Bataklıkta Bir Sanatçı: Yaşar Kurt
Kasım 26, 2011 by Editör
Filed under Dünya Müziği, Müzik, Müzik Albümleri
Öyle olduğu söyleniyor ki, ülkemizde eline gitar alan her genç, Yaşar Kurt’la başlarmış müzik yapmaya; ona özenir, ondan etkilenirmiş. Sebebi nedir, bilmiyorum. Buna mukabil, “muhalif rocker” dendiğinde, akla ilk gelenlerden birinin Kurt olduğunu biliyorum. Hem herkesin sevdiği, beğendiği bir sanatçı olup hem de muhalif olabilmenin nasıl mümkün olduğunu ise, hiç anlamıyorum. Burada da zaten, adı geçen kişinin, popülerliği muhalifliğe tercih ettiğine, muhaliflikten istifa ettiğine değinmek istiyorum.
Sekiz yıl sonra çıkardığı “Güneş Kokusu” adlı albümü ile, sanatçı, şu günlerde hayli gündemde. Fakat henüz, albümün güzelliği, kalitesi, bir yerlerde zikredilmiş değil. Yaşar Kurt, geçtiğimiz haftadan beri, verdiği mülakatlarda söyledikleri ile anılıyor.
Yıllarca, büyük bir zevk ve beğeni ile, yazılarını okuduğunuz, şarkılarını dinlediğiniz, konuşmalarını takip ettiğiniz kişilerin; gün gelip de bütün o beğeninizi bile unutturacak derecede saçmalaması, yani daha nazik ifade ile, bir “kopuş” yaşaması; belki sizin sürekliliğinizi pekiştirebilir; ancak, yaşayacağınız kandırılmışlık duygusu, büyük bir handikap olarak ortadadır.
Cem Karaca’nın ölmeden evvel, Fethullah Gülen’e merak sarması; İlkay Akkaya ve Sırrı Süreyya Önder’in Said Nursi hayranlığını açıklaması; Yılmaz Odabaşı’nın referandumda “evet” demesi; o güne dek kendilerini takip edenleri üzmüştü ya; doksanlı yıllardan bu yana, solcu gençler için önemi olduğu söylenen Yaşar Kurt da, bu “üzen tayfa”ya, an itibari ile iltica etmiş görünüyor.
Belki parantez içinde söylemem gerekiyor, adı geçenlerden, Cem Karaca dışında hiçbiri ile ilgili, bunlar nereye dönerlerse dönsünler, herhangi bir üzüntü yaşamadım; hiçbiri ile bir “siyasi bağ”ım yoktu zira, olamaz da! Fakat şu önemli, bu konuda üzüntüm, “açılım kahvaltısı”nda ekmeğini reçelleyen Sırrı Süreyya’dan hala büyük bir devrimci yaratmaya çalışanların durumunadır!
Derdimiz sanıyorum anlaşıldı. Şimdi, konunun asıl kısmına, Yaşar Kurt ile ilgili bölüme ayrıntılı biçimde bakabiliriz.
Sanatçının 13 Kasım tarihli Zaman gazetesinde yayınlanan röportajında söyledikleri, evet kendisini tekrar gündem haline getirmiştir; belki de artık herkes için tek amaç budur; fakat, bir şeylere, AKP’nin iktidarını olumlayacak tuzaklara bu kadar hızlı ve gönüllü biçimde düşmek, saflık değilse eğer, yılgınlıktır.
Samet Altıntaş isimli şahıs, Yaşar Kurt’a, açıkça görülüyor, yeni albüm ile ilgili üç tane klişe soru yöneltiyor ve daha sonra, nasıl bir yöntem ve kafayla ise artık, “lank” diye soruyor: “Antimiliter şarkılar yapan bir sanatçı olarak sivil-asker ilişkisini nasıl yorumluyorsunuz?” Niyet açıktır; ancak gazeteci sıfatlı birinin bu kadar özensiz olmasının nedeni nedir, ne olabilir? -Cevap malumdur.
Peki ya, bu bir kenara, muhalif sanatçı olarak anılan birinin, sorunun aptalcalığına aldırış etmeden, cevaba girişmesinin hikmeti nedir?
Antimiliter şarkıdan kasıt, korkuyorum anne, al beni içine, diye başlayıp askerlik yapmak istemeyen bir adamın feryadını içeren şarkıdır. Ordu’yu peygamber ocağı olarak gören, askeri darbe süreçlerinde darbecilere methiyeler düzen bir geleneğin gazetecisinin, konuyla ilgili soru sormaya hakkı yoktur; bu bir. İki, askerlik yapmak istemeyen bir kişinin içinde bulunduğu mesele, asker-sivil ilişkilerine kesinlikle dâhil olamaz, edilemez. Üç, askerlik yapma ile ilgili kanunları da, pek tabii, siviller düzenler. Yaşar Kurt’un ilgili şarkısı da kesinlikle “asker karşıtı” değildir, bu da dört.
Lakin sanatçı, yıllardır bir yerlerde konuşamamanın üzüntüsü ile belki de, bırakın soruyu sorana eleştiri yöneltmeyi, böyle bir soruyu yakalamış olmaktan duyduğu mutlulukla, uçarak yanıtlar üretiyor! Uçarak yanıtlar ürettiğinden, Samet Altıntaş’ı bile geride bırakıp ondan daha absürt, konu dışı şeyler zikrediyor.
Neymiş: “1980′de askerler tarafından her şeyin yok edildiğini görmüş biri olarak söylüyorum, çok büyük ve olumlu manada bir değişim var. Darbeciler bu ülkeye inanılmaz zararlar verdi çünkü her alanda. Sivillerin inisiyatifi eline alması gerekiyor. Çünkü askeriyenin çözümleri belli. Askere sen bomba atma, silah çekme diyebilir misin? Sivil otorite her zaman diyaloga açıktır. Daha barışçıdır fıtratı gereği. Hükümet, toplumun sivilleşme yönündeki taleplerini karşılamıştır.”
Ne kadar da “kritik” tespitler… Doğru, askere bomba atma diyebilir misiniz siz? Bu ülkenin ordusu zira, canı sıkılınca savaş çıkartan, silah çeken bir grup meczup personelden ve onlara kul köle askerlerden oluşuyor. Hayır, bu meczuplar işin kötüsü, diyaloga da açık değiller. Siviller ise, fıtrattan kaynaklı konuşkandır, candır.
Deniyorum; fakat olmuyor, bu denli önemli bir konuda, ironi bile yapılamıyor. Yahu, bunlar bir yana, muhalif sanatçı denilen bir kimse, siviller fıtrat gereği şöyle olurlar, cümlesini nasıl kurabiliyor? İnsanların dünyaya gelişleri esnasında, onlara asker veya sivil diye bir kategorizasyon mu sunuluyor? Seçilen alana göre, belirli özellikler mi yükleniyor? Mesleki konumlar, nasıl yaradılışın konusu haline gelebiliyor?
Ya hükümetin, toplumun sivilleşme taleplerini karşıladığı iddiası ne oluyor? Solcu diye bilinen birinin, neoliberalizasyon sürecini sivilleşme olarak görmesi, bilgisizliğin hangi basamağına denk geliyor?
Konuya ara verip sormak gerekiyor: Daha önce de yaşandı. Sosyalist sıfatlı kimseler, Zaman’a çok fazla konuşuyor ve bunlarda, ilgili kişiler, mütemadiyen saçmalıyor. Bu neden kaynaklanıyor? Acaba gazete, bu kişilerin, AKP-Cemaat’i öveceğini bildiğinden mi onlarla görüşüyor; yoksa bu kişiler, Zaman ismi geçince mi heyecanlanıp yandaşa dönüşüyor?
Muhabir, hazır “askerlik yapmaya karşı” bir solcuyu yakalamışken, devam ediyor: “Ama öte yandan az da olsa orduyu göreve çağıran bir kafa var. Bu zihniyete karşı neler söylemek istersiniz?” Sorunun “muhteşem”liği cevaba da bir görkem katıyor doğrusu, Yaşar Kurt, Fikret Başkaya mı okumuş yoksa o kadar “teori”ye gömülmeyip Baskın Oran’la mı yetinmiş bilinmez; ancak liberal ezberler, su gibi dökülüyor sanatçının ağzından, iyi ezberlemiş: “İttihat ve Terakki’den beri bu ülkenin yöneticileri asker kökenliydi. Yine cumhurbaşkanlarının çoğu asker kökenliydi. Askerlerin oluşturduğu bir tarih var bizde. Cumhuriyet ideolojisinin en güvendiği zümre askerler. Bu mantalitenin neler yaptığını hep beraber gördük. Darbeler kimin haklarını korudu?”
Evet, Yaşar Kurt, madem sordun, yarım bırakma, sorunun cevabını da ver; darbeler, faşistlerin, dincilerin, hepsinden önce de patronların çıkarlarını korudu, de!.. Yoksa sen, darbelerin, on tane yüksek rütbeli generalin maaşını artırmak için yapıldığını mı düşünüyorsun? Asker kökenli yönetici seni niye rahatsız ediyor ayrıca, yönetici Fethullahçı olunca sorun yok da asker olunca mı var? Hem o asker Cumhurbaşkanlarını Meclis seçmedi mi? Al işte, senin sivil dediğin adamlar askerci çıktı, şimdi n’olacak?
Geliyoruz röportajın “en önemli” kısmına; “en güzel” soru sona saklanmış, belli ki final vurucu olsun istenmiş: “Malum ana gündemlerden biri Kürt sorunu. Sizce nasıl çözülür bu mesele?” Her şeyin kurmaca olduğu o kadar bariz ki, pat diye geliyor yanıt: “Fethullah Gülen’in açıklamaları oldu yakın zamanda. Hocaefendi’nin düşüncelerini destekliyorum. 12 Eylül’de sokağa hâkim olanların 30 senedir bu meseleyi çözmesi gerekirdi. Kürt sorununun çözümünde iki tarafın da samimi olması gerekiyor. Hükümet yöntem olarak açılıma gitti; ama iş zordu. Sıkıntılar mutlaka olacaktı. Nitekim açılım sabote edildi de. İki taraftan da mevcut durum üzerinden var olanlar açılımı provoke etti, ediyorlar da.”
Ne demeli, nasıl demeli bilemiyorum; ama, memleketin duyarlı bir sanatçısının, Kürt sorununa dair çözüm önerisi, nasıl olur da mazisi iki yıllık politikaların desteklenmesi olabilir ki? Sormazlar mı adama; AKP ve Cemaat olmasaydı, Kürt sorunu çözülmeyecek miydi veya Kürt sorununa hiç başka bir çözüm önerilmeyecek miydi? AKP ve Cemaat olmasaydı, sen bu soruya yanıt veremeyecek miydin? Yıllardır seni dinleyen solcu çocuklardan mı bir şey öğrenmedin?.. Yazık!
Sorusunu geçelim, bir alıntı daha: “Modernist devrimin halka ödettiği bir bedel var Anadolu toplumunda. Yeni anayasa ile devlet halkıyla helalleşmeli. Ve bunu en kısa zamanda yapmalı.” Gayet güzel, yukarıdakiler, yanlış siyasi çizginin kafada yarattığı karışıklıktır; ancak bu söylem cehaletin farkında olmaksızın ifşaatıdır. Modernizmden, modernist devrimden zerrece anlamayan bir solcu sanatçı; çok hoş!
Yaşar Kurt’a Ermeniliği ile ilgili de soru sorulmuş; ancak buna değinmeye bile gerek yok, kendilerinden başkasına yaşam hakkı tanımayan İslamcıların oltasına nasıl gelinir ve buradan nasıl saçmalanır, daha fazla irdelemek anlamsız.
Artık, şahsın üzerinden devam etmeyelim ve birkaç genel şey söyleyelim. Demokrasi denen kavram, aslında bir bataklığın adıdır. Patron sınıfının, karakterini şekillendiren faşizmi gizlemek, perdelemek için, evvela mecburen sonra da şeklen, sosyalistlerle halkın arasında yarattığı mesafenin sınırları çizilmiş halidir. Kavganın yerine “barış”ı, devrimin yerine “reform”u, özgürlüğün yerine “serbest”liği koymasıdır. Bu lafızlarla kandırdığı insanları kendine kul köle yapmasıdır.
12 Eylül sonrası, solumuzun yenilgi kompleksi, hatayı hep içsel anlamda araması ve Batı’da esen yeni ve dandik sol rüzgârlar, Türkiye devrimci hareketini epeyce yıprattı; geldiğimiz yer ortadadır, Kürt sorununa, Alevi meselesine, türban problemine, Ermeni dalaşmalarına çözüm olarak, sürekli demokrasi talep eden bir solculuk anlayışı!
Teoriyi artık Lenin’den değil Radikal İki’den öğrenmeye çalışanların, kendilerini içine soktukları durum bellidir ; ya AKP’ye aleni veya gizliden destekçilik ya da Kürt hareketine iltica!.. Bu atmosferin, çok da okuyup yazması olmayan; ancak popüler işler yapmaları sayesinde bir yer edinen sanatçıların kafasına nasıl işlediği ise, asıl konumuz. Yaşar Kurt örneğini bu yüzden bir yazı haline getirme gereği duydum.
Demokrasi denen bataklık, AKP döneminde iyice genişlemiş, hem de derinleşmiş, buradan kurtulmak da oldukça güç hale gelmiştir. Kurt da maalesef buraya çoktan düşmüştür.
Sonuç mu; henüz bilincini yitirmemiş Türkiye solu, ümit ediyoruz ve uğraşıyoruz ki, evvela bu bataklıktan çıkıp asli görevine, devrimciliğe dönecektir ve sonra da herkesi buradan çıkartacaktır.
alpererdik@mynet.com
Eskilerden Yeni Bir İstanbul Albümü
Kasım 9, 2011 by Editör
Filed under Duyurular, Müzik, Müzik Albümleri, Sanat, Türk Sanatçılar
İstanbul Yalnız Seni Sevdim (Ertan Anapa) – Sevmekten Korkuyorum Seni (Özdemir Erdoğan)
Sokağından Geçtim Dün Gece (Ertan Anapa) – İstanbul Güzel İstanbul (Ertan Anapa)
Senden Güzel Görmedim (Berkant) - Unut Sen Beni (Selma Güneri)
Gel Güzelim Yavrum (Berkant)
Sezen Cumhur Önal’dan “İstanbul Yalnız Seni Sevdim”
“Çikolata renkli şarkıcı”, “Kadife sesli yorumcu”, “Türkçe sözlü hafif müzik” ve “Aranjman” sözleriyle zihinlerde yer eden Devlet Sanatçısı Sezen Cumhur Önal’ın İstanbul Yalnız Seni Sevdim adlı albümü raflarda yerini aldı. Albümde Ertan Anapa, Berkant, Ersan Erdura, Özdemir Erdoğan ve Selma Güneri’nin sesinden İstanbul şarkıları yer alıyor. Albüm İstanbul sevdalılarının aşkını depreştirecek nitelikte.
İBB Kültür A.Ş. tarafından yayınlanan İstanbul Yalnız Seni Sevdim adlı albümde bir zamanların dillerden düşmeyen Sokağından Geçtim Dün Gece, İstanbul Yalnız Seni Sevdim, Senden Güzel Görmedim, Gel Güzelim Yavrum, Unut Sen Beni, Sevmekten Korkuyorum Seni, İstanbul Güzel İstanbul isimli 7 şarkı yer alıyor.
Sözleri Sezen Cumhur Önal’a ait olan bu eserler Türk Pop Müziği’nin unutulmaz sesleri Ertan Anapa, Berkant, Ersan Erdura, Özdemir Erdoğan ve Selma Güneri’nin sesinde hayat buluyor.
İstanbul Yalnız Seni Sevdim İstanbul Kitapçısı’nda ve müzik marketlerde satışa sunuldu. Albümün satış fiyatı 8 TL.
SanatLog Haber
Çağrı Raydemir’in İkinci Albümü “2-Yığın” Müzik Marketlerde…
Eylül 2, 2011 by Editör
Filed under Duyurular, Müzik, Müzik Albümleri, Sanat, Türk Sanatçılar
Çağrı Raydemir’in ikinci albümü “2-Yığın” 2011 yılı Eylül ayında çeşitli dijital müzik marketlerde (Cdbaby, iTunes, Amazon, Rhapsody…) yerini aldı.
Ev stüdyosunda kaydedilen albümde sözler, müzikler, tüm enstrumanlar & vokaller, kayıtlar, düzenlemeler, miks & mastering ve kapak tasarımı Çağrı Raydemir’ e ait.
Albümün şarkı listesi şöyle:
1 – İnkar
2 – Ünvan Tiryakisi
3 – Hor
4 – Kendin Olmadın
5 – Cüretkar
6 – Başımbozuk
7 – Katlan
8 – Ferman
9 – Çocuk
10 – Üç Kuruş Etmez
11 – Katlan (feat. Erdem Acır)
Müzisyene ulaşabileceğiniz web sayfaları:
www.myspace.com/cagriraydemir
www.reverbnation.com/cagriraydemir
Arpın Tellerine İnce İnce Örülmüş Bir Elişi
Temmuz 8, 2011 by Editör
Filed under Arp Sanatı, Arpistler, Dünya Müziği, Duyurular, Müzik, Müzik Albümleri, Sanat, Türk Sanatçılar, Virtüözler
Türkiye’nin en çok tanınan arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu ve öğrencisi Meriç Dönük yeni albümleri ‘Elişi’nde Anadolu’muzun geleneksel müziklerini tam da bir elişi inceliğinde dokuyorlar.
Elişi, “uluslararası ölçekte büyük bir yetenek” olarak değerlendirilen Şirin Pancaroğlu’nun hayat verdiği yedinci albüm çalışması ve 2007’de kurduğu ve uluslararası birçok çalışmaya imza atan Arp Sanatı Derneği’nin yeni projesi.
Pancaroğlu; Türkiye’de arp ile ilk defa caz müziğine giriş yapan arpist Meriç Dönük’le birlikte gerçekleştirdiği bu albümle, çok sevdiği geleneksel müziklere bir dönüş yapıyor. Dönük ise; enerjisiyle albüme taptaze bir soluk veriyor. İkili; arpı, Anadolu’muzun müzik geleneğiyle buluşturarak, türküleri farklı bir yaklaşımla yorumluyor ve doğaçlamalara da yer vererek, arpın efekt zenginliğini elektronik sesler ve geleneksel çalgılarla harmanlıyor. Bu harmanlamada melodilerin taşıyıcılığından ve ritmik soluğundan ödün vermezken, türkülerde alışık olmadığımız bazı yeni yaklaşımlar kullanarak; çağdaş tınılar ve türkü melodileri arasında kurdukları denge ile türkülerin hikâyelerindeki, kâh mizahi, kâh trajik, çoğu zaman da iç içe geçen çeşitli duyguları kendilerine özgü bir ‘Elişi” gibi sunuyorlar.
İstanbul’da yaşayan Amerikalı perküsyoncu Jarrod Cagwin, albümün tüm parçalarına; Doğu müziğinin yanı sıra caz, rock ve çağdaş müzik alanlarındaki engin uluslararası deneyimi ile katılıyor.
Elişi’’nin kimliğine, vokalde Dilek Türkan, elektroniklerde ve gitarda Erdem Helvacıoğlu ile Azeri kemançede Arslan Hazreti konuk müzisyenler olarak katkıda bulunuyorlar.
Kalan Müzik etiketiyle yayınlanan Elişi, T.C. Başbakanlık Tanıtma Fonu’nun desteği ile hazırlandı.
Baki Duyarlar’ın “Overseas” Albümü Ada Müzik’ten Çıktı…
Mart 27, 2011 by Editör
Filed under Duyurular, Müzik, Müzik Albümleri, Müzisyen Biyografileri, Sanat, Türk Sanatçılar
Türkiye ve uluslararası caz müziğinin önemli piyanisti, besteci ve eğitmenlerinden Baki Duyarlar’ın kurucusu olduğu ve liderliğini yaptığı OnQ Band ile beraber kaydettiği yeni albümü ‘OVERSEAS’, Ada Müzik etiketiyle yayınlandı…
20. Akbank Caz Festivali kapsamında, İKSV Salon’da gerçekleşen özel bir proje konserinin ertesinde kaydedilen albümde kendisine dünyaca tanınmış, birlikte çalmak için çok tercih edilen, ilham verici ve yaratıcı usta caz müzisyenleri eşlik ediyor. Baki Duyarlar’ın (piyano ve klavyeler) yanısıra Sean Rickman (davul), Kai Eckhardt (elektrik bas) ve Stanislav Mitrovic (alto saksofon & ewi) yeraldığı yeni albüm müzikmarketlerde yerini aldı.
Baki Duyarlar’ın Hollanda’da yaşadığı dönemde Stanislav Mitrovic ile beraber kurduğu OnQ isimli grupla kaydedilen albümde beş parça yer alıyor. Sırasıyla “kaykay”, “sea monkey”, “unevensea”, “like” ve “uninvented” adlı parçaların biri haricinde (“Uninveted”) tüm besteleri ve düzenlemeleri Duyarlar’a ait. Albüm hakkında “Yeni yazdığım müzikler be-bop gramerini kullanan yeni model parçalar, yoğun funk elementleri içeriyor. Proje için seçtiğim müzisyenlerden Liberya-Almanya asıllı Amerikal’ı Kai Echardt, entelektüel funk müziğinin lideri, davulcu Sean Rickman ve grubun son elemanı Belgrad doğumlu, etnik kökenini be-bop ile harmanlamış ve daha sonra kendi müziğini icra ettiği müziklerden oluşturmuş olan saksofonist Stanislav Mitrovic.
Babajim stüdyolarında Alp Turaç ve Zeynep Tunay tarafından kaydedilen albümün miks&masteringi Cem Büyükuzun’a ait.
BAKİ DUYARLAR
1967′de nesilden nesle birbirinden öte müzisyen kimliklerine sahip Duyarlar ailesinin bir üyesi olarak İstanbul’da doğan müzisyen, henüz 11 yaşındayken Belediye Konservatuarında profesyonel müzik eğitimine başladı, 9 yıl süren ve bu dönem sonrası 1987 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı kompozisyon bölümüne kabul edilerek, Adnan Saygun, İlhan Usmanbaş ve Cengiz Tanç gibi önemli usta eğitmenlerin öğrencisi oldu. Ancak radikal bir düşünceyle 1988′de eğitimini Hollanda’da sürdürme kararı alan müzisyen, Rotterdam Devlet Konservatuarı caz bölümüne kabul edilerek yurtdışına yerleşti. Kenny Werner, Monty Alexander, Eddie Gomez, Mike Manieri, Bob Brookmeyer gibi önemli müzisyenlerle çalıştı. Henüz 24 yaşında ”Doçent’ ‘ünvanı alarak Amsterdam, Rotterdam ve La Hey müzik okullarında öğretim görevlisi olarak ders vermeye başladı. 1993′de Tillburg Devlet Konservatuarı Caz Piyano bölümünden mezun oldu. Ünlü tenor saksafoncu Stanislav Mitrovic ile kurdukları ”OnQ” adlı grubu ile bir çok caz festivalinde yer aldı. Farklı ülkelerden müzisyenlerin biraraya gelerek oluşturduğu OnQ Band, Avrupa’nın önde gelen caz ve funk gruplarından biri olarak haklı bir üne kavuştu. Elektronik alt yapılı baladlar, virtüözlüğün sınırlarını zorlayan hızlı tempolu parçalar, müzisyenlerin, müzikteki boş alanları yaratıcılıklarıyla doldurabilecekleri daha durağan ve sade besteler ve Türk müziğine has aksak ritimlerde bestelenmiş eserlerden oluşan müziğini sunan grup, dinleyicilerini genişletti.
1997′de İstanbul’a geri dönerek Türkiye’de gerçekleşen tüm önemli festivallerde piyanist ve besteci kimliği ile birçok önemli projede yer aldı. Baki Duyarlar, oluşturduğu farklı müzik topluluklarıyla yıllardır değişik tarzlarla sahnede yer almaktadır.
Halihazırda faal olan iki grubundan birisi olan “It trio”da bas gitarda genç yetenek Ahmet Türkmenoğlu ve davulda maceracı yorumuyla Ediz Hafızoğlu yer almaktadır. Daha fazla akustik müzik icra eden bu topluluğun, büyük bir sıcaklık ve yoğun bir duyguyla sergiledikleri repertuar, çağdaş caz besteleri, dünya müziklerinden başlayıp bilinen caz standartlarına uzanan geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Baki Duyarlar yer aldığı her farklı performans ve kayıtta, yaratıcı ve çok yönlülüğünü başarıyla harmanlamaktadır. Müzik yeteneği, dostça uyumu, güçlü mizah anlayışı sayesinde yerli ve yabancı pek çok önemli sanatçıyla sahne almıştır; bunların arasında Randy Brecker, Ada Rovatti, Brian Lynch, Eric Vloeimans, Dick de Graff, Erkan Oğur, Bülent Ortaçgil ve daha pek çokları sayılabilir. Müzikal anlamda iş birliği içinde olduğu kişiler Baki Duyarlar’ı bir çok defa yurt dışına taşımıştır. Çeşitli sanatçı ve topluluklarla Hollanda, Almanya, Fransa, Belçika, Avusturya, Kazakistan, ABD, Hırvatistan ve Umman’da performanslar sergilemiştir. Caz dünyasında uluslararası nitelikte birçok önemli konsere ve sıradışı projeye imza atan Duyarlar, artık kendi adına özel projelerini ülkemizde çeşitli festivaller ve albümler ile daha geniş müzikseverler ile paylaşmaya devam ediyor. “Müziğin yaşayan bir sanat, cazın da yaşadığımız zamana göre yeni şekiller aldığına inandığını” belirten Duyarlar, piyanosu aracılığıyla içinde hissettiği müziği aynı samimiyet ve saflıkla dinleyicilerine iletmektedir. Yarattığı müziğin gücü köprüler kurmuş ve dünya çapında bir dinleyici kitlesinin ruhuna işlemiştir.
Stanislav Mitrovic
Belgrad doğumlu Stanislav Mitrovic, solo çalışmalarının yanında Ratko Zjaca, l Foster and John Patitucci, Denise Jannah, Reggie Workman, Randy Brecker, Miroslav Vitous, Jeff “Tain Watts, Paul Jackson ve Mike Clark gibi isimler ile çalıştı. Mitrovic, tenor, alto, soprano ve bariton saksafon dışında klarnet, bas klarnet ve EWI çalıyor.
Kai Eckhardt
Çok yönlü müzisyen okul çağlarında dalış ve jimnastik gibi aktif spolar yaptı. Müziğe yöneldiğinde dünyanın en önde gelen sanatçılarıyla buluştu. Aralarında John McLaughlin, Billy Cobham, Garaj Mahal, Trilok Gurtu, Stanley Clarke, Wayne Shorter, Patrice Rushen, Dewey Redman, Donald Byrd, Bela Fleck, Victor Wooten, Robert Walter, Karl Denson, Michael Franti, Larry Coryell, Warren Hill, Al di Meola, Zakir Hussain, Vital Information, John Scofield ve Bill Frisell gibi pek çok önemli sanatçıyla ortak çalışmalar gerçekleştirdi.
Sean Rickman
Amerikalı Davulcu Rickman, aynı zamanda şarkı söyleyip bas gitar çalıyor. Çalıştığı sanatçılardan bazıları ise Shawn Lane, Mescell Ndegeocello, Andy Milne, Phil Upchurch, Angela Bofill ve Steve Coleman-Five Elements…
www.bakiduyarlar.com








