Revolution
9 Şubat 2010 Yazan: admin
Kategori: Fotoğraf, Fotoğraf Sanatçıları, Fotoğraf Sanatı, Sanat, Yüzler & Portreler
Berkay Uygunoğlu, 19 Aralık 1988 yılında İstanbul’da doğdu. 2007 yılında üniversitede aldığı fotoğraf teknikleri eğitimi ile fotoğrafçılığa adım attı. Fotoğraf teknikleriyle 2 sene kadar ilgilendikten sonra çalışmalarına klip ve set arkası konseptlerini de ekledi. Şu anda kendisine ait ufak bir stüdyoda kurgu ağırlıklı çalışmalarını sürdürüyor. Çalışmalarından farkedeceğiniz gibi, Türkiye’de alışılagelmişten farklı olarak sadist psikolojiyi ve ruhani bozuklukları kurgularında ön planda tutuyor. Berkay Uygunoğlu’nun arkadaş çevresinden oluşturduğu ufak bir ekibi de bulunuyor.
Fotoğraflar: Berkay Uygunoğlu
berkayuygunoglu@hotmail.com
Müziğin Ustaları Jazz Stop’ta Bir Araya Geliyor!
9 Şubat 2010 Yazan: admin
Kategori: Etkinlik Cetveli, Gösteriler & Topluluklar, Müzik, Türk Sanatçılar
Müzikseverler 10 Şubat Çarşamba akşamı Beyoğlu Jazz Stop’ta Yalçın Akyıldız & Mengü Arslanoğlu eşliğinde notaların en özgür hali ile buluşacak…
Yalçın Akyıldız ile Mengü Arslanoğlu Jazz Stop’ta gerçekleştirecekleri performanslarında ikilinin ortak çalışması olan “Rüya” albümünden parçalara yer verecekler. Gidecek Yerim mi Var’, ‘Aşk-ı Kıyamet’ ve ‘Neyleyim’ gibi Emre Altuğ tarafından seslendirilmiş beş şarkıdan ‘Gidecek Yerim mi Var’ ikilinin ortak bestesi olup diğer besteler Akyıldız’a ait. Akyıldız ve Arslanoğlu bu özel gecede müzikseverlere bu şarkıları “sahibinin sesinden” dinletecek.
Yalçın Akyıldız ve Mengü Arslanoğlu’na müziğin ustaları; trompet & flugelhornda Şenova Ülker, basta İsmail Soyberk, davulda Bülent Ay, klavyede ise Burak Bedikyan’ın eşlik edeceği bu eşsiz performansı kaçırmayın!
Tarih: 10 Şubat Çarşamba
Yer: Jazz Stop Beyoğlu // Büyükparmakkapı sokak sonu Tel sok. No: 5 Beyoğlu
Saat: 22:00
Jazz Stop
http://www.jazzstop.com/
Büyükparmakkapı sokak sonu Tel sok. No: 5 Beyoğlu
Türkiye’nin İlk Özel Fotoğraf Galerisi Elipsis Galeri Taşınıyor
8 Şubat 2010 Yazan: admin
Kategori: Duyurular, Fotoğraf, Fotoğraf Sanatı, Sanat
2007 yılında Türkiye’deki fotoğraf anlayışını değiştirmek, Türk fotoğrafçılığının dünya sanat pazarında edindiği yeri Türkiye’de de oluşturmak ve koleksiyonlara fotoğrafı daha rahat alınabilir kılmak üzere kurulan Elipsis Galeri taşınıyor.
Çukurcuma’da açıldığı günden bu yana devam ettirdiği müze standardı anlayışı ile Türkiye’deki fotoğraf anlayışını değiştiren Elipsis Galeri, yeni konsepti ile önümüzdeki aylarda kapılarını yeni adresinde açacak. Türkiye’nin ilk özel fotoğraf galerisi olan Elipsis Galeri, yeni adresinde ‘showroom’ konsepti ile mevcut sanatçı portföyüne yeni sanatçılar ekleyecek ve koleksiyonculara randevu ile hizmet verecek. Her yıl en az 2 sergi ile farklı mekanlarda fotoğraf meraklıları ile buluşmayı hedefleyen Elipsis Galeri’nin temsil ettiği sanatçılar arasında Michael Wolf, Ahmet Ertuğ, Isabel Munoz, Michael Kenna, Karen Stuke, Ferit Kuyaş, Serkan Taycan ve Özant Kamacı bulunuyor.
Kısaca Elipsis Galeri
Galeri Elipsis, Türkiye’nin ilk özel fotoğraf galerisidir. Misyonu, fotoğraf sanatının önde gelen uluslararası isimlerinin eserlerini, koleksiyonerlere daha ulaşılabilir kılmak, yeni koleksiyonerler oluşturmak ve daha geniş kitlelere taşıyabilmek; genç ve ümit vaad eden sanatçıları destekleyerek Türk çağdaş fotoğrafçılığını uluslararası alanda temsil etmektir. Galeri, sanat yatırımcılığı ve koleksiyonerlik konusunda danışmanlık hizmeti de vermektedir.
İletişim: Sinem Yörük
sinemyoruk@gmail.com
Akın Yıldırım Heykel Sergisi
6 Şubat 2010 Yazan: admin
Kategori: El Sanatları, Heykel Sanatı, Sanat, Sanatsal Etkinlikler
AKIN YILDIRIM KİŞİSEL HEYKEL SERGİSİ 16 ŞUBAT – 6 MART 2010 TARİHLERİ ARASINDA GALERİ SELVİN’DE
Heykeltıraş Akın Yıldırım, 1963 yılında Ordu’da doğdu. 1984’te Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Temel Sanatlar ve Bilimler Bölümü’nü bitirdi. İstanbul’daki kişisel ve karma sergilerinin yanı sıra New York, Boston ve Paris’te birçok sergi açtı. Dünyaca ünlü Louvre Müzesi’ndeki uluslararası sergide ülkemizi temsil eden sanatçılar arasında da yer alan Akın Yıldırım, 2008 yılında ise Türkiye Delegasyonumuzda “Jüri Özel ödülünü” kazandı.
Bakır, ahşap ve kemikle çalışan Yıldırım’ın heykellerinde, malzemeye göre oluşmuş belli karakterler olduğu söylenebilir. Çoğu zaman kesilmiş plakalar ya da tellerin kaynatılması yoluyla yapılan bakır heykellerde sivri/köşeli figürler, doku çalışmaları gücü ve kararlılığı öne çıkarır. Ahşap heykelleri çoğunlukla yuvarlak hatlara sahiptir. İçinde gizlediği sonsuz figürden sanatçı neyi çıkaracaksa, küçük aletlerini alıp içli dışlı olmaktadır ahşapla. Yıldırım’ın kemik çalışmaları çoğunlukla eldeki parçalardan benzetme ya da çağrışım yoluyla yeni bir bütün oluşturma esasına dayanır. Heykelleri genellikle tek bir malzemeden çıkmaz, aksine bakırla kemiğin, ahşapla bakırın ya da üçünün birarada kullanıldığı işleri çoktur.
Yıldırım’a göre her heykel tektir. Seriler vardır ama onlar da daima farklıdır. Görsel anlamda benzeşen heykeller beni yorar diyen sanatçımız, daima yeni bir form ve kendini peşinden sürükleyecek yeni heyecanlar aramaktadır.
Eserlerinin temelinde neredeyse tamamen insan ve hayvanların dünyasını görürsünüz. Onların en natürel halinden, en uç sentetik oluşumlarına kadar sürrealistik, mistik ve abstre boyutlarından geçerek giden bir serüven yaşatmaktadır izleyiciye.
Farklı bakış açıları ve algılama konumlarının ürünleri olan heykeller yıllar içinde birikmişlerdir. Bakır, kemik, boynuz ve geniş bir ahşap çeşitlemesinden oluşmuştur. Sergide, sabırla yavaş yavaş işlenmiş olanlardan, hızla çizilmiş bir desen tadındaki çalışmalara kadar değişik üretim modlarını görebilirsiniz. Sergide aynı zamanda insan portreleri ve peyzaj desenlerini de görmek mümkün.
Galeri Selvin
Arnavutköy Dere Sok. No:3 Arnavutköy, Beşiktaş/İstanbul
Tel: 212.263 74 81
Galerimiz Pazar ve Pazartesi günleri hariç 11:00 – 19:00 saatleri arasında açıktır.
Dişil Enerji ve Kadının “Uyanış”ı
Adrienne Rich, kadınlarda ruhani ve aktivist uyanışın en yalın şekliyle baskının ve gücün, zararın ve güzelliğin etkileşimiyle olacağından söz eder. Tarih, “sıradışı”, “örnek teşkil eden”, “alışılmadık” ve elbette “emsal” kadınlarla dopdoludur ki “sıradan kadın” aslında karanlıkta kalmış milyonlarca kadındaki olağanüstü sağ çıkma isteğinin vücuda gelmiş halidir. Bu öyle bir yaşam gücüdür ki, çocuk doğurmanın da, evliliğin de ötesine geçer. Rich’in söz ettiği ruhsal, duygusal ve düşünsel uyanış, hiç şüphesiz dişil enerjiden mülhemdir. Amerikan öykü geleneğinin ve birinci dalga feminist yazınının önde gelen temsilcisi Kate Chopin’in hikâyelerini ve bir kadın yazar olarak kendi esinini, duruşunu açımlayan “Bir Tefekkür” başlıklı yazısında bahsettiği “hassas enerji” de, hayata tutunmak kadar deliliğe giden yolda bir nebze devindirici gücü temin etme hakkını kadına veren dişil güçtür ki bu enerjinin kaynağı, kadının kendi doğasından ve doğadan aldığı tinselliktir. Charlene Spretnak’ın tanımladığı üzere tinsellik, içimizde ve çevremizdeki gizli enerji güçlerini keşfeden ve bize en derindeki karşılıklı bağımlılığı gösteren yöndür.
Yazıldığı dönem büyük yankılar uyandıran, bir kadının tinsel ve cinsel uyanışını dile getiren “Uyanış”ı da içeren Uyanış ve Seçme Öyküler’de Kate Chopin, 19. yüzyıl kadınının karşılaştığı sorunlarla birlikte kadınlık halleri ve kadın olmanın kadim güçlükleri ile çelişkilerini ortaya koyarken, kadının onu konuşan özne olarak kabul etmeyen bir düzenle savaşarak doğayla uyumlu hale gelişinin serüvenini de yansıtıyor. Öykü ve romanlarında Louisiana’nın yöresel özelliklerini canlandıran, bölge halklarının yaşayış biçimlerini, geleneklerini, lehçelerini, cinselliklerini cömertçe tema edinen Chopin’in edebiyatında önemli olan bir unsur da “Güneyli kadın”ı bilinçlendiren, yüreklendiren kavrayışı. 19. yüzyılda, ülkenin başka yörelerine kıyasla eril iktidar karşısında sıfırlanan Güneyli kadın, evlilik ile bastırılmış cinsellik, akıl ile içgüdü çatışmasını iç içe yaşar. Chopin’in, dilsiz kalpler ve yol kenarında bekleyenler diye nitelendirdiği bu kadınlar için kurtuluş genellikle intihardır. Katı toplumsal gelenekler karşısında kendi sesini duymanın bedeli son derece ağırdır.
Chopin’in eserlerine tarihi perspektifi içinde baktığımızda da yine, kolektif bir uyanış değil, bireysel direniş çabalarını görürüz. 20. yüzyıla doğru Hıristiyan mezheplerinde benimsenen liberal duruş ve doğum kontrolü hareketiyle Amerikalılar üreme odaklı evlilikten uzaklaşarak “tüketim, şükran ve zevk” egemenliği altına giren bir toplum bağlamında sevgi, dostluk ve cinsellikten zevk alma temeline oturan ideal birlikteliğe yönelirler. Çiftlerin seksten utanmak yerine zevk alması gerektiği düşüncesi, eşitlikçi evliliklerin itici güçlerindendir. Yeni filizlenen bu teori ve akımların Amerikalı evli kadınların cinsel duyarlılıklarını ve uygulamalarını nasıl etkilediğini araştıran Marilyn Yalom’a göre bu dönemde kadınların kaleminden çıkmış yazılarda da şahsi cinsel duyguları kâğıda dökme konusunda Viktorya döneminden daha fazla bir heves görülmüş değil. Geleneksel açıdan erkek egemenliğinde olagelmiş yazma biçimlerini, kadınların isteklerini dile getirecek biçimde uyarlamaları ancak kendilerine özgü bir dil geliştirmeleriyle mümkün olabilirdi ki Kate Chopin ve Radclyffe Hall bu konuda öncülük yapmış olsalar da kadınları hapseden yalnızca cinsiyete dayalı düzenlemeler değil, kadınları uyanma noktalarının ötesine taşıyabilecek, belirlenmiş senaryodan özgürleşme isteklerinde onları destekleyecek bir anlatının bulunmamasıydı. Chopin, Uyanış’ta katı evliliğin içinde sıkışıp kalmış “çocuklarını idolleştiren, kocalarına tapan ve bunu kendilerine değer katmak için ilahi bir ayrıcalık gibi gören” diğer evli kadınlardan farklı bir yazgı arzulayan tutkulu bir anne portresi çizerken pek çok evli kadının yüzyıl dönümünde hissettiği evlilik klostrofobisini ve iç karmaşasını dile getirdi ancak bu yazarların Carolyn G. Heilbrun’un da belirttiği gibi, pek çok kadının içinde yaşadığı konuları reddetme öykülerinden başka öyküleri, yalnız başına öğrendiklerini konuşabilecekleri başka kadınlarla ilişkileri yoktu. İkinci dalga feminizminin yükselişe geçmesine kadar, yayımlandığı dönemde Amerika’da edebiyat çevrelerinin eleştiri oklarını üstüne çeken öyküleriyle akılda kalan Kate Chopin’in toplumsal cinsiyetlerin şekillenişine işaret etmesi, ırk ve cinsiyet ayrımları etrafında yapılanan kadın ve erkek rollerini vurgulaması, doğalcı yazın tarzını kendine özgü olarak ele alışı elbette o dönem için hayli övgüye değer.
Kadınların Zamanı
Modernist kadın bilincindeki kırılmalarda ve uyanışlarda en büyük desteği ve gücü doğadan alır Chopin’in kahramanları. “Nehrin Ötesi” adlı öykünün siyahi kadın kahramanı La Folle, Cheri adlı küçük oğlan çocuğunu, kimsenin inanamadığı bir şeyi yaparak, nehri geçerek kurtarır. Irkçılığa dair bir öykü olan “Desiree’nin Bebeği”nde yerel bir sorunu, bir kadın üzerinden gözler önüne sererken, ötekileştirmenin evrensel boyutlarını değerlendirir Chopin. İki yaşlı kızkardeşin, genç yeğenlerinin yanlarına gelişiyle değişen hayatlarını tahkiye eden “Madam Pelagie”, Chopin’in zaman kavramını farklılaştırdığı ve önsözde yazdığı açıklayıcı notu da içselleştiren önemli metinlerden biri. Düşsel bir hayat süren iki kızkardeş, yeğenlerinin yanlarında kalabilmesi için bir gerçeklik inşa etmek zorundadırlar. Madam Pelagie, genç kızı bir kurtarıcı olarak gören, o giderse öleceğini düşünen kızkardeşi Pauline’i yaşatmak için düşlerinden kurtulmaya karar verir. Tüm çiftliğin uyuduğu bir gece vakti, o güne dek gecelerini ve gündüzlerini dolduran hayallerine elveda demeye gider. Düşleri, birer canlı yaratıkmış gibi onu beklemektedir, art arda sahneye çıkarlar. Öyküsel zamanı, dili geçmiş kipte kuran Chopin, hayalleri, şimdi ve şu anda kurgulayarak geçmişin hayaletlerinin, kadınların geleceğini ne denli ipotek altında tuttuğunu gösterirken, “Bir Çift İpek Çorap”ta zaman kavramı öyküsel bir teknik olmaktan çıkıp, kadın kahramanın duyumuna dönüşür. Bayan Sommers, marazi eski anılara kendini asla kaptırmayan, geçmişi anmak için bir dakikasını bile harcamayan, geleceği ise donuk, hiç gelmeyen bir zaman dilimi olarak yaşayan bir kadındır. Beklenmedik bir şekilde eline bir miktar para geçince, bu parayı kendi istekleri doğrultusunda harcarken kendini ne yargılar, ne de davranışındaki itici gücü kendisine açıklamak için didinir. Zorunluluklar sarmalından sıyrılıp özgürce vakit geçirir tek başına; alışveriş yapar, yemek yer, şarap içer, tiyatroya gider. “Uyanış”ın Edna’sı ise hayatında neyin eksik olduğunu fark ettiğinde onu asla tamamlayamayacağını, bir olamayacağını algılayarak intihar eder. Belki bir yoldaş, bir eş ruh, benzer bir dişil enerji bulsaydı ölüme gitmeyecekti Edna da, terk eden tüm diğer kadınlar da… Adrienne Rich’e yine kulak vermekte fayda var öyleyse:
“Nerede olursak olalım, ancak ve ancak birbirimizde var olan güce güvendiğimiz ve bu gücün ihtiyacımız olan her ân orada olacağını bildiğimiz ân, ancak o zaman terk etmeyi ve terk edilmeyi bir kenara bırakacağız.”
Uyanış ve Seçme Öyküler
Kate Chopin, Çev: Ayşe Bilge Aknam
Otonom Yayınları, 217 sayfa, 16 TL
Yazan: Hande Öğüt











