Mühür Dergisi: 38. Sayı

’nin 38. sayısı (Ocak-Şubat 2012) çıktı…

 

Dergide , , Hakan Bilge, , , , , gibi şair ve yazarların çalışmaları ve çeşitli söyleşiler yer alıyor.

 Derginin web sitesi: muhurkitapligi.com

Güney Dergisi: 59. Sayı

  (Ocak-Şubat-Mart 2012) İçindekiler:

merhaba GÜNEY
güncel 5 Jobs’un ardından… Derya GÜMÜŞ
şiir 9 İlkbahar Haberleri Rahime HENDEN
güncel 10 (çı) Olarak Resmin (ve Ressamın) Soru(n)ları Temel DEMİRER
haber 16 2011 Ekim’i… Yaşayacak Ömürleri Varken Hasan ERKUL
Karikatür 18 Karikatür Mehmet Boğatekin
mektup 19 Sizlerden Güney’e GÜNEY
mektup 21 Bir Keman Viryüözüne Mektup Fatma AKYÜREK
şiir 23 Rosa Mustafa Akyürek
haber 24 “Bir Lira”lık Fotoğraflar GÜNEY
26 Ölümsüzlüğe İnanıyorum Hakan BİLGE
şiir 29 Kirlettiniz Akman GEDİK
güncel 30 Bu yıl insanlık için ne yaptınız? Adil OKAY
araştırma 32 Bilimin Tartışılmaz Doruğu ve Bakuninciliğin Çöküşü İbrahim GEZİCİ
öykü 35 Naftalinli Anılar Murat SÜMBÜL
halkların dili 38 Toros Azadyan Pakrat Estukyan
halkların dili 39 Kürt Dili ve Edebiyatı Boran BERDAN
şiir 43 ZAROKÊN ŞER Songül ATSIZ
44 “Dinini… kitabını… iyi tanı!…” yazı dizisine gelen eleştiri
Süleyman KAYĞAZ
dosya 52 Dinini… ve kitabını… iyi tanı! GÜNEY
roportaj 70 Yönetmen İ. Serhat Karaaslan ile söyleşi GÜNEY
şiir 72 Haset Madeni Ayhan ÖZTÜRKOĞLU
sinema 73 Sinema Notları
82 Felsefe Hesap Soruyor M. Şehmus Güzel
kitap 84 Levent Uğur’dan “Dünya Alfabesi” Güney Yılmaz
şiir 85 3.14 Nevin KOÇOĞLU
şiir 85 KIR ZİNCİRLERİNİ Nesrin ERDOĞMUŞ
şiir 85 KALBİM Metin FIRAT
karikatür 86 Kariktür MERAY ÜLGEN

Sultanşehir Kültür ve Sanat Dergisi: 14. Sayı

14. Sayısını Çıkardı…

“Yaşam için kısa, bir derginin yeni sayısının gün yüzüne kavuşması için uzun sayılabilecek bir aradan sonra buradayız yine. Bize göre asıl önemli olan yeni bir sayıyla sizleri buluşturmaktan ziyade, anlamlı bir sayıyla karşınıza çıkabilmek.

olarak 6 yıldır şehrin kültürel hayatına ışık tutmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Yağan kar içimizdeki aşkı bir nebze olsun ferahlatmaya yetmiyor, gün geçmiyor ki kızıl bir sevdanın goncasına takılıp kalıyoruz. Şehrin beyazlığını, sadeliğini ve taş duvarlarımızdaki nakışları bir bir gönlünüze işliyoruz. Öylesine aşığız ki bu toprağa, yıkılan kümbetleri gönül gözümüzle görüyoruz.

On sayıda dosya konusu olarak ilçeleri ele aldık. Son dört sayıdır da bakir konuları işleyerek asıl amaç olan ansiklopedisinin sayfalarına kuşkanadıyla notlar düşüyoruz.  Tarihin bizi yanıltmayacağını biliyoruz. Yazacak daha çok şeyimiz var!

Bu sayıki dosya konumuz: ’ta Ulaşım.  Yeni bir sayıyla “ bismillah” diyerek sizleri sözün ve yazının büyüsüne bırakıyoruz. 15. Sayıda buluşmak dileğiyle… “

Nazmi GÜLDEŞ editörlüğünde yayına hazırlanan Sultanşehir Dergisi, 14. Sayısını çıkardı. Sivas’ta ulaşım dosyasıyla okuyucuları karşısına çıkan dergi yeni yayın ekibiyle bakir konuları işlemeyi hedefliyor. Derginin bu sayısındaki yazar kadrosu şöyle:

Hüseyin Kaya, Kadir Özköse, Bilal Kemikli, Gürsoy Babaoğlu, Yahya Düzenli, Ahmet Caniklioğlu, İhsan Tevfik, Ömer Demirel, Adnan Mahiroğulları, Talip Mert, Kutlu Özen, Kadir Üredi, Fatma Pekşen, Ahmet Turan Alkan, Ahmet Özdemir, Fatih Dervişoğlu, Ayşe Benek Kaya, Ahmet Mahir Pekşen, Erhan Paşazade, Bayram Ali Çetinkaya, Salih Şahin, Fatih Çınar.

Hayal Kültür Sanat Edebiyat Dergisi Sayı: 40

Ocak 18, 2012 by  
Filed under Deneme, Dergi & Fanzin, Duyurular, Edebiyat, Eleştiri, Sanat, Siir

Hayal Dergisi Sayı: 40

Yeni yılda Hayal dergisinin 40. sayısında yine birlikteyiz. 2011 yılında şiir adına büyük bir yaprak dökümü yaşadık. Didem Madak, Ahmet Uysal, Özcan Yalım ve Seyhan Erözçelik’i kaybettik. Ailelerine ve sevenlerine başsağlığı diliyor, 2012 yılının 2011’deki gibi hüzünlere gebe olmamasını umuyoruz.

Bir şeyler bitse de bir şeyler başlıyor. Malum, yeni yılın daima güzel yenilikler getirmesi istenir… Biz de 2012’ye girerken dergimizde bazı yenilikler yaptık. Artık eski edebiyat dergilerini incelediğimiz “Dergi Belgeliği” bölümümüz yok. Onun yerine önümüzdeki sayıdan itibaren Veysel Çolak yönetmenliğinde “Genç Dize” adlı bir bölüm hazırlıyoruz. Veysel Çolak genç şairlerin gönderilerini değerlendirecek ve yayımlamaya değer bulduğu şiirler bu bölümümde yayımlanacak. Bunun için hayald@gmail.com adresine, başlıkta yer alacak bir “Genç Dize” ibaresiyle, özgeçmişinizi ve değerlendirilmesini istediğiniz şiirlerinizi göndermeniz yeterli. 

2012’deki ilk sayımızın dosya konusu “Şiir ve Ütopik Aşk”.

İÇİNDEKİLER: 

Bir Soru Bir Görüş 
 Ahmet Ada

Veysel Çolak – Şiir

SöyleşiYorum 
  – Tunç Kurt

Nihat Ziyalan – Şiir

DOSYA: Şiir ve Ütopik Aşk 
Ahmet Günbaş
Ahmet İnam
Bâki Ayhan T.
Sezai Sarıoğlu
Hülya Deniz Ünal
Kemal Çubuk
Özlem Tezcan Dertsiz
M. Mazhar Alphan
 Fatma Aras

Ahmet Ş. Doğan – Şiir

Veysel Çolak – 1950 ile 1995 Arasında Ekonomi, Politika, Şiir (Sosyolojik Bir Yaklaşım)

Hilmi Tezgör – Şiir

 
 Yaralı Dilin Ressamı: Mahmut Celayir

Ahmet Ada – Şiir

Ertan Mısırlı – Dağlarca Günlüğü

Ayşe Görkem Kozanoğlu – Şiir

– Öykü

– Şiir

Aysu Erden – Oyuncul Edebiyat ve M. Sadık Aslankara’dan Bir Oyuncul Roman: Le

Aydın Uysal – Şiir

Aslıhan Tüylüoğlu – Eloğlu’ndan Poetika

Ata Karazincir – Şiir

Fügen Kıvılcımer – Öykü

Atalay Saraç – Bu Yanlızlık Benim / Metin Eloğlu (1927 / 1985)

Murat Demirkol – Şiir

Hakan Bilge – İmkansız Aşkın Mitolojisi

Şenol Bezci – Çokkare

Ayrılıkçı Feminizmin Öfkeli Gerillası: Valerie Solanas

Hayatını, bedenini, ruhunu, eserini erkekler çalmıştı ’ın. Çocukken babasının tacizine uğradı, Katolik okuluna gitmek istemediği için dedesi tarafından kırbaçlandı, evden kovuldu. Liseden mezun olduktan sonra, Maryland Üniversitesi Psikoloji bölümünü bitirdi. Fahişelik ve dilencilik yaparak geçindi. 1966’da erkek düşmanı bir fahişe ve dilencinin yaşadıklarını konu alan “Up Your Ass” (Kıçınıza Girsin) adlı oyunu yazdı. O sıralar tanıştığı ’a incelemesi için verdi oyunun tek kopyasını. Warhol kopyayı kaybetti, esere ve emeğe karşılıksız el koydu. Alt sınıftan bir “sokak” kadını, “Büyük ”ın kompetanı bir burjuva karşısında hakkını nasıl arayabilirdi? Ona üç el ateş etti! Vurduğuna değil, öldüremediğine pişman oldu: 

“Ben cinayeti ahlâki bir hareket olarak görüyorum. Ve becerememiş olmamı gayrı ahlâki buluyorum.”

Jeanette Murphy, cinayetin genel olarak kadınların baskılanmasının bir metaforu, simgesi olarak görüldüğünü, ama aynı zamanda gerçekten de kadınların öfkesini, erkek egemenliğine ve maruz kaldıklarına başkaldırısını gösteren bir aygıt olarak da işlev kazanabileceğini öne sürer: “Erkek egemenliğinin sinsi ve derinlerde gizli güçleri başka nasıl gösterilir? Kadınların öfkesinin derecesi ve derinliği başka nasıl tanımlanır?”

Solanas patriyarkaya, erkeklere öfkeliydi, sistemi değiştirmek istedi, illegal yaşamı seçti, cinayete karıştı, kadınların tekrar insanlıklarına kavuşabilmeleri için, en dehşet verici stratejiyi ortaya sürdü; erkekler yok edilmeliydi. Yazdıkları, yaptıkları ve söyledikleri “incelenmesi gereken hastalıklı bir şey” haline getirdi Solanas’ı. Öfkesi deliliğe havale edildi, akıl hastanesine tıkıldı. Oysa öfkesi hiç de münferit değildi, çocukluğundan itibaren onu sömüren, baskı altında tutan hırpalayan, aşağılayan babanın yasasını, patriyarkayı, erkek şiddetini hedef almıştı. Nitekim SCUM Manifesto’yu Warhol’u vurmadan bir yıl önce yazmıştı, yani henüz “delirmemişti”.

Manifesto kadınlara ne öğretti?

Şiddet, baskı, patriyarkal denetim, düşmanlığı bir cinnet halinde tüm yeryüzüne yayılırken, kadınlar namus adına, töre, din, gelenek adına, erkekliğin inşası, bekası ve şanı için öldürülürken Solanas’ın erkekleri kesip biçmekten söz etmesi, öfkeli bir ironiye, iktidarsız, imtiyazsız, sınıfsız bir kadınlar topluluğu düşü ise teatral yönelimli bir performansa yakın duruyor. Manifestoda savunulan tümüyle kadınlardan oluşan dişil, barışçıl, özgür bir toplum hayali, lezbiyen ayrılıkçılığının dönemin pek çok lezbiyen bilimkurgu, fantastik ve ütopik romanına da yansıyan ana temalarından biri zaten. Erkekleri öldürme önerisi, anlatılan durumu ve gerçekliği var etmiyor, sadece performatif politikalar üzerine düşünmenin bir biçimini, parodisini yaparak, sert ve argo bir dille abartarak, rolleri, yargıları ters yüz ederek sunuyor elbette. Ancak SCUM Manifesto’yu, yalnızca bir karşı sanatı örneği olarak alımlamak ya da politik bir kazanıma yol açmadığını düşünmek çok da doğru değil. Nitekim manifestonun performatif yönü, daha önce karşılaşılmamış bir durum yaratmıştır: Kendilerine “SCUM” diyen bir grup hayali kadının düşüncelerini açıklaması üzerinden politik bir topluluğun oluşması… Laura Winkiel, “The ‘Sweet Assassin’ and the Performance Politics of SCUM Manifesto” başlıklı makalesinde sınıf, ırk ve toplumsal cinsiyet normlarının yeniden şekillendirilmesine katkıda bulunan daha büyük bir toplumsal hareketin parçası olan manifestonun üç temel işlevi olduğunu söylüyor: Varolan toplumsal, politik ve estetik durumun eleştirisi üzerinden kazanılmış bir geçmişten ve toplumsal statükodan kopuşu telaffuz ediyor; fikir ayrılığını öne süren yaratıcı bir grubun ortaya çıkışını duyuruyor ve bir gelecek tasavvuru formüle ederek alternatif öneriyor. Sadece patriyarkaya ve erkeklere değil, neden olduklarına (savaş, fahişelik, tecavüz, doğanın talanı, sanayileşme, para sistemi, otorite, eğitim, bilim, tıp kurumları, cinsel monizm, reklam ve güzellik sektörleri, rekabet vb) da karşı; Freud’a, “Büyük Sanat”a, babasının kızlarına, cinsel devrim yaptığını iddia eden Beat kuşağına da öfkeli Solanas. Hükümeti yıkmaktan, para sistemini bertaraf etmekten, her alanda otomasyonu kurumlaştırmaktan ve eril cinsi yoketmekten yana.

 

Yayınlandığı yıllarda erkek düşmanı, nevrotik, deli, sapkın, teşhirci olduğu ileri sürüldü ama kadınlar manifestoyu okudular, beklemedikleri kadar çok şey öğrendiler. Germaine Greer’in “İğdiş Edilmiş Kadın”da belirttiğine göre, çok sayıda kız öğrenci kutuplaşma sorununu, erkek ve kadını ayıran uçurumun, onları insanlıktan uzaklaştırıp “iki karşıt grubun boşluğuna” terk ettiğini kavradı. Birleşik Devletler’de, kapitalizme ve erkek egemen toplum düzenine savaş açan radikal feminist hareketin ortaya çıkışı, SCUM Manifesto’yla birlikte oldu. Solanas’ı mahkemede temsil eden avukat Florynce Kennedy’ye göre, “feminist hareketin en önemli sözcülerinden birisi”, ayrılıkçı feministlerden Ti-Grace Atkinson’un deyimiyle “kadın haklarının öne çıkmış ilk savunucusu”ydu o. Yine de feministliği tartışmalıydı, radikal değil, lezbiyen ayrılıkçılardandı Solanas. New York’lu bir grup olan Radicalesbians, 1970’lerde lezbiyenliği, “kadınların patlama noktasına kadar yoğunlaşmış öfkesi” sözleriyle tanımlarken, feminist hareket içerisindeki ayrılıkçılık doruğa ulaşmıştı. Kadınların, baskıdan tamamen özgürleşebilmek için erkeklerden tamamen ayrı yaşamaları gerektiğini düşünen lezbiyen ayrılıkçılar, “ölü adamlar tecavüz edemez”, “onları kümeslerinde öldürün” sloganlarıyla erkeklerin evrim, cinayet veya kürtaj yoluyla zayi edilmesinin savunuculuğunu yaptılar. Ayrılıkçı azınlıktaydılar, eşitlik yaratmayı öngörmek yerine erkeklere boyun eğdirme ve insan düşmanlığı yaratma ana görüşü çerçevesinde kadın merkezli bir toplum yaratma çabasında oldukları için eleştirildiler.

Solanas’ın yazdıkları hayli sert, öfkeli, özcü, hayalci bulunabilir, ayrılıkçılığı, kendisini nelerden ayırdığını (örneğin erkekler) tanımlama, erkekler kategorisini tarihsel ve toplumsal olarak tanıma riski taşıyabilir. Ama şurası bir gerçek ki hayatı ve manifestosuyla Solanas kadınlara öfkeli olmayı öğretmiştir. Çeviriyi mükemmel bir önsözle zenginleştiren Ayşe Düzkan’ın belirttiği gibi “Valerie, kadınların en az bildiği şeyi yapmış, öfkelenmiş, bunu öğrenmeye ne çok ihtiyacımız var; kendimizden utanmadan, öfkemizi karşılayacaklardan korkmadan, çıplak, derin ve ateşli bir öfkeyle sarsılmak, bize ve başkalarına haksızlık edenlere karşı, bizi ve başkalarını incitenlere karşı sadece sabırla değil öfkeyle de karşı durmak.”

, Valerie Solanas, Çev: Ayşe Düzkan, , 2011, 8 TL

Hande Öğüt

handeogut@gmail.com 

Sonraki Sayfa »