilse…) filmini tanıtmış. Hüseyin Sabri ise Yeşil Pop’u eleştirel bir şekilde yazarken “bu müziğin” türlü işlevlerini ve “dünyadaki örneklerini” bizlere sunmuş.
Kuyu Dergisi’nin bu sayısında son iki sayıda olduğu gibi bir de röportaj karşımıza çıkıyor. Gebze’de yaşayan hattat, şair ve minare ustası Derviş Gülen ile röportaj yapılmış bu sayıda. 1945 doğumlu Derviş Gülen ile hattatlığa olan merakı, şiirle ilgisi, minare ve minarenin bir şehadet parmağı gibi yükselişi ve kentleşme üzerine sohbet edilmiş. Dergi Derviş Gülen’in el yazması Kuran’ından birkaç resime yer verilmiş. Bu resimlerde dahi nasıl bir “usta” ile karşılaştığımızın farkına varıyoruz. Bunun yanında kendisinin şiirlerine ve yaptığı bir minarenin resmine de yer verilmiş.
Kuyu Dergisi’nin 5. sayısına ulaşmak isteyenler veya dergi hakkında bilgi almak isteyenler;
kuyudergisi@hotmail.com / kuyudergisi@gmail.com mail adreslerinden ya da
0506 599 08 86 / 0535 373 55 37 nolu telefonlardan yardım alabilirler.
Hâr Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi’nin 7. Sayısı Satış Noktalarında…
Hâr Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi’nin 7. Sayısı Çıktı…
Derginin bu sayısında Alevi-Bektaşi şiiri ağırlıklı olarak yer alıyor…
İçerik ve katkıda bulunan şair ve yazarlar:
4- Anadolu Devriminin Kavşak Noktası: BABAİLER/ MEHMET ÖZGÜR ERSAN
14- Reenkarnasyon Nedir? Kızılbaş Alevi Şiirinde Reenkarnasyon/ EZELİ DOĞANAY
18- Önce Ses Vardı!…/ KEMAL BÜLBÜL
21- Yemenli Abidin/ SÜLEYMAN ÖZEROL
29- Çünkü Semah/ ADNAN GÜL
30- bak bu botiselli diyor satıcı, durup dururken kuşlara/ EBUZER SARAY
31- ceylana gitmiyorsa yol/ MURAT ÇAKIR
32- Davar Evi/ HÜSEYİN KAYAŞ
37- OTUN ile EŞEĞİN hikayesi/ ÖZKAN KULA
38- Kırmızı Bisiklet/ SİNAN ÖZDEMİR
39- Hüseyin Karabey: Sinemada Enerji Çok Önemli/ Söyleşi: SALİHA YADİGÂR
43- Aykırı Kuşlar Zamanı/ ZELİHA KÖSE
44- Soren Kıerkegaard’ın İman Anlayışı/ İBRAHİM ÇULCU
49- Elisabeth Lutyens: “Atonal” Müziğin İngiltere’deki Sesi/ MEHMET AKİF ERTAŞ
51- Seviştikçe İçimdeki Kuzgun Ağrıyor/ ALTAY ÖKTEM
52- Eğitimci ve Kürt Dili Araştırmacısı Ebubekir Çelebi ile Söyleşi/ ABUZER GÜLPINAR
55- Zereka Reş/ STÊRKA SİPAN
56- Hevpeyvîn: Li ser navê Kovare HARê Mihemed QOSERÎ
60- Dağıntı/ KEMAL TAŞDEMİR
61- Şirinler, Popüler Kültür & Komünizm Paranoyası / HAKAN BİLGE
66- Kırık Fanus/ MAZLUM ÇETİNKAYA
67- Hâr-daş/ AHMET BÜKE
Esrar Dergisi’nin 4. Sayısı Kitapçılarda…
Esrar Dergisi’nin 4. Sayısı Çıktı…
Üç ayda bir yayımlanan Esrar Dergisinin 4. sayısı (Mayıs-Haziran-Temmuz) kitapçılardaki yerini aldı. Satış noktaları için şu sayfaya göz atabilirsiniz…
İçeriğe katkıda bulunan şair ve yazarlar:
Kapak Resmi: Vicenzo Coronelli
Çizimler: Bilal Budak
Başlarken.. ve Bitirirken..
2. Çamur – Muharrem Yeni
3. Oyunlarımın Çocukları – Muharrem Yeni
4. Ölmek Üzere Olan Prematüre Bebeğin Ağladığıdır – Ahmet Yeşilyaprak
5. İki Ucunda Bir Uzaklığın – Esin Ardıç
6. Boşluk – Faruk Koç
9. Mekanlar benzeşir ve böylece insan kendini aynı anda iki şehirde yürürken bulur – Sinan Antoon
14. Şair -Sinan Antoon
15. Yasla Boynuzlarını – Sinan Antoon
16. Bin Kıyı Bir Gece – Sinan Antoon
17. Annemi Ziyaret Etmiyorum – Sinan Antoon
18. Gecenin Biri Pek Çok Şehirde – Sinan Antoon
19. Fosfor – Sinan Antoon
20. Ud’un Telleri – Sinan Antoon
22. Rüzgarın Alnındaki Kırışıklıklar – Sinan Antoon
24. Savaşlar I – Sinan Antoon
27. İhlal ve Hilal’in Gizdüşümünde Bir İhtilal – Şevket Kadıoğlu
41. Şiir ve Sayfa – Veysel Karani Tur
44. Kırık Kalem – Abdullah Koçal
46. Orta Doğunun Kaderi - Hakan Bilge
48. “Her Yerlerimde Sen Varsın” – Abdullah Koçal
50-51. “Bezimenoj” / İsmi Mechule – Gustav Krklec
52. Tard u Rekb – Şeyh Galib
Derginin web sitesi: esrardergisi.com
Facebook grubu için de tıklayınız









