Kahramanmaraş’ta Bir Guernica

“Yüzünü hayalime nakşetmek için kalbimin bütün kuvvetiyle bakıyordum” demiş Yahya Kemal Beyatlı. Geçenlerde gezdiğim bir sergiden nakşetmenin kalbinin bütün kuvvetini vererek bakmak olduğunu daha iyi anladım. Çünkü bu sergiyi hazırlayan kişi resimlere gerçekten bütün yüreğiyle bakmış bir insandı.

İpliklerle resim yapmak konusunu uzun zamandır düşünüyordum. Bunu düşünmeme neden olan kuzenim ’in hazırladığı bir sergiydi. O, yapmak istediklerini anlatır anlatmaz çalışmalarıyla yakından ilgilenmeye başlamıştım. Eren, dünyaca ünlü ressamların resimlerini, hat sanatının çeşitli örneklerini, çini sanatını farklı boyutlara taşımayı düşünüyordu. Ve bunları da ipliklerin yardımıyla yapacaktı.

İpliklerle tanışıklığım eskidir. Onlar ben çocukken annemin, teyzelerimin dünyası olmuştu. Herkesin az çok bildiği, kadınların duygu dünyalarını yansıtan nakış sanatı ipliklerle gerçekleşiyordu. Usta eller ipliği bin bir türlü hale sokarak onlarla adeta dans ederlerdi. Saksılarda envai çeşit çiçekler, salkım salkım hanımelleri, karanfiller, sardunyalar kumaşın üzerinde rengarenk ipliklerle canlanırdı.

İpliklerle Dans

Eren ise o çocukluğumda tanık olup da bir türlü ayaklarımı uyduramadığım dansa, devam ediyor ve onu geliştiriyor. Zaten çocukluğundan beri yeteneği olan resmi, üniversitede de nakış öğretmenliği bölümünü bitirerek kanıtlamıştı. Son olarak da işlemeli resim tekniğini geliştirerek bu konuda gerçekten yetenekli olduğunu herkese ispatladı. Üç senedir çalıştığı bu farklı teknik resim anlayışına da farklı bir boyut kattı. Bu teknikte ressamlar gibi fırça kullanmıyor. Onun fırçası iğne, boyaları iplikler, paleti ise beynine gizlenmiş. Kendi adını verdiği işlemeli resim tekniğiyle birçok ressamın resmini bizlere yansıtıyor.

Fırçanın İğneli Ucu

“Bu sergi çalışmalarına nakışı nasıl başka bir boyuta taşıyabilirim sorusuna yanıt ararken başladım. Önce yağlıboya tablolarını işleyerek denemeler yaptım. Tablolarımı boya yerine iplik, fırça yerine iğne kullanarak yaptım. Ve çalışmalarımı zamanla genişlettim. Üç yılı aşkın bir süredir de hiç ara vermeden soluksuz çalışıyordum” diyor Nimet Eren çalışmalarını sergilerken. Ayrıca bazı renkleri elde etmek için iplikleri karıştırıp kullanmış. Sergide birçok eserin ipliklerle yapılmış örnekleri yer alıyor. ’un “”, ’in “”, ’nun “”sı, minyatürler ve hat örnekleri yer alıyor.

Guernica’ya İpliklerle Dokunmak

Sergide beni en çok etkileyen resim Guernica oldu. Bu resmin dünyaca ünlü olduğu malum. Picasso, 1937 yılında Hitler ordusunun Guernica kasabasını yerle bir edip, binlerce sivili katletmesini simgesel olarak yansıtarak, savaşın evrensel acılarını yansıtmıştır bu tablosunda.

Tabloya yakından baktığınızda ipliklerin nasıl fırça darbeleri gibi özenle işlendiğine tanıklık ediyorsunuz. Gerçekten resmin işlenirken kalbin bütün kuvvetinin katılmış olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Bu da o bildiğimiz geleneksel nakışın hangi boyutlara taşınabileceğinin açık bir kanıtı olsa gerek!

Saniye Kısakürek

haticesaniye@gmail.com

SanatLog-Canan Elçioğlu Röportajı

Mimar Sinan Üniversitesi bölümü mezunu Canan Elçioğlu, Vatikan müzesini gezerken gördüğü bir duvar halısıyla ’nun savaş ve faşizm karşıtı ünlü kübist resmi Guernica arasında benzerlikler fark etti. Bu keşfin ardından “” adlı tezi imzalayan Elçioğlu’nun resim sanatına katkısı -özellikle ülkemiz açısından- çok büyük diyebilirim… Kendisinin bu çalışmasının yurtdışına göre ülkemizde az ilgi görmesi ise bu konu ile daha çok ilgilenmemi sağladı. Bu sebeple, resim alanında en son yayımlanan Picasso’nun Guernica’sı adlı yazımdan sonra açıkçası Canan Hanım’a ulaşmayı çok istedim. Onunla bu söyleşiyi gerçekleştirdiğim için minnettarım ve kendisine çok teşekkür ediyorum.

SanatLog: Sanatlog okurları için kendinizden bahseder misiniz?
Canan Elçioğlu: İnsanların hayatında önemsiz gibi görünen bir olay, bazen önemli sonuçlara yol açabiliyor. Öğretmen olan annem, önceden okuma yazma öğrenilmesine ve bilerek okula gidip de çocuğun kendini diğerlerinden üstün hissetmesine karşıydı; ama okul öncesi beni, Doğan Kardeş dergisine abone etmişler, belki bunun verdiği istek ve tabii derginin de çekiciliği sayesinde okumak benim için en zevkli eylem haline geldi. Bu da her şeyin başlangıcı oldu denebilir! Sonra lisede, çok sevdiğim resim hocamın yönlendirmesi ile, o zamanki adıyla, Güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümüne, yani şimdiki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne girdim…

SanatLog: Sizi ’ya çeken nedir ve ona olan ilginiz tam olarak ne zaman başladı?
Canan Elçioğlu: Picasso’ya olan ilgim ona karşı hissettiğim şaşkınlık ile başladı denebilir. İlla sempati ile başlamaz ki her ilişki! Çocukken onu acayip, hatta itici bulduğumu hatırlıyorum ama aynı zamanda içimde soru işaretleri yarattığını ve nedir bu adamın yaptıkları diye merak edip ona daha fazla baktığımı da hatırlıyorum. Galiba o zamanlar etrafta hep empresyonist ressamların resimleri dolaşıyordu ve resim diye en çok onları gördük ve şartlandık; neredeyse sanat budur zannetmek gibi bir gaflete düşecektik, ortaokul, lise yıllarında demek istiyorum. Sonra güzel bir şey oldu, İstanbul’a, bir Fransız Sanatı sergisi geldi, O zamanlar açık olan İstanbul Resim Heykel Müzesi’ndeydi bu sergi ve orada ilk defa gerçek bir Picasso resmi ile karşılaştım ve çarpıldığımı çok iyi hatırlıyorum. O resim büyükçe bir natürmorttu ve beni içine çekiverdi, başka resimlere pek bakamadım, yani diğerleri önemini kaybetti. Bana bu tesiri nasıl yaptığını daha çözemedim ama o gün bu gün hala aşkım devam ediyor. Kendisinin bu ilgiden haberi yok tabii, tanışmak gibi bir şansım da olmadı ama gene de onu iyi tanıdığımı sanıyorum.

SanatLog: Özellikle siyasi ve sosyal, uluslararası konjonktürde, Picasso’nun eserlerinin kendi döneminde ve günümüzde nasıl bir etki bıraktığını kendi açınızdan nasıl değerlendirirsiniz?
Canan Elçioğlu: Bu soru o kadar geniş kapsamlı ki, bir tez konusu olabilir, hatta birden fazla kitap çıkar bu sorudan. Picasso’nun bir sözü var, diyor ki: “Her zaman olduğu gibi şimdi de inanıyorum ki; manevi değerler ile yaşayan ve çalışan bir sanatçı, insanlığın ve medeniyetin en üstün değerleri tehlikeye düşerse buna kayıtsız kalamaz ve kalmamalıdır.” 1930’lu yıllara kadar Picasso, politik tarafı hiç yok gibi gözükse de, yukarıda söylediği söze göre insanlığın ve medeniyetin değerleri tehlikeye düşerse buna kayıtsız kalmayacağını açıkça belirtiyor. Gençlik resimlerinden de (mavi devri veya pembe devri) gördüğümüz gibi, çok duyarlı bir kişilik, ayrıca çok da sosyal bir yaşantı içinde her zaman, yani dünyadan haberdar. Buna kuvvetli bir bellek ve bilinç de eklenince, tabii ki politik olaylara karşı duyarsız kalmayacaktır. Olağanüstü durumlar her zaman sanatçıya zemin hazırlar. 1936–1937 yıllarında İspanya’dan gelen haberler o kadar trajiktir, memleketi o kadar kötü günler geçirmektedir ki, uzaktan duyduklarına son noktayı 26 Nisan 1937’de Guernica kasabasının, General Franco’nun rızası ile Alman Hava Kuvvetleri tarafından bombalanıp suçsuz halkın öldürülmesi haberi eklenince bardak taşar, tepkisiz kalması imkânsızdır artık, içindeki birikim sel olup akar ve Guernica resmi böylece oluşur. Guernica hem politik bir resimdir hem de sembollerle konuştuğu ilk resimdir denebilir. Resim o gün bu gündür hem savaşa karşı, hem haksızlıklara karşı, hem de faşizme karşı, bombalardan çok daha etkileyici bir silah olarak işlevini sürdürmektedir.

SanatLog: Öncelikle, bilirkişi olarak sizden ricam, Guernica’nın kompozisyonunu bizim için yorumlar mısınız?
Canan Elçioğlu: Guernica modern görünümünün altında, son derece klasik yapıda bir kompozisyona sahip, üç ana bölümden oluşuyor ama bu üçlü ayrı değil de iç içe geçmiş bir halde ve ilk bakışta üçgen bir kompozisyon görüyoruz. Veya resmin en önemli bölümü geniş tabanlı bir üçgenin içinde demek daha doğru. Bu siyah-beyaz ve grilerden oluşan resmin tansiyonu çok yüksek, yani resmin içinde bir titreşim var, bu da yalnız konusundan değil, sanatçının bilerek ve isteyerek yaptığı bu komposizyondan oluşuyor. Picasso’nun kendisi de zaten, benim resmim can acıtır diyor! Bu modern görünümünün altındaki klasik kompozisyonu ile Guernica çok sağlam bir resim.

SanatLog: Herkesin merak ettiği, sanat tarihini değiştiren ve uzmanları ikiye bölen Picasso’nun Guernica’sındaki keşfiniz… “” adlı halı ile Picasso’nun Guernica’sı arasındaki benzerliği fark ettiğiniz ânı bizim için tekrar paylaşabilir misiniz?
Canan Elçioğlu: Eşimle gittiğimiz bir Roma seyahati sırasında, tabii ilk işimiz Vatikan Müzesini görmekti, biz de öyle yaptık. Sistine Chapel’a giden koridorda (halı galerisi) kalabalığın içinde zar zor yürürken, duvarda sıra ile asılı büyük halılardan biri dikkatimi çekiverdi. “Guernica gibi”, dediğimi hatırlıyorum. Eşim de ne alaka diye bir baktı haklı olarak, çünkü 16. yy’dan kalma büyük, klasik halılardı hepsi ama ben kompozisyonu benzettim; hatta aynı buldum denebilir, hâlâ da öyle düşünüyorum ve her gün daha çok inanıyorum ki bu halıyı Picasso, Guernica resmine, hem konu, hem de kompozisyonu olarak örnek almıştır.

SanatLog: Bu iki eser arasındaki benzerliğe geçmeden önce Picasso’nun Guernica’yı yaparken etkilendiğini düşündüğünüz bu halının geçmişinden bahseder misiniz?
Canan Elçioğlu: ’ndeki, Masumların Öldürülmesi isimli büyük halı (574×365 cm) 16. yy’da Raphael okulunun öğrencileri tarafından çizilen kartonların, Brüksel’de Pieter Van Aeist atölyesinde mükemmel bir şekilde dokunup Roma’ya gönderilmesi ile ancak 1531 yılından sonra Vatikan’da sergilenmişler. Hepsinin konusu İncil’den, İsa Peygamberin hayatından sahneler olan bu büyük halılar gerçekten mükemmel. Müzede, halıların ne zaman sipariş edildiği ve bu güçlü desenlerin kimin tarafından çizilmiş olduğu konusunda kesin cevaplar vermektense, tahminen Raphael öğrencilerinden tarafından çizilmiş olabilir deniyor. Sipariş tarihi de kesin olmamakla beraber, 1 Mayıs 1519 tahmin edilmekte, eğer bu tarih doğru ise Raphael hayattadır ve ona sipariş edilmiştir; fakat Raphael’in 1520 ilkbaharında ölümü ile başlanması biraz zaman almış ve ancak dört sene kadar sonra başlanabilmiştir. Brüksel’e sipariş edilen ve dokunan halılar aslında 12 adet olmasına rağmen, günümüzde 9 tanesi Vatikan’da bulunmaktadır.

SanatLog: Sizden ricam bu iki eser arasındaki benzerliği ve hangi noktada farklılıklar gösterdiğini bizim için açıklayabilir misiniz?
Canan Elçioğlu: En başta söylenmesi gereken, bu iki eserin fiziksel benzerliklerinden önce, ruhen bir benzerlik de taşıdığı, yani benim görüşüm bu tabii, başka bilirkişiler bunu paylaşmayabilir ama ben işlenen konuyu da aynı buluyorum ve yüksek tansiyonlarını da iki eser arasındaki ortak nokta olarak görüyorum. Mesela ilk bakışta, ortadaki ışıklı üçgeni her iki resimde de görürüz ve halıdaki insan figürleri adeta bir kumaş dokur gibi iç içe geçmiştir; ama gözü yormaz, bakanı kaçırmaz, tam tersi bizi çeken ve rahatça baktıran kompozisyonlar her ikisi de. Halıda tam on dört figür bulunmakta ama bunlar öyle bir yerleştirilmiş ki, gözü yormuyor, sahne rahatça görülmekte. Guernica’da ise daha az figür var ama hareketlilik bize sahneyi kalabalık gibi gösteriyor. Bu iki resim arasındaki benzerlikler; halıda orta ve üstteki saçı tutan askerin kolu, Guernica’da lambayı tutan kol olmuş. Kolun altındaki saçları uçuşan kadın profilini, Picasso aynı yere, aynı dehşet ifadesi ile koymuş bulunuyor. Halıda solda, kucağındaki çocuğu kurtarmaya çalışan kadın, Guernica’da da solda boğanın altında yalvarmakta. O kadının altında yatan askerin bıçağı tutan kolu, halıda da soldaki askerin bıçak tutan koluna benziyor. Bu misaller daha çok var, diğer kadın figürlerine de dikkatli bakılırsa, benzerlikleri açıkca görülür. Bu kadar çok sayıda paralellik tesadüf olamaz sanıyorum. Ama tabiidir ki, bu iki eseri yan yana koyunca, aralarındaki dört yüz senelik zaman ve tarz farkı, bize ilk bakışta çok fark varmış gibi gelebilir; ama biraz dikkat bilmeceyi çözmeye kâfi gelecektir.

Masumların Öldürülmesi

Guernica

SanatLog: Bu önemli keşfiniz ABD’deki ve Avrupa’daki sanat çevrelerinde nasıl bir etki uyandırdı ve ABD’de yankı uyandırdığı kadar Türkiye’de nasıl karşılandı?
Canan Elçioğlu: İnandığım bu tezin ABD’de yayınlanması için pek de uğraşmadım doğrusu. Türkiye’de ilk defa “Türkiye’de Sanat” dergisinde yayınlanmıştı. New-York Times gazetesinin o zamanki Orta-Doğu sorumlusu olan Stephan Kinzer bunu gazetesine haber yapmayı teklif etti ve ben de gidip NYT ile görüştüm. Bana pek güvenmediler, belki de kendi bilgilerine güvenmemiş olabilirler. Böyle bir iddianın sorumluluğunu alamayız gibi bir şey söylendi zaten, orada iki Picasso uzmanına sorup ondan sonra yayınlarız dediler. Onlardan ilki olan Robert Rosenblum hemen reddetti, yok öyle şey dedi ve ikinci uzmanın (John Richardson) kabulu de işe yaramadı, belki de iyi oldu böylesi. Türkiye’de ise Hürriyet gazetesi geçen sene bastı, biraz ilgi gördü ama bir yorum yapan olmadı maalesef, fakat bu ayın başında “Der Standart” isimli Viyana’nın saygı duyduğum bir gazetesinde basıldı ve ilgilenenler oldu, en hoşuma giden tarafı, enteresan yorumlar yapıldı, bakalım nereye kadar!

SanatLog: Bu keşif hayatınızın dönüm noktası olsa gerek, bu dönemden sonra yaşamınızda ne gibi değişiklikler oldu acaba?
Canan Elçioğlu: Hiçbir değişiklik olmadı sanıyorum ama kafanızı devamlı meşgul eden bir konunuz varsa eğer, ufak dertler siliniyor, hayat daha temizlenmiş gibi, mutluluk bu olmalı diye düşünüyorum. Picasso’nun sözüdür: “Sanat, hayatın tozunu alır.” demiş. Doğrudur.

SanatLog: Bu konu üzerindeki “Picasso’nun Guernica Resminin Sanatsal Kaynakları” adlı tezinizden ve üzerinde çalıştığınız kitabınızdan kısaca bahsedebilir misiniz?
Canan Elçioğlu: Bu konuya sahip çıkabilmek veya daha derinlere inebilmek için doktora tezimi kendi üniversitem olan Mimar Sinan Üniversitesi’nde yaptım ve 2005 yılında tamamlandı. Tez hocam Prof. Dr. Kemal İskender’in yönlendirmelerinin de çok katkısı oldu tezin gelişmesine. Gerekli kitapları o da bana söyledi. Bizde bu konuda yayınlar yok denecek kadar az, yurt dışında kütüphanelere giderek ve kitaplar ısmarlayarak çalışabildim. Bu konuda yeni ulaştığım bilgilerle beraber tezimi bir kitap haline getirmek için çalışıyorum ama yeni yeni açılımları olan bu konu beni daha çok meşgul edeceğe benziyor.

SanatLog: Avrupa’daki sanat tarihçilerinin bu benzerliği fark edememeleri ilginç olsa gerek, acaba birtakım çevrelerden çekinmiş olabilirler mi ya da Picasso ile özdeşleşen bu eserin büyüsüne dokunmak istememişler midir?
Canan Elçioğlu: Hayır çekinmiş olamazlar, Batılı aydın doğru bildiğini saklamaz, söyler, daha şimdilik onlar bu bilgiye ulaşmamışlar; yoksa Picasso kadar, özel hayatı hallaç pamuğu gibi atılmış bir sanatçı daha bilemiyorum. Bir kitaplığa gidiyorum, bakıyorum 1700’den fazla Picasso kitabı var, bir diğeri bakıyorum daha fazla, inanılmaz. Bu resim bir tabu olmuş denebilir ama Picasso’nun kendi sözü var, “Kötü ressam taklit eder, iyi ressamlar çalar.” demiş, buyurun bakalım! Zaten “Ben sadece kendimi tekrar etmem, kendimi örnek almam; ama başkalarından alırım” da diyor. Çok kuvvetli bir kişilik.

SanatLog: Tarihin en etkileyici politik eserlerinden biri olan Guernica, uluslararası karar alma mekanizmalarında bile etkili olmuştur ve olmaktadır. Örneğin 5 Şubat 2003 yılında, New York’ta bulunan Birleşmiş Milletler binasının Güvenlik Konseyi odasında ABD’nin Irak savaşına ilişkin basına demeç verirken tablonun goblen kopyasının üstünü kapatmaları trajikomik bir hadise olsa gerek. Ayrıca 2005’te İstanbul’da Sakıp Sabancı Müzesi’nde gerçekleşen Picasso sergisine Guernica’nın gelmemesini de ekleyebiliriz. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?
Canan Elçioğlu: Evet, bu olay dünyamızın halini açıkça göstermekte, talihsiz bir olay gibi görünse de, Guernica savaş karşıtı işlevine devam etmiş oldu. Irak savaşını meşrulaştırmak üzere yapılacak konuşmada bu resmi örtmek gerek diye düşünüldü, demek ki tehlike fark edildi yani Guernica hâlâ canlı ve işine devam etmekte. Bu sadece gazetelere haber olmadı, bazı kitaplara da geçti. Bizde bir laf vardır: “Şerdir, hayır olur; hayırdır, şer olur.” diye. Tam da öyle oldu, ters tepti yani!

Guernica - 1937

SanatLog: Özellikle merak ettiğim bir konu var: Bildiğim kadarıyla Picasso sanatını siyasetten uzak tutmak istemiştir; ama başaramamıştır. Picasso’nun ilk gençlik yılları, Barselona günleri ile son yıllarını karşılaştırırsak, bu durumun sanatına nasıl yansıdığını değerlendirebilir misiniz?
Canan Elçioğlu: Picasso her türlü insanlık dramına karşı tepkisini, yukarıda yazdığım sözü ile kendisi cevaplamış oluyor zaten, gerektiği anda tavrını koymaya hazır ve koyuyor. Barselona’daki ilk gençlik yılları ile son seneleri arasındaki farka gelince… Bu soru da çok geniş kapsamlı. Barselona gibi yeniliğe açık, Avrupa’daki değişimleri ilk olarak hisseden, genç aydınları çok olan, 19. yy’ı erkenden bitirmiş, 20. yy’ı karşılamaya hazır bu şehre Picasso 14 yaşında geliyor. Burası onun hayatın içine balıklama daldığı yer, karakterine en fazla katkısı olmuş şehir denebilir. O yıllardaki ressam, yazar arkadaş grubu da çok enteresan kişilerden oluşuyor. Son yılları ise tam tersi, pek sosyal olmayan bir halde geçiyor ki (ikinci karısı Jacqueline biraz eşin dostun ayağını kesmiş), dost onu hayata bağlayan en önemli faktör olduğu halde, çünkü onlardan şarj oluyor, onlardan aldığı enerji ile yaratıcılığını devam ettiriyor. İzole bir hayatın içinde olduğunu, son senelerin resimlerinde eski gücünü kaybetmiş olmasından tahmin edebiliriz belki de. Ama yaşlanmak denen faktörü de unutmamalıyız. Picasso’ya haksızlık etmek istemem doğrusu.

SanatLog: Yakın zamanda geçekleştirmiş olduğunuz Barselona gezinizden ve Picasso Müzesi’ndeki izlenimlerinizden bahseder misiniz?
Canan Elçioğlu: Barselona’daki müze, harika bir eski binanın içini modern mimariye dönüştürerek yapılmış, çok büyük olmayan ama çok enteresan olan bir müze. Picasso’nun çocukluk yıllarında ve ilk gençlik yıllarında yaptığı ufak tefek resimlerden tutun da, yarışmaya katılıp ödül aldığı büyük resimlere kadar, klasik tarzda tam da ressam babasının isteği doğrultusunda resim serüvenine başladığını ve sonra kendini bulmuş, özgür bir adam olarak yaptıklarını yan yana görmek şansı olan bir müze. Beni en çok etkileyen, ’in, Madrid’de Prado Müzesi’nde bulunan, isimli çok gerçekçi, meşhur yağlı boya tablosundan esinlenerek yaptığı galiba 46 adet resmi görmek oldu. Bir resim, bir başka sanatçıyı nerelere götürebilir, ne kadar değişiklik, ne varyasyonlar sunar diğer sanatçılara, bizdeki âşıkların atışmasına benzer, ressamların atışmasını görmek keyfini orada yaşadım.

SanatLog: SanatLog’a ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederiz efendim.
Canan Elçioğlu: Bu güzel sorulara teşekkür ediyorum, çok keyifli oldu benim için.

Söyleşiyi Gerçekleştiren: Melike Karagül

……….

EK:

Canan Elçioğlu’na Göre “Masumların Öldürülmesi” ve “Guernica”nın Benzeşen Yanları:

1. İlk anda göze çarpan, ikisinin de orta kısmının ışıklı bir üçgen kompozisyonun içinde olması.

2. Halıda en sağdaki kadın, Guernica’da kolları yukarı uzanan kadın olmuş.

3. Halının üst kısımdaki askerin kolu, Guernica’da lambayı tutan kola dönüşmüş. Kolun üzerindeki örtü Guernica’da da var.

4. Guernica’da kolun altındaki yüz, halıda da aynı dehşet ifadesi olan profil.

Masumların Öldürülmesi & Guernica

5. Guernica’da tam ortadaki şaşkın kadın figürü, halıdaki çocuğu öldürülen kadının dehşetli yüzü.

6. Guernica’da en alttaki kılıcı tutan kol, halıda çocuğu öldüren askerin bıçağı tutan kolu.

7. Halıda sol baştaki kadın, Guernica’da çocuğunu kaybetmiş olarak resmedilmiş.

8. Halıda olmayıp Guernica’da olan iki temel figür boğa ve at. Bunlar Picasso’nun ömür boyu resmettiği İspanya’ya ait iki figür. At boğa güreşinde kurbandır, buradaki at da kurban, hatta resmin en önemli figürü at. Guernica’daki boğa ise halıda da var olan kaba kuvvetin temsili.

SanatLog.com

Pablo Picasso’nun Guernica’sı

20. yüzyıl sanatının en iyi bilinen isimlerinden ve bu yüzyıla damgasını vuran dâhiyane sanatçı, İspanyol ressam ve heykeltıraş (1881–1973)… Tanınmış en üretken sanatçı olan Picasso, sanat dünyasında bir ilktir yaşamı boyunca başarılarının meyvesini toplayan. Sanattaki başarılarıyla olduğu kadar sivri açıklamalarıyla da dikkati çeken Picasso, gerek ilginç mizah anlayışı olsun, gerek batıl inançları ve özellikle tartışmalı özel hayatıyla olsun, gündemde kalmayı başarmıştır. Özellikle kadınlara karşı yapmış olduğu eleştiriler ve kübizmle birlikle tuvaline yansıttığı kadın figürleri feministlerin tepkisine yol açmıştır. İlginçtir ki, Picasso’nun “Kadınlar ya Tanrıça gibidir ya da pas pas gibi.” görüşü bile ona olan ilgiyi azaltmamıştır. Sonuç böyle olsa bile Picasso çevresini sanatıyla büyülemeyi başarmıştır. Georges Braque ile “”in temelini atan Picasso, resim sanatında çığır açmıştır, adeta yeni bir dönem başlatmıştır. Genel özelliği geometrinin ve geometrik şekillerin kullanılması olan , aslında üç boyutlu uzay cisimlerinin iki boyutlu bir yüzeye aktarılmaya çalışılmasıdır. Picasso’nun portrelerindeki figürlerin hem profilden hem de önden görünüşlü olması bu sebeptendir. Picasso’nun, bir genelevdeki beş hayat kadınını gösteren (Les Demoiselles d’Avignon – 1907) ve İspanya İç Savaşı’nı anlatan (1937) adlı şaheserleri kübizm akımının en önemli örnekleridir.

”İspanyol mücadelesi gericiliğin halka ve özgürlüğe karşı saldırısıdır. Benim bir sanatçı olarak bütün yaşamım gericiliğe ve sanatın öldürülmesine karşı sürekli mücadele ile geçti.” — Pablo Picasso —

Picasso, her ne kadar sanatını siyasetten uzak tutmak istese de içinde bulunduğu dönem buna izin vermemiştir. İspanya’daki iç savaşın, militarizmin ve faşizmin sebep olduğu feci bir insanlık trajedisine dönüşmesi Picasso’nun bu trajediden etkilenmemesini imkânsız kılmıştır. Guernica trajedisi ise İspanyol ’nun ve onun faşist birliklerinin iç çıkarması ve iç sırasında desteklerini aldığı Alman ve İtalyan faşistleri mükâfatlandırmak için Bask bölgesindeki Guernica kasabasını Adolf Hitler’e (“bombardıman” yapması için) atfetmesi sonucu yaşanan trajedidir. Adeta İspanyol halkının iç savaşta faşizme karşı verdiği mücadelenin intikamını almak istercesine olayları cereyan ettiren Hitler ordusu, 26 Nisan 1937 yılında Guernica kasabasını cehenneme çevirmiştir. Hitler’e göre yeni “ oyuncakları”nın denenmesinden başka bir anlam ifade etmeyen bu saldırı yaklaşık dört saat sürmüş, kasaba üç gün feci bir şekilde yanmıştır. Sivil halkın hedef alındığı bu saldırıda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 1600’den fazla kişi vahşice katledilmiştir ve yaklaşık 800 kişi de yaralanmıştır. Binlerce sivil halkın katledilmesine yol açan bu bombardıman, tarihte bir sivil halkı topluca yok eden ilk hava bombardımanıdır. Böylece Picasso bu zamana kadarki tarafsızlığını bozarak Guernica katliamı karşısında tavrını ortaya koymuştur ve ilham kaynağı olan bu katliamı tuvaline kazımıştır.

Guernica ile ilgili çalışmasına katliamdan hemen sonra başlayan Picasso, eserini hemen hemen iki ay içerisinde bitirmiştir. İlk olarak 11 Temmuz 1937 Paris Fuarı’ında İspanya’nın temsil edildiği binanın girişinde, Picasso’nun bu şaheseri yaşanan vahşeti tüm çıplaklığıyla sergilerken, sanat dünyasında politik bir yankı uyandırmayı da başarmıştır. Bununla birlikte birçok tartışmayı da beraberinde getiren bu tablo, resim mi poster mi gibi anlaşılmak istenmeyen muhakemeleri başlatmıştır. Daha sonraları Picasso, katliamı tüm çıplaklığıyla ve iğrençliğiyle yansıttığı için burjuva sanatçıları tarafından eleştiri oklarına maruz kalmış, İspanyol burjuvazisinin antipatisini kazanmıştır. Çünkü burjuva yaşamının ihtişamını, güzelliğini abartarak anlatmadığı bir eserdir bu! için de yüzleşmesi zor bir gerçektir doğal olarak. Öyle bir eserdir ki Guernica, salt sanat dünyasını etkilemekle kalmamış, uluslararası konjonktürde önemli bir ağırlığa sahip karar mekanizmalarını bile etkilemiştir. Guernica sergilendiği her ülkede yankı uyandırmıştır. Her gittiği ülkede adeta faşizme meydan okumuştur. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, Avrupa’ da Nazizm rüzgârının hâkim olduğu bir dönemde, daha da önem arz etmeye başlamıştır. Bu dönemde artık Guernica resmi faşizme karşı mücadelenin sembolü haline gelmiştir. Hitler, Paris’i işgal ettiği zaman Picasso, Guernica resminin fotoğraflarını çoğaltarak halka dağıtmış, faşizmin anti-propagandasını yapmıştır. (Rivayete göre fotoğrafları dağıtırken ya da sergi salonundaki Nazi generali ile) şu meşhur diyalog gerçekleşir: Picasso, bir Nazi askerinin kendisine yönelttiği “Bunu sen mi yaptın?” sorusuna karşılık, “Hayır! Siz yaptınız!” yanıtını vermiştir.

“Yaptığım her şeyi bugün çerçevesinde kalması dileğiyle yapıyorum… Söylenmesi gereken bir şey olduğunu düşündüğümde ne geçmişi ne de geleceği düşünürüm, sadece o ânı göz önünde bulundururum.” — Pablo Picasso —

Resmin kompozisyonunu incelersek özetle, resimdeki insan ve hayvan figürleri acı, hüzün ve savaşa karşı duyulan nefreti simgeler. Merkezde ölmekte olan bir at, elinde lambayla pencereden sarkan bir insan figürü, boğanın önünde elinde bebeği olan bir kadın ve ön planda yer alan bir ceset göze çarpmaktadır. At figürünün –insanın dostluğunu simgeleyen bir figür olarak söylersek– ölüyor olması da insanın dostundan yükselen feryadı göstermektedir; yani İspanya İç Savaşı’nda yaşanan katliamın, aslında bir milletin iki tarafından birinin diğerine yaptığı zulmü simgelemektedir. Aynı toplumun nasıl birbirini katlettiğini… Bilindiği üzere boğa İspanyol kültürünün bir simgesidir ve buradan yola çıkarak da ressam, vahşeti hissettirmek adına faşizmi simgelemiştir boğa ile. Boğanın önünde kucağında çocuğu ile tasvir edilen kadın ise genç ve taze yaşamı simgelemektedir. Bu kadın çığlık atarak faşizmi simgeleyen boğaya yakarmakta, yalvarmaktadır. Asıl ilginç bir nokta da ölen atın gazete kâğıtlarına dönüşmesidir. Bu ise bu kitle katliamından insanların ikinci el kaynaklar aracılığı ile haberdar olacağını, vahşetin gizli kalmayacağını anlatmaktadır. Çentik çizgilerin, yoğun bir şekilde siyah-beyaz renklerin hâkim olduğu bu tablo 3.5 metre genişliğindedir ve 7.82 metre uzunluğunda üç levhadan oluşmaktadır.

Guernica, Paris Fuarı’ndan sonra 30 Eylül 1938 yılında, –ilginç bir tesadüf olsa gerek– İngiliz emperyalist güçlerinin Alman Nazi birlikleri (Hitler) ile imzaladıkları ve İkinci Dünya Savaşı’na yol açacak sebeplerden biri olan Münih Antlaşması’ndan bir gün sonra, Londra Whitechapel Sanat Galerisi’nde sergilenmiştir. Sergilendiği ilk günden beri beklenmedik bir ilgi gören Guernica’yı ilk hafta on beş bin kişi ziyaret etmiştir. Guernica, İngiltere’den sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne de gönderilmiş, buradaki galerilerde sergilendikten sonra Brezilya ve Avrupa ülkelerinde sergilenmiştir. İlginç bir manevra yapan Picasso, Guernica’nın New York’ta kalmasını istemiştir: İspanya’da sona erip cumhuriyet ilan edilmediği sürece Guernica’nın o topraklara girmesini istememiştir ve uzun yıllar tabloyu New York’ta tutmuştur. Ancak 10 Eylül 1980 yılında Picasso vefat ettikten ve İspanyada cumhuriyet ilan edildikten sonra Guernica İspanya’da sergilenmeye başlanmıştır. Guernica’ya karşı o kadar net yargılar hâkimdir ki bu eser, bomba geçirmez bir camın ardında müthiş bir güvenlikle Madrid Reina Sofía Müzesi’nde sergilenmektedir.

BM Güvenlik Konseyi’nde ABD’nin 2003 yılında Irak’a girmek istediğini dile getiren ABD yetkilileri bu kararı açıklarken Guernica resminin üzeri örtülmüştür. Buradan da anlaşılıyor ki burjuva emperyalist politikacılar yapacakları katliamın bir başka versiyonunu görmekten çekinmişlerdir. Acı bir gerçek ki bu “tablo” insanlık tarihinin utanç sembolü olarak, faşizmin ve emperyalistlerin halka, işçi sınıflarına ve özgürlüklerine karşı adeta bir kalkan şeklini almıştır. Görünen o ki, faşizmin başka kılıflar altında varlığını sürdürdüğü günümüz dünyasında Guernica’nın etkisi daha uzun yıllar sürecektir.

Yazan: Melike Karagül