Revolution

Berkay Uygunoğlu, 19 Aralık 1988 yılında İstanbul’da doğdu. 2007 yılında üniversitede aldığı teknikleri eğitimi ile çılığa adım attı. teknikleriyle 2 sene kadar ilgilendikten sonra çalışmalarına klip ve set arkası konseptlerini de ekledi. Şu anda kendisine ait ufak bir stüdyoda kurgu ağırlıklı çalışmalarını sürdürüyor. Çalışmalarından farkedeceğiniz gibi, Türkiye’de alışılagelmişten farklı olarak sadist psikolojiyi ve ruhani bozuklukları kurgularında ön planda tutuyor. Berkay Uygunoğlu’nun arkadaş çevresinden oluşturduğu ufak bir ekibi de bulunuyor.

Fotoğraflar: Berkay Uygunoğlu

berkayuygunoglu@hotmail.com

1

1

3

4

SanatLog Kültür Sanat

www.sanatlog.com

Müziğin Ustaları Jazz Stop’ta Bir Araya Geliyor!

Müzikseverler 10 Şubat Çarşamba akşamı Beyoğlu Jazz Stop’ta Yalçın Akyıldız & Mengü Arslanoğlu eşliğinde notaların en özgür hali ile buluşacak…

Yalçın Akyıldız ile Mengü Arslanoğlu Jazz Stop’ta gerçekleştirecekleri performanslarında ikilinin ortak çalışması olan “Rüya” albümünden parçalara yer verecekler. Gidecek Yerim mi Var’, ‘Aşk-ı Kıyamet’ ve ‘Neyleyim’ gibi Emre Altuğ tarafından seslendirilmiş beş şarkıdan ‘Gidecek Yerim mi Var’ ikilinin ortak bestesi olup diğer besteler Akyıldız’a ait. Akyıldız ve Arslanoğlu bu özel gecede müzikseverlere bu şarkıları “sahibinin sesinden” dinletecek.

Yalçın Akyıldız & Mengü Arslanoğlu

Yalçın Akyıldız ve Mengü Arslanoğlu’na müziğin ustaları; trompet & flugelhornda Şenova Ülker, basta İsmail Soyberk, davulda Bülent Ay, klavyede ise Burak Bedikyan’ın eşlik edeceği bu eşsiz performansı kaçırmayın!

Tarih: 10 Şubat Çarşamba

Yer: Jazz Stop Beyoğlu // Büyükparmakkapı sokak sonu Tel sok. No: 5 Beyoğlu

Saat: 22:00

Jazz Stop

http://www.jazzstop.com/

Büyükparmakkapı sokak sonu Tel sok. No: 5 Beyoğlu

SanatLog.com

Türkiye’nin İlk Özel Fotoğraf Galerisi Elipsis Galeri Taşınıyor

8 Şubat 2010 Yazan: admin  
Kategori: Duyurular, Fotoğraf, Fotoğraf Sanatı, Sanat

2007 yılında Türkiye’deki anlayışını değiştirmek, Türk çılığının dünya pazarında edindiği yeri Türkiye’de de oluşturmak ve koleksiyonlara ı daha rahat alınabilir kılmak üzere kurulan Elipsis Galeri taşınıyor.

Çukurcuma’da açıldığı günden bu yana devam ettirdiği müze standardı anlayışı ile Türkiye’deki anlayışını değiştiren Elipsis Galeri, yeni konsepti ile önümüzdeki aylarda kapılarını yeni adresinde açacak. Türkiye’nin ilk özel galerisi olan Elipsis Galeri, yeni adresinde ‘showroom’ konsepti ile mevcut çı portföyüne yeni çılar ekleyecek ve koleksiyonculara randevu ile hizmet verecek. Her yıl en az 2 sergi ile farklı mekanlarda meraklıları ile buluşmayı hedefleyen Elipsis Galeri’nin temsil ettiği çılar arasında Michael Wolf, Ahmet Ertuğ, Isabel Munoz, Michael Kenna, Karen Stuke, Ferit Kuyaş, Serkan Taycan ve Özant Kamacı bulunuyor.

www.elipsisgallery.com

elipsis

Kısaca Elipsis Galeri

Galeri Elipsis, Türkiye’nin ilk özel galerisidir. Misyonu, ının önde gelen uluslararası isimlerinin eserlerini, koleksiyonerlere daha ulaşılabilir kılmak, yeni koleksiyonerler oluşturmak ve daha geniş kitlelere taşıyabilmek; genç ve ümit vaad eden çıları destekleyerek Türk çağdaş çılığını uluslararası alanda temsil etmektir. Galeri, yatırımcılığı ve koleksiyonerlik konusunda danışmanlık hizmeti de vermektedir.

İletişim: Sinem Yörük
sinemyoruk@gmail.com

SanatLog.com

Akın Yıldırım Heykel Sergisi

AKIN YILDIRIM KİŞİSEL HEYKEL SERGİSİ 16 ŞUBAT – 6 MART 2010 TARİHLERİ ARASINDA GALERİ SELVİN’DE

Heykeltıraş Akın Yıldırım, 1963 yılında Ordu’da doğdu. 1984’te Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Temel Sanatlar ve Bilimler Bölümü’nü bitirdi. İstanbul’daki kişisel ve karma sergilerinin yanı sıra New York, Boston ve Paris’te birçok sergi açtı. Dünyaca ünlü Louvre Müzesi’ndeki uluslararası sergide ülkemizi temsil eden çılar arasında da yer alan Akın Yıldırım, 2008 yılında ise Türkiye Delegasyonumuzda “Jüri Özel ödülünü” kazandı.

1

Bakır, ahşap ve kemikle çalışan Yıldırım’ın heykellerinde, malzemeye göre oluşmuş belli karakterler olduğu söylenebilir. Çoğu zaman kesilmiş plakalar ya da tellerin kaynatılması yoluyla yapılan bakır heykellerde sivri/köşeli figürler, doku çalışmaları gücü ve kararlılığı öne çıkarır. Ahşap heykelleri çoğunlukla yuvarlak hatlara sahiptir. İçinde gizlediği sonsuz figürden çı neyi çıkaracaksa, küçük aletlerini alıp içli dışlı olmaktadır ahşapla. Yıldırım’ın kemik çalışmaları çoğunlukla eldeki parçalardan benzetme ya da çağrışım yoluyla yeni bir bütün oluşturma esasına dayanır. Heykelleri genellikle tek bir malzemeden çıkmaz, aksine bakırla kemiğin, ahşapla bakırın ya da üçünün birarada kullanıldığı işleri çoktur.

2

Yıldırım’a göre her heykel tektir. Seriler vardır ama onlar da daima farklıdır. Görsel anlamda benzeşen heykeller beni yorar diyen çımız, daima yeni bir form ve kendini peşinden sürükleyecek yeni heyecanlar aramaktadır.

Eserlerinin temelinde neredeyse tamamen insan ve hayvanların dünyasını görürsünüz. Onların en natürel halinden, en uç sentetik oluşumlarına kadar sürrealistik, mistik ve abstre boyutlarından geçerek giden bir serüven yaşatmaktadır izleyiciye.

Farklı bakış açıları ve algılama konumlarının ürünleri olan heykeller yıllar içinde birikmişlerdir. Bakır, kemik, boynuz ve geniş bir ahşap çeşitlemesinden oluşmuştur. Sergide, sabırla yavaş yavaş işlenmiş olanlardan, hızla çizilmiş bir desen tadındaki çalışmalara kadar değişik üretim modlarını görebilirsiniz. Sergide aynı zamanda insan portreleri ve peyzaj desenlerini de görmek mümkün.

3

Galeri Selvin

Arnavutköy Dere Sok. No:3 Arnavutköy, Beşiktaş/İstanbul

Tel: 212.263 74 81

selvincg@gmail.com

www.galeriselvin.com

Galerimiz Pazar ve Pazartesi günleri hariç 11:00 – 19:00 saatleri arasında açıktır.

SanatLog.com

Dişil Enerji ve Kadının “Uyanış”ı

5 Şubat 2010 Yazan: admin  
Kategori: Edebiyat, Eleştiri, Kitabiyat, Kitaplar, Manşet, Sanat, Öykü Kitapları

Uyanış ve Seçme ÖykülerAdrienne Rich, kadınlarda ruhani ve aktivist uyanışın en yalın şekliyle baskının ve gücün, zararın ve güzelliğin etkileşimiyle olacağından söz eder. Tarih, “sıradışı”, “örnek teşkil eden”, “alışılmadık” ve elbette “emsal” kadınlarla dopdoludur ki “sıradan ” aslında karanlıkta kalmış milyonlarca kadındaki olağanüstü sağ çıkma isteğinin vücuda gelmiş halidir. Bu öyle bir yaşam gücüdür ki, çocuk doğurmanın da, evliliğin de ötesine geçer. Rich’in söz ettiği ruhsal, duygusal ve düşünsel uyanış, hiç şüphesiz dişil enerjiden mülhemdir. Amerikan öykü geleneğinin ve birinci dalga feminist yazınının önde gelen temsilcisi Kate Chopin’in hikâyelerini ve bir yazar olarak kendi esinini, duruşunu açımlayan “Bir Tefekkür” başlıklı yazısında bahsettiği “hassas enerji” de, hayata tutunmak kadar deliliğe giden yolda bir nebze devindirici gücü temin etme hakkını kadına veren dişil güçtür ki bu enerjinin kaynağı, ın kendi doğasından ve doğadan aldığı tinselliktir. Charlene Spretnak’ın tanımladığı üzere tinsellik, içimizde ve çevremizdeki gizli enerji güçlerini keşfeden ve bize en derindeki karşılıklı bağımlılığı gösteren yöndür.

Yazıldığı dönem büyük yankılar uyandıran, bir ın tinsel ve cinsel uyanışını dile getiren “Uyanış”ı da içeren Uyanış ve Seçme Öyküler’de Kate Chopin, 19. yüzyıl ının karşılaştığı sorunlarla birlikte kadınlık halleri ve olmanın kadim güçlükleri ile çelişkilerini ortaya koyarken, ın onu konuşan özne olarak kabul etmeyen bir düzenle savaşarak doğayla uyumlu hale gelişinin serüvenini de yansıtıyor. Öykü ve romanlarında Louisiana’nın yöresel özelliklerini canlandıran, bölge halklarının yaşayış biçimlerini, geleneklerini, lehçelerini, cinselliklerini cömertçe tema edinen Chopin’in ında önemli olan bir unsur da “Güneyli ”ı bilinçlendiren, yüreklendiren kavrayışı. 19. yüzyılda, ülkenin başka yörelerine kıyasla eril iktidar karşısında sıfırlanan Güneyli , evlilik ile bastırılmış cinsellik, akıl ile içgüdü çatışmasını iç içe yaşar. Chopin’in, dilsiz kalpler ve yol kenarında bekleyenler diye nitelendirdiği bu kadınlar için kurtuluş genellikle intihardır. Katı toplumsal gelenekler karşısında kendi sesini duymanın bedeli son derece ağırdır.

Chopin’in eserlerine tarihi perspektifi içinde baktığımızda da yine, kolektif bir uyanış değil, bireysel direniş çabalarını görürüz. 20. yüzyıla doğru Hıristiyan mezheplerinde benimsenen liberal duruş ve doğum kontrolü hareketiyle Amerikalılar üreme odaklı evlilikten uzaklaşarak “tüketim, şükran ve zevk” egemenliği altına giren bir toplum bağlamında sevgi, dostluk ve cinsellikten zevk alma temeline oturan ideal birlikteliğe yönelirler. Çiftlerin seksten utanmak yerine zevk alması gerektiği düşüncesi, eşitlikçi evliliklerin itici güçlerindendir. Yeni filizlenen bu teori ve akımların Amerikalı evli kadınların cinsel duyarlılıklarını ve uygulamalarını nasıl etkilediğini araştıran Marilyn Yalom’a göre bu dönemde kadınların kaleminden çıkmış yazılarda da şahsi cinsel duyguları kâğıda dökme konusunda Viktorya döneminden daha fazla bir heves görülmüş değil. Geleneksel açıdan egemenliğinde olagelmiş yazma biçimlerini, kadınların isteklerini dile getirecek biçimde uyarlamaları ancak kendilerine özgü bir dil geliştirmeleriyle mümkün olabilirdi ki Kate Chopin ve Radclyffe Hall bu konuda öncülük yapmış olsalar da kadınları hapseden yalnızca cinsiyete dayalı düzenlemeler değil, kadınları uyanma noktalarının ötesine taşıyabilecek, belirlenmiş senaryodan özgürleşme isteklerinde onları destekleyecek bir anlatının bulunmamasıydı. Chopin, Uyanış’ta katı evliliğin içinde sıkışıp kalmış “çocuklarını idolleştiren, kocalarına tapan ve bunu kendilerine değer katmak için ilahi bir ayrıcalık gibi gören” diğer evli kadınlardan farklı bir yazgı arzulayan tutkulu bir anne portresi çizerken pek çok evli ın yüzyıl dönümünde hissettiği evlilik klostrofobisini ve iç karmaşasını dile getirdi ancak bu yazarların Carolyn G. Heilbrun’un da belirttiği gibi, pek çok ın içinde yaşadığı konuları reddetme öykülerinden başka öyküleri, yalnız başına öğrendiklerini konuşabilecekleri başka kadınlarla ilişkileri yoktu. İkinci dalga feminizminin yükselişe geçmesine kadar, yayımlandığı dönemde Amerika’da çevrelerinin oklarını üstüne çeken öyküleriyle akılda kalan Kate Chopin’in toplumsal cinsiyetlerin şekillenişine işaret etmesi, ırk ve cinsiyet ayrımları etrafında yapılanan ve rollerini vurgulaması, doğalcı yazın tarzını kendine özgü olarak ele alışı elbette o dönem için hayli övgüye değer.

Kate Chopin

Kadınların Zamanı

Modernist bilincindeki kırılmalarda ve uyanışlarda en büyük desteği ve gücü doğadan alır Chopin’in kahramanları. “Nehrin Ötesi” adlı öykünün siyahi kahramanı La Folle, Cheri adlı küçük oğlan çocuğunu, kimsenin inanamadığı bir şeyi yaparak, nehri geçerek kurtarır. Irkçılığa dair bir öykü olan “Desiree’nin Bebeği”nde yerel bir sorunu, bir üzerinden gözler önüne sererken, ötekileştirmenin evrensel boyutlarını değerlendirir Chopin. İki yaşlı kızkardeşin, genç yeğenlerinin yanlarına gelişiyle değişen hayatlarını tahkiye eden “Madam Pelagie”, Chopin’in zaman kavramını farklılaştırdığı ve önsözde yazdığı açıklayıcı notu da içselleştiren önemli metinlerden biri. Düşsel bir hayat süren iki kızkardeş, yeğenlerinin yanlarında kalabilmesi için bir gerçeklik inşa etmek zorundadırlar. Madam Pelagie, genç kızı bir kurtarıcı olarak gören, o giderse öleceğini düşünen kızkardeşi Pauline’i yaşatmak için düşlerinden kurtulmaya karar verir. Tüm çiftliğin uyuduğu bir gece vakti, o güne dek gecelerini ve gündüzlerini dolduran hayallerine elveda demeye gider. Düşleri, birer canlı yaratıkmış gibi onu beklemektedir, art arda sahneye çıkarlar. Öyküsel zamanı, dili geçmiş kipte kuran Chopin, hayalleri, şimdi ve şu anda kurgulayarak geçmişin hayaletlerinin, kadınların geleceğini ne denli ipotek altında tuttuğunu gösterirken, “Bir Çift İpek Çorap”ta zaman kavramı öyküsel bir teknik olmaktan çıkıp, kahramanın duyumuna dönüşür. Bayan Sommers, marazi eski anılara kendini asla kaptırmayan, geçmişi anmak için bir dakikasını bile harcamayan, geleceği ise donuk, hiç gelmeyen bir zaman dilimi olarak yaşayan bir kadındır. Beklenmedik bir şekilde eline bir miktar para geçince, bu parayı kendi istekleri doğrultusunda harcarken kendini ne yargılar, ne de davranışındaki itici gücü kendisine açıklamak için didinir. Zorunluluklar sarmalından sıyrılıp özgürce vakit geçirir tek başına; alışveriş yapar, yemek yer, şarap içer, tiyatroya gider. “Uyanış”ın Edna’sı ise hayatında neyin eksik olduğunu fark ettiğinde onu asla tamamlayamayacağını, bir olamayacağını algılayarak intihar eder. Belki bir yoldaş, bir eş ruh, benzer bir dişil enerji bulsaydı ölüme gitmeyecekti Edna da, terk eden tüm diğer kadınlar da… Adrienne Rich’e yine kulak vermekte fayda var öyleyse:

“Nerede olursak olalım, ancak ve ancak birbirimizde var olan güce güvendiğimiz ve bu gücün ihtiyacımız olan her ân orada olacağını bildiğimiz ân, ancak o zaman terk etmeyi ve terk edilmeyi bir kenara bırakacağız.”

Uyanış ve Seçme Öyküler

Kate Chopin, Çev: Ayşe Bilge Aknam

Otonom Yayınları, 217 sayfa, 16 TL

Yazan: Hande Öğüt

handeogut@gmail.com

Sonraki Sayfa »