Poetik İmge Nedir? (Şiir’de “İmge” Nedir, Nasıl Kurulur?)

7 Şubat 2014 Yazan:  
Kategori: Edebiyat, Makale, Sanat

What-is-Poetry-Wordle-sanatlogcomFelsefi anlamda imgenin tanımı, “Nesnel gerçekliğin insan zihnindeki yansımaları” şeklindedir (Felsefe Sözlüğü/ Orhan Hançerlioğlu). Yani “gece imgesi” denilebilir felsefi anlamda, ama Şiir’de “gece” sözcüğü tek başına imge olmaz, çünkü Şiir’de bahsedilen imge, bir başka deyişle “poetik imge” farklı bir anlam içermektedir. Çünkü “gece” dediğimiz zaman herkeste benzer çağrışımlar oluşur, ama gece+ x sözcükleri ile yani “ilk kez kullanılan” ve en az iki sözcükten oluşan kombinasyon ile “poetik imge” oluşturulur. Şiir’deki “imge”den kastımız da budur.

Sıradan bir “doğal sözcüğü”, yani günlük hayatta aynı dili konuşan herkesin ortaklaşa kullandığı bir sözcüğü ele alalım, örneğin “ağaç”. Anlambilimin (semantik) alt kolu dilbilimsel açıdan ifade edersek, somut bir sözcük olan “ağaç” sözcüğü bir göstergedir. İnsanlar kavramlarla düşünür ve düşündüklerini ifade etmek için göstergeleri kullanırlar.  Bu göstergelerin realite içinde imledikleri nesnelere, durumlara, olgulara, kavramlara ve eylemlere gönderge denir. Dilin temel işlevi olan “bildirişimin” oluşabilmesi için bir göstergenin diğer insanlar için de aynı göndergeyi imlemesi gerekir. Bu demektir ki bir sözcüğü yazılı ve/veya  işitsel olarak alımlayan tüm bireylerin zihninde oluşan izlenim, görüntü (imaj/ image) göstergenin genel özelliklerinin toplamıdır. Yani,  somut bir sözcüğü örnek olarak ele alırsak, “ağaç” dediğimizde (veya “ağaç” diye yazdığımızda) işiten (veya okuyan) kimsenin zihninde bir zeplin ya da asansör görüntüsü oluşmaz.  Keza, aynı şekilde, “ağaç” dediğimizde kimsenin zihninde, örneğin cimrilik veya bela gibi soyut kavramların izdüşümü de oluşmaz.“Ağaç” sözcüğünü alımlayan her bireyin zihninde farklı ağaç türlerinin görüntüleri oluşsa da sonuçta ağaçların ortak özellikleri algılanır. Soyut bir sözcük olan “gece” sözcüğünü ele aldığımızda ise,  gene benzer bir sonuç ortaya çıkar. “Gece” dediğimizde veya “gece” diye yazdığımızda, işiten veya okuyan her bireyde, ortak izdüşümlerin toplamı oluşur. Yani “gece” denilince alımlayan bireylerde ölüm, sessizlik, eğlence hayatı, sokak lambası, uyku, bar taburesi, yalnızlık, karyola, hırsız, seks, vs. gibi çeşitli soyut kavramlara ve somut nesnelere dair ortak izdüşümler oluşur, ama hiç kimse “gece” sözcüğünü duyunca ya da okuyunca zihninde “rüşvet” gibi soyut bir kavram veya “ok” gibi somut bir nesneye dair izdüşüm oluşmaz.

Burada bahsedilen imaj/image/ imge, bizim ele aldığımız poetik imge değildir, çünkü dil içinde ortak kullanıma dâhil olan göstergelerin (sözcüklerin) imlediği göndergeler, her birey için “aynı” ortak görüntüler (imajlar) toplamını oluşturur. Poetik imge ise aralarında analojik ilinti kurulan anlamca birbirine uzak iki sözcüğün (göstergenin) yazılı ve/veya işitsel olarak alımlandığında, her bir alımlayıcı bireyin zihninde farklı şekilde, “kendi öznel algılarına koşut” izdüşümdeki bir göndergeyi veya göndergeleri oluşturur. Bu gönderge, poetik imgenin eylem öznesi olan şairin kendi zihninde, kavramsal (conceptional) ve düşlemsel (imaginational) açıdan oluşan “yaratı”nın içkin olarak taşıdığı hedef ile birebir örtüşmez, her bireyde aynı ve sabit izdüşüm oluşturmaz. Bu “yaratı” diye tanımladığımız zihinsel ürünün oluşum mekanizması, şair öznenin etken ve/veya edilgen konumu gibi pek çok konu, ayrı bir makalede işlenmesi gereken çok katmanlı bir sorunsaldır (problematik). Keza, daha önceki cümlede “kendi öznel algılarına koşut” diye ifade ettiğimiz durum, alımlayıcı bireylerin her birinin kendi özgün algılama düzlemlerinin oluşum ve ayrışım süreçlerinden, bu süreçlere yol açan bireysel ve toplumsal nedenlerden yola çıkılarak şair-şiir-okur sacayağına dair derin bir çözümlemenin yapılacağı apayrı bir makaleye kapı aralar.

Evet, döndük başa. Elimizde ne var, “gece” sözcüğü. Nedir? Bir soyut isim.

Bir diğer sözcüğümüz nedir? “Gömlek” sözcüğü. Bir somut isim.

Bu iki sözcük arasında örnekseme (analoji) yoluyla ilinti kurup bir “poetik imge” oluşturacağız. Sadece bu örnekteki gibi soyut-somut sözcük kombinasyonuyla değil, somut-somut, somut-soyut, soyut-soyut, soyut-somut kombinasyonlarıyla da iki (en az iki) sözcük arasında örnekseme yapılarak “poetik imge” kurulabilir.

İlk örneğimizde isim + isim kombinasyonu üzerinden bir poetik imge kuracağız. Ayrıca isim + fiil veya fiil + isim kombinasyonu ile de poetik imge kurabiliriz. Bunu da ikinci örneğimizde ele alacağız.

Şematik olarak ifade edersek,

gece……doğal sözcük

gece + x= gecenin gömleği……………..birbirinden anlamca uzak iki sözcük arasında örnekseme (analoji) yoluyla kurulan poetik imge

yz + gece +x = Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği……………zincirleme poetik imgeler ile oluşturulmuş bütün dize.

Dizeyi, zincirleme etkiyi oluşturan alt birimlere ayırırsak:

1- gecenin gömleği

2- yırtıldı gecenin gömleği

3- Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği

gece + x = “gecenin gömleği” = poetik imge (Doğal dilin yapıtaşlarından iki sözcük arasında örnekseme yoluyla, konvansiyonel mantığın ötesinde, kendi içsel mantık paradigması şair öznenin bilinç ve bilinçaltının bileşkesine dayalı olan ve şiir/ sanat tarihinde ilk kez kullanılan özgün ilinti, poetik imgeyi ortaya çıkarır. Doğal dil içinde “gecenin gömleği” diye bir ifade yoktur. Gece, gömlek giymez elbette, soyut bir kavrama somut bir özellik atfettik burada, ama ilk kez yapılan, sadece bize ait, özgün bir atıf ve bu atıfla oluşan poetik imge, sözlü veya yazılı olarak kendisini alımlayan her bir bireyde farklı ve yepyeni izdüşümlere yol açacaktır. Her bir alımlayıcı öznedeki nihai izdüşümler, poetik imgenin şair öznenin zihnindeki yaratılma sürecinde ve daha önemlisi şair öznenin poetik imgeye birikme sürecinde, şairin zihninin içkin olarak hedeflediği izdüşüme yakın veya uzak olacaktır. )

z + gece +x =“yırtıldı gecenin gömleği” = zincirleme poetik imge (Poetik imge, konvansiyonel mantığın sınırlarını aşan yeni bir söyleyiş ortaya koymuştu, “gecenin gömleği”, buna bir fiil sözcüğü olan “yırtılmak” sözcüğünü ekledik, ortaya “zincirleme poetik” imge çıktı. Doğal dil içinde elbette “gecenin gömleği” diye bir ifade yoktur, hele ki bunun “yırtılması” diye bir ifade hiç yoktur.  Somut bir nesneye, yani “gömleğe” dair fiziksel bir durumu, “yırtılmak” edilgen fiilini, soyut bir kavrama dair sözcüğe, yani “gece”ye atfettiğimizde, zincirleme poetik imgeyi kurmuş olduk.

yz + gece +x = “Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği”…zincirleme poetik imgeler ile oluşturulmuş bütün dize (Bir önceki poetik imge zincirine, bu sefer de “Aşk’a yırtılmak” ifadesini katarak yeni bir poetik imge daha elde ediyoruz. Doğal dil içinde, “aşka yırtılmak” diye bir tabir yoktur elbette, konvansiyonel mantığa dâhil değildir, bizim kurduğumuz kendimize özgü üst dil (metalanguage) içinde realize olmuş ve poetik imgeyi oluşturmuştur.

Nihai Sonuç: “Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği”. Soldan sağa, sağdan sola toplasan topu topu 4 kelime, ama ne çok katman var içinde, zincirleme kaç iç içe imge.

Bir başka örnek üzerinden devam edelim. Bu seferki isim + fiil kombinasyonu olsun:

İsim sözcüğümüz: sokak

Fiil sözcüğümüz: ağlamak

ağlamak…..doğal sözcük

 x + ağlamak = sokağa ağladım….poetik imge (Bu sefer, önceki örnekten farklı olarak, bir somut isim ile bir fiil arasında örnekseme yoluyla ilinti kurduk. Doğal dil içinde “sokağa ağlamak” diye bir tabir yoktur. Doğal dilin sıradan yapıtaşlarını, yani herkes için aynı izdüşüme sahip olan iki sözcüğü alıp doğal dilin dışında ve üstünde, konvansiyonel mantığın dışında ve ötesinde bir kombinasyonla bize özgü yeni bir dilin yapıtaşlarına dönüştürdük.)

x+ ağlamak + z= sokağa ağladım heveslerimi……….zincirleme poetik imge

x+ ağlamak + y + z= sokağa ağladım mor heveslerimi……….zincirleme poetik imgeler bütünü dize.

Tam da burada “Kral çıplakkk!” diye samimiyet ve cesaretle haykıran çocuk gibi şu soru sorulabilir: “E, iyi madem, biz de birbirleriyle alakasız ne kadar sözcük varsa, yan yana koyalım, biraz üstünde kafamıza göre düzenlemeler yapalım, ne de olsa mantık ve gramer kurallarıyla da sınırlı değiliz, uydur babam uydur, Şiir bu mudur yani?”.

Onu da yapanlar var günümüzde şiir niyetine, “postmodern” şairler. Bu noktada, daha önceden yazdığım makalelerimden birinden alıntı yapacağım:

Post-modernist şiir, şiirde anlam’ı ve anlak’ı hiçleyerek, şiiri sadece sözcük ve harf oyunlarına indirgeyen ve şair öznenin bilinçaltını dışavurumundan öteye geçmeyen şiir türüdür. Eklektik olarak sürrealizm, dadaizm, letrizm gibi akımların etkilerini içinde barındıran post-modernist şiir, öteki’lerle empati kurmayı ve bunu yansıtmayı önemsemeyen ve dolayısıyla da okur tarafından özdeşlik kurul(a)mayan, hayatın şair öznenin bilincinden dönüştürülerek yansıtılmadığı, ancak şairin içsel bunalımlarının şımarıkça dışavurumundan öteye geçmeyen bencil ve şımarık bir metinsel oyundur. Bu şiirlerdeki insan, sadece bir plastik malzemedir. Yaşayan, umutları, kaygıları, dertleri, sevinçleri olan insan yoktur bu şiirlerde. Sadece şair öznenin kendisi ağırlık merkezidir, sadece kendi yarasını yansıtmak kaygısındadır, sadece kendisi anlamlı ve önemlidir çünkü kendisi için. Temel çelişki ise, bunca bencilliğin içinde şiirlerini “okunmak” üzere yayımlamalarıdır. Okuru umursamayan bir şiir anlayışında yazanların, “okunmak” talebiyle, yazdıklarını matbu ya da sanal ortamda paylaşması, dergilerde ya da kitap halinde yayımlaması ise, kendileriyle çelişkiye düşmelerine neden olan gülünç bir durumdur.

Son yıllarda kimi dergilerin ağırlık merkezini oluşturduğu “görsel şiir” anlayışı da, gene insanı merkez almayan, okur tarafından özdeşlik kurulmasını önemsemeyen, şiirden anlam’ı ve anlak’ı dışlayan yapısıyla, post-modernist şiir algısına dahildir. Ne var ki, harf kombinasyonlarının ve şekillerin, sadece bilgisayar aracılığıyla üretilmesi üzerine kurulu, aslen tipografik bir oyun olan bu şiir(!) anlayışı, temelde, şair özne tarafından üretilmiş yazılı metnin okur tarafından metin üzerinden okunması paradigması üzerine kurulu şair-şiir-okur ilişkisinin dışında olduğu, şiirden çok görsel sanatların ilgi alanında değerlendirilmesi gerektiği, nesnel gerçekliğin hayattan yansıtılması ile okur tarafından empati ve özdeşlik kurulabilecek yazınsal ürünler olmaktan çok uzak oldukları, ancak geçici bir moda olmaktan öte varlıklarını sürdüremeyecekleri çok aşikar olduğundan dolayı, kanımca üzerinde çok fazla durulması gereken bir yapılanma olmamaktadır.”

Post Modernist Şiirler(!) Sirki/ Serkan Engin/BirGün Kitap Eki Sayı 100, 2011/ Afrodisyas Sanat Sayı 27-28, 2011/ İnsancıl Dergisi Sayı 263-264,  2012

Zurnanın zırt dediği nokta, “denge” meselesidir. Ne düzyazı mantığıyla yazılmış cümleleri kırıp kırıp alt alta yazarak, az biraz uyak, redif düşürerek yazdığınız metin şiir olur ne de bilinçaltı kusmuklarınızı kağıda döküp zırvalayarak şiire ulaşabilirsiniz.

İmgeleriniz, kolektif bilinçaltına, onun çekirdek yapıları arketiplere erişebilmeli ve izlek olarak, sizin biricik kişisel yaşantınızın ötesinde başka başka birey ve toplulukların ortaklaşa yaşadıkları realiteleri imleyen yapıda olmalıdır. Ancak o zaman, yani kendi bireysel varoluşunuzda sıkışıp kalmayıp ötekiler’in de şiir düzleminde dili olabiliyorsanız, yaşayan ve devinen “sahici” şiirler yazabilirsiniz.

Serkan Engin

Ocak 2014

Yazarın diğer yazılarını okumak için tıklayınız.

Attila József’e Cinnetli Taahhütlü Mektup

21 Kasım 2011 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Mektuplar, Sanat

Bizi önce işsizlikten, açlıktan, umutsuzluktan, bizi umursamazlık, kayıtsızlık, adam yerine koymamazlıktan, bizi aşktan gebertirler de, sonra ulusal kahraman yaparlar Attila Abi…

Ben henüz atamadım kendimi sencileyin trenlerin altına, kafama sıkamadım henüz, kaç kez iştahla istemiş olsam da. Beş yıl fazla yaşamışım an itibariyle senden, beş sene geç kalmışım bu vandal gezegenden kurtulmakta, biteviye acılarımı dindirmekte, bu ömrü pranga gibi peşim sıra sürüklemekten azad olmakta.

Bizim de Marto’muz oldu Attila Abi, biz de bindik cinnet tramvayına çırılçıplak. Kan revan sustuk çöl kelimelerde, aşk revan yıkıldı içimizdeki granit kuleler. Düşlerimizin derisini yüzdüler bodoslamadan.

 

Biz de birkaç kez psikiyatri koğuşunda, parasız yatılı okuduk cinnet alfabesini. Fare deliği gibi bir koridorda volta atıp, aynı yatakta iki kişi yatma çilesi çektik hatta.

Ben anne bilmedim, annem yakamda bir kangren çiçeği Attila Abi. O fazladan beş senemi gözüm kapalı seninle değişirdim, seninki gibi bir anam olsun için. Bizim anamız, vara yoğa kızar da, karda kışta sokaklara atardı beni babamın eliyle. Tren garlarında, parklarda, cami avlularında, merdiven aralarında, beton zemin üstünde yatırırdı beni. Çok aç-açıkta kodular beni Attila Abi, sencileyin “üç gün ağzıma lokma koymamış” değilsem de. Abi ne çok dövdüler beni…

Hasretle bekliyorum, seninle kadeh tokuşturacağımız günleri…

Serkan Engin

Kasım 2011 

Şairlere Fıstık Atmayınız

13 Kasım 2011 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Sanat

”Biz bir şairi şiir yazsın için ölümle korkutuz dom!” Ece Ayhan

Şairlere fıstık atmayınız, bu bir şiir dinletisi. Zaten ellerinde beleş rakı kadehleri var konuk şairlerin, önlerinde lüfer ve meze. Şiir zaten bu masanın en afili mezesi, beyhude şairlere fıstık atmayınız.  “Zeki Müren’i seveceksiniz”, şairleri de. Zeki Müren kadar entrikacıdır şairler de. Mahirdirler birbirlerinin yüzüne gülüp, karşılıklı çıkar ilişkisinde bulunup arkalarından küfretmekte. Mahirdirler hatta, sefil birer bar faresiyken, Mahir Çayan’ı bile ağızlarına alacak kadar alçalmakta. Oysa asıl dertleri sadece, karşılarındaki genç kadının ağzına vermektir, karanlık ve iktidarsız dizelerini.

Şairlere fıstık atmayınız, bu bir şiir festivali. Şiir baronlarıdır, peşinde kapıkulu şairciklerle teşrif eden sahnemize. Şimdi yuvarlak laflarla örülü konuşmalarını geçiştirmekte sabırsızlar sadece, akabinde gidecekleri meyhanede, barda, yeni avlar edinmek için haremlerine.

Şairlere fıstık atmayınız, bu bir başbakan masası. “Yiyin efendiler yiyin” politik erkin nemalarını. Satın üç kuruşluk ikbal uğruna şiir namusunu, ne gam. Devir köşe dönme devri değil mi zaten a canım. “Ananızı alın da gidin” hatta Tayyip Amcanızın kucağına.

Tadından yenmez şair etiketinin sosyal rantı, ah siz nereden bileceksiniz. Uslu durun sadece, emirlere uyun, şimdi kaval çalacaklar size.

Şairlere fıstık atmayınız…

Serkan Engin

Kasım 2011

Ahmet Hamdi Tanpınar - Bütün Yaz

23 Temmuz 2011 Yazan:  
Kategori: Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

Ne güzel geçti bütün yaz,
Geceler küçük bahçede…
Sen zambaklar kadar beyaz
Ve ürkek bir düşüncede,
Sanki mehtaplı gecede,
Hülyan, eşiği aşılmaz
 Bir saray olmuştu bize;

Hapsolmuş gibiydim bense,
Bir çözülmez bilmecede.
Ne güzel geçti bütün yaz,
Geceler küçük bahçede.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Bütün Yaz 

Nahit Ulvi Akgün - Birisi

9 Haziran 2011 Yazan:  
Kategori: Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki

Gülüşerek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek

Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda

Nahit Ulvi Akgün

Birisi

Sonraki Sayfa »