Aldous Huxley – Ötesi Sessizlik

Aralık 23, 2011 by  
Filed under Büyük Besteciler, Klasik Müzik, Müzik, Metinler, Sanat

Salt duyuştan güzelliğin sezinlenişine, sevinç ile acıdan sevgiye, gizemci coşkunluğa, ölüme değin –temel olan, insanoğlunun ruhunu derinden etkileyen her şey yalnızca denenebilir, anlatılamaz. Ötesi her zaman sessizliktir. 

Anlatılamayanı anlatmada sessizliğin ardından en yakın gelen müziktir –unutmamak gerekir ki, sessizlik tüm iyi müziğin ayrılmaz bir bölümüdür. ’ın müziği ya da ’ın müziğiyle karşılaştırıldığında Wagner’in şiddetle akan müziği çok zayıf kalır. Wagner müziğinin ötekilerden daha az önem kazanmasının nedeni de belki budur; sürekli konuştuğundan, daha az şey söylenmektedir.

Değişik bir biçimde, bir başka varolma düzeyinde insanoğlunun en önemli, en anlatılamayan deneylerinin kimine eş düşer. Gizli, belirsiz bir benzetmeyle , dinleyicisinin kafasında kimi kez bu deneylerinin bir görüngüsünü, kimi kez ise tüm yaşam güçleriyle bu deneylerin kendilerini canlandırır. Bu bir yoğunluk, güçlülük sorunudur: görüntü donuktur, gerçek ise yakın ve parlaktır. ikisinden birini canlandırıp, uyandırabilir. Bu da saptayıcı olanaklara ya da tutuma bağlıdır. Yüreğin durup durup aralıklı çalışması bilinen bir yasaya dayanmaz. Müziğin bir başka tuhaflığı –tüm öteki sanatlarla bir ölçüde paylaştığı- yektin tümler, biçiminde deneylerini canlandırmasıdır; bir başka deyişle, anımsanan özgün deneyler nice yarım, belirsizlik içinde nice karmaşık olursa olsun, her dinleyicinin alabileceği yetenek ölçüsünde yetkin ve tümdür verilen. “Her zaman duyduğumuzu, ancak hiçbir zaman açıklayamadığımızı açık seçik ortaya koyduğu” için sanatçıya, özellikle müzisyene, içten borçlu duyarız kendimizi. Anlatıcı müziği dinlerken sanatçının özgün deneyine ulaşamayız kuşkusuz -bizim ötemizdedir bu çünkü, üzüm devedikeninde büyümez- ancak yeteneğimiz ölçüsünde en iyi deneye, müziği dinlemeden öncekinden daha iyi, daha tüm bir deneye ulaşırız.

Müziğin anlatılamayanı anlatmadaki gücü, salt söze dayanan sanatçıların en ünlülerince de onanmıştır. “Othello”yu, “Kış Masalı”nı yazan kişi anlatacaklarını sözle söyleyebilmiştir. Ancak, -burada Wilson Knigh’ın da ilginç deneyinden yararlanarak söyleyebilirim- gizemci nitelikte bir duygu ya da sezinin iletilmesi gerektiğinde Shakespeare anlamayı kolaylaştırmak için sürekli müzikten yardım istemiştir. Kendi küçücük tiyatro yapımı deneyime dayanarak, müzik iyi seçildiğinde, ona boşuna başvurulmadığını inançla söyleyebilirim.

Benim romanımın –- oyunlaştırılmasının son bölümünde Beethoven’ın ağır ağır giden A minor Quartet’inden seçmeler oyunu bütünler. Ne oyun ne de müzik benimdir; bundan ötürü oyunda müziğin yarattığı etkinin, benim görüşümce, şaşılacak ölçüde güzel olduğunu söyleme bağımsızlığı içindeyim.

“Yeterince yerimiz, zamanımız olsaydı…” Bunlar bir tiyatronun bize veremeyecekleridir kesinlikle. Romanda “seslerin” keskinliğini hafifleten, ya da hiç değil hafifletmek üzere konmuş, hemen tüm üstü kapalı ya da açıkça belirtilmiş “karşıtların” kısaltılmış bir oyundan çıkartılması gerekliydi. Oyun tümüyle şaşırtıcı bir katılık, zorbalık içindeydi. Bu hemen hiç hafifletilmemiş sertlikler dünyasına birden bire giren Beethoven’in “Heilige Dankgesang”ı oyunu olağanüstü bir görünüme sokmuştu. Korkunç ancak yine de güven verici, tüm anlayışı aşan bir barış içinde saklı, kutsal bir güzellikle bir tanrı gerçekten görünerek inmişti sanki.

Benim romanım “” -İncil’in bir bölümü- olabilirdi, uyarlayıcı Campbell Dixon da “Macbeth”in yazarı; ancak biz yazarlar, yeteneklerimiz nice olursa olsun, nice uğraşırsak uğraşalım, duyarlı bir dinleyici iki üç dakikalık bir keman çalışının aydınlattığı türde bir anlatım olanağına hiçbir söz ya da oyunlaştırmayla ulaşamayız.

Anlatılamayanın anlatılmaması gerektiğinde, Shakespeare kalemini bırakıp müziğe dönmüştür. Ya müzik de başarısız kalırsa? Evet, işte o zaman sessizlik vardır hep sığınacak. Çünkü her zaman, her yerde sessizliktir arda kalan, sessizliktir her şeyin ötesi.

Ötesi Sessizlik 

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde Bir Dünya Prömiyeri

SAHNESİNDE BİR DÜNYA PRÖMİYERİ: “GENÇ WERTHER’İN ACILARI”

, sezonun ilk yeni bale eserinde bir dünya prömiyerine imza atıyor. Fransız sanatçı ’in, ’in müziklerine uyarladığı “Genç Werther’in Acıları”, 24 Aralık Cumartesi 20:00’de Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde seyirciyle buluşuyor.

3. yıldır Ayfer Zeren başkoreograflığında perde açan İstanbul Devlet Opera ve Balesi, yeni sezonun ilk eserini John Wolfgang van ’nin dünyaca ünlü klasiği “Genç Werther’in Acıları”nın bale uyarlamasıyla açıyor. Fransız koreograf Yannick Boquin ile İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Siner Gönenç tarafından, F. Chopin’in müzikleri üzerine sahnelenen eserin 24 Aralık’ta gerçekleşecek ilk temsili aynı zamanda dünya prömiyeri olma özelliği de taşıyor.

Geçtiğimiz senelerde kapsamında İstanbul seyircisi için eserden ufak bir parça sahneleyen Fransız koreograf Boquin, bu parçanın gördüğü büyük ilginin ardından bu sene eserin tümünü 2 perde olarak sahneye koyuyor. Genç Werther’in Charlotte’ye olan aşkını, orijinal romana bağlı olarak yorumlayan koreograf, romantik dönemin en önemli bestecilerinden Chopin’in müzikleri üzerine kurguladığı atmosferde lirizmi doruklara taşıyor.

Uzun zamandır canlı müziğe hasret kalan bale dansçılarını ve seyircilerini gülümsetecek bir gelişme de eserin belkemiği niteliğinde. Chopin’in 28 parçasından oluşan repertuvar, Bakü asıllı piyanist ve aynı zamanda İzmir Devlet Opera ve Balesi misafir sanatçısı Yelena Şekalyova tarafından canlı olarak seslendiriliyor. Eserin bir diğer sürprizi ise başarılı bariton Bahadır Noyan Coşkun’un seslendireceği kendi bestesi olan arya.

Eserde Werther’i Melih Mertel/Erhan Güzel, Charlotte’yi Deniz Zirek/Zuhal Balkan, Albert’i Barış Adikti/Ömer Erenler Albert’in yakın arkadaşı Wilhelm’i ise Egemen Kement/M.Nuri Arkan ile grup danslarını İDOB bale sanatçıları yorumluyor. Eserin ait olduğu dönem olan 18.yüzyılı andıran dekor ve kostümlerin yaratıcısı başdekoratör İsmail Dede, ışık ise Bülent Darcan imzası taşıyor.

24 Aralık’tan itibaren 27-29 ve 3-17-19-21 Ocak 2012 tarihlerinde Kadıköy Süreyya Opera Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak olan Genç Werther’in Acıları, bale sahnesinde drama sevenler için kaçırılmaması gereken bir eser! Bilet satış için : 0 216 346 15 31 – 120/121  www.dobgm.gov.tr

Yannick Boquin hakkında

Bale eğitimini Paris Opera Bale Okulu’nda ve Paris Ulusal Konservatuvarı’nda aldı. Bonn Opera Balesi, Flanders Kraliyet Balesi, Roma Opera Balesi ve Deutsche Oper Berlin’de baş dansçı olarak dans etti.

2004 yılından 2006’ya kadar Vienna Staatsoper Ballet’de Bale Eğitmeni ve Çalıştırıcı olarak görev yaptı. Bu tarihten sonra Paris Operası, Hollanda Dans Tiyatrosu, Dresden SemperOper Ballet, Finlandiya Ulusal Balesi, İsveç Kraliyet Balesi, Hollanda Ulusal Balesi, Norveç Ulusal Balesi, Houston Ballet, Béjart Ballet Lausanne, Tokyo Balesi, Prag Ulusal Balesi, Moskova Stanislavski Tiyatrosu, Centre Int. de Danse de Cannes Rosella Hightower yaz kursu, Les Ballets de Monte-Carlo, Kanada Ulusal Balesi ve Bolşoy Tiyatrosu gibi topluluk ve okullarda misafir sanatçı olarak görev yaptı.

Kariyeri boyunca aldığı ödüller arasında Paris Konservatuvarı Birincilik Ödülü (1981), Houlgate Yarışması’nda Altın Madalya (1985), Paris’te yapılan Uluslararası Yarışma’da Altın Madalya (1987) ve ‘Positano ve Leonide’ Ödülü (1995) yer almaktadır.

www.sanatlog.com

Nobuyuki Tsujii Türkiye’de!

dünyasının en çok konuştuğu isim…

Doğuştan görme engelli genç piyanist 9 Aralık’ta CRR’de!

Uzakdoğu, Ortadoğu, Amerika, Asya ve Avrupa’da sayısız gerçekleştiren doğuştan görme engelli, 23 yaşındaki, Japon piyanist Nobuyuki Tsujii, 9 Aralık Cuma akşamı saat 20.00’de Cemal Reşit Rey Salonu’nda verecek. Van Cliburn Uluslararası Piyano Yarışması’nın şampiyonu olan Nobuyuki Tsujii, , ve ’den eserler seslendirecek.

“Piyano vücudumun bir parçası gibi.”

Henüz 8 aylıkken annesinin dinlettiği Chopin yorumları içinden tercih yapabilen Nobuyuki Tsujii, 2 yaşında geldiğinde, annesin hediye ettiği oyuncak piyano ile oynamaya başlamış. Doğuştan görme engelli Tsujii, bu sebeple piyano çalmanın kendisine hep çok basit ve doğal geldiğini, piyanoyu vücudunun bir parçası gibi hissettiğini söylüyor.

Piyano çalarak insanları mutlu etmek.

Nobuyuki Tsujii 5 yaşındayken ailesiyle gittiği alışveriş merkezinde piyano sesini duyar duymaz piyanistin yanına gitmek ister. Piyanisten izin isteyip tabureye oturan Tsujii çalmaya başladıktan sonra etrafının insanlarca kuşatıldığını fark eder.  “Ne güzel çalıyor”, “Dahi çocuk” fısıldaşmalarının arasında Tsujii; piyano çalarak insanlarla iletişim kurabileceğini ve onları mutlu edebileceğini anlar.

Müziğin sınırları olmadığını gösteren doğuştan görme engelli Nobuyuki Tsujii, 1988 Tokyo doğumlu. Dünyanın sayılı orkestraları ve salonları tarafından ilgiyle takip ediliyor.

Nobuyuki Tsujii, Japonya’da pek çok sanatçıdan daha çok tanınıyor. Yalnızca 2009-2010 sezonunda, Asya kıtası dâhil olmak üzere 50’nin üzerinde performans sahneleyen Tsujii, 2010 yazında, Ravinia Festivali’nde ilk defa sahne aldı. 2010-2011 sezonunda ise sanatçı; Mondavi Center, UCLA Performans Sanatları Merkezi’nde Takacs Quartet ve Yutaka Sado gözetimindeki BBC Filarmoni ile birlikte performans sergiledi.

İlk ödülünü 7 yaşındayken Japonya’da düzenlenen Görme Engelliler Yarışması’nda kazanan Tsujii, 12 yaşındayken Tokyo Suntory Salonu’nda resitaller vermeye başladı. Japonya’nın önde gelen orkestraları ve aynı zamanda dünyanın önde gelen orkestraları ile birlikte Asya, Avrupa, Amerika ve Orta Doğu’da konserler veren sanatçı, 2005 yılında 16 yaşındayken Polonya’da düzenlenen 15. Uluslararası Frederic Chopin Piyano Yarışması’nda “Critic’s Award” ödülünü kazandı. 2009 yılında Texas’ta düzenlenen 13. Van Clibrun Uluslararası Piyano Yarışması’nda altın madalya kazanan Nobuyuki Tsujii, halen Ueno Gakuen Üniversitesi’nde Masahiro Kawakami, Yukio Yokoyama ve Kyoko Tabe ile çalışmalarını sürdürüyor.

50.00 – 40.00 – 30.00 ve 20.00 TL olan konser biletleri CRR Konser Salonu Gişesi ve Biletix’te!    

www.sanatlog.com

Oda Müziği Konserleri Devam Ediyor…

serisinin ikinci konseri 3 Kasım Perşembe günü ile gerçekleşecek. 1996 yılında kurulan grup, klarnet için yazılmış repertuarını tanıtarak çalışmalarına başladı. Özellikle, Türkiye’de klarnet beşlisi için yazılmış orijinal kompozisyonların yetersizliği nedeniyle, kendi repertuarını oluşturmak ve geliştirmek için çalışmalara devam eden Ametist Klarnet Quintet, tanınmış klasik, folk ve caz müziği eserlerinden pek çok sayıda uyarlama ve düzenlemeleri de seslendiriyor…

Saat 20:30’da başlayacak öncesi müzikseverler Pera Café’de mönüsünün keyfini çıkarabilirler.

Konserler müze giriş biletiyle izlenebilir.

Program için tıklayınız

 

www.sanatlog.com

Oda Müziği Konserleri Başlıyor…

’nde “ Konserleri” başlıyor…

, yönetmenliğini Kemal Küçük’ün yaptığı, klasik müziğin özü olarak kabul edilen düzenlemeye başlıyor. Aylık olarak devam edecek konserlerde, genç ve yetenekli solistlerin oluşturduğu oda müziği gruplarına yer veriliyor ve ilk konser 27 Ekim Perşembe günü saat 20:30′da Türkiye’nin ilk bakır nefesli beşlisi grubu ile gerçekleşiyor.

Golden Horn Brass Quintet klasik, caz, pop, Anadolu ezgileriyle kendi üsluplarını birleştiriyor. 2004′te Begüm (Gökmen) Azimzade tarafından kurulan grup, 2 trompet, korno, trombon ve tuba enstrümanlarından oluşuyor. Grubun sanatçıları Golden Horn Brass Quintet koserlerinin yanısıra, Bilkent Senfoni Orkestrası, İstanbul Devlet ve Balesi Orkestrası, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndaki görevlerine de devam ediyor.

Saat 20:30′da başlayacak öncesi müzikseverler Pera Café’de konser mönüsünün keyifini çıkarabilecekler.

Konserler müze giriş biletiyle izlenebilir.  

www.sanatlog.com

Sonraki Sayfa »