Orhan Pamuk – Severdim Seni

Ağustos 2, 2012 by  
Filed under Edebiyat, Roman, Sanat, Ustalara Saygı

’un 1990 yılında yayımlanan Kara adlı romanından bir bölüm…

Okuldayken aynı sıralarda oturmazdık; ama sıcak bahar günlerinde sınıfta uzun tartışmalardan sonra pencere açıldığında, hemen arkasındaki kara tahtanın karasından aynalaşan camın içinde yansıyan yüzünü şimdiki gibi seyrederdim.

İlk rastlaştığımızda bacakların o kadar ince, o kadar narin gözükmüştü ki bana, onların kırılıvereceğinden korkmuştum. Tenin sanki çocukken daha sertti de, büyüdükçe, ortaokuldan sonra renklenerek inanılmaz bir incelikle yumuşadı. Evin içinde oynamaktan kudurduğumuz sıcak günlerinde, bizi bir plaja götürmüşlerse eğer, dönüş yolunda, ellerimizde Tarabya’dan aldığımız dondurmalarla yürürken, sivri tırnaklarımızla kollarımıza, üzerindeki tuzu kazıyarak harfler yazardık. İnce kollarının üzerindeki küçük tüyleri severdim. Güneş yanığıyla pembeleşen bacaklarını severdim. Başımın üzerindeki raftan bir şey almak için uzandığında yüzüme dökülüveren saçlarını severdim.

Annenden alıp giydiğin askılı mayonun sırtında bıraktığı askı izlerini, sinirlendiğin zaman saçlarını dalgın dalgın çekiştirmeni, filtresiz sigara içerken ortanca ve başparmaklarınla dilinin ucundaki tütün parçasını yakalayışını, film seyrederken ağzını açışını, kitap okurken elinin altındaki bir tabakta bulduğun leblebileri ve fındıkları farkında olmadan yiyişini, anahtarlarını kaybedişini, miyopluğunu kabul etmediğin gözlerini kısışını severdim. Gözlerini kısıp uzaktaki bir noktaya bakarken başka bir yere gittiğini, başka bir şey düşündüğünü anlayınca seni endişeyle severdim. Aklının içindekilerinin bildiğim kadarını ve daha çok da bilmediğim kadarını korkuyla korkuyla severdim, Allahım!

Birlikte gittiğimiz bir misafirlikte, ağır havası sigara dumanlarıyla mavileşmiş bir odada, senden üç adım ötede oturan bir anlatıcının hikâyesini dikkatle dinlerken, geceyarısı o ‘ben burada değilim’ ifadesi ağır ağır yüzünde belirdiğinde seni severdim. Tembellikle geçen bir haftadan sonra, gömleklerinin, yeşil kazaklarının ve bir türlü atmaya kıyamadığın eski geceliklerinin arasında bir kemeri istemeye istemeye ararken, açık kapısından içerisi gözüken dolaptaki inanılmaz karışıklığı fark ettiğinde yüzünde beliren yılgınlık ifadesini severdim. Bir heves ressam olmaya karar verdiğin çocukluk günlerinde, Dede’yle birlikte masaya oturup ağaç çizmeyi öğrenmeye koyulduğunda, Dede’nin konu dışına çıkan takılmalarına öfkelenmeden güldüğünde seni severdim. Dolmuşun kapısını ucu dışarıda kalan mor paltonun üzerine kapadığında ve şimdi elinde tuttuğun beş liranın, şimdi yere düşüp kaldırım kenarındaki ızgaraya doğru kusursuz bir yay çizerek ne güzel yuvarlandığını gördüğünde yüzünde beliren oyuncu şaşkınlığı severdim.

Severdim seni, pırıl pırıl bir nisan günü küçük balkonumuza çıkıp sabah astığın mendilin hala kurumadığını, demek ki güneşin seni aldattığını anladığında ve hemen sonra, arka arsadan gelen çocuk cıvıltılarına hüzünle kulak kabarttığında seni severdim. Birlikte gittiğimiz bir filmi bir üçüncü kişiye hikâye ederken belleğinin ve hatırladıklarının benimkinden ne kadar farklı olduğunu korkuyla anladığımda seni severdim.

Severdim seni; aile içi izdivaçlar ve akrabalar arasındaki evlilikler üzerine bol resimli bir gazetede makale döktüren profesörün incilerini bir köşeye çekilip bana sezdirmeden okuduğunu gördüğümde ve ne okuduğunu değil; ama okurken yalnızca üst dudağının Tolstoy kahramanları gibi hafifçe öne çıktığını gördüğümde seni severdim. Asansör aynasında kendine bir başkasına bakar gibi bakışını ve nedense bu bakıştan sonra hatırladığın şeyi telaşla çantanın içinde arayışını severdim. Biri yan yatmış ince bir yelkenli, öteki kambur bir kedi gibi yan yana durarak saatlerce seni bekleyen topuklu ayakkabılarının içine aceleyle girişini ve saatler sonra, eve döndüğünde ayakkabıları gene aynı çamurlu ve asimetrik yalnızlığa terk etmeden önce kalçalarının, bacaklarının ve ayaklarının kendi kendilerine yaptıkları hünerli hareketleri seyretmeyi severdim. Sigara küllüğünü tepeleme dolduran izmaritlere ve kara başlarını umutsuzca bükmüş yanık kibritlere bakarken kederli düşüncelerin kimbilir nereye gittiğinde seni severdim.

Severdim seni her zaman yürüdüğümüz sokaklarda, bir an, sanki güneş o sabah batıdan doğmuş gibi yepyeni bir ışık ve yepyeni bir köşeyle karşılaştığımızda, sokakları değil, seni severdim. Birden çıkan lodosla karların eridiği ve İstanbul’un üzerindeki kir bulutlarının temizlendiği kış gününde, antenlerin, minarelerin ve adaların arkasından bana gösterdiğin Uludağ’ı değil, başını omuzlarının içine çekerek ürperen seni severdim. Çinko tenekelerle yüklü ağır arabayı çeken sucunun yorgun ve yaşlı atına kederle baktığında severdim seni. Dilencilere para vermeyin, onlar aslında çok zengin diyenlerle alay ettiğinde ve herkes labirentimsi merdivenlerden kıvrılarak sinemadan yeryüzüne ağır ağır çıkarken, bir kestirme bulup bizi bütün kalabalıktan önce kaldırıma çıkardığın zamandaki mutlu gülüşünü gördüğümde seni severdim. Saatli Maarif Takvimi’nden bizi birlikte ölüme yaklaştıran bir yaprağı daha kopardıktan sonra, en altta günün yemeği olarak önerilen etli nohut, pilav, turşu ve karışık kompostoyu, yaklaştığımız ölümün bir işaretini okur gibi ağırbaşlı ve hüzünlü bir sesle okumanı ve Kartal marka ançuvez tüpünün önce rondelayı çıkartıp, sonra kapağı sonuna kadar çevirip açılacağını bana sabırla öğrettikten sonra, üretici Mösyö Trellidis’in saygılarıyla, demeni severdim. Kış sabahları yüzünün renginin şehrin üzerindeki soluk beyaz göğün renginde olduğunu gördüğümde, çocukluğumuzda, caddenin ırmağından akan arabalar arasından, bir kaldırımdan öteki kaldırıma bir koşu çılgın ve neşeli geçişini seyrettiğim zamanki gibi, seni endişeyle severdim.

Severdim seni, cami avlusunda, musalla taşında yatan tabuta konan kargaya dikkatle ve gülümseyerek baktığında, radyo tiyatrosu taklidi sesinle annenle babanın kavgalarını oynadığında seni severdim. Ellerimin arasına dikkatle başını alıp gözlerinde hayatımızın gittiği yeri korkuyla gördüğümde seni severdim. Vazonun yanında, neden orada bıraktığını anlayamadığım yüzüğünü günler sonra gene orada gördüğümde seni severdim. Efsane kuşlarının ağır ağır uçup havalanışını andıran uzun bir sevişmenin sonunda, ağırbaşlı şenliğe kendi şakaların ve yaratıcılığınla en sonunda senin de katıldığını anladığımda seni severdim. Dikine değil yanlamasına kestiğin elmanın içindeki kusursuz yıldızı bana gösterdiğinde seni severdim. Öğle vakti, yazı masamın üzerinde oraya kadar nasıl geldiğini anlayamadığım bir tel saçını gördüğümde ve birlikte çıktığımız bir yolculukta, tıkış tıkış belediye otobüsünün tutunma demirlerine sarılan öbür eller arasında yan yana duran ellerimizin birbirine ne kadar az benzediğini kederle gördüğümde, seni kendi gövdemi tanır gibi, beni terk eden ruhumu arar gibi, bir başka kişi olduğumu acı ve sevinçle anlar gibi severdim.

Severdim seni, nereye gittiğini bilmediğimiz bir trene bakarken yüzünde beliren esrarlı ifadeyi ve bu kederli bakışının tıpatıp aynısını, bir akşamüstü sürülerle kargaların çığlıklar atarak çılgın gibi uçuştuğu bir saatte, elektrikler birden kesildiğinde evimizin karanlığı ile dışarısının aydınlığı yavaş yavaş yer değiştirirken gene esrarlı ve hüzünlü yüzünde ben gördüğümde kapıldığım o çaresizlik, acı ve kıskançlıkla severdim seni.

Oğuz Atay Testi

Temmuz 30, 2012 by  
Filed under Edebiyat, Kitaplar, Roman, Sanat, Ustalara Saygı

ismi duyulunca dünyasında hep bir sis perdesi aralanır. Okuyucusunun Tutunamayanlar’ın karakterleri ile özdeşleştiği yapıtlar arasında belki de en ilginçlerindendir. Hatta yazın dünyası içerisinde onun yapıtlarının okunması bir aşama olarak kabul edilir. Aramızdan biraz erken ayrılmak zorunda kalan Türk edebiyatının oyunbozanını bakalım ne kadar iyi tanıyorsunuz?

1-   Oğuz Atay’ın edebi yapıtları dışında yayımlanmış bir kitabı daha bulunmaktadır. Bu yapıtın adı nedir?

a)    Matematik

b)    Coğrafya

c)    Topografya

d)    Mekanik

2-   Yazarın babası hangi ilden ve hangi partiden milletvekili seçilmiştir?

a)    İzmir- CHP

b)    Malatya- DP

c)    Kastamonu- CHP

d)    Edirne- CHP

3-   Aşağıdakilerden hangisi, yazarın yayımlanmış tek tiyatro oyununun adıdır?

a)    Deli Dumrul

b)    Oyunlarla Yaşayanlar

c)    Kafatası

d)    Çiçu

4-   Oğuz Atay “ben buradayım sevgili okuyucu, sen neredesin acaba?” cümlesini hangi öyküsünün sonunda kullanmıştır?

a)    Demiryolu Hikayecileri

b)    Unutulan

c)    Beyaz Mantolu Adam

d)    Korkuyu Beklerken

5-   Tutunamayanlar romanında Olric kimin yol arkadaşıdır?

a)    Selim Işık

b)    Turgut Özben

c)    Süleyman Kargı

d)    Günseli

6-  Albay Hikmet karakteri yazarın hangi kitabına konu olmaktadır?

a)    Tutunamayanlar

b)    Bir Bilim Adamı’nın Romanı

c)    Korkuyu Beklerken

d)    Tehlikeli Oyunlar

7-   Aşağıdakilerden hangisi, Oğuz Atay’ın 1960’lı yıllarda yazarlık yaptığı dergilerden biridir?

a) Yön

b) Pazar Postası

c) Olaylar

d)Türk Solu

8-   Oğuz Atay üzerine yapılan incelemeler yapan Yıldız Ecevit, bu çalışmalarını hangi kitapta toplamıştır?

a) Oğuz Atay’da Aydın Olgusu

b) Ben Buradayım. Oğuz Atay’ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası

c) Oğuz Atay İçin Sempozyum

d) Oğuz Atay’a Armağan Türk Edebiyatının Oyunbozanı

9-  Aşağıdaki edebiyatçılardan hangisi, Oğuz Atay’ı düşünsel anlamda etkilemiş olan yazardır.

a)    Orhan Kemal

b)    Kemal Tahir

c)    Yaşar Kemal

d)    Aziz Nesin

10- Oğuz Atay’ın hayatını kaybetmeden önce tamamlamayı istediği üç ciltlik çalışmasının adı nedir?

a)    Türkiye’nin Ruhu

b)    Türkiye Düzeni

c)    Türkiye’nin Az Gelişmişliği

d)    Türkiye’nin  Kimliği

11- Yazarın yarım kalan son romanı Eylembilim’in baş kahramanı kimdir?

a)    Hikmet Benol

b)    Server Özbudak

c)    Mustafa İnan

d)    Coşkun Ermiş

12- Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ı bastırmak için çok uğraşmasına rağmen umutlarının tükendiği noktada yayımlayan isim kimdir?

a) Cevat Çapan

b) Hayati Asılyazıcı

c) Erdal Öz

d) Fazıl Hüsnü Dağlarca

13-  Oğuz Atay’ın mezun olduğu ve daha sonra öğretim üyesi olarak çalıştığı üniversite hangisidir?

a) ODTÜ

b)BOĞAZİÇİ

c) İTÜ

d) İÜ

Cevap anahtarı: 1c, 2c, 3b, 4a, 5b, 6d, 7b, 8b, 9b 10a, 11b, 12b, 13 c

Değerlendirme: 1-4a arası doğru genel geçer bir Oğuz Atay tanışıklığı içerisinde olduğunuzu göstermektedir. 4–8 arası Oğuz Atay’ı artık keşfetmeye başladığınızın göstergesidir. Keşfe devam. 8–12 arası ise artık Oğuz Atay’ı ve onun dünyasına yakından tanıyorsunuz demektir.

serkanfirtina35@gmail.com

Yazarımızın öteki yazıları için tıklayınız. 

George R. R. Martin – Taht Oyunları / Buz ve Ateşin Şarkısı I

Nisan 23, 2012 by  
Filed under Edebiyat, Kitabiyat, Roman, Romanlar, Sanat

Yazarın 1996 yılında yazmaya başladığı, Buz ve Ateşin Şarkısı Serisi’nin ilk kitabı olan Taht Oyunları’nda Ortaçağ ve Antik Çağ havasının başarılı bir şekilde serpiştirildiği, geniş coğrafyada, Dar Deniz’in özgür şehirler ve Moğol-Kızılderili karışımı diyebileceğimiz Dothraki Kabilesi ile, uzun mücadeleler sonucu tek bir krala bağlanmış, yedi büyük hanedanlığın oluşturduğu birleşik krallık coğrafyasından, sınırların en kuzeyinde Çin Seddi’ne benzeyen devasa bir buzdan surla nesiller boyu arkasından gelecek tehditlere karşı koruma sağlayan tarihteki Hospitalier’ler veya Töton Şövalyeleri gibi özel bir yeminle birbirlerine bağlanarak hayatlarını Sur’a adayan Gece Bekçilerine uzanan bir macerayı gözlemliyoruz.

Ardından büyük Sur’un fazla uzağında olmayan ve yedi hanedanlıktan biri olan Stark Hanedanlığı’nın merkezi olan ve lordu Eddard Stark’ın, geniş ailesi, ona bağlı feodal sistemle birbirine bağlanan bölgede yer alan Kışyarı (Winterfell)  gibi mekânların detaylı bir şekilde kullanılmasıyla ünlü yazar ’in kurgusu bu müthiş paralel evren zemininde ağır ve emin adımlarla titizlikle oluşturulmuş birbirlerinden oldukça farklı ve gerçekçi karakterlerle gelen sağlam hikâyesiyle ilerliyor.

Fantastik üzerinde açtığı yeni sayfadaki kelimelere tutunacak olursak, artık klasikleşmiş iyi ve kötü arasında süregelen mücadelenin ardından gerçekleşen “iyiler her zaman kazanır” mitinin arkasına saklanmayan, karakterler arasında belirgin iyi ve kötü ayrımının belirsizliğini koruduğu, günümüzün modern dünyasına oldukça benzeyen karışık ve politikleşmiş bir evrende geçen hikâye okuyucularını bekliyor.

 

George R. R. Martin –

Epsilon Yayınevi      

Çeviren: Sibel Alaş

Editör: Yasin Özdemir

Fiyatı: 29.00 TL

Mehmet Onur Kocabıyık

m.onurkocabiyik@hotmail.com

Cenk Kayakuş – Saplantı

Tarihin karanlık dönemlerinden gelen inanılmaz bir gizem… Petrol zengini bir Arab’ın bu tehlikeli sırra karşı duyduğu derin bir saplantı…

Hakan Geda ve Semih Erkan, bu kez çok daha geniş çapta bir felaketin içinde yer alıyorlar. Bu sefer kurtarmaları gereken sadece kendileri değil; yaklaşan büyük felaketten habersiz, hayatlarına devam eden binlerce masum insan… Bu korkunç felaket durdurulabilecek mi? Kesin olan tek bir fley var. Dünyayı bir deliliğin eşiğinden döndürmek için feda edilenler, ardında geri dönüşü olmayan izler bırakacaklar…

Aksiyon ve gerilim öğelerinin ustaca harmanlandığı bu kitabı son sayfasına ulaşmadan elinizden bırakmak istemeyeceksiniz.

DAĞITIM TARİHİ: 5 MART 2012

SAPLANTI – CENK KAYAKUŞ

ALTIN BİLEK YAYINLARI

ISBN: 978-605-5831-17-2

BARKOD: 9786055831172

SAYFA SAYISI: 431

FİYAT: 24 TL

Eugenia Fakinu – Aşk, Yaz, Savaş

Maria, evlilikten kaçıp evinden ayrılıp büyülü şehir İskenderiye’ye doğru tek başına yola çıktığında henüz daha on ikisindeydi. Yaşamın kendisine cömert davrandığını söylemek zor. Savaşın çetin koşullarını yaşamış ve sevdiği adamı savaşa kurban vermiş olan yaralı Maria’nın yaşamdaki tüm umudu silinmişken, ortalama bir aşka teslim olup yaşamını kökten değiştirmek cesaretini gösterdiğinde ancak yirmi altısına varmıştı. sonrası yokluklarıyla, isyanlarla, politik kavgalarla, var olma savaşlarıyla geçen, öğrenme aşkının süslediği, çalışkanlığın yaşanılır kıldığı bir ibret hikâyesi Maria’nınki… Her satırı yaşanmış, her satırı büyülü… Aşka kucak açmanın ve ona teslim olmanın değil; aşka karşı savaşmanın ve onu kullanmanın, direnmenin, dayanmanın ve yaşamının soluk kesen öyküsü… ”

Aşk, , Savaş keyfiyle okuyucuyu kazanıp insana hayatın ötesinde “laus vitae”yi sunuyor. İyi bir eserinin elinizde bulunmasından daha iyi ne olabilir ki?” V.D. Anagnostopulos Thessalia Üniversitesi Öğretim Görevlisi “…

Kişisel ve toplu anıların bağlantısından oluşan kurgusundaki ’nun gücü insanı etkiliyor. Sonucunda büyük bir ustalıkla, karakterlerinin değişimini en inandırıcı şekilde belirtme gücüne sahip olaylar yaratmayı başarıyor…” 

Yorgos Vaylakis

Diavazo Edebiyat Dergisi Mart 2004

“…Eugenia Fakinu, her seferinde kurduğu daha basit ancak oldukça net ve duru, sadeliğin kattığı güzelliklerle zenginleşen bir anlatımın içinden çıkarak güçlü duygular yaratan etkileyici sahneler yaratarak dilini daha keyifli hale getirebilecek bir olgunlukla yazıyor.” 

M.G. Meraklis

Atina Üni. Prof. İ LEKSİ Edebiyat Dergisi Ağustos 2003

“..kişisel ve toplumsal hafıza ve birikimi, kendi kendini tanıma denizine doğru götüren bir sandal gibi değil mi Evgenia Fakinu’nun romanında belirip kaybolan. Chopen’in piyanoda çalınan “Nocturne”ne benzer bir müzik gibi duyuluyor. Susuyorsun.” Eleftheria Gazetesi Mayıs 2003 “Bazı insanlar vardır… Büyük bir hareket yapmaksızın şaheserler yaratırlar. Topraklarının tarihi tenine işlemiştir onların ama sessiz kalarak kendi yollarına devam etmişlerdir. Eugenia Fakinu’nun yeni kitabının kahramanı da böylesi bir insan.” Mikela Hartulari TA NEA Gazetesi Mayıs 2003 

DAĞITIM TARİHİ: 5 MART 2012

AŞK YAZ SAVAŞ – EUGENIA FAKINU

ÇEV: ŞEBNEM ARSLAN

ALTIN BiLEK YAYINLARI 

ISBN: 978-605-5831-19-6

BARKOD: 9786055831196

SAYFA SAYISI: 373

FİYAT: 24 TL

Sonraki Sayfa »