SanatLog yazılarına abone olunYazılar RSSSanatLogYorumlar RSS

Earthlings (2003)

Biraz sonra bahsedeceğim yapım, insanı asla rahat bırakmayan, huzursuz edici, bir an önce bitse de kurtulsam dedirtebilecek hatta kapatmak ve bir daha izlememek üzere ortadan kaldırmak isteyebileceğiniz cinsten bir belgesel. Zaman zaman kapatmak, bu kadar da olmaz mutlaka bir yanlışlık olmalı diyerek vicdanımı rahatlatmak için ‘’gerekli’’ bir yanı olabileceğini düşünmeye çalışmak ve bu ‘’vahşete’’ tanıklık etmemek için kolaycılığa kaçma isteğim oluşsa da, pek çok sahnede gözyaşlarımı tutamayarak baştan sona kadar izlemeyi başardım.

‘’Birazdan izleyeceğiniz film hayvanların insanlara beş ayrı şekilde nasıl hizmet ettiğini anlatıyor ola ki unutursak diye. Birinci Kısım: EVCİL HAYVANLAR, İkinci Kısım: YEMEK, Üçüncü Kısım: KIYAFETLER, Dördüncü Kısım: EĞLENCE, Beşinci Kısım: BİLİM’’

Yönetmenliğini Shaun Monson’ın, anlatıcılığını aktör Joaquin Phoenix ve Persia White’in yaptığı 2003 yapımı bir belgesel: Earthlings. Kelimenin sözlük anlamı, earth’ling ‘’dünyada yaşayan kimse’’ anlamına geliyor. Konusunu kısaca özetlemek gerekirse ‘’insan türünün kullandığı hayvan kaynaklı ürünleri elde ederken kullandığı yöntemleri’’ anlatan, evcil hayvan mağazalarının, köpek yetiştirme yurtlarının, hayvan barınaklarının, tavuk, inek ve domuz fabrika çiftliklerinin, deri ve kürk ticaretinin, kobay laboratuarlarının ve fillerle büyük vahşi kedi cinslerine sirk numaralarını öğrenmeleri için dayatılan uygulamaların acımasızlıkları sorgulayan bir belgesel diyebiliriz.

‘’Hepimiz dünyada yaşadığımız için, hepimiz earthling sayılırız. Earthling teriminde, seksizm, ırkçılık veya tür ayrımcılığı yoktur. Bu söz tek tek hepimizi kapsıyor. Soğuk veya sıcakkanlı, memeli, omurgalı veya omurgasız kuş, sürüngen, amfibik, balık, insan vb. yani insanoğlu, dünyadaki tek tür değildir. Dünyayı tıpkı insanlar gibi evrimleşen başka milyonlarca canlıyla paylaşmaktadır. Fakat insanoğlu earthling’i dünyayı domine etmeye meyillidir; çoğu zaman diğer earthling’lere bir objeymiş gibi davranarak. Tür ayrımcılığından kastedilen budur.’’

‘’Irkçılık ve seksizim gibi, tür ayrımcılığı da bir grubun üyelerinin menfaatini korumaya karşın diğer grupların menfaatini kısıtlayacak davranışlar veya önyargılardır. Eğer bir canlı acı çekiyorsa, bu acıyı dikkate almayı reddedecek ahlaki bir açıklama olamaz. Canlının doğası ne olursa olsun, eşitlik prensibi der ki birinin acısı başka bir canlının acısıyla eşdeğer tutulabilir.’’ Belgeseldeki en can alıcı olduğunu düşündüğüm sözlerden birisi bu paragrafta anlatılmak istenendir. Pek çoğumuzun çocukken hayvanlarla yaşadığı ve hayvanın acı çektiğinin umursanmadığı deneyimleri az ya da çok olmuştur. Kedilerin kuyruklarına çeşitli nesneler bağlamak, sokak köpeklerini taşlamak, küçük karınca, sinek gibi hayvanların kanatlarını koparmak vs. Hatta bir arkadaşım yılanları toplayıp üzerine kaynar su döktüğü ve bu sırada yılanın çığlık attığını duyduğunu söylemişti. Yazarken bile tüylerimi ürpertir. Buna çocukluk, cahillik deyip geçebiliriz ancak ‘’biz çocukların’’ bunları yaptığı esnada durumu gören ‘’büyüklerin’’ bu duruma müdahale etmemesine ne demeliyiz, bilemiyorum.

‘’Çoğu insan tür ayrımcısıdır. Bu film sıradan insanların (birkaç aşırı kaba ve kalpsiz istisnanın değil de insanların büyük bir çoğunluğunun) aktif olarak katıldığı, kabullendiği, vergilerinin kullanılmasına izin verdiği bir durumu görüyoruz: kendi türümüzün önemsiz çıkarları için başka türlerin en önemli hakkının ellerinden alınmasını.’’

Belgesel ekibinin çok dikkatli davrandığını, hiçbir gruba ayrıcalık tanımadığını, hemen her ülkeden ve her inanıştan insanların hayvanlara yaptıklarını ‘’rahatsız edici’’ bir şekilde ortaya koyduğunu düşünüyorum. ‘’Birazdan görecekleriniz özellikle seçilmiş değildir. Aksine, evcil hayvan, yemek, giysi, eğlence ve araştırma amacıyla yetiştirilen hayvanlar için endüstri standartlarıdır’’ diyerek insanın ‘’hayvan hakları’’ denilen bir kavramdan habersiz olduğunu daha kestirmeden söylemek gerekirse ‘’umurunda olmadığını’’ söylemek yerine olacaktır. Hayvan hakları konusunda ülkemizin de sicilinin hiç de iyi olmadığını söylemeliyim. Yalnızca ülkemizin değil, tüm dünya aynı şekilde. Avrupa ülkelerinin bazılarının iyi niyetli çabaları sonucunda bazı iyileştirmeler için adımlar atılsa da yeterli olmadığı çok açıktır.

‘’Eğer mezbahaların duvarları camdan olsaydı, hepimiz vejetaryen olmaz mıydık? Ama mezbahaların duvarları camdan değil. Mezbahaların mimarisi inkâr için tasarlanmış, bakmak istesek bile göremememiz için. Zaten kim bakmak istiyor ki?’’ Filmi tavsiye ettiğim pek çok arkadaşım daha anlattıklarım karşısında dayanamadılar ve filmi izlemekten kaçındılar. Zaten pek çok konuda böyle yapmaz mıyız? Herhangi bir olaya ‘’şahit’’ olmaktan ve elini taşın altına sokmaktan kaçınmak galiba insanoğlunun doğası diye düşünüyorum.

Hayvancılıkta verimi en yüksek ülkelerden olan ABD’de yaklaşık 7 kilo mısır veya soya (yemi) yedirilerek 1 kilo sığır eti elde edilmektedir. Eski Sovyetler Birliği’nde ise aynı miktar tavuk eti için ABD’den iki kat fazla yem kullanılmakta idi. 1990 yılı verilerine göre ortalama bir Amerikalı tarafından her yıl tüketilen toplam etin (112 kg) üretilmesi için gerekli enerji 190 litre benzine eşdeğerdir. A.B.D. koşullarında 1/2 kg sığır eti; 1/2 kg buğdaydan 100 misli fazla su tüketimine yol açmaktadır. Dünya tahıl üretiminin yaklaşık % 38′i hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Birçok ülke özellikle hatalı tarım politikalarının yanı sıra su kıtlığı nedeniyle tahıl ithalatlarının % 50′sini ABD’den karşılamak zorunda kalarak tehlikeli bir biçimde ABD’ye bağımlılıklarını arttırmışlardır. ABD’de sığırların yediği hububat ve soya fasulyesi ile fakir ülkelerdeki bir milyar insan doyabilir. İnsanlar et tüketimlerini % 10 azaltırlarsa hububat ve soya fasulyesindeki tasarrufla Türkiye’de yaklaşık 6,6 milyon, A.B.D.’de 60 milyon insan doyabilir. Yaklaşık yarım kilo sığır eti için 7,2 kg hububat ve soya; 9460 litre su ve 3,7 litre benzin tüketilir. Bir pilicin yenebilir hale gelmesi için 1.200 litre su gerekmektedir. Dünya et tüketimi 1950′den 1999 yılına yaklaşık elli kat artarak 217 milyon tona çıkmıştır. Dünya nüfusu ve kişi başına et tüketimi ise bu dönemde sadece iki kat artmıştır. Her kilo sığır eti için yaklaşık 7 kilo konsantre yem kullanılırken, domuz etinde bu oran yaklaşık 4; tavuk ve balık eti için 2 kilo yemdir. Dr.Umur GÜRSOY

Dünya genelinde bir kişi günde ortalama 100 gr. et tüketmektedir. Ancak tüketim miktarının gelişmiş ülkelerde 200–250 gr. fakir ülkelerdeyse 20–25 gr. olarak gerçekleşmektedir. Japon bilim adamlarının yaptığı bir araştırmada 1 kg. sığır eti tüketiminin 36,4 kg. karbondioksitin neden olduğu ısınmaya eşdeğer sera gazı salımına yol açtığını, yani 1 kg. et yemenin üç saat araba kullanıp bu arada evdeki bütün ışıkları açık bırakmakla verilen zararla eşdeğer olduğunu ortaya koymuştu.-Hürriyet Gazetesi

‘’Bu gezegende üç çeşit ana yaşam kuvveti var: Doğa, Hayvanlar ve insanoğlu. Biz Earthling’iz. Bağlantıyı kurun.’’

‘’İnsanlarla hayvanlar arasında, hayvanları ahlakî arenadan ya da ahlakî kaygıların kapsamından dışlamamızı haklı gösterebilecek ahlaken geçerli herhangi bir fark olmadığından, hayvanlara karşı muamelemiz, toplumsal ahlak mekanizmamızın tamamından soyutlanamaz. (…)

Ancak hayvanların da, bizim için insanlara özgü çıkarlar ne kadar önemliyse onlar için de o kadar önemli olan, doğalarından kaynaklanan çıkarları vardır. Eğer insanlarla hayvanlar arasında ahlaken geçerli hiçbir fark yoksa hayvanların çıkarları da haklarla korunmalı ve hayvanların hukuki statüsü, taşınır mal statüsünden daha yükseğe çıkarılmalıdır.

Çok açıktır ki, hayvanlara muamelemizde kayda değer bir değişim, ancak toplumun çoğunluğunu oluşturan kesimlerin, onları insan amaçları için ucuz, harcanabilir araçlar olarak görmekten vazgeçip Kant’ın “kendinde amaç” diye adlandırdığı biçimde görmeleriyle gerçekleşebilir.’’ (Bernard Rollin-Hayvan Haklarına Felsefi Yaklaşım: Birikim Dergisi)

Son söz olarak söyleyebileceğim, belgeselin kesinlikle izlenmesi gerektiğidir. İzlemeniz ve ‘’hayvan hakları’’ diye bir kavramın varlığından haberdar olmanız dileğiyle…

http://www.earthlings.com/

Konuyla ilgili olarak okunmasının faydalı olacağını düşündüğüm birkaç makale ve site;

http://www.vejetaryen.net/makale/et_mi_yiy…an_hakki_mi.asp

http://www.fatihbelediyesiyedikulehayvanba…erlendirilmesi/

http://www.haytap.org/index.php

15 Ekim 1978′de Paris UNESCO evinde ilan edilen Hayvan hakları evrensel bildirisi.

1. Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.

2. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan, öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma ve korunma hakları vardır.

3. Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.

4. Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.

5. Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.

6. İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır.

7. Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.

8. Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.

9. Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.

10. Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.

11. Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.

12. Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.

13. Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri ve televizyonda yasaklanmalıdır.

14. Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.

Salim Olcay

salimolcay@hotmail.com.tr

2012 TRT Belgesel Ödülleri Başvuruları Başladı…

Kasım 7, 2011 by  
Filed under Belgeseller, Duyurular, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sinema

Leave a Comment

2012 TRT Belgesel Ödülleri Başvuruları Başladı…

“TRT BELGESEL ÖDÜLLERİ” 
Belgesel türünü geliştirmek ve belgesel filmciliğe destek olmak için…

KİMLER KATILABİLİR?
 TRT Belgesel Ödülleri, herkese açık ve ücretsizdir.

KATILACAK BELGESEL FİLMLER
 Yapımı, 01 Ocak 2011 tarihinden sonra gerçekleştirilenler…

BAŞVURULAR
 31 Ekim 2011 tarihinden itibaren başlar ve 27 Ocak 2012 tarihinde sona erer.

KATEGORİLER
TRT Belgesel Ödülleri, Ulusal ve Uluslar arası olmak üzere iki yarışmadan oluşur.
Ulusal , Amatör ve Profesyonel olmak üzere iki alt kategoride gerçekleştirilir.

ÖDÜLLER
 Ulusal Yarışma :
Amatör Kategori :
En İyi Film: 15.000 TL
Özel Ödül: 10.000 TL
Seçici Kurul Özel Ödülü : 5.000 TL

Profesyonel Kategori : 
En İyi Film: 30.000 TL
Özel Ödül: 20.000 TL
Seçici Kurul Özel Ödülü : 10.000 TL

Uluslararası Yarışma : 
En İyi Film: 10.000 Avro
Özel Ödül: 7.500 Avro
Seçici Kurul Özel Ödülü : 5.000 Avro

ÖNEMLİ TARİHLER
Son Başvuru Tarihi : 27 Ocak 2012
Ön Eleme : 27 Şubat 2012
Sonuçların Açıklanması ve Gala : 07 Mayıs 2012 

Şartname ve detaylar için tıklayınız.

www.sanatlog.com

Gangsterler Kralı: Jean-Pierre Melville

Fransız Yeni Dalgası’nın () “guru”su, film noir’ın majör isimlerinden ’in filmlerinden yapılan bir seçki, 16 – 27 Şubat 2011 tarihleri arasında Pera Müzesi’nde izlenebilir…

Gösterim programında Melville üzerine bir de belgesel yer alıyor…

Gösterimi yapılacak filmler şöyle:

Le Silence de la Mer (Denizin Sessizliği)

Yönetmen: Jean-Pierre Melville
Oyuncular: Howard Vernon, Nicole Stéphane, Jean-Marie Robain, Ami Aaröe
Fransa, 88′, 1947, siyah-beyaz
Fransızca, Türkçe altyazıyla

Melville’in ilk filmi Denizin Sessizliği, 1942′de Fransa’nın Naziler tarafından işgali sırasında gizlice yazılıp dağıtılan aynı adlı romandan uyarlanmıştır. Melville’in uyarlaması, işgal altındaki Fransa’da geçer ve yaşlı bir adam ile yeğeninin evine yerleştirilen Alman subay Werner von Ebrennac’ı konu alır. İkinci Dünya Savaşı’na dair en önemli Fransız filmlerinden olan ve Melville’in seçkin yapıtları içinde bir kilometre taşı olan film, işgal ve direniş dönemi deneyim ve mücadelelerinin lirik ve zamana meydan okuyan bir betimi.

Le Doulos (Unutulmazlar)

Yönetmen: Jean-Pierre Melville
Oyuncular: Jean-Paul Belmondo, Serge Reggiani, Monique Hennessy, Jean Desailly, René Lefèvre, Phillippe March
Fransa, 109′, 1962, siyah-beyaz
Fransızca, Türkçe altyazıyla

Bu karmaşık ve karamsar gerilim filmi, kaderin cilvesi sonucu yolları kesişen iki adamın ilişkisini anlatır. Maurice Faugel hapishaneden yeni çıkmış bir hırsız, Silien ise “doulos” ya da “muhbir” olup olmadığı belirsiz bir adamdır. Maurice vakit kaybetmeden kanundışı işlere bulaşır ve Silien’in yardımıyla bir dizi soygun düzenler, bu sırada da adamın polis muhbiri olabileceğinden şüphelenmeye başlar. Etkileyici yönetmen Melville’den sadakat ve ihanete dair göz kamaştırıcı bir Fransız kara filmi.

Le Cercle Rouge (Kızıl Çember)

Yönetmen: Jean-Pierre Melville
Oyuncular: Alain Delon, André Bourvil, Gian Maria Volontè, Yves Montand, Paul Crauchet, Paul Amiot, Pierre Collet, André Ekyan, Jean-Pierre Posier, François Périer
Fransa, 140′, 1970, renkli
Fransızca, Türkçe altyazıyla

Usta hırsız Corey hapishaneden yeni çıkmıştır. Fakat yasalara saygılı bir özgürlüğün tadını çıkarmak yerine, namlı bir kaçak ile alkolik eski bir polisin peşine takılıp yeniden suçun karanlık dünyasına adım atar. Bu tuhaf üçlü başarı şansı olmayan bir soygun planlarlar, peşlerine amansız bir müfettiş takılır ve kader ağlarını örer. Onurlu anti kahramanlar, ortamı “cool” bir atmosfer yaratan sinematografi ve nefes kesici görüntüleri bir araya getiren Kızıl Çember ile Jean-Pierre Melville polisiye filmlerin başyapıtlarından birine imza atıyor.

Kod Adı Melville

Belgesel
Fransa, 2008, 76′
Yönetmenler: Olivier Bohler, Raphaël Millet

Yönetmenin 1973′teki ölümünün ardından, hatta 1971′de, kendisi hala hayattayken yapılmış belgeselden bu yana hazırlanan ilk belgeseldir. Film; bazı TV programlarından, yönetmenin evinden, film stüdyosundan ve filmlerin setlerinden Melville’e ait arşiv görüntüleri içeriyor. Ayrıca yönetmeni tanıyan ve onunla birlikte çalışma fırsatı bulmuş ünlülerle birlikte, yönetmenden etkilenmiş sinemacılarla 2008 yılında yapılmış röportajları ve Melville’in filmlerinden parçaları da bir araya getiriyor.

Les Enfants Terribles (Dehşet Çocuklar)

Yönetmen: Jean-Pierre Melville
Oyuncular: Nicole Stéphane, Edouard Dermithe, Renee Cosima, Jacques Bernard, Melvyn Martin, Roger Gaillard, Maurice Revel, Adeline Aucoc, Jean Cocteau
Fransa, 106′, 1950, siyah-beyaz
Fransızca, Türkçe altyazıyla

Melville’in ikinci filmi Fransız sinemacıları ciddi anlamda etkilemiş ve Melville’e, ülkesinin stüdyo sistemi dışında da harikalar yaratabilen bağımsız bir yönetmen olarak ün kazandırmıştır. Film, senaryo aşamasında da Melville’le birlikte çalışan şair ve sinemacı Jean Cocteau’nun 1929 tarihli romanını temel almaktadır. Gözlerden uzak dünyalarına çekilmiş, erotik imalarla yüklü dramlar oynayan bir kız ile kardeşinin hikayesi, görsel bir bütünlüğün parçası olan lirik ve akıcı bir devinime sahip.

L’armée des ombres (Gölgeler Ordusu)

Yönetmen: Jean-Pierre Melville
Oyuncular: Lino Ventura, Simone Signoret, Paul Meurisse, Jean-Pierre Cassel
Fransa, 140′, 1969, renkli
Fransızca, Türkçe altyazıyla

Fransız Direnişi üzerindeki bu başyapıt, 2006′daki görkemli ve başarılı gösterimine dek tam otuz yedi yıl boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nde gösterilmedi. Lino Ventura, Paul Meurisse, Jean-Pierre Cassel ve müthiş oyuncu Simone Signoret’nin, Hitler rejimine karşı onur konusundaki düşüncelerini sorgulamak zorunda kalarak mücadele etmeye çalışan gözüpek yeraltı savaşçılarını canlandırdıkları sürükleyici bir atmosfer filmi olan Gölgeler Ordusu, Melville’in en öznel filmi.

GÖSTERİM PROGRAMI

16 – 27 Şubat

16 Çarşamba
19:00 Denizin Sessizliği / Le Silence de La Mer

18 Cuma
19:00 Les Enfants Terribles / Dehşet Çocuklar

19 Cumartesi
19:00 Unutulmazlar / Le Doulos

20 Pazar
15:00 Gölgeler Ordusu / L’Armee des Ombres
18:00 Kızıl Çember / Le Cercle Rouge

23 Çarşamba
17:00 Kod Adı Melville / Code Name Melville
19:00 Les Enfants Terribles / Dehşet Çocuklar

25 Cuma
17:00 Kod Adı Melville / Code Name Melville
19:00 Kızıl Çember / Le Cercle Rouge

26 Cumartesi
14:00 Denizin Sessizliği / Le Silence de La Mer
16:00 Kod Adı Melville / Code Name Melville
17:30 Konferans / Conference
19:00 Gölgeler Ordusu / L’Armee des Ombres

27 Pazar
13:00 Kod Adı Melville / Code Name Melville
15:00 Unutulmazlar / Le Doulos
17:00 Kod Adı Melville / Code Name Melville

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

17’nin Ötesi Erdal Eren Davası

12 Eylül 1980 darbesinin ardından 13 Aralık 1980’de idam edilen Erdal Eren’in yaşamı beyaz perdede…

Yönetmenliğini ve senaristliğini Memik Horuz’un yaptığı belgesel, Erdal Eren’i bir ölüm ve dayanışma zincirinin ortasındaki halka olarak ele alıyor ve anne-oğul, kardeş ve arkadaşlık ilişkilerinin üzerinde durarak bu halkayı yansıtıyor.

Belgesel filmin ilk gösterimi 12 Aralık 2010 Pazar günü saat 15:00’da Cevahir Hotel Kongre Merkezi’nde yapılacak.

www.sanatlog.com

Arabia 3D ile Altın Çağ’a Yolculuk

MacGillivray Freeman’ın insanı düşünmeye zorlayan 3 boyutlu filminde şaşırtıcı gizemiyle insanlığın altın çağının yaşandığı efsane dolu bir ülke ve coğrafya anlatılıyor. Arabia 3D filmi şu an AFM İstinyePark IMAX 3D ve AFM ANKAmall IMAX 3D sinemalarında gösterimde…

Arabia 3D’de insanlarının bilgiye olan açlığı, ticaretten gelen zenginlikleri ve inançlarına olan bağlılıkları sayesinde günümüz dünyasının en güçlülerinden biri olmasına rağmen çok az anlaşılan bölgelerinden biri olmasına yol açan zorlu bir çöl ortamının öyküsü anlatılıyor. Arabia 3D sayesinde izleyiciler Arap Yarımadası’nın daha önce hiç girilmemiş coğrafyalarındaki gizemleri keşfedecekler.

Arabistan’ın bu renkli portresinde, modern günlük yaşamdan çağdaş görüntüler, eski medeniyetlere dair tarihsel canlandırmalar ve 3 boyutlu dijital görsel efektlerle, öykülerde anlatılan geçmişi ve geleceği ele alınıyor. Bu görsel ve teknik üstünlük sayesinde izleyiciler bir deve kervanıyla kum tepelerini aşacaklar, hazinelerle dolu Kızıl Deniz’e dalacaklar, görkemli bir kayıp şehrin harabelerini ilk kez keşfedecekler.

En büyük buluşların gerçekleştiği İslam dünyasının altın çağına bir anlamda geri dönüşler yapan filmde; her yıl hacca giden 3 milyon Müslümana eşlik etmenin yanı sıra yarının dünyasını şekillendiren Arap gençlerini ve üniversitelerde giderek daha fazla eğitim almaya başlayan Arap kadınlarını tanıyacaklar.

Bir belgesel diline de sahip olan Arabia 3D filmi buluşlarla dolu gizli kalmış bir dünyaya şaşırtıcı bir yolculuk olarak kalmayıp farklı kültürler arasında da bir köprü oluşturacak.

Arabia 3D’nin Oscar adayı yönetmeni filmini anlatırken şunları söylüyor:

“Başka bir ülkenin kültürünü ve atmosferini başka hiçbir araç bir IMAX filmi kadar iyi anlatamaz. Dünyanın bu önemli bölgesini bizzat daha iyi anlayabilmek için, daha önce hiçbir kameranın girmediği yerlerde aylarca çekim yaptık. Sanırım Arap halkının ve tarihinin yepyeni bir portresini çizdik. Kültürlerinin temelinde güçlü aile bağları, inançlarına olan bağlılıkları ve tarihi değerlerle modern dünya arasında bir denge kurma çabaları yatıyor. Arabia 3D izleyicileri için sürprizlerle dolu bir film ve şaşırtıcı görsel macera.”

Arabia 3D Arap tarihinin 2 bin yıllık geçmişine ışık tutuyor. Filmin öyküsü, her biri kendisini tarihi ve kültürü hakkında daha fazla bilgi edinmeye adamış, üç modern ve renkli Arap tarafından naklediliyor. Belgesel diline sahip olan Arabia 3 filminde anlatıcılardan biri olan Hamzah Jamjoom, Şikago DePaul Üniversitesi’nde sinema okurken geçmişiyle ilgili bir film yapmak için ülkesine dönüyor.

Yazar, şair ve fotoğrafçı olan , Arabistan’la ilgili olarak genç bir kadının bakış açısını sunuyor.

Önde gelen Arap arkeologlardan , Nebatilerden kalma Medain-i Salih şehrinde yaptığı kazılarla halkının inanılmaz geçmişini ortaya çıkartıyor.

Ayrıntılı bilgi ve Rezervasyon için: AFM İstinyePark IMAX 3D: 0212 345 62 45

AFM ANKAmall IMAX 3D: 0312 541 14 44

www.arabia3dfilm.com

www.arabia-film.com

www.sanatlog.com

Sonraki Sayfa »