Siyah Beyaz’ın 4. Sayısı Çıktı

14 Kasım 2011 Yazar:  
Kategori: Deneme, Dergi & Fanzin, Duyurular, Edebiyat, Sanat, Siir

Manifesto 

şahsi ve muhteremdir.”*

Necip Fazıl “şiirde ‘ne söyledi?’ yoktur, ‘nasıl söyledi’ vardır” der. Yani sanat, tebliğ değil, telkin işidir.

Toplumcu gerçekçiler, didaktik şiir yazıcıları; aslında sanatçı değil, sanatı bir araç kılan zanâatkârlardır.

Ancak sanatın şahsi oluşu, sanatçının kişiliğinin bütün yönleri ve boyutlarıyla sanat eserine yansımasını gerektirir. Bu yönüyle sanat, sanatçı siyasiyse siyasi, duygusalsa duygusal; söz gelişi isyankarsa, isyankar bir mahiyet arz eder. Toplumcu gerçekçi çizgi ile bu çizgiyi ayıran “gaye”dir: Biri gayeye ulaşmak için sanatı kullanır, diğeri gayeye ulaşırken yaşadığını, hissettiğini, düşünüdüğünü sanatıyla anlatır.

Bizler de, bir siyasi görüşe, dünyaya bakış açısına, hayat tarzına sahibiz. Elbette ki ürettiğimiz eserler bunlardan izler taşıyacaktır. Eğer Tanrıdağları bize babamızı hatırlatıyorsa, bunun şiirini yazacağız, sevgilimize duyduğumuz aşk bizi Celalîler gibi coşturuyorsa, bu benzetmeyi kullanacağız.

Bir örnek vermek gerekirse; bir şair değil, toplumbilimci olan Gökalp, kafiyeli, edebi bir üslupla aktarılan fikirlerin daha kolay akılda kalacağını görmüş, manzum sözlerini arka arkaya dizerek toplumuna sunmuştur. Gökalp’in gayesi şiir yazmak değildir, şiirin elementlerinden biri olan manzum hava ile sözlerinin etkisini artırmaktır. Bizler, Gökalp’i büyük bir bilimadamı olarak kabul etsek de, yöntem olarak onun izinden gitmeyeceğiz. Siyasi yöneliminin doğurduğu birikimini, acılarını, sevincini, hüznünü, yalnızlığını Ruh Adam kitabıyla ölümsüzleştiren Atsız’ın yolundan gideceğiz. (her ne kadar Atsız didaktik şiirler, çocuk kitapları yazmış olsa da, bahsi geçen romanı tam da anlatmak istediğim duruma uygun düşüyor.)

Girişte alıntıladığımız sözü biraz daha genişletirsek, diyebiliriz ki: “Sanat, evrensel satıhta şahsi duruşu yakalamaktır.

Derdimiz, dünya edebiyatını, dünya sanatını anlamak, takip etmek, özümsemek; o satıhta misâlen İstanbul’da melankolik bir hayat süren Türk şairinin duruşunu sanatseverlere arz etmektir. Ne dar bir kalıba sıkıştırılmış ilkel ve kısır “aptal şovenizm” dürtüsüyle kendimizi küçücük bir dünyaya tutsak edeceğiz, ne koskoca bir evrende hiç bir yerle ilişkisi, ilintisi olmayan vatansız ve omurgasız seyyahlar gibi gezeceğiz.

Bundan böyle Siyah Beyaz Kültür ve Sanat Platformu, iştirak edip onu bugünlere getiren şairlerin, yazarların, düşünürlerin, gençlerin, yaşlıların hareketidir. 3. sayımızın giriş yazısında bu konuya değinmiştik, tekrar edelim: Artık “birbirimize katılmak”tan değil, yayın organlarımızda eserlerini yayımlatmak isteyen sanatçıların “bize katılması”ndan ya da “bizimle olmayı kabul etme”sinden bahsedeceğiz.

Siyasi görüşümüzü tebliğ için bu işe giriştiğimiz sonucuna varılması hata olur, yukarıda da belirtmiştik. Ancak bizim bir siyasi çizgimiz varsa, bu mutlaka bir yöntem, bir tavır siyaseti gütmemizi zorunlu kılar; bizimle taban tabana zıt fikirlere sahip sanatçılar hem kendileri bizimle olmak istemeyecektir, hem de biz her ne kadar politik bir mahiyet arz etmesek de onları aramızda kabul edemeyiz.

Yine de, genel çerçevede Türkçü çizgi ile çelişmeyecek her türlü eser, dergimizde seve seve kabul edilecek ve yayımlanacaktır.

“Gelin Türkçü olun!”, “Neden Türkçü olmalıyız?” gibi başlıklar yerine, “Türkçüler nasıl aşık oluyor?”, “Türkçüler nasıl yaşıyor?” gibi başlıklar olacak dergimizde. Tebliğ vazifesini üstlenenler mutlaka çıkacaktır, ancak bizler Türkçü fikir örgüsünün en eksik tarafını, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Arif Nihat Asya, Hüseyin Nihal Atsız gibi uluların ölümleriyle en boş kalan tarafını doldurmak derdindeyiz.

Bu, derginin çizgisini değiştirmek, onu politik bir havaya sokmak değildir. Sadece bir siyasi görüş taşıdığımızı okurlarımıza duyurmak, akıllarındaki soru işaretlerine cevap vermektir.

Siyah Beyaz, bir gün tohumu çatladığında, büyüdüğünde, serpildiğinde arkasında hesap veremeyeceği bir mazi bırakmak istemez. Ve umarız, o gün geldiğinde, çektiğimiz bütün sıkıntılara, maruz kaldığımız bütün önyargılara rağmen, sevgili destekçilerimiz, okurlarımız, yazarlarımızla bu “manifesto”yu gülümseyerek anacağız.

Kuzgun, “ayak üstü leş”* hayatı süren günümüz post-modern insanının kabusu, dirilticisi, uyarıcısı olur umarım. Tanrı kişiliksizleştirici kapitalist evrimin olanca zorlamalarına direnen bütün millet sevdalılarını, halk aşıklarını korusun.

 07. 07. 2011

 M. Bahadırhan Dinçaslan

 *Girişteki alıntı “Fecr-i atî” hareketinin temel prensibidir.

 *Necip Fazıl’a ait bir benzetme: “Bir şehir ki orada, insan ayak üstü leş.”. Bizce post-modern insanın en güzel tarifidir.

www.sanatlog.com

Yorumlar

Tek Yorum on "Siyah Beyaz’ın 4. Sayısı Çıktı"

  1. ”TÜRKÇÜ ÇİZGİ”DE BİR DERGİ: SİYAH BEYAZ DERGİSİ’NİN 4. SAYISI ÇIKTI.. « POETİKHABER SİTESİ on Sal, 15th Kas 2011 9:24 pm 

    [...] http://www.sanatlog.com/sanat/siyah-beyazin-4-sayisi-cikti/ [...]

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz...
Yorumunuzda avatar çıkması için gravatara üye olmalısınız!