Kuyu Dergisi’nin 6. Sayısı Çıktı…

Ağustos 3, 2010 by admin  
Filed under Deneme, Dergi & Fanzin, Duyurular, Edebiyat, Sanat, Siir

Kuyu’nun 6. Sayısı (Temmuz-Ağustos) Çıktı…

İçindekiler:


Kenan Tuzcu – Ağustos Böceği

Kerim Akbaş – Edepli Gitmeler Antolojisi

Yusuf Bal – İlham Teorisi

Muhammed Yaşar – Düştük Düşüyoruz Binlerle Boy

Burak Yıldırım – Bazı Gelişler

Kübra Gamsız – Â

Serkan Akçora – Yangın Yerleri Bırakarak

Salih Dönmez – İsimsiz VI

Eren Menderes – Ki Sen Aşkın Bir Harf Eksilmeyen İzlerisin Gözbebeklerimde

Ertuğrul Evyapar – Gözyaşı Silme Dersleri

Zafer yalçınpınar – Yüzlerin Kesişmediği Yerde

Seher Ortaöner – Yenildim

Ayla K. – Şehir Turu Yaraları

Gökhan Serter – Yankı ve Hüzün

Ebubekir Duran – İş Yeri

Said Kotan – Büyük Reise Bir Vefa Borcu

Fatih Duman – Gökkubbede Sesler Kaybolmaz

Bilal Altunışık – Kırılgan Nesneler Üzerine

Seyit Köse – Dört Bin Yıllık Tapu

Ömer Gülen – Müslüman Saati’nin İlham Ettiği

Hakan Bilge – Demode Bir Kurum Olarak Entelektüellik

Kuyu Dergisi – Muhsin Bozkurt ile Röportaj

Mustafa Özbilge – Yağmur’a Karşılık Bir Türkü

Kuyu Dergisi

İki Aylık --Sanat Dergisi

İletişim: kuyudergisi@gmail.comkuyudergisi@hotmail.com – 0506 599 08 86

Yıllık Abonelik Bedeli: 20 TL

Posta Çeki: 6055946 / Kenan Tuzcu ya da; Banka Hesabı: Ziraat Bankası Gebze Şubesi 0164 47085971 5002 Kenan Tuzcu

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

DEVRİMCİ [sanatın] ŞİİRİN [diyalektik] DİNAMİĞİ

Temmuz 27, 2010 by admin  
Filed under Deneme, Edebiyat, Sanat, Siir

Şair Serkan Engin’in

İmgeci toplumcu şiir manifestosu

Yerkürede, olumlu-olumsuz çelişkileriyle yenilenen ve dönüşen emperyalist-kapitalist dünyanın yeni temsilcileri uluslarüstü tekeller, bilimsel bilgi ve teknolojiyi kullanarak kapitalizmin özyapısındaki zorunlu zorlukları bir süre daha ertelemek amacıyla öncelikle Ortadoğu ardından Avrupa ve diğer kıta ve ülkelerde çokyönlü saldırıya geçti. Bu saldırılar askeri, ekonomik, kültürel,sanatsal, bilimsel ve politik içerik taşıyordu; her zamankinden daha fazla örgütlü ve bilimsel donanımlı olarak Türkiye bu çok yönlü saldırıyı 12 Eylül ile soyut olarak duyumsadı, 24 Ocak Ekonomi odaklı Kararları ile somut olarak yaşamaya başladı. Üniversitelere, bilime saldırıyı YÖK ile; sanatsal, kültürel ve ideolojik saldırıyı ise küreselleşme üst kavramı altında, postmodernizm ile başlayan alt kavramları avrupacılık, insan hakları, sivil toplum kuruluşları, dinsel ve etnik ayrıştırma, projeler ve şiire özgün olarak da us/toplum/anlam dışı imge odaklı bir anlayışla yaygınlaştı. Bu, bir bireyin, temel ve yaşamsal organlarına aynı anda, farklı silahlarla, bireyi yok etmek değil, birey olmaktan çıkarmak, teslim almak, birey olduğunu unutturmak ve üzerinde istenenleri uygulamak izlencesine benzetilebilir.

Amaç, olgular arasındaki zorunlu ilişkinin kavranmasını önlemek, bu ilişkiyi oluşturan ya da sunan görünümleri bulanıklaştırmak ve yerlerine bunları gizleyen yeni kavram ve anlayışlarla derinlere gömerek, uluslarüstü sermayenin dünyayı yeniden, 20.yüzyılda oluşan ekonomik, sosyal, politik, bilimsel kural, kuram, önlem ve yasalarını dağıtarak, yerküreye vahşice egemenliği altına almasıdır.

Özcesi, sorunsuz ve yaygın, yerküre ölçeğinde sömürü için engel oluşturabilecek her şeyi yok etmek amaçlı bir saldırı başlatıldı.

1980-90 yılları arasında, bu saldırılardan en çabuk etkilenen küçük burjuva toplumsal grubu önce ruhbilime, sonra postmodernizme yöneldi. Batı ve amerikanın bağımlı kafalı yarı aydınlarının ve küçük burjuvalarının, 1960’larda tükettiğini, ülkemize getirmesi bu uygun koşullarda olanaklı oldu. Batı için eskimiş, Türkiye küçük burjuvalarına yeni ulaşan postmodernist kavramlar, yeniye özentili yarı beyinlerce hemen ve kolay olduğu için kolayca benimsendi ve bellendi. Dahası, gerçekten bu yol şiirsel(!) üretim için oldukça kolaydı. İmge bul, imgeyi imgeye gönder. Anlamlar arası göndermeler gibi usavurmalar, sözdizim ve anlambilim alanlarında bilgilenmeler türünden zorluklardan da kurtulmuş oluyorlardı. Ama bizim için önemli yanı ise, Halim Şafak’ın belirlemesi ile şair hayat ilişkisizliği ve şiir anlayışı genç şiir okurlarını olumsuz etkiliyordu. Türkiye’de bilimin gerilemesi ise bu işi daha da kolaylaştırdı.

Ancak, insan ve insan toplumlarındaki eytişimsel gerçekliğin gizlenmesi 20 yıllık kısa bir sürede aşılmaya başlandı ve gerçeklik, yeniden görülür ve kavranılır olmasının ilk belirtilerini verdi.

Diyalektik dinamik akış şimdilik bireyler ölçeğinde kavranıp yarı örgütlü yapılara ulaşmaya başladı. Bu dinamiğin egemenliği ne zaman gerçekleşir, bu birden fazla temel olguya ve öznel gelişmeye bağlı ama, şiirde toplumcu gerçekçiliği gömmeye çalışan küçük burjuva şiirindeki anlam dışı imgesel tapınmaya nesnel tepkilerden biri ile karşılaşmak beni sevindirdi. Üstelik, toplumcu gerçekçi şiir anlayışına eleştirel bir yaklaşım içererek. Bu yazının özünü bu sevindirici çıkışı yapan çok genç bir şairimizin manifestosu oluşturmaktadır. Önceleri kaba toplumcu gerçekçiler ile eleştiriye uğrayan toplum ve gerçek kavramları ve olguları arasındaki ilişki, sonraları tümüyle reddedilerek, sanatsal kavram olan imge dışında bir “imge”oluşturularak tabulaştırıldı. Bu imge, kavramdan yoksun, anlama gerek duymayan, ama anlamlı birim olan dilin birimlerini kullanmak zorunda kalan, dil düşünce ilişkisiyle çelişen bir sanat-şiir üretimini doğurdu ve yaygınlaştırdı. Oysa, bu yeni gibi sunulan olgu, usun ve düşüncenin bir toplumdan kovulduğu dönemlerde hep olagelmiştir. Örneğin, 1977’lerde Cömert (1977; 99) şiirsel imge, ancak aklın aydınlığından geçerek şiirsel gücünü kazanır. Şiirsel imge, bir “imge-kavram”dır, yani her şeyden önce, normal bir bilgisel olgudur, biz sezgi-mantık bütünüdür, başka bir deyişle, bir somut kavramdır” yazmıştır. Gerçi, bu bunalımlı küçük burjuvaların kendileriyle sınırlı dağınık dünyalarında olup bitmiştir bu anlamsızlık oyunları ama, kimi devrimci maskelilerinde bu hasta kalabalığa karışması soyut adlarının anılmasına neden olmuştur. Bunlardan kimisi, yıldızlar altında, alkolle uyuşmuş beyincikleriyle imge arayışlarını sürdürürken, kimileri de, etnik, dinsel, mezhepsel karanlıklarda imge-kimlik bulmaya yönelmişlerdir. Özünde hepsi de bilim ve bilginin dışına düşmüş debelenmekteler ve artık sonları görülmeye başlanmıştır. Türkiye gibi her şeyin -olumlu, olumsuz her şeyin- hızla geliştiği topraklarda böyle olacağını belki de kendileri de biliyorlar. Bu nedenle olsa gerek, olanağını bulanlar, ya da kendilerinde bu olumsuz anlamda yetenek görüp sermayenin eline top olarak kurulanlar uluslar arası alandan da etkileme çürütme çabasına girmişlerdir.

Anlam, anlaşılmış olan olgular için geçerlidir. Doğal ya da türetilmiş dil, anlam verme, anlamlandırma ve anlatmada temel bileşenlerden başat olandır. Genelgeçer, gerçek ve doğru anlama ulaşmada ise günümüzde en ve tek güvenilir yol bilimsel anlama yoludur. Anlamak için bilim dışında, bilimden önce farklı yol, yöntem, çabalar vardı; günümüzde de var. Ancak, bilimdışı yöntemler derini, temeli, öteyi, bütüncül biçimde görme olanağı vermedi, vermiyor. Anlamanın karşıtı yanlış anlamak değildir; anlamamaktır. Bilmek, yanılmayı içerebilir, yanlışı içerebilir, eksiği içerebilir; anlamak [yanlışı, eksiği] içermez.

Dil ve anlam, anlaksal iki ilişkili etkinliktir. Biyososyal, biyokültürel ve biyofiziksel bir varlık olan insana özgüdür. İnsanın dil odaklı, dil temelli kullanımlarının ilk ve temel ölçütü anlam aktarımı ise ikinci ölçütü ise oluşturulmamış anlamı oluşturmasıdır. Şiir dilinin özgünlüğü ve çok anlamlılığı bu temel gerçek üzerinden aşılır.Şiirsel bir metni bilimsel bir metinden ayıran özellik imge-kavram, duyarlık/akıl, somut/soyut gibi ikiliklerle açıklanamaz. Genel bilgisel öğeler bakımından, yani duyarlık ve akıl yönünden şiirle bilim arasında hiçbir fark yoktur.” Cömert, 100)

Bu genel anımsatma ve artalan oluşturma çabasından sonra, sanatsal/şiirsel alanın genç bir eri olan şair, Serkan Engin’in imgeci toplumcu şiir manifestosu’na değinelim. Belirtmeliyim; bir sanat kuramcısı, bir şair olmadığım gibi, bir eleştirmen de değilim. Topraklarımızda olan biten olumlu ve olumsuz olgu, olay, durum, davranış ve tutumlara karşı duyarlı biri olarak; beni sevindiren bu çıkışın duyulup tartışılmasını, geliştirilip yayılmasını amaçlamaktayım. Bu nedenle, söz konusu manifestoyu, şiir, dil, sanat, toplum bağlamlarında irdelemekten kaçınıp, bu işi alanın insanlarına duyurmakla yetinmeyi, ancak bunu yaparken, kendimce bir artalan bilgisi sunmayı gerekli gördüm. Çünkü bu manifesto, bir taraftır, taraf olduğum bir yandan karşıtlarına karşı bir karşı duruş, karşı çıkıştır. Eksiklikleri, sanatkuramsal yanlışları olabilir. Şairin şiirleri, manifestosu, görüşleri tartışılmalıdır. Dünyamızın, ülkemizin, komşularımızın çok yönlü saldırılar altında olduğu bir dönemde toplumsal ün farklı alanlarındaki devrimci çıkışlar dikkate alınmalıdır. Şair Engin’in manifestosunda, bu devrimci sanatsal karşı çıkışları, öneri ve savları aşağıda özetleyerek irdeliyor, yorumluyor ve ilk soru/eleştiriyi de kendimce ben yapıyor, aldığım yanıtı da yazının sonunda veriyorum.

Serkan Engin’in İMGECİ TOPLUMCU ŞİİR Manifestosu

İnsan türünün bireylerinin, psişik yapısı, özellikle üretim sürecindeki yerleri, değerleri ve tutumları da dikkate alındığında, çoğunlukla dönemsel bağlamların etkisi altındadır. Devrimci bir özün uyanışı önlenmiş insan anlağı bilinci ve ruhsal biçimlenmeyi olumsuz etkileyerek, onu, kendi nesnel gerçekliğinin, toplumsal, tarihsel gerçekliğinin dışına göreceli olarak iter. İşte, Engin, manifestosunun bir maddesinde,

“Kendi üstüne kapanan, bulanık imgelerin tuzakları ve didaktizme kurban olmuş kuru dizeler yumağı metinlerle savaşmayı,”

önerirken, sözü edilen bireyin kendi üstüne kapanması ve “bulanık imgeler” betimi ile, sanatsal bir söylem saptaması yaparak, sosyoekonomik bir tarihsel dönemecin sanatçı bireyini belirlemektedir.Politik psikolojinin alanına giren, bu kendi üstüne kapananın, bulanık imgeler ile gerçekte kuru dizeler ile aynı işlevsizliğe düşeceğini imlemektedir.

“İçeriği boğmayan her türlü biçim denemesine açık, anlamı etkinleştirecek biçim arayışlarına olumlu bakmayı,”

İnsanı üreten ya da insanın ürettiği her olguyu bilim, biçim ve içerik ilişkisiyle belirlemeye uğraşır. Bilim ve sanat, biçimde görünen gerçeğin bir yanı olduğunu, gerçeğin tümü olmadığını; içeriği, derini, biçimi biçimlendireni de kavradığımızda gerçeği tam olarak kavrayabiliriz önermesini, Engin, sanatsal biçim-içerik bağlamıyla ele alarak anlamın, bilimde gerçek olarak alınabilir, anlaşılabileceğini ya da üretilebileceğini savlamaktadır. Sürekli devinen evrende, sanatsal devinimin de zorunlu olduğunu, bu nedenle biçim arayışlarını zorunlu gördüğünü belirterek te devrimci bir şiir bakışını ortaya koymaktadır.

“Türk şiiri’nin çenesinde çürük dişler gibi duran, şiirden kesilmiş şairler”in, şiirden ve hayattan yararlanacak kadar cesur ve onurlu davranmalarını sağlamayı,

Toplumsal bir ürün olan sanatçı birey, kendini oluşturan toplumsal olarak adlandırılan, gerçek ve nesnel yaşamdan ve bu yaşamı imleyen, irdeleyen, yeniden sanatsal biçimde üreten sanatın/şiirin zenginliğinden uzağa düşmesinin onlardaki şiirsel üretimi önlediğini, bu karanlık girdaptan çıkmaları için de yaşama, yaşamı yeniden sanatsal bir biçimde üreten diğer ve başka şiirleri de kavramaları, tanımalarını öğütlemektedir.

“Türk şiiri’nin şahdamarında kirli bir pıhtı gibi duran Hilmi Yavuz ve müridlerinin Türkçe’yi zehirlediklerini, kurmayı düşledikleri arkaik dizgeye uygun bireyler yetiştirme çabasında olduklarını ve bu tür gericiliklerle savaşmayı,

Bilim gibi, sanat da özü gereği devrimcidir. Özünde, gerici bilim olamayacağı gibi, gerici sanat ta olamaz. Ancak, gericileştirilmek istenen, ilerici ve devrimci özünün gizlenebileceği üretimler olabilir. Diyalektik, devrimci uyanış, devinim ve gelişimi önlemek amaçlı, türk-islam sentezli ideolojik yıkımın bir yansısı olan, dilde gericilik, söz de gericilik ancak bu alanların temel birimi olan, toplumsal dilimiz Türkçenin doğal ve devrimci gelişimine karşıt bir yaklaşımla olanaklıdır. Osmanlıca, aşılmış olanın, anlamı gizlemiş olanın, gizi ve gizlemeyi sürdürmesi için gerici ideolojinin temsilcilerinin ellerinde kalan tek olgudur. Bunu da tepe tepe kullanmak istemekteler. Şair, Engin, tarihi durduramasalar da, deviniminin yavaşlatma amaçlı bütüncül bir gericiliğin şiirde ve şiir dilindeki bu postmodernist saldırıya karşı şiirin, sanatın, şairin doğru yerde durmasını sağlamaya çalışmaktadır.

“Şiirin karikatürünü çizen, Tarık Günersel ve tayfasının Türk Şiiri’nin kenar süsü olmaktan öteye gidemeyeceğini savlamayı,

“Küresel kapitalizmin, sanattaki izdüşümü olan, postmodernizmin maşası mistik-gerici izleklerle kuş dili ile yazılan küçük burjuva şiirleri sadece kendilerini imleyen yapılardır.” demeyi,

“Şiir kendi estetik bütünlüğünü ve özgün bir biçemde niteliksel yapısını kurmadıkça, iletisi nutuk atmaktan ileri gitmeyeceğini”. Yukarıdaki üç belirlemesi, önerisi ve suçlamalarıyla da, Engin, tartışması bitmeyen iki olgudaki tutumunu ortaya koymaktadır: Sanatsal alanın özgün özelliklerini, görevini ve sanatçı bireyin sanat üretimindeki işlevini. Sanatı bir oyun gibi görenlerle, ona politik propaganda ve ajitasyon işlevi yükleyenleri uyarmaktadır. Sanatın, şiirin, estetik sunum, yaşamın, gerçeğin, düşün yeniden üretimindeki bireysel, tarihsel, güncel sorumluluğun sanatsallıktan ödün vermeden üretilmesi gerçeğini anımsatmakta ve uyarmaktadır. Şiir ne yapacaksa ancak şiir olarak yapacaktır. Şiiri, şiir olmaktan çıkararak başka bir şey yapıp ona görev yüklemek, şairin, şiirin, sanatın işi olmadığı gerçeğini iletmektedir.

Şair, Serkan Engin’in yukarıda çeşitli bölümlerini alarak özetlediğim, kendimce yorumladığım İMGECİ TOPLUMCU ŞİİR MANİFESTOSU, dünyanın ve ona bağlı dönüşen ülkemizin içinden geçtiği tarihsel dönemin devrimci çıkışının bir şair bireydeki uyanışını sergilemektedir. Kuşkusuz bilim alanında da benzer çıkışlar var, dünyanın çeşitli parçalarında da diyebiliriz ki, dünyada ve ülkemizde yeni bir dönem başlıyor ve bizim karaparçamızda, bir birey, şiir üretiminde, sanatsal yaratımda bu yeni dönemin kıvılcımlarını saçmaya çalışıyor. Diyalektik devinim budur işte, sevinmek, tartışmak, geliştirmek gerekir. Şair, Serkan Engin’e sordum.

Manifestonun adı,” imgeci toplumcu” şiir; imgesiz şiir mi olur ki, böyle bir ad verdin?

Yanıtı şuydu: “Kaba toplumcu, toplumcu gerçekçi, sosyalist gerçekçi sanat olarak adlandırılan ama şiirin olmazsa olmazı olan imgeyi dışlayan şiir/sanat anlayışına karşıt bir vurgu yapmak amacıyla böyle söyledim. Geçicidir.. Kuşkusuz imgesiz şiir olmaz.” dedi. Manifestosunu açımladığı, “Şiirde Bileşik Kaplar Yasası ya da neden İmgeci Toplumcu Şiir” başlıklı makalesinde de Engin, şunları söylemektedir: Şiiri politikanın yedeğine almak ve onu sadece bir araç olarak görmek öncelikle şiire ihanettir; çünkü, toplumcu şiir, hem kendinin amacı hem de politik bir araçtır. Şiir kendi estetik bütünlüğünü ve özgün bir biçemde niteliksel yapısını kuramadıkça, iletisi, nutuk atmaktan ileri gitmeyecektir. Şiir, dirimin diyalektik toplamı ise, bugün toplumcu şiir, imgeci toplumcu şiir’e evrilmektedir.” Bilimin kavramlarla kavratıp, sanatın/şiirin imgelerle duyumsatması dedikleri şey bu olsa gerek diye düşündüm hem de estetik beğeni ve algıyı geliştirerek, diyalektik bir hazla. Merhaba imgeci toplumcu şiir.

Yazan: Öğr. Gör. Rıfat Oymak

Eski Dergisi, Ekim 2005

Köpekleşen Şairlerin Anatomisi

Temmuz 11, 2010 by admin  
Filed under Deneme, Edebiyat, Edebiyat Ödülleri, Sanat

Yıl 2005. Bir telefon konuşması:

: Serkan n’aber?

Serkan Engin: İyiyim, sağol.

: Serkan, Enver Ercan’a selamımı söyle, senin şiirlerini Varlık’ta bassın.

Serkan Engin: (Gülerek) Ya “arkadaş yakinimdir” diyerek şiir mi bastırılır?

İlk bakışta ’ın yaklaşımı iyi niyetli olarak genç bir şaire destek gibi algılanabilir ama etik açıdan iğrençtir böyle selamla kelamla, torpille şiir yayımlatmak. Ne var ki onlar için doğal ve sıradandır bu durum. Çarklar böyle işler. Aslında bu, yetenek gördükleri genç bir şairi “çarklara” dahil etmektir, “ehlileştirerek”, bir şiir erkine biat etmesini sağlayıp “köpekleştirme” çabasıdır. Çokları için şiir bir erk alanıdır. Makro ve mikro şiir erkleri ile donatılmıştır şiir coğrafyası. Şiir şeyhleri edindikleri müritlerle güçlerini artırmak ister sürekli. Güçleri arttıkça erklerinin geleceğini garantilemek ve erkin getirdiği rantı yemektir amaçları. Enver Ercan, elinde bulundurduğu Varlık ve Yasak Meyve dergileriyle şiir coğrafyasındaki erk alanından aslan payını götüren kişidir. Bu sayede hemen her şiir yarışması jürisinde rahatlıkla görebilirsiniz kendisini. Köpekleşen genç şair!lerden pek çok müridi vardır, paralarını alıp Yasak Meyve Yayınları’ndan kitabını bastığı. Ödüller vererek, şiirlerini kendi dergilerinde yayımlayarak “ulufe” dağıttığı bu şair!ler sayesinde emre amade kapıkulları beslemektedir.

Bir başka erk sahibi de yakın zamana kadar Adam Sanat Dergisi’nin başında olan ve şimdi aynı tavrı Sözcükler Dergisi’nde gösteren ’dir. Gene ’ın aktardığına göre ve kaç kez ilkokul çocuğu gibi elinden tutup ’ı Adam Sanat Dergisi’ne götürmüşlerdir, “Abi bu çocuğun şiirlerini bas” diyerek…Oysa ne kadar alçaltıcı bir durumdur bu kendine saygısı olan bir insan için. Ne var ki bu duruma “höst” demek yerine boynunu büküp “abilerinin” vereceği ulufeyi ellerine ovuşturarak kabul etmiş ve böyle böyle palazlandırılmıştır. Tabi erke tabi, emre amade olması şartıyla.

Bir başka şiir şeyhi ise jürisinde olduğu şiir yarışmasında aleni şekilde kendi oğlu Ali Hikmet’e ödül vermekten çekinmeyecek kadar pervasızca ulufe dağıtan Hilmi Yavuz’dur. Can Yayınları’nın şiir editörlüğü yaptığı sırada Can Bahadır Yüce’ye kitabını basmak suretiyle ulufesini vermiş ve himayesine almıştır. Bugün kral ve soytarısı şeklinde her yerde beraber boy göstermektedirler. Televizyon programlarına Can Bahadır Yüce’yi de götürüp kendine övgüler düzdürmektedir Hilmi Yavuz.

Veysel Çolak da bir başka şiir şeyhidir elinde bulundurduğu Dize Dergisi ve şiir yıllıkları yayımlamasının verdiği güçle. Pek çok kapıkulu beslemektedir emre amade. k. İskender de bir başka şiir şeyhidir evinde müritlerine uşak muamelesi yaptığı sabit kişi…Bu isimler ve dergilere daha pek çokları örnek olarak eklenebilir şiir coğrafyasında irili ufaklı erk sahibi…

“Şeyh uçmaz mürit uçurur” diye güzel bir söz vardır. Şiir şeyhlerinin erkini besleyen işte bu kısa yoldan tanınmak, palazlanmak, dergilerde şiirleri ve kendileri hakkında övgü dolu sözlerin yayımlanması, şiir ödüllerine kapmak, şiir yıllıklarına girmek, tanınmış yayınevlerinde kitaplarını bastırmak vs gibi çıkarlar uğruna bu şiir şeyhlerine biat ederek köpekleşen şaircikledir. Hatta şiir coğrafyamız bu yolda “metres şairi!” bile görmüştür. Çok ünlü bir yayınevinden şiir kitabını bastırmak ve Avrupa’da Şiir Festivallerinde fink atmak pahasına dedesi yaşındaki ünlü şairle ilişkisi ulusal basına kadar taşınmıştır bu şahsın.

Oysa nitelikli şiir zaten geleceğe kalacak ve tarih herkesi doğru yere koyacaktır. Bırakın şiir ödülünüz olmasın, büyük yayınevleri şiir kitabınızı basmasın, namlı dergiler size yer vermesin…Günübirlik parsayı toplamak sizi geleceğe taşımaz, sadece geçici bir süre popüler yapar. Sonra şiir tarihinin çöplüğünü boylarsınız şiiriniz nitelikli değilse ve ancak okurun özdeşlik kurabileceği ya da okura empati kurduran şiirler geleceğe kalır. Nitelikli şiir yazamıyorsanız, okurun kalbine iki dize çakamıyorsanız, hiçbir şiir ödülü ya da dergisi sizi geleceğe taşımaz. Ece Ayhan’ı şiir yıllıklarına bile almazlardı mesela. Bugün ise şiirleri hakkında tezler yazılan, pek çok genç şairi etkileyen ve tartışmasız şiir tarihimizin en özgün şiirlerini yazmış nitelikli bir şair olarak değerlendirilerek geleceğe doğru ilerlemektedir.

Köpekleşen şaircikler oldukça bu şiir erkleri sürecektir. Ne var ki bu kapıkulu şaircikler tarihe utanç abideleri olarak geçerler ancak. Bir Nazım’ın, Mayakovski’nin, Can Yücel’in, Neruda’nın, Rimbaud’un şiir erklerine biat ettiğini düşünebilir misiniz?..

Bir re-prodüksiyon şiirimle “höst” demek istiyorum bu şiir erklerine ve köpekleşen şairciklere :

Şiir Haini

Nazım’a ince selamlarımla…

Evet, şiir hainiyim, siz şiirperverseniz, siz şiirseverseniz, ben şiir hainiyim.
Şiir, ahbap-çavuş ilişkilerinizse,
hemşehrim-köylüm kayırmacılığınızsa şiir,
şiir, kirli klikleriniz, çirkef klanlarınızsa,
şiir, el altından takas ettiğiniz sahte ödüllerinizse
mürit-mürşit yaltaklanmalarınızsa şiir,
şiir, mikro iktidarlarınız, mikro vicdanlarınız, mikro beyinlerinizse,
ben şiir hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Serkan Engin şiir hainliğine devam ediyor hâlâ.

Serkan Engin

(BU YAZI ORMANŞEHİR DERGİSİ’NİN İKİNCİ SAYISINDA YAYIMLANACAKTIR)

Yazan: Serkan Engin

sekoengo@gmail.com

Bireylikler’in 33. Sayısı Çıkıyor…

Haziran 25, 2010 by admin  
Filed under Deneme, Dergi & Fanzin, Duyurular, Edebiyat, Eleştiri, Sanat, Siir

Feodalizm erkektir, tecavüz eder!

“Feodalizm erkektir, erildir, insana bütün varlığını sarsacak denli tecavüz eder. Bundan büyük bir zevk duyar. Üzerinde iktidar eyledikleri kadınlar, çocuklar, yoksullar, mağdurlar ve ötekileştirilenlerdir hep. Feodalizm erkekler aracılığıyla insana, en çok da çocuğa ve kadına tecavüz eder ve bu tecavüzün mağdurlarının, kendi koyduğu/ürettiği toplumsallık normlarına göre de utanç duymasını ve yaşadığı travmanın acısını bir sır gibi saklamasını sağlar. Bu yapısıyla feodalizm, en çok kadınlara ve çocuklara düşmandır. Onların kanı ile beslenir ve semirir, böylece müstakbel gelecekteki yeni mağdurları için kendinde güç bulur.”

Yeraltı politizmini ve yıkıcılığını geri çağırıyor!

“Yerüstünde/yeraltında oluşturulan başta ürettiği politizmin ve politik şiddetin dışına düşmüştür. Hatta bu bağlamda ürettiği bir politiklik yoktur. Buysa ancak dünyaya dönük uzlaşmalı bir karşıtlıkla açıklanabilir. Yeraltı ı başta altını çizdiğimiz gibi endüstrinin alanına girmiş, kapitalist dünyada politikliğinden ve şiddetinden kurtulmuş, “alternatif” hayat önerilerine dâhil olmuştur. Bunun edebi karşılığının da benzer akıbeti paylaşması anlaşılır bir şeydir. Anarşizmlerle ilişki kurmuş yazarların estetizmi öne çıkaran apolitik tavrı da bunu besleyen başka bir durum olmuştur.

Yeraltının yine anti/estetik tavrına dönmek ve bütün iktidar ilişkilerini reddetmek dışında başka seçeneği yoktur. Yeraltına sızan düzen geldiği dünyaya gerisin geri gönderilmelidir. Yeraltı politizmini ve yıkıcılığını geri çağırmalıdır!”

Bireylikler’in 33. Sayısını;

*kendi düzeninden kaçan, kendi düzenine direnen şiir-ahmet oktay

*ardımızdan gelen cehennem-sessiz ölüm-katiller iş başına- insan yaşadıkça arınmıyor-ertuğrul meşe

*feodalizm erkektir, tecavüz eder!-ertuğrul meşe

*üzgünümmetinağbi-gökhantanergünsan

*şiddetin normalliği ve feodalizm!

*rahim-aynada bugün- murat serkek zor

*gözden çıkarılabilecek bedenler-handan çağlayan

*katresiyle-demirbaş-serkan sönmezgil

*feodalite ve kadın hakkında birkaç şey-sevim korkmaz dinç

*bir çırpıda vertigo-osman olmuş

*dünden bugüne devlet faşizminin teşhir mekanı olarak kızılay meydanı-ali toprak

*it is it-gizem malkoç

*kurtçuk-erbil çare

*aşk bitti-volkan şenkal

*yeraltına sızan düzen!

*ben öpeyim- barış yüce

*aşk, cevaptır-reha yünlüel

*dadaizmemetalkaşıksokulmaz-büşrakurtar

*dip sarnıç

*kaynaktaki kısa düğümün aslıdır- ismail aslan

*ölümcül dişi ve erotizm – hakan bilge

*avramhayalim-gizem okulu

*kema safa güntekin’le görüşme

*babalar ve oğlan çocukları-yağmursargın

*git artık! bizi martılarla asfalta gömecekler-semih yıldız

*en son fotoğrafta kaldı- musa yazıcı

*bar duvarları-hurşit gara

*tepe sarnıç

*hal ve gidiş-ahmet çakmak

*adam hikayesizliği-nihan gezeroğlu

*“eski mahrem”-mehmet muharrem tekin

*bireysel milas ansiklopedisi

*kadınlar-can semercioğlu

*iki yüzlü yarım gece-ömür acemi

*-subjektif mutasyon-alper volkan dikyar

*jose’nin parmağı kesildi- aynur dursun

*devlet/baba otoritesi ve aşk-kıvılcım giritli

*yanlış taktikler-kerim akbaş

*maya ve ikinci randevu-tayfungerz

*kendini kanatan - hakkı çınar

*ş-ufuk uyumaz

*kara gökyüzü-sezer arslan

*dip oda

*bira ve şiir- çeviri ali toprak

*kitap rafı

*morfin etkisi-küçük iskender

resimler: mehmet muharrem tekin. fotoğraflar: merve masar, mehmet nergiz, melahat şanlıdağ

başlıklı şiir, öykü, görüşme, yazı, fotoğraf ve resimler oluşturdu.

bireylikler’i istanbul’da beyoğlu ve kadıköy mephisto’da, seyhan müzik’te, nazım ’de; ankara’da imge kitabevi ve kurgu merkezinde; izmir’de yakın (alsancak), pan (karşıyaka); kayseri’de onur ve tunç kitabevinde bulabilirsiniz. eğer bulamıyorsanız abone olmanızı öneririz. sayısı: 5 tl. yıllık katkı payı: 30 tl. posta çeki no: halim şanlıdağ 692233 yazışma; p.k. 271 38002 kayseri, bireylikler@yahoo.com, bireylikler@gmail.com, bireylikler@hotmail.com. isteyen herkese örnek sayı gönderilir.

“eylül’de emin’i yazmak dışında ne yapacağımıza ilişkin pek bir düşüncemiz yok. en azından alınmış kararımız yok. dünya bize yazdıracak, tartıştıracak bir şeyler nasılsa bulur gönderir. hiç kuşkunuz olmasın. dostlukla.”

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Rötarlı Şairler! Sirki

Haziran 3, 2010 by admin  
Filed under Deneme, Edebiyat, Sanat

tarihi incelendiğinde görülür ki büyük şairler, en geç yirmili yaşlarının sonuna doğru şiire başlamışlardır. Hatta çoğu yirmili yaşlarda ilk şiir kitabını çıkartmıştır bile. Tabi bundan önce, şiirleri defalarca dergilerinde yayımlanmış ve şiir okurunun bildiği birer şair haline gelmeye başlamışlardır. Yani tarihinde, kırk yaşından sonra şiire başlayan büyük bir şair yoktur. Bırakın büyük şairi, gerçekten şair vasfına sahip hiç kimse yoktur tarihinde, kırkından sonra şiire başlayan. Bunun psiko-dinamik nedenlerini açıklamak elbette psikolog ve sosyologların ilgi alanına girer, ama nesnel durum açıkça bunu göstermektedir.

Günümüzde, internet devrimi sonrası kırkından hatta ellisinden sonra şairliğe! soyunan pek çok şahıs türemiştir. Bunlar internet öncesi de vardı ve yazdıkları şiirleri! uyduruk gazetelerin dandik şiir köşelerine yolluyorlar ve bu şiirler! yayımlandığında da kendilerinde vehmettikleri şair vasfını perçinlediklerini sanarak egolarını şişirmeye devam ediyorlardı. Bugün internet devrimi ile birlikte bireysel iletişim olanaklarının sınırsızlaşmasıyla bu rötarlı şairler! çok daha kolay at koşturacakları alanlara kavuştular.

Bu şahıslar, çalıştıkları işten emekli olduktan sonra boşluğa düşen kişilerdir. Ömür boyu hayatlarını anlamlandıramadıklarının farkına varırlar birden, günlük meşgaleleri olan mesleklerinden ayrı düşünce. Böylece, hem zaman geçirmek hem de giderayak kendilerini anlamlı kılacak işlerin içinde olmak ve adlarını yarına bırakabilmek kaygısıyla “hobi” dedikleri uğraşlar edinirler. Kimi resim kursuna gider kendini ressam sanmaya başlar. Kimi de şiire musallat olur. “Kırkından sonra saz çalmak” diyerek çok güzel ifade edilen bir durumdur bu halk deyimiyle.

Bu rötarlı şairler! yaşları itibariyle az kalan zamanlarının telaşıyla koşar adım şiir! yazmaya başlarlar. Ölüm korkusu bir yandan enselerine üflemeye başlamıştır ne de olsa azar azar. Onlara sorsan, aslında çok önceden büyük şair olacaklardır da iş- güç -aile çoluk- çocuk devrimci mücadele – parti – örgüt çalışmaları vs engel olmuştur hep onlara. Ancak vakit bulmuşlardır muhteşem yeteneklerinin ürünü şiirlerini! insanlara lütfetmeye. Koca dünya şairi Nazım Hikmet’in bile toplasan ömür boyu yazdığı birkaç yüz şiiri varken, bu rötarlı şairler! birkaç senede BİNLERCE şiir! yazarlar. İç dökümü denebilecek tarzda yazılmış ve en fazla “anlatı” türüne dâhil edilebilecek tümcelerden oluşan metinlerinin, sanki bu tümceler dizeymiş gibi alt alta yazılıp aralarına devrik tümceler katılarak, biraz da uyak düşürülmesiyle şiir olduğunu zannederler.

Bunlardan bir tanesiyle yüz yüze görüşme olanağım olmuştu. Sanal şiir âleminin şahsen iyi bildiği isimlerden biridir kendisi. Adını anmayacağım bu pamuk saçlı şahıs, emekli olduktan sonra güzelce bir “entelektüel sakalı”! bırakmış ve şiire sarkmaya başlamıştır. 60 yaşlarındaki bu rötarlı şair!, 6 sene önce şiire başladığını ve 6.000 şiiri olduğunu gururla söyledi bana aynı masada oturduğumuzda. Ben de “Peki içlerinde 6 tane şiir var mı” dediğimde ise elbette bozuldu ve bir şeyler geveledi ancak… Yılda 1000 şiir yani güne vursanız 3 şiir eder. Def-i hacet giderir gibi günde 3 kere zırvalanmış metinler vardır ortada, ama sorsanız bu rötarlı şair! hayat koşullarının engel olduğu müthiş yeteneğini, az kalan zamanının baskısıyla telaş içinde ortaya koymak derdindedir. Tıpkı diğer yüzlerce benzeri gibi…

Rötarlı şairlerin! kafasına şiir antolojisi ile vurmayın boşuna, kendi hallerine bırakın.

Yazan: Serkan Engin

sekoengo@gmail.com

Sonraki Sayfa »