Göç Edebiyat ve Düşün Dergisi’nin Aralık-Ocak-Şubat Özel Sayısı Çıktı!
Göç Edebiyat ve Düşün Dergisi’nin Aralık-Ocak-Şubat 2010 özel sayısı raflardaki yerini aldı…
Derginin dosya konusu “Sosyal Eşkıyalık”…
Bu sayının içeriği ve yazarlar:
Ezel Gülce – Sırrı Kadim
Bünyamin Durali – Bir Soyunsun Artık At Sineği Olmaya
İlhan Kayhan – Rüzgar Kuşları ve Sessiz Yaprak
Said Ercan – Şairlerin Gazze’si
Serdar Keskin – Ayrılığa Göç
Aziz Şeker – Mahmut Makal Söyleşisi
Nazmi Güldeş – Mavi Çukur
Züleyha Çay – Saraydan Zindana Mektup Var
Sıtkı Caney – Ey Şair
Ela Dinçer – Soyut Şiddet
Volkan Akbulut – İsyan
İhsan Topçu – Hep Aşkla
Servin Sarıyer – Umut Eşkıyası
Kemal Çelik – Hiçlik
Hakan Bilge – Metin Erksan’ın Susuz Yaz’ı
Uzman Şahiner – Hüzün
M. Ebru Kayır – Son Celse
Müesser Yeniay – Deniz Dilimi
Elif Nuray – Telvin ve Erkan Oğur
Necip Evlice – Ey Bütün Denizlerin İstanbul’u
Metin Güven – Bir Kapalı Söz Ustasıyla Buluşma Denemesi
Mehmet Aycı – Eve Geç Dönenler İçin Şarkı
Pınar Nurhan – Beni İzleyen Ben
Yusuf Bal – Kum ve Rüzgar
Hüseyin Ruhani – Mesnevi’ye Giriş
Ahmet Günbaş – Üzümün Kızı
Aziz Şeker – Yaşar Kemal Romanlarında Sosyal Eşkıyalı
Süreyya Aylin – Melankoliklim
Sezgin Selvi – Kemal Tahir Romanlarında Sosyal Eşkıyalık
Yazışma adresi:
SanatLog Haber
Kuyu Dergisi’nin 4. Sayısı Raflarda…
Kuyu Dergisi’nin 4. sayısı çıktı.
İki ayda bir çıkan Kuyu Dergisi Mart-Nisan sayısıyla kitapçılarda yerini aldı.
Daha önceki sayılarda olduğu gibi iyi bir kapak tasarımı ile bizi karşılayan dergi, içeriğiyle de okuyucusunu hayal kırıklığına uğratmıyor. Kuyu’nun 4. sayısında daha önce aşina olduğumuz isimlere yenileri de eklenmiş. Kübra Gamsız, Senem Gümüş, Serkan Akın, Gökhan Serter, Gülay Yolcu, Neriman Şahinyılmaz, Ömer Gülen, Funda Kızıltaş, Tevfik Hatipoğlu ve İrfan Çınar Kuyu’nun 4. sayısında karşımıza çıkan yeni isimler. Bu isimler derginin geçen sayılarından tanıdığımız Kenan Tuzcu, Muhammed Yaşar, Tuğba Yeşil, Serkan Akçora, Ruhsare Claude, Burak Yıldırım, Yasin Türkçiftçisi, Ceylan Öztürk, Danyal Nacarlı, Esma Bilben, Gökçe Fortacı, Ertuğrul Evyapar, Kerim Akbaş, Zafer Yalçınpınar, İrem Nas, Seyit Köse, Tuba İnal, Mustafa Özbilge, Ebubekir Duran, Hakan Bilge, Ayşenur Topal isimleriyle harmanlanınca okuyucuyu doyuran bir sayı ortaya çıkmış. Derginin bu sayısında yine şiirler, denemeler, öyküler, kitap eleştirileri ve sinema yazıları karşımıza çıkıyor. Tuba İnal’ın “Kadınlar Mezarlığı” isimli denemesi ile Ceylan Öztürk’ün “Crampe I” şiiri ilk başta dikkatimizi çekenlerden. Seyit Köse ise diğer sayılarda öyküleriyle okuyucusuna sunduğu lezzeti anlaşılan o ki bu kez birkaç sayıya bölmüş.
Kuyu Dergisi’nin sinema yazarlarından Ayşenur Topal “Avatar” filmiyle gözümüze ışık tutanların elinden ışığı almış, önümüze tutmuş. Benzer bir şeyi de Hakan Bilge yazmış bu sayıda. Oscar ödüllerini kazanan filmlerden örnek veren yazar Oscar’ı kazanamayanları da okuyucuya hatırlatmış. Ama sonunda şunu eklemiş “Bir oyuncu ya da yönetmenin Oscar kazanıp kazanmaması bir gösterge midir? Hadi canım şaka mı yapıyorsunuz?” Derginin bu sayısında iki kitap yazısı da dikkatimizi çekiyor. Senem Gümüş, Cengiz Dağcı’nın “Anneme Mektuplar” isimli kitabını değerlendirmiş. Serkan Akın ise Ivo Andriç’i Drina Köprüsü üzerinden bizlere tanıtmış.
Kuyu Dergisi’nin bu sayısında bir de röportaj karşımıza çıkıyor. Gebze’de yaşayan şair Kadir Kırcali ile röportaj yapılmış bu sayıda. Bulgar göçmeni olan şair bu röportajda bize Bulgaristan’da kendisinin ve çevresinin yaşadığı zorlukları, mücadeleleri anlatıyor. Tüm bu zorluklar içerisinde şiirden ve edebiyattan kopmayan şair Türkiye’ye geldiğinde de “Aldırma Gönlüm” isimli şiir kitabını yayımlıyor. Bu kitabı edinmek isteyenler de dergiyle irtibata geçebilir.
Kuyu Dergisi hakkında bilgi almak veya dergiye ulaşmak için şu iletişim adresleri kullanılabilir:
Mail: kuyudergisi@hotmail.com / kuyudergisi@gmail.com
Tel: 0506 599 08 86 / 0535 373 55 37
SanatLog Haber
Azize’nin İlk Albümü Çıktı: “Yeni Binyılın Aşığı”
12 Mart 2010 Yazan: admin
Kategori: Duyurular, Müzik, Müzik Albümleri, Sanat, Türk Sanatçılar
Azize, “Yeni Binyılın Aşığı” adlı ilk albümünü müzikseverlerin beğenisine sundu.
“YENİ BİNYILIN AŞIĞI”
AZİZE ADINI KOYAMAYACAĞINIZ TÜRDEN BİR ALBÜM İLE GELDİ!
Türk Pop Müziğinde farklı sunumu ve alternatif duruşuyla Azize, ilk albümüyle, müzikmarketlerde…
AZİZE’nin Neyzen Tevfik ile başlayan müzik macerası hızla kitlelere yayılarak AZİZE’nin müziğini, aşkını doğurdu!
Azize, ilk albümü “Yeni Binyılın Aşığı”nda yer alan on üç şarkının tüm sözlerini kendisi yazdı ve albüm farklı müzik dallarından değerli müzik üstadlarının işbirliği ile MDM Stüdyolarında kaydedildi. (Baki Duyarlar, Erkan Oğur, Göksel Baktagir, İlhan Erşahin, Şirin Pancaroğlu, Yinon Muallem, Yahya Dai, Cenk Erdoğan, Mutlu Doğan, Burcu Karadağ, Javier Limon…)
SINIRSIZ hayal gücünü şiirlere ve şarkılara yansıtan Azize, müzik albümü ile yeni bin yılın gençlerine lider duruşu ile sevgiyi anlatmak, felsefesini paylaşmak için, bir aşığın yüreğiyle, kalemiyle YENİ BİN YILIN KADIN OZANI halinde samimiyeti, yüreğine esen şarkıları ve masum öyküsü ile sizlerle…
Dopdolu bir müzik albümünü dinleyiciye sunan Azize’nin şarkıları ile, uzun zamandır özlediğimiz ‘GÜZEL MÜZİK’ dinlemenin tadına varacaksınız…
Yapımcılığını Şule Uslutekin’in (SU+PR) gerçekleştirdiği albüm, sırasıyla “Dalgalar”, “Elif”, “Gece”, “Gel de Ağlama”, “İnce”, “Geldim”, “Kelam”, “Buldum”, “Tembel Papatya”, “Hece”, “Suyum”, “Yanıyor” ve “Azize Sirto” adlı şarkılardan oluşuyor.
Sınırlı sayıda albüm+şiir kitabı müzikmarketlerde…..
SanatLog Haber
Guantanamo Yolu & Amerikan Emperyalizmi
11 Mart 2010 Yazan: admin
Kategori: Belgeseller, Manşet, Sanat, Sinema, Yakın Dönem & Günümüz Sineması
Dokümanter ve sinema filminin stilizasyon ve teknik araçları Michael Winterbottom’ın şimdiye kadar çektiği iki politik filmi de kuşatıyor. Bu filmler yapım sırasına göre, 2002 yılında Berlin Film Festivali’nde büyük ödül Altın Ayı’yı kazanan In This World (Bu Dünyada) ve yine aynı festivalde Winterbottom’a En iyi Yönetmen Ödülü’nü de kazandıran The Road to Guantanamo (2006, Guantanamo Yolu).
Andığımız ilk filmde, Eski Kıta’nın unutulmuş haritasından kalkış yaparak İngiltere’ye, zenginlik ve refaha uzanmak isteyen iki arkadaşın trajik öyküsünü Road-Movie’nin izleksel ve tematik motifleri eşliğinde betimleyen usta İngiliz yönetmen; Guantanamo Yolu’nda da Avrupa sinemasında çoğu kez fatalist ve felsefi incelikleriyle tekrar tekrar işlenegelen yolculuk öyküsünü bu kez daha evrensel bir trajedi ile aynı kavşakta buluşturuyor. Söz konusu evrensel trajedi, adalet ve özgürlüğü ezilen Doğu halklarının kurtuluş ve umutlarının bir parçası haline getireceğini iddia ederek bu ulvi misyon uğruna çocukları, annelerini, yaşlıları katletmekten geri durmayan Amerika Birleşik Devletleri’nin Asya coğrafyasından başlayarak, Guantanamo’ya değin yaydığı işkence, terör ve isthibarat ağının sinemasal olarak izdüşümüdür…
Guantanamo’ya giden yol, In This World’de betimlendiği gibi, meşakkatli bir serüveni gerektiren bir yolculuk değildir. In This World’de Jamal ve Enayat, işsizlikle, ölüm korkusuyla, umutsuzlukla yüklü bir coğrafyadan bir kurtuluş nesnesi olarak algıladıkları bir kıtaya, Avrupa’ya yolculuk ediyorlar; bu zor yolculuk esnasında kaçak insan ticaretinin İran’dan Türkiye’ye ve oradan da Avrupa’ya, İngiltere’ye değin uzandığına tanıklık ediyorduk. In This World’de ikiyüzlü Avrupa siyasetinin, The Road to Guantanamo’da ise Amerika Birleşik Devletleri özgürlük ütopyasının ötekileştirdiği Doğu halklarının öznelerinin evrensel trajedisini gözlemliyoruz hülasa…
Japonya’ya atom bombası atıldığında, İspanya’da Guernica kentine hava bombardımanı yapıldığında, Vietnam’da yeni silahlar denendiğinde dünya nasıl bir suskunluk içinde bütün bu savaşları, kıyımları izlediyse; Afganistan’a Amerikan orduları sızdığında da, Irak’a özel timler saldırdığında da benzer bir kayıtsızlıkla o klasik vizyonunu koruyor. Burada konumuz gereği, işkencenin resmiyetle, hukuki dayanaklar çerçevesinde genişletilerek dünya kamuoyuna sunulan bir yıldırıcı soruşturma ağıyla sürdürüldüğü uzam, Guantanamo Esir Kampı’dır. Bu esir kampı, tecrit edilmenin, aşağılanmanın, bedensel acının psikolojik savaş ile kol kola yürütüldüğü; aç bırakılmanın, teşhir edilmenin, özgüven yıkıcı telkinlerin periyodik olarak birbirini izlediği çelik bir işkence mekanizmasının gövde gösterisi yaptığı bir esir kampıdır. Guantanamo’da bir süre kalmış ve sonra suçlu olmadığı anlaşılmış, yok yere tutuklanarak bu hapishanede uzun yıllar geçirmiş kimi tanıkların sonradan Avrupa basınına da sızan demeçlerine baktığımızda, The Road to Guantanamo’nun çizgisinin gerçekliğe tanıklık etmede ne kadar duyarlı olduğunu saptıyorsunuz. Henüz 2007 yılında, İngiltere’nin London Times gazetesinde çıkan bir haber, Guantanamo’da beş yılını suçsuz yere alıkonularak geçiren ve bu süre zarfında en doğal insani ihtiyaçlarından, örneğin havalandırmadan mahrum edilerek; yanı sıra, işbirliğine yanaşmadığı için, soğukta bekletilerek, uyuması, dinlenmesi engellenerek, zor pozisyonlarda kelepçelenerek işkence gören Fas asıllı Erraşidi’nin insanal gerçeğini dünya halklarına duyurmuş ve tutukluluk halinin bitmesine ivme kazandırmıştı. Afganistan’a giderek El Kaide’ye katılmakla suçlanan ve beş yılını Guantanamo’da geçiren Erraşidi, aslında yıllarca İngiltere’de proleter vasfıyla çalışan sıradan bir insandı…
Söylemeye bile gerek yok ki, Erraşidi’nin öyküsü, The Road to Guantanamo’da Shafiq’in öyküsü ile çakışıyor. Örneğin işkence uygulamalarıyla, tehditle, iftirayla işbirliğine zorlanan hükümlülerin yaşadığı dehşet; öykünün dramatik yoğunluğunu sağlamada asal nüveler olarak sunuluyor. Kısacası, Guantanamo’da yaşanan bütün korku ve dehşetin Michael Winterbottom’ın dijital kamerasına alabildiğince ölçülü yansığını söyleyebiliriz. Daha da önemlisi, kamera, evrensel bir kayıt tutucu olarak, objektivitesini ve mesafesini koruyor.
Bununla birlikte, London Times’ın araştırma haberi kuşkusuz, görsel ve elektronik medyanın önemini ve caydırıcı gücünü bir kez daha hatırlatıyor. Söz konusu durum, aynıyla sinema için de geçerlidir. The Road to Guantanamo, çağına; politik hesap ve manevraların mengenesinde sıkışan, temsil ettiği kimlik nedeniyle dıştalanan, ötekileştirilen Doğu insanının yazgısına odaklanarak, sinema sanatının evrensel olarak önemini ve tanıklık gücünü bir kez daha doğruluyor. 11 Eylül’ün akabinde gitgide daha da belirginleşen müslüman ayrımcılığı ve düşmanlığı, Doğu halklarına olan temel güvensizlik, The Road to Guantanamo’nun vizörü sayesinde evrensel bir drama tanıklık ediyor. Başkanlık kampanyası sürecinde Guantanamo Kampı’nın kapatılacağına dair açıklamalarda bulunan Barack Obama’nın başkanlığı ile birlikte bir yıl içerisinde kapatılması öngörülen hapishanenin kapatılmasında kuşkusuz The Road to Guantanamo’nun da payı var; fakat önyargı ve düşmanlık hâlâ devam ediyor…
Yazan: Hakan Bilge
hakan@sanatlog.com
Bu yazım Göç Edebiyat Dergisi’nin 2. sayısında (Eylül-Ekim 2009) yayımlanmıştır.
Emre Namyeter Sergisi Doruk Sanat Galerisinde…
17– 30 Mart 2010 tarihleri arasında gerçekleşecek sergide Emre Namyeter resimleri sergilenecek…
Genç kuşak ressamlardan Emre Namyeter’in 25 adet eseri siz sanatseverlerin beğenisine sunulacak…
Ressam, çektiği fotoğraf karelerini tual ve duralit üzerinde estetik anlayış ve akrilik boya teknikleriyle harmanlayıp farklı bir görüş açısı ile siz sanatseverlere yansıtıp adeta Katarzis edecek…
Doruk Sanat Galerisi’nde gerçekleşecek olan sergi sanatçının 2009-2010 yılları arasında yaptığı resimlerden bir seçkiyi kapsıyor
EMRE NAMYETER sergisi Mart ayı boyunca DORUK SANAT GALERİSİNDE -Pazar günü hariç- saat 11.00-18.00 arası görülebilir.
ADRES: Boğazkesen Cad. 21/A Tophane İSTANBUL Tel: 0212 252 05 35
EMRE NAMYETER’in (2009-2010) KATILDIĞI SERGİLER
ekim 2009 Hush Galeri
kasım 2009 Tuyap Sanat Fuarı
kasım 2009 V Sanat
aralık 2009 V Sanat
şubat 2010 Gallateria
- EMRE NAMYETER’in RESİM SERGİSİNİN AÇILIŞ KOKTEYLİ 17 MART 2010 ÇARŞAMBA GÜNÜ SAAT 17.00′de DORUK SANAT GALERİSİ’NDE GERÇEKLEŞECEK…
SanatLog Haber










