SanatLog yazılarına abone olunYazılar RSSSanatLogYorumlar RSS

Heykeller Yıkıla! Tiyatrolar Basıla! Diziler Yasaklana!

Mayıs 7, 2013 by  
Filed under Deneme, Edebiyat, Heykel Sanatı, Sanat

Heykel hakkında fikir sunmak için güzel sanatlar eğitimi almaya gerek yokmuş. Belki fakülte eğitimine gerek olmayabilir ama heykelin dilini, biçimsel yapısını anlayabilmek ve düşünce ortaya atmak için malumunuz sanat hakkında yüzeysel de olsa bir genel kültür bilgisine sahip olmak önemlidir. Zaten bu ülkede doğru düzgün bir sanat ve kültür eğitimi verilmediği için herkes bir şeylere saldırmakta, alakasız fikirler ileri sürmekte, kendisini çok özgür hissetmektedir. Bunun tarihsel ve siyasal nedenleri 1950’li yıllara kadar gitmektedir. Bu ülkenin demokrasiye geçiş yılları olarak gösterilen tarihleri aslında kültürel ve siyasal bir karşı devrimden başka bir şey değildir. Köy enstitülerinin, Halk Evlerinin kapatılması ile beraber gelişen sürecin şimdiki zamana yansımalarıdır. Tiyatroları basmak, heykellere kin kusmak, dizi ve filmlere sansür uygulanmasının önünü açmak…

İzmir’de Bornova Şehir Tiyatrosu oyuncularına yapılan saldırı, ülkenin sosyo-politik yapısı ve bu şehre göçlerle gelmiş insanların sosyo-psikolojik yapısı analiz edilmeden anlaşılamaz. Bornova ilçesinin en eski semtlerinden biri olan Altındağ’a göçlerle gelen ve şehir yaşamına alışamamış kişilerden bazılarının çocuklarının tiyatroya, tiyatroculara yaptıkları saldırı o insanların kültür ve sanatın evrensel ve hümanist yapısından uzakta yaşamaları ve ayaklarına kadar gelen sanat ve kültürü içselleştirememelerinden kaynaklanmaktadır. Yakınlarından, toplumundan psikolojik ve fizyolojik her türlü şiddet görerek büyüyen insanlar zaten sadece tiyatrolara değil, sosyal hayatın tüm katmanlarına saldırmaktadır. Alsancak’ta, Taksim’de sizden zorla para isteyen ya da sattığı mendil ya da başka bir şeyi zorla vermeye çalışan kimseleri bolca görürsünüz. Çevresindeki barlara giremeyen, gördüğü güzel arabalara sahip olamayan, hayatında kız arkadaşı olmamış, olamamış ve kaderci zihniyetini sadece alkol ve uyuşturucu kullanmaya çalışarak gidermeye çalışan bu insanların temel sorunları öncelikle ekonomik, sonra kültüreldir. Zaten bu ekonomik sorunlar yüzünden bazıları sonraları tarikatların ellerine düşer.

Belediyenin ve tiyatro sanatçılarının tüm özverili çalışmalarına rağmen sanata düşman olarak yetiştirilen bu kesimler maalesef bu tatsız olayı gerçekleştirmişlerdir. Ancak olaya küçük burjuva duyarlığı ile yaklaşmak soruna bir çözüm sağlamaz. Ben Altındağ’da büyüyüp yetişmiş ve daha sonra tiyatro eğitimi almış olan ve bu sanatı sürdürmeye çalışan biri olarak kendi yetiştiğim semtin bazı kişiler tarafından –varoşlar, kaba cahil insanların vahşi davranışı, gerici yobazların saldırısı gibi etiketlerle anılmasını hiç hoş karşılamadım. Zaten Bornova Belediyesi ve Bornova Şehir Tiyatrosu yaptığı açıklama ve yorumlarla olaya soğukkanlı ve nesnel yaklaşarak çok duyarlı bir çizgi izlemiş olduklarını gösterdiler.

Tabii ki yaşananların acısı ile bazı aşırıya kaçan yorumlamalar yapılmıştır. Ancak yukarıda değindiğim gibi olayın siyasal-ekonomik-toplumsal-psikolojik yapısı bilinmeden bu tarz olaylara doğru yaklaşımlarda bulunmak zorlaşmaktadır. İstanbul’daki sanat galerinin taşlanması ve sanatçılara yapılan saldırılardan sonra da eleştirdiğim yanlış açıklamalar da bulunulmuştu. Uzun yıllar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde sahnelediğimiz oyunlarda benzer sıkıntıları yaşayan birisi olarak, suçlayıcı değil, kazanmaya yönelik eylemler yapılması gerektiğine inanmaktayım.

Sorun bu gerici-yobaz-faşist-cahil-serseri olarak etiketlenen bu insanlara toplumun ve bireylerin neler verebileceğidir. Yaşam alanınız kısıtlanıyorsa savaşma vakti gelmiştir ama bu savaş tabii ki kültür kulvarında gerçekleşmeli; o insanları ötekileştirmeden kazanmanın yolları aranmalıdır. Hem siyasal olarak etkin bir mücadele hem de sivil toplum açısından katılımcı bir mücadele sürdürülmedilir. O bölgelere bir kez bile gelmemiş olan İzmir’in Beyaz Türkleri ve İstanbul entelijansiyası bu tarz olaylara nesnel bakamamaktadır. Hayatında varoşlarda siyasal çalışma yapmayan, varoşların okullarında tiyatro sahnelemeyen insanların bu konular hakkında görüş belirtmesine hiç gerek yok.

Gelelim heykel konusuna: 12 Eylül zihniyetinin yarattığı en önemli travmalardan birisi de heykeldir. O dönemki askeri yönetiminin ülkenin her yanına diktiği estetikten yoksun heykeller özellikle doğu ve güneydoğudaki insanlara sevgiyi zorla heykelle gerçekleştirmeye, aşılamaya çalışmaları akıl almaz yanlış uygulamalardan biri olarak tarihe geçmiştir. Ülkenin her tarafını heykele benzemeyen heykellerle donatan zihniyet zaten bu ülkenin genlerini heykele karşı duyarsızlaştırmıştır. Din derslerini zorunlu kılan ancak sanat tarihi derslerini kaldıran, resim derslerinin içini boşaltan eğitim sisteminin tarihsel yanlışlarının yansımalarıdır heykellere ucube diyerek saldırmak…

İslamiyetin sadece şekilsel yanı ile ilgilenen geniş halk yığınları için de o heykel önemsizdir.  Hoşgörünün en önemli destekçilerinden olan İslam dininin barış ve kardeşlik adına yapılmış olan bir heykeli görmezden gelemeyeceğini anlayamazlar. Çünkü din bu ülkede sadece başlara takılan türban ölçeğinde değer bulmaktadır. Politik bir karşı çıkış olarak yapılan heykele karşı bu tavır, “Put bunlar, taş parçası, kâfirlerin işi.” diye düşünebilecek olan ülkemizin geniş muhafazakâr-milliyetçi kesimlerin içlerindeki nefreti ortaya çıkarmaktadır. Her ne tartışırsak tartışalım yine bu ülkenin kuruluş zeminine çakılıp kalıyoruz. Cumhuriyet’in kültür-sanat-eğitim alanında uygulamaya çalıştığı ve hayal ettiği gelecek ile ona karşı kendini ötekileştirilmiş olarak hisseden kesimler arasındaki ilişkinin tarihsel seyrinin son aşamalarını yaşamaktayız.

Gelelim gündemimizi derinden meşgul eden dizimize: Yıllardır televizyon ekranlarında bu ülkenin devlet yapısına, bu ülkeyi yönetenlere ya da önemli görevlerde bulunan kişilerine dolaylı ya da dolaysız olarak her türlü eleştiriyi yapan, kan ve vahşeti kullanarak toplumun geniş kesimlerinin ilgisini uyandıran bir o kadar da sevilmeyen bir dizi film vardır. Hemen hatırladınız öyle değil mi? Tabii ki Kurtlar Vadisi. Bu dizi bile şu an Kanal D’de yayınlanmakta olan “Muhteşem Yüzyıl” dizisi kadar gürültü koparmamıştı. Bakanlardan başlayarak toplumun değişik katmanlarından kişilerin dizi hakkındaki eleştirel yorumlarını dinlemekteyiz. RTÜK şimdiye kadar hiçbir dizi için bu kadar şikâyet gelmediğini söyleyerek şimdilik diziye uyarı cezası vermeyi uygun bulmuş. Ancak şikâyetlerin tekrar sürmesi halinde yayından kaldırma cezaları olabileceğini gündeme getirmiş.

Diziye küfür ve hakaret boyutunda yapılan yazılı ve sözlü sataşmalar ise akıl almaz boyutlara ulaştı. Öncelikle sağlıklı bir tartışma yapılması için bu konular hakkında bilgi sahibi olan insanların konuya katılmaları gerek. Ama medyanın maalesef büyük bir çoğunluğu bu tartışmaları bir rayting pazarına dönüştü bile. Dizinin tarihsel atmosferinin ve tarihsel yapısının incelenmesi tarihçiler tarafından tabii ki tartışılabilir, tartışılmalıdır da. Ancak tüm bunlar yapılırken çoğunluk tarafından unutulan bir konu bunun bir drama olduğudur. Yani gerçeğin kendisi değil, onun değiştirilmiş ve yetkinleştirilmiş biçimi olan taklidi. Tabii hayatında Aristoteles’i duymayan, duymadığı için de “Poetika” adlı yapıtı okumamış insancıkların bu düşünceleri anlaması biraz zorlaşıyor. Yani sinema, tiyatro televizyon, dizi filmleri gibi sanatsal üretimlerin kurgusal gerçeklik temelinde bir dönüştürüm süreci sonunda çeşitli durum ve olayları yansıtmış oldukları asal gerçeği göz ardı edilmektedir. Çeşitli film ve tiyatro oyunları için de eskiden beri benzer tartışmalar yapılır durur ama bir türlü sonuç alınamaz. Dizinin senaristi Meral Okay ne kadar bu gerçeği dile getirmeye çalışsa da yine ön yargılar, milliyetçilik ve muhafazakâr düşünce bildiği yolda ilerlemeyi sürdürüyor.

Gelişmiş ülkelerin buna benzer tartışmaları yok ya da bizdeki gibi düzeysiz değil, diye bir şey söylemeye kalksak, yine milliyetçi muhafazakâr karşı duruşla bizim tarihimiz en dokunulmaz en kutsal tarih safsatasıyla karşılanacağız.

Anadolu tarihi içinde taşıdığı unsurlar bakımından birçok filme ve tiyatro oyununa konu olabilecek dramatik malzemeyi fazlasıyla taşımaktadır. Bunların yeterince ele alınmıyor olması sanat dünyasında hep konuşulan konular olarak uzun yıllardır dillendirilmektedir. Ancak bunun alımlayıcılarının bu yapıtlara olan önyargılarının nasıl giderileceği, yönetenlerin ve denetleyicilerin nasıl yaklaşacakları da yine siyasal bir değişim ve dönüşüm sorununda odaklanmaktadır. “Öteki”ni dinlemesini bilmeyen, kendisini dünyanın en kutsal insanı sanmaya devam eden toplumların ve ulusların bu yönelişi maalesef çağımızın en önemli sorunlarından biri olarak sürmektedir. Bundan tek kurtuluşumuz siyasal-kültürel-toplumsal yapımızın zihniyet dünyamızla paralel bir şekilde değişebilmesinde yatmaktadır.

Heykelleri yıkmak istemek, tiyatro salonlarını basmak, dizileri yasaklamaya çalışmak; bu topraklarda modern ortaçağın izdüşümleridir.

Serkan Fırtına

serkanfirtina35@gmail.com

Yazarın öteki yazıları için tıklayınız.

“Esin mi? Şeytan mı?” - Şiir Heykel Buluşması

İstanbul, baharı heykel ve şiirin heyecan verici kavuşmasıyla karşılayacak. Galeri Işık İstanbul’da, 21 Mart’ta “Dünya Şiir Günü”nde Türkiye’de ilk kez, heykeltıraşların ve şairlerin ortak girişiminin ürünü olan Şiir Heykel Buluşması düzenlenecek. Buluşma kapsamında 37 sanatçının katıldığı bir heykel sergisi ve “Sanatta Yaratı Süreci” başlıklı bir panel gerçekleştirilecek.

Şiir Heykel Buluşması, sanat yapıtının üretim sürecini hem estetik hem kuramsal hem de kurumsal olarak sorgulayan sıradışı bir sanat etkinliği ve bir sanatçı öz-örgütlenmesi olması nedeniyle dikkat çekiyor.

Şiir Heykel Buluşması’nın odak noktası Esin mi? Şeytan mı? başlıklı heykel sergisi,  Türkiyeli bir şairin, bir şiirinden esinlenerek bu sergi için heykel üreten heykeltıraşların eserlerinden oluşuyor. Sergi, izleyiciyi sanatçının zihninde sözcükler, imgeler, sesler, formlar arası ilişkilerin, soyuttan somuta dönüşme sürecine dahil etmeyi hedefliyor. Yaratıcının zihnine uzanan bu serüvene şiirler rehberlik ediyor.

Sadece İstanbul’dan değil, Ankara’dan, İzmir’den, Ordu’dan, Çorum’dan, Isparta’dan, Eskişehir’den henüz kırk yaşını geçmemiş, heykeli hayatının merkezine almış 37 sanatçı, kendilerini ifade edecek bir platform yaratmak için harekete geçmişler. Türkiye Yazarlar Sendikası ile birlikte öznesi sanatçı olan bir sanat etkinliği kurgulamışlar. Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi’nin desteği bu önemli buluşmanın gerçekleşmesini sağlamış. Sonuçta Türkiye heykelinin geleceğine dair fikir veren bir sergi çıkmış ortaya.

“Sanatta Yaratı Süreci ” başlıklı panel de yaratma, algılama, yorumlama biçimleri üzerine tartışmayı, Prof. Meriç Hızal, Prof.Dr. Zeynep Sayın, Canan Beykal, Mustafa Köz, Salih Bolat gibi çok değerli isimlerin görüşleriyle derinleşmeyi öneriyor.

Esin mi? Şeytan mı? Karma heykel sergisi, Işık Üniversitesi GSF Maslak Kampüsü “Galeri Işık İstanbul”da, 21 Mart - 21 Nisan 2012 tarihleri arasında görülebilir.

ETKİNLİK ADI: Şiir Heykel Buluşması

SERGİ ADI: “Esin mi, Şeytan mı?” Karma heykel sergisi

Sergi Açılışı ve Panel Tarihi: 21 Mart 2012 (Dünya Şiir Günü)

YER: Işık Üniversitesi GFS Maslak Kampüsü, Büyükdere Cad. 34398 Maslak / İstanbul

PANEL
“Sanatta Yaratı Süreci”
Prof. Meriç Hızal
Prof. Dr.Zeynep Sayın
Canan Beykal
Mustafa Köz (Şair- Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı)
Salih Bolat ( Şair)

Şiir Dinletisi
Oya Uysal, Gülce Başer, Osman Serhat, Hüseyin Alemdar

Sanatçılar Ahmet Aydın Atmaca, Arif Çekderi, Arzu Parten, Ayhan Mutlu, Ayla Turan Tan, Ayla Yıldız, Bahadır Yıldız, Burak Bedenlier, Burcu Erden, Canan Sönmezdağ Zöngür, Caner Şengünalp, Cemil Güç, Cihan Gündüz, Çağdaş Erçelik, Çayan Yılmaz, Çiğdem Yıldırım, Dilara Koloğlu, Ersin Tavukçu, Evren Erol, Filinta Önal, Işık Özçelik, İlker Yardımcı, Kadriye Kantık, Malik Bulut, Meliha Sözeri, Olcay Ataseven, Pınar Yeşilada, Serdar Kaynak, Serenay Şahin, Serkan Yüksel, Sesil Beatris Kalaycıyan, Seval Şahin Özgür, Şenay Ulusoy, Tanzer Arığ, Umut Çetiz, Yeni Anıt, Yücel Kale.

“Kış Mutlulukları” Sergisi

Aralık 18, 2011 by  
Filed under Duyurular, Heykel Sanatı, Resim, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sergiler

Leave a Comment

Zekeriyaköy Sanat Grubu, 17 Aralık 2011 / 31 Aralık 2011 arasında herkesi “Kış Mutlulukları” sergisi için Bizim Konak’a bekliyor…

Farklı sanat disiplinlerinden 25 sanatçının biraraya gelerek oluşturduğu Zekeriyaköy Sanat Grubu’nun duygularını yansıtan eserler, 17-31 Aralık tarihlerinde sanatseverlerle buluşuyor.

Resim, heykel, seramik, karışık teknik, keçe, takı, mozaik gibi farklı alanlarda eserler içeren “Kış Mutlulukları” sadece uzun yıllarını sanata adamış profesyonel sanatçıların değil, sanatsal üretime yeni başlamış katılımcıların da imzasını taşıyor. Yeni yıl coşkusunu “Kış Mutlulukları” başlığında yorumlayan grup, özellikle farklı armağan arayışlarına yaratıcı çözümler sunuyor.

Seçeceğiniz özel tasarımlarla sevdikleriniz tarafından hatırlanıyor olmak, yeni yılda mutluluk kaynağınız olsun…

Ziyaret Saatleri 11.00-20.00 
 Kokteyl ; 17 Aralık Cumartesi Saat: 17.00
Ayrıntılı bilgi için: Elçin Demiröz / 0532 3382926
 Adres:Bizim Konak / Konaklar Bölgesi 1. Cad. Manolya Sok. No:1 Zekeriyaköy-Sarıyer

Katılımcılar

Ayşe Süheyla Cezairli
Ayşe Türker
Banu Sandal
Digna Van Houte
Elhan Ergin
Elhan Gülçur
Elizabeth Brandt
Emin Turan
Ender Baloğlu
Esra Dündaralp
Feride Bayraktar
Filiz Ural
Füsun Güzelöz
Melahat Yağcı
Mine Sarper
Nesteren Davutoğlu
Oya Çavdar
Rezan Özger
Selma Yüce
Semra Özümerzifon
Semra Tolunay
Serap Alıcıoğlu Akışık
Seray Vural
Sevgi Karay
Sirkka Lassila Çakır

www.sanatlog.com

Meraklısına Atölyeden Temiz

Aralık 1, 2011 by  
Filed under Duyurular, Heykel Sanatı, Resim, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sergiler

Leave a Comment

FERİDUN ORAL “MERAKLISINA ATÖLYEDEN TEMİZ “ Resim ve Heykel Sergisi

Feridun Oral 1961 yılında Kırıkkale`de doğdu. 1985 yılında Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi`nden mezun olan sanatçının resim ve illüstrasyonları 1986 yılından bu yana yurtiçi ve yurt dışındaki bir çok sergi ve bienallerde sergilenmiştir.

1993 yılında Unesco tarafından Tokyo`da düzenlenen Noma-Concour yarışmasında yazıp resimlediği “Ormandaki Ses” adlı kitabıyla Runners-Up ödülü, 2001 yılında da Avrupalı illüstratörler Bienali`nde “Düş Kedileri” adlı çalışmasıyla onur ödülü olan sanatçının yazıp resimlediği çocuk kitapları yurtiçi ve yurtdışında çeşitli yayınevleri tarafından yayınlanmıştır.

Resimlerindeki ironik dünyasını seramik tasarımlarına da aktaran Feridun Oral çalışmalarını İstanbul`daki atelyesinde sürdürmektedir.

Yapıtlarını beğendiğimiz her sanatçının, eserlerini nerede ve nasıl yaptığı hep merak konusu olmuştur. Ne düşündüklerini, gördüklerimizin onların gözünden nasıl göründüğünü, nelerin onları harekete geçirdiğini, nasıl ve özellikle de ‘nerede?’ tasarladıkları hep gizemini korur.

Feridun Oral olanca naifliğinin yanı sıra, her biri içinde bir buluş barındıran ve o buluşun benzersiz bir  işçilikle bezendiği işleriyle, önce şaşırtan, sonra gülümseten, en sonunda da hayran bırakan bir sanatçı. Hemen tüm yapıtlarında, ayrıntılarda gizlendiğini tekrar edip durduğumuz mutluluğu, tek bir dokunuşla ortaya çıkarıp önümüze koyuyor. Gündelik hayatta yanından geçip gittiğimiz her obje, onun benzersiz bir doğallıkla yaptığı müdahelelerle, herkesin anlayıp sevebileceği birer sanat eseri haline geliyor.

Feridun Oral yine bizi şaşırtmaya devam ediyor ve “Meraklısına Atölyeden Temiz” adlı sergisiyle bu kez atölyesinin büyük bir kısmını, yani özelini bizlerle paylaşıyor. Sergiyi gezen herkesin koşulsuz bir şaşkınlık, merak ve hayranlık duyacağı bir ‘ilk’ ile o çok merak ettiğimiz ‘nerede?’ sorusunun cevabını canlı olarak yaşatıyor. “Her şeyim var ama hala neden mutlu hissetmiyorum?” sorusunun cevabı, 14 Aralık’tan itibaren bir ay boyunca Galeri Selvin’nin kapısının ardında gizli.

Galeri Selvin: Arnavutköy Dere Sok. No:3 Arnavutköy,Beşiktaş/İstanbul - Tel: 212.263 74 81 - selvincg@gmail.com - www.galeriselvin.com

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

İtalyan Heykeltıraş Federico Severino Türkiye’de!

İtalyada yaşayan ve dünyaca tanınan heykeltıraş Federico Severino Türkiyede!

Farklı bronz tekniği ile ilgi gören Severino’nun heykellerini 24-27 Kasım 2011 tarihleri arasında Lütfi Kırdar Contemporary Sanat Fuarında LK305 Galeri Selvin standında görebilirsiniz.

Contemporary İstanbul, bu yıl 24-27 Kasım tarihleri arası altıncı kez seyircilerle buluşacaktır. Türkiye’de bugüne kadar yapılan en geniş kapsamlı “modern ve güncel sanat” etkinliği olan Contemporary İstanbul, ülkenin kültürel ve sanatsal yaşamını dünyaya tanıtmaktadır.

 

Etkinlik Tarihi
23 Kasım / Önizleme (Sadece Davetliler)
24 – 27 Kasım / Genel Ziyaret (Herkese Açık)
Ziyaret Saatleri
24 Kasım 11:00-21:00 
25-26-27 Kasım 11:00-20:00

Etkinlik Mekânı
Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı - Rumeli Salonu 
Galeri Selvin LK305 

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Sonraki Sayfa »