12. Siemens Opera Yarışması İçin Geri Sayım Başladı!

Siemens’in 12 yıldır aralıksız bir şekilde düzenlediği, opera severlerin yakından takip ettiği Siemens Opera Yarışması’nın ön elemeleri 19-20-21 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek. Her yıl genç opera çılarının kıyasıya rekabetine sahne olan ve dinleyiciler için bir ziyafetine dönüşen yarışmayı kazananların açıklanacağı ödül töreni ve gala gecesi 22 Mayıs Cumartesi akşamı düzenlenecek.

Türkiye’de opera ının gelişmesine büyük katkıda bulunan ve bugüne kadar pek çok opera çısının profesyonelliğe uzanan kariyerinde önemli bir mihenk taşı olan Siemens Opera Yarışması 12’nci yılında.

Ön elemeleri 19, 20 ve 21 Mayıs olmak üzere 3 gün boyunca sürecek olan yarışmanın heyecanla beklenen sonuçları, 22 Mayıs akşamı düzenlenecek olan galada açıklanacak.

12. Siemens Opera yarışmasının jürisinde Devlet Opera Balesi Başrejisörü Doç. Yekta Kara, Devlet çısı Mete Uğur, Dresden Operası Genel Yönetmeni Prof. Gerd Uecker, Karlsruhe Operası’ndan Achim Thorwald ve Erfurt Operası Genel Yönetmeni Guy Montavon yer alacak.

Yarışmanın birincisi Karlsruhe Operası’nda bir yıllık burs ve Goethe Institut Inter Nationes İstanbul’da 4 aylık Almanca bursu; ikincisi Salzburg Mozarteum Akademisi’nde 6 haftalık yaz bursu ve Goethe Institut Inter Nationes İstanbul’da 2 aylık Almanca bursu; üçüncüsü ise 2000 euro para ödülü kazanacak.

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Andante Klasik Müzik Ödülleri

sadece ritimlerin birbiri arasında süzülmenin ötesinde sarıp sarmalanmış olan tarihi kucaklayan ve farklı kültürleri kulağımızın dibine getiren bir organik yapıdır. Müzikoloji ve canlı performans arasında bir ayrım yapabilmek ise neredeyse imkânsız. Bunları yazısal olarak dinleyicilerine aktarabilmek ise işin en sorumlu açılımı. “Türkiye’nin Klasik Dergisi” sloganıyla 2002′de yola çıkan , sekiz yıldan beri ülkemizdeki klasik tutkunlarının sesi oldu. Zamanı geldi zorlandı, zamanı geldi tüm olumsuzluklara rağmen tırnaklarıyla tutundu, alın terinin magazin camiasındaki örneği oldu. Ama koşullar ne olursa olsun hep var oldu, var olmayı başardı, kendi emeği, saygınlığı, kararlılığı ve sorumluluğu ile. Ülkemizde pek çok derginin sırtını dayadığı büyük holdinglere rağmen yok olup gittiğini düşünürsek sorumlu ve sürdürülebilirliğin bu kulvardaki kraliçesi olup, bir ilki başardı. Zira o bir klasik savaşçısı, amacı bu tarzı ülkemizdeki severlere yazısal formatta ulaştırmak, kamuoyunun dikkatine çekmek ve dünyayı bizlere dinletmek.

için klasik hiçbir zaman sofistike dinleyiciler için olmadı, tam aksine herkesin müziği oldu. Sevgili dostum Serhan Bali’nin beynini çektiği “klasik ” teriminin farklı açılımlara gebe olan 700 yıllık bir tarih olduğunu bizlere sundu. Ortaçağlardan 21. yüzyıla yayılan bu yelpaze içerisinde bize uygun olan klasik seçkisini bulmanız ise burada yazıldığı kadar kolay değil elbette, ama Bali ve ekibi bu meydan okuyucu görevi de başarıyla becerdi. Klasik uzmanlarına dünyadaki yenilikleri, klasik yabancılarına tarzın temellerini, gezginlere dünya festivallerini ve bir sürü alt başlık ile hepimizin kendimize yakın hissedebileceği stile, döneme, kanalize olmamızı sağladı. Bunu yaparken de hiç yılmadı, hep kucak açan oldu…

Bir toplumun ne kadar ileri olduğunu anlamak için stantlarda mevcut olan kategorilerde kaç tane alt başlıklı dergi olduğuna bakmak yeterli. Ülkemizin bu konuda daha yiyeceği çok fırın ekmek var. Ama sürdürülebilirliği, istikrarlı emeği ve sorumluluğu ile bu kulvarda şapka çıkartılacak bir öncü oldu hiç şüphesiz.

Bu yetmiyormuşçasına şimdi de bir ilke daha imza atıyor: Türkiye’nin ilk Klasik Ödülleri. Evet, böyle bir ödül kavramı ne yazık ki ülkemizde hala yok ama bu artık değişecek. 7 Mayıs 2010 Cuma günü, Hasköy’deki Rahmi Koç Müzesi’nde hepimiz bir ilke tanık olacağız. Beşi özel ödül olmak üzere toplam yirmi sekiz kategoride dağıtılacak klasik ödülleri, Türkiye’de bu alanda bugüne dek düzenlenmiş en geniş kapsamlı etkinlik olarak tarih sayfalarında büyük ve kalın harflerle yerini alacak. Klasik konusunda ülkemizdeki üstatlardan oluşturulan 54 kişilik jüri heyetinin oylarını kullanması sonucunda “Türkiye’nin 2009 yılı boyunca klasik alanında en iyi performansı sergileyen kişi ve Kurumları”nın kimlikleri belli oldu. 7 Mayıs 2010 akşamı ise bu kişi-kurumların 28′i sıyrılıp ’nin de tasarımını yapan Kerem Demir imzalı ödülü avuçlayacak.

Artık bizim de bir Klasik Ödülümüz var; adı da “ Klasik Ödülleri”. Darısı diğer tarzların başına…

Yazan: Zekeriya S. Şen

muzik@tikabasamuzik.com

‘‘Kanyon’da Caz Havası Vol.17’’de Tuluğ Tırpan Trio ft. Sibel Gürsoy!

Son yıllarda kendi besteleriyle hem klasik hem de dünyasında ses getiren Tuluğ Tırpan ve Sibel Gürsoy Havası’nda aynı sahneyi paylaşıyorlar.

Klasik müzikteki çalışmalarının yanı sıra , latin, uzakdoğu dünyalarıyla da tanışan ve bu coğrafyalardan ünlü müzisyenlerle çalışmalar yapan Tırpan, farklı müzikal ve düşünsel serüvenlerin birleşimini dinleyicilerine sunuyor.

Repertuvarında Yunus Emre ve Abdülkadir Meragi’den modern Avrupa müziğine, caza ve latin ezgilerine kadar çok geniş bir müzikal perspektif sunan Tırpan’a Havası Vol.17’de günümüzün en başarılı vokalleri arasında gösterilen Sibel Gürsoy eşlik edecek. Tuluğ Tırpan Trio ve Sibel Gürsoy, birlikte dinleyenlerine keyifli bir Pazar konseri deneyimi yaşatacaklar.

Tarih: 25 Nisan 2010

Yer: Kanyon Aktivite

Saat: 13:00-15:00

Kanyon
Büyükdere Cad. No: 185 Levent
Tel: 0212 353 53 00

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Mich Gerber ya da Tellerin Sonsuzluğa Yolculuğu

Çift Bas (Doublebass) çoğumuzun pek aşina olmadığı bir enstrüman. Özellikle ilk duyulduğunda klasiklik kokan bir çalgı, ancak Mich Gerber bu enstrümanın tellerini gitmedikleri esnekliklere uzandıran, bir solo enstrümanı olarak yeni parantezlerine ulaştıran bir çı. Yapmış olduğu , kategorisinde değerlendiriliyor olsa bile aslında ın oldukça uzağında. ın üvey evladı gibi, çok farklı ancak ucundan elini tutan bir tarz olarak değerlendirilebilir. Mich Gerber’in yarattığı bir “füzyon”, , klasik ve teknolojinin özel el hüneri ile birlikte karıştırılıp zevkimize sunulduğu bir sıcak çorbası sanki. Çıkış noktası ve öğrenimi klasik olsa da, bir döneminde klasik dâhil birçok türevlerinin ilk dönemlerinde gezinse de, son zamanlarda yaptığı çalışmalarıyla çı tamamen kendine özel bir tarz oluşturmuştur.

Annesi bir organist, babası ise bir kemancı olan Mich Gerber zaten gözlerini müzikli bir ortama açmış. Çift bas ile ilk buluşması ise Bern’deki Konservatuarı’nda olmuş. Sonra Bern Senfoni Orkestrası ile çift bas çalmaya başlayan çı zamanla farklı tatlarına açlık duymaya başlamış. Bir dönem serbest olarak değişik oluşumlarda çaldıktan sonra istediği farklılığa ulaşabilmek için kendi başına yola devam etmesi gerektiğine karar vermiş. Bunun sonucu olarak birbirini takip eden birkaç yıl Avrupa, Afrika ve Amerika’da seyahat etmiş. Bu seyahatleri boyunca gelen ilhamlarla çift bas’ını farklı yorumlama yöntemlerini geliştirmiş. Sonuçta amacı hep kendine özgü kulvarını yaratmak olmuş. Sonra canlı sampling yöntemini keşfedince solo kariyerine resmen başlamış.

Uzun emeğinin ve azminin ödülü olarak ilk albümü “Mystery Bay” piyasaya çıkmış. Albümün almış olduğu sessiz olumlu eleştirilerden sonra kendini nasıl daha fazla geliştirebileceğini araştırmış ve tam bu noktada davulcu Gert Stäuble ile tanışmış. Stäuble’nin katkısı ile Gerber’in kendine has müziği davul ile tanışmış ve bir üst kademeye ulaşmış. Sonra ekibe dâhil olan DJ Dustbowl ile Montreux festivali başta olmak üzere birçok konser vermişler. Bu arada sessiz sessiz gelişmeye devam etmiş.

Gelişme süresince Gerber müziğinde insan vokalinin eksikliğini hissetmiş olmalı ki bir sonraki albümü “Amor Fati”de İngiliz çı Imogen Heap ile çalışıp birkaç parçasını seslendirmesini istemiş. Sonuç mükemmel bir uyum!

Kendine özgü aranje tekniği ile Mich Gerber soyut melodik parçacıkları konser sırasında programlayıp, klasik unsurları ve çağdaş elektronik melodileriyle aynı elekten geçiriyor. Yakaladığı büyüleyici tekrarlayan melodi kuşakları ile inanılmaz bir performans canlılığını avuçlayan Gerber, resmen ufak bir oda orkestrasında kendi kendine eşlik ediyor.

Zamanla pikaplar bu muhteşem performansların vazgeçilmez üyesi oldular ve yarattıkları cızırtılar ile Gerber’in müziğine çeşnilik katıp uçsuz bir duygu yoğunluğu oluşturdular. Mich Gerber ise tüm bu müziğin ağırlığı altında kontrbasıyla büyüleyici bir şekilde dans ediyor.

Tüm çalışmalarında görüleceği gibi basamak basamak Mich Gerber’in müziği bir oluşuma girip kendisine bir kişilik kazanmış.

Canlı aranje sonucu çıkan tekrar model ses ve oryantalliğe olan ilgisinden dolayı Mich Gerber Doğu’da daha fazla konserler vermeye başlamış. Zaten bunun sonucu olarak da İstanbul’a sık sık uğramış (2 defa Babylon / 1 defa Aksanat). Bu ziyaretlerinden bir seferinde tanıştığı (Mercan Dede) ile inanılmaz bir paralellik yakalayıp sihirli bir bahçesine girmişler. Bunun meyvesi olarak da Montreux ve Fransa’daki “Jazz à Vienne” gibi festivallerde inanılmaz performans sergilemişler.

Bu işbirliğine şahsen 27 Eylül 2002 akşamı Babylon’da vermiş olduğu konserde şahit oldum. Babylon normalden daha az kalabalıktı ve aslında bu sakinlik hem ortam hem de için biçilmiş kaftandı. Mich Gerber ve Mercan Dede’nin sahnede buluşması beni ve o gece orada olan tüm müzikseverleri başka bir boyuta götürdü. Mich Gerber boyutu olarak isimlendirebileceğimiz bu yer ruhunuzu bedeninizde ayırıyor.

Gert Stäuble (yapımcı) ve Oli Kuster (Klavye ve elektronik) oluşumu ile üzerinde çalıştığı yeni albümü “Tales of the Wind” 2004 Eylül ayında zevkimize sunuldu. Bu defa yeni albümde Mich Gerber’e eşlik eden çıların sayısı biraz daha artmış. Örneğin gitarda Luk Zimmermann, iki parçada vokallerde çok uzun zamandan beri sesinden büyülendiği Jaël, udda Mısır’lı Ahmad El Sawy ve Bansuri’de Hintli Sujay Bobade rüzgârları ile albümü süslemişler. Bu albümde Mich Gerber sisli, mistik bir ortamda bize Doğu’dan gelen ezgi rüzgârlarıyla süslenmiş, rock ile dövülmüş, klasik ile yumuşatılmış ve teknoloji ile kıvamına getirilmiş bir müzikal sergilemekte. Albüm dinlendikçe oturacak ve içimizde bir yerlerde kalacak düzeyde çok başarılı.

çının en son üretimi olan “Wanderer” ise 2008′in sonlarında raflarda yerini aldı. çının bir sonraki evresini yansıtan bu 12 parçadan oluşan organik yapı yine klasik ezgileri ihtiva etmesinin yanı sıra bir sonraki adımın da habercisi.

Yazan: Zekeriya S. Şen

muzik@tikabasamuzik.com

Wanderer – 2008

01. Eros
02. Exodus
03. Zervreila
04. By your side
05. Valse
06. Force of the universe
07. Adagio
08. Choral
09. Simple note
10. Anima
11. Finn
12. Calm

Tales of the Wind -2004

01. Shamal
02. You remain
04. Asaia
05. Stop Crying
06. Haboob
07. Levanto

Endless String – 2003

01. Unda
02. Zumurud
03. Sirens call
04. Lament
05. Embers of love
06. Eventide
07. There’s more to life than this
08. Mare
09. Arpeggio
10. Luv
11. Delta

Amor Fati – 2000

01. Embers of Love
02. Paradiso Perduto
03. Mare
04. Hymn
05. Sirens call
06. Encore
07. Luv
08. The Dream of Avabi
09. Well now
10. Delta

Mystery Bay – 1997

01. Unda
02. Zumurud
03. Lament
04. Issa
05. Bengeria
06. Eventide
07. Djin
08. Qishm
09. Arpeggio
10. Marinda
11. Dimi
12. Fathom

Borusan Müzik Evi Arpist Şirin Pancaroğlu’nu Konuk Ediyor

Şirin Pancaroğlu, farklı bir repertuvar ile, 11 Şubat Perşembe, saat 19:30’da, Borusan Evi’nde, İstanbullu müzikseverleri buluşturuyor.

Şirin Pancaroğlu

Türkiye’nin en tanınmış uluslararası arp çısı olan Şirin Pancaroğlu, arpın alışılageldik romantizminin ötesinde her türlü müzikal düşünceyi ifade edebilecek güçlü bir çalgı olduğunu göstererek, yorum yeteneği ve çok yönlü müzisyen kişiliği ile dünya sahnelerinde kendine has ayrı bir yer edinmiştir.

Pancaroğlu, bugüne kadar konserlerinde günümüz müziğinin yeni açılımlarına ve farklı coğrafyaların geleneksel müziklerine düzenli olarak yer vermektedir. Bu bağlamda, Şirin Pancaroğlu, günümüz bestecilerinin kendisi için yazdığı yapıtları arp repertuvarına kazandırdığı gibi, arpla daha önce denenmemiş değişik buluşmalara da kapı açmıştır. The Washington Post’un 1993’te Fransız arp müziğine yer verdiği bir solo resitalin sonrasında “uluslararası kalibrede büyük bir yetenek” olarak övdüğü Pancaroğlu, seçkin konser mekanlarında dünyaca ünlü birçok değerli müzisyen ile beraber solist olarak çaldı. Yurtiçi ve yurtdışında pek çok festivale katılan çı, kariyerinin yanısıra eğitmenliğe de önem vererek çalgısını ülkemizde yaygınlaştırmak amacıyla 2004 yılında küçük mandallı arpların Türkiye’de ilk kez kullanıldığı bir ilköğretim programını hayata geçirdi. Küçük arpların Türkiye’ye getirilmesinde öncü bir rol oynayan Pancaroğlu, bu çalgıyı çok sayıda evin ve hayatın içine sokarak arpı görünür kıldı. 2007 yılında arp eğitimini daha genişletmek ve geliştirmek amacıyla Arp ı Derneğini kuran Pancaroğlu’nun “Hasret Bağı”, “Kuyruklu Yıldız Altında”, “Barokarp” ve “Telveten’’ başlıklı dört albümü bulunmaktadır.

Şirin Pancaroğlu

Bugünlerde 30. yılını kutlamaya hazırlanan Şirin Pancaroğlu, aralarında A.B.D.’de Kennedy Center ve Wolf Trap, Japonya’da Takemitsu Memorial Hall, İsveç’de Konserthuset, Kore’de Sejong Cultural Arts Center’ın da bulunduğu seçkin salonlarda ve Tokyo Senfoni Orkestrası, Avrupa Birliği Oda Orkestrası, Memphis Senfoni Orkestrası, Washington Chamber Symphony gibi orkestralar eşliğinde konserler verdi. çı, Fransa’da Berlioz, Trièves ve Chirens Festivalleri ile Villeveyrac Haftalarında; ABD’de Millenium Stage, Imagine New Music Festival, Ebb and Flow Arts Festivallerinde; Festival del Centro Historico de la Cuidad de Mexico, Uluslararası Belgrad Arp Festivali ve Kuzey Kıbrıs Bellapais Uluslararası Festivali ve Festival de Printemps des Arts’ta yer aldı.

Biletler Biletix’den ve mekandan temin edilebilir.

Borusan Evi – gişe tel: 0212 336 3280

http://www.borusanmuzikevi.com/

Şirin Pancaroğlu -Arp Resitali- Program

Prelüd ve Tokkata – Georg Friderich Handel

Si Minör Fransız Süiti no. 3, BWV 814 – Johann Sebastian Bach

Allemande

Courante

Sarabande

Anglaise

Menuet; Trio

Gigue

Koral Melodisi: Johann Sebastian Bach

“Wachet auf, ruft uns die Stimme”, BWV 645

(Uyanın diye haykırıyor bize O ses)

Tema ve Çeşitlemeler – Pierre Sancan

Une Chatelaine en sa tour op.110 – Gabriel Fauré

Malagueña Isaac Albéniz

Asturias Isaac Albéniz

SanatLog Haber

SanatLog.com

Sonraki Sayfa »