Milyonlarca Hintliyi Tepindiren Adam

Günümüz Hint Popüler müzik toplumunda son zamanlarda diğerlerini arka planda bırakıp sivrilen Kailash Kher, halk tarafından en bilindik ve sevilen sanatçı. Yetenekli vokalleri ve ilham verici kişiliği ile tüm Hindistan ve Güney Asya kıtasında saygın bir konuma sahip olan Kher, şu ana kadar etkileyici vokallerini birçok Bollywood filmine ödünç vermenin yanı sıra milyonların karşısına çıktığı televizyondaki yetenek yarışmalarındaki jüri görevini de başarıyla sürdürüyor. Halk tarafından sanatçılığının yanı sıra kişiliği bakımından da sevilen Kher, grubu Kailasa ile birlikte birçok kez müzik listelerinde zirve sefası sürdü. Ruhani ve mest edici özellikler içeren vokalleri sayesinde milyonları çevresinde toplayan sanatçı, artık Batı’ya açılmanın zamanı geldiğine inanarak ilk uluslararası çalışmasını geçtiğimiz günlerde kulaklarımızın huzuruna serdi.

Genç ama yaptığı heyecan verici atılımlarla Dünya Müziği fanusunda önemli bir konuma sahip olan Cumbancha müzik firması tarafından basılan “Yatra (Nomadic Souls)” adlı albüm, Kailash Kher ve ekibi Kailasa’yı tüm dünyaya açılımını yapacak olan bir pencere. Albüm tanıtımı için Amerika ve Kanada’da 3 aylık bir turneye çıkan ekip bu yeni çalışmasında hem taze hem de yeniden elden geçirilmiş, nispeten eski ama hala beğeni toplama yeteneği yüksek parçalarını biraraya getirdi.

7 Temmuz 1973 günü, burçlar yengeç dönencesindeyken, Keşmirli bir ailenin nüfusunu arttıran Kher, amatör müzik yapan ve aynı zamanda bir Hindu rahibi olan babası sayesinde müzik ile duygusal bir ilişkiye girdi. Ev içerisinde periyodik olarak gerçekleşen geleneksel müzik şölenlerinden fazlasıyla yararlanan ancak bunların yeterli olmayacağını anlayan genç Kher, farklı açılımlar için on dört yaşında Yeni Delhi’nin yolunu tuttu. Daha dört yaşında müzik kabiliyetini büyüklerine kanıtlayan, ergenliğe adım atmamış genç, bir anda kendini klasik ve folk müzik eğitimi içerisinde buldu.

Kailash Kher

Müziğe olan vazgeçilmez tutkusu ve uzun süren eğitim döneminden sonra, sanatçı bir mekân değişikliğine daha gidip Hindistan’ın dışa açılan yüzü Mumbay’a yerleşti. Müzik piyasasının kıran kırana geçtiği bir ortamda kendisine profesyonel kariyer arayan sanatçı, farkında olmadan birçok müzisyenin hayatında yaşadığı kaçınılmaz sefalet dönemini geçirdi; az para, ucuz oteller, zor gelen geceler, kendine layık görülmeyen geçici işler… İlk ciddi işi cüzdanına giren 100 USD karşılığı yaptığı bir reklam film müziği oldu. Müzik piyasasıyla gerdeğe girdiği bu işinden sonra diğer potansiyel para kazandıran işler sıraya girdi. Sesinin kendine özgü erişimlerinden dolayı kısa bir süre sonra Kher pek çok reklam film müziğine imza atar oldu.

Yorgun bir gün sonu evine gelen Bollywood yapımcılarının, televizyonlarını açınca akıllarına kazınan reklam film müziklerini duyduktan sonra Kher’in telefonları daha bir farklı çalmaya başladı. Sanatçının geniş kitlelerle tanışmasına vesile olan ilk atılımı “Waisa Bhi Hota Hai” adlı filmin ikinci bölümü için yazmış olduğu “Allah Ke Bande” adlı parçası sayesinde oldu. Birçok Bollywood filminde olduğu üzere, Kher’in bestelediği filmin müziği filmin kendisinden daha çok ün yaptı. Takvimler 2004’ü gösterirken Kher tüm Hindistan’ın dikkatini üstüne çekmiş, yüz ellinin üstünde film müziği bestelemiş bir ulusal cevher mertebesinde oturuyordu. On dört farklı dilde ana dilini aratmayacak kadar başarılı şarkı söyleyen sanatçı, bu arada ilk göz ağrısı reklam müziklerini unutmayıp en son kayıtlara göre dört yüzün üstünde tekerlemeli reklam müziği üretti.

Kailash Kher

Kendini bilen, sınırlarının nereye kadar uzandığını öğrenmek isteyen her başarılı sanatçı gibi Kher geldiği konum ile yetinmeyip farklı algılamalara parmak sokmak üzere yine müziksel bir arayışa girdi. Kısa süre sonra Hint Rock zümresi içerisinde yer alan Naresh ve Paresh Kardeşler ile tanışan Kher, onlarla bir müziksel ilişkiye girdi. Bunun ilk meyvesi 2006’da “Kailasa” adı altında çıktı ve içerdiği ‘Teri Deewani’, ‘Tauba Tauba’ parçaları ile ekibi Hint müzik camiasında daha önce varlığından habersiz olunan bir rakıma yükseltti. İkinci meyve 2007’de “Jhoomo” adı altında tarihe geçti.

Katılmasam da, Üstat Nusrat Fateh Ali Khan’ın popüler müzikte bir yansıması olarak kabul gören Kher, zengin ve kulakların kendisine çevrilmesini sağlayan kuvvetli vokalleri sayesinde popülist toplulukların dikkatini çekmekte gecikmedi. Her ne kadar popülerlik, içerisinde gizli hatta son zamanlarda göze sokulan bayağılık unsurları taşıyor olsa bile Kher, geleneksellik ile çağdaşlık arasında bağladığı sağlam halatlar sayesinde kendisini bu uçurumdan uzak tutuyor. Özellikle müzik yoldaşları Naresh ve Paresh Kama Kardeşler (ayrıca Bombay Black adlı grubun kurucuları) sayesinde geleneksel ve çağdaş ritimler arasında dengeli bölümlenmeleri müziğinde yaşatan sanatçı, rock, funk, raga, reggae hatta arada sırada elektronik müzik açılımlarına rahatlıkla sokuluyor. Hindistan’ın derin tarihini ses tellerinde işleyip elektrik gitar veya hip hop tarzları ile harmanlayan Kher, zaman geliyor bir ücra Hint köyünden yükselen ritimler ile dinleyene seslenirken bir başka zaman Qawalli Sufi ağıtsallığına bürünüyor.

On dört çömez ve kıdemli parçadan oluşan “Yatra (Nomadic Souls)”; Asha Bhosle, Sonu Nigam ve Kunal Ganjawala gibi uluslararası üne sahip olan sanatçılar ile verilen konserlerden sonra ekibin artık Hindistan dışındaki müzikseverler ile tanışma gereksiniminin bir üretimi. “Yatra (Nomadic Souls)”, tanınmayan diyarlara yapılan yeni bir macera, hem sanatçılar hem de müzikseverler için. Bizler için milyonlarca Hintlinin tepindiği müzikleri tanıma zamanı geldi artık…

Kailash Kher & Kailasa

PARÇA LİSTESİ:

1. Kaise Main Kahoon (International Version) – Nasıl Söylesem? 4:15
2. Dilruba (International Version) – Canım 3:56
3. Guru Ghantal – Hilekar 3:58
4. Turiya Turiya – Yürürken 3:08
5. Chandaan Mein – Tütsü Kokularıyla Sarılı 4:13
6. Kar Kar Main Haara – Denedim ama Kaybettim 6:37
7. Tauba Tauba (International Version) – Hay Allah 3:51
8. Bheeg Gaya Mera Maan (Cherrapunjee) – Yüreğime Dokundu 5:00
9. Piya Ghar Aavenge – Aşk Eve Gelir 3:57
10. Na Batati Tu (Na Dhin Dhin Dhin Na) – Bana Söylememiştin 3:47
11. Rang Rang Ma – Tüm Renkleriyle 4:02
12. Jhoomo Re (International Version) – Mutluluktan Zıpla 5:02
13. Teri Deewani (Unplugged) – Sana Deliyim 5:27
14. Joban Chaalke (Unplugged) – Güzellikle Süzülmek 4:02

Resmi Web Sayfası: www.kailashkher.com
Filmleri: www.imdb.com/name/nm1334513/
Myspace:
www.myspace.com/kailashkherspace

Tarantella; Örümcek Dansı

“Addó ti pizzicó la tarantella?
Sotto la putia de la’unnela”

(Söyle örümcek nerenden ısırdı?
Eteğimin kıvrımının tam altından)

Bir varmış bir yokmuş. Çok çok eski zamanlarda bir kilisenin bahçesinde genç erkek ve kızlar hem dansedip hem şarkı söylüyorlarmış. Fakat kilisenin rahibi gürültü nedeniyle o kadar kızmış ki; Tanrı’ya yakarmış. Ceza olarak gençlerin hiç durmamacasına tüm bir yıl dansetmesini istemiş. Tanrı isteğini kabul etmiş. Zavallı gençler, soğuk sıcak demeden tüm hava şartlarında, canları yanmadan, hastalanmadan dans etmeye başlamışlar. Kendilerini o kadar kaybetmişler ki üzerlerindeki giysileri paçavraya dönmüş. Bu histerik durum (ki o zamanlar St. Vitus dansı deniyormuş) bir salgına dönüşmüş; insanlar deliler gibi orada burada dans etmeye başlamışlar. Ancak bir yılın bitiminde durabilmişler.

Bu hikaye, 1374 yılından kalma bir dini öykü. Tanımlara göre, Tarantella’nın bahsedildiği ilk metinlerden biri olarak kabul görüyor. Her folklorik öğe gibi; biri farkedip yazılı hale getirilinceye kadar var olup olmadığı bilinmeyen bu dansın kökeni belki de daha eskilere dayanmaktadır.

Tarantism (Tarantismo); tarantula ısırığına verilen cevap sonucu oluşan bir hastalık. 500 yıldır özellikle Güney Avrupa’nın tıbbi litaratür, müzik ve folklordeki güçlü yansımaları, bu fenomeni ciddiye almamız için yeterlidir. Hastalık, dans ve bu bölgede sık bulunan örümcekler isimlerini Güney İtalya’daki Taranto şehrinden almıştır. Dolayısıyla lokal halk, hastalığın Dr. Pietro Matthiole tarafından ilk defa 1370 yılında Siena’da tanımlamasından çok çok önce tarantismi bilmekteydiler.

taranto

Hastalığa neden olan ısırığın hangi örümcekten geldiği konusunda yanlış bilgiler mevcuttur. Gerçek sorumlu, Taranto bölgesinde ve Akdeniz bölgelerinde yaygın olan Kurt Örümceği, Lycosa Tarentula’dır.

lycosa tarentula

Bu kıllı şirin yaratığın zehrine karşı bir bağışıklık ya da ilaç geliştirilememiştir. Hastalar, genel vücut ağrısı, şişme, paralizi (felç), kas seyirmesi, bulantı, kusma, çarpıntı, delirium (algı durum bozukluğunun görüldüğü psikotik bir süreç), priapizm (geçmeyen ereksiyon), teşhircilik ve melankolik depresyonun dahil olduğu değişik klinik tablolarda görünebilir (ref. Dr. Zvonimir Maretic, Medicinski Centar in Pula, Hırvatistan).

“Birçokları, tarantula zehrinin niteliğinin gün be gün ya da saat saat değiştiğine inanır. Bunun nedeni ısırılan kişinin hareketlerindeki değişkenliktir. Bazısı şarkı söyler, diğerleri güler, diğerleri hıçkırır, diğerleri durmamacasına tekrar ağlar; Bazıları uyur diğerleri ise hiç uyuyamaz; kimisi kusar, kimisi terler ya da titrer; diğerleri devamlı kabuslar görür veya kudurma, öfke veya şiddete kapılır.Bu zehir değişik renklere karşı düşkünlüğü de uyarır; bu nedenle bazısı kırmızıya düşkünlük gösterir, diğerleri yeşile veya sarıya. Bazı vakalarda bu hastalık 40-50 yıl sürebilir. Çok eskiden beri söylenegelen müziğin tarantula zehrini tedavi edebildiğidir; etkilenmiş kişinin ruhunu uyandırır ve onu sarsarak kendine getirir.” Antoine Furetiére, Dictionnaire Universel, 1690

Bilimsel olarak bakıldığında, tarantula zehrinin tarantizme neden olan zehirden sorumlu olamayacağı aşikardır. Çünkü ısırığı, insanda kaşıntıdan daha fazla bir his uyandırmaz (Bu kıllı dev örümceğin tehlikesi dişleridir). Genelde tarantizm vakalarının tarlalarda veya hasat dönemlerinde sıklaşması, okları bölgede sıkça bulunan başka bir zehirli örümcek üzerine odaklıyor: Latrodectus tredecim guttatus.

Latrodectus tredecim guttatus

Yani bildiğimiz karadul! İşte bu örümceğin zehri, bahsedilen semptomlara neden olabileceği gibi ölüme bile sebebiyet verebilir. Bazı belgesellerde bu örümcek tarafından ısırılan kişilerin, yaşadığı tecrübeleri anlatışına tanık olmuşsunuzdur belki. Benim en çok hatırladığım bir kadın, ölmeyi dileyecek kadar acı çektiğini, tüm vücudunun sızım sızım sızladığını ve şuurunu kaybedecek raddeye geldiğini anlatmıştı. Ben yine de tarantizm vakalarının birkaçının (kadın hasta çoğunluğunu da göz önüne alarak) basit bir histeri krizi olduğunu düşünmekteyim. Evlenme çağına gelmiş arzulu bir kadının saçını başını dağıtarak yerlerde sürünmesi, üstünü başını yırtarak çığlıklar atması, bu tanıyı düşündürüyor. Üstelik bu krizi müzik ve dans eşliğinde atlatmış ve içinde kompleks olmuş sorunlardan deşarj olmuştur. Oh ne güzel!

Eski dönemlerde, modern reanimasyon teknikleri olmadığı için alternatif tıp yöntemlerinin benimsenmesi işten bile değildir. Nihayetinde müzikle terapi denen, günümüzde de uygulanan yöntem çok eskilerden beri uygulanmaktaydı. İşte “Tarantella” dediğimiz bu terapi yönteminin kökleri toprak kültüne kadar dayanmaktadır. Hristiyanlık öncesi tarihlerde, müziğin çeşitli eylemlerde bir araç olarak kullanılması yaygındı. Ayinlerin kökeni de buradan gelir. Çoktanrılı Roma’da, Bacchus (Yunanca karşl. Dionysus) kültüne özellikle değinmek istiyorum. Yine toprak kültüne bağlı bu şarap tanrısının yandaşları, ayinsel çılgınlık ve “ecstasy” denen durumu tanımlayacak hareketlerde bulunurlardı. Şarap veya başka uyarıcı otlar, girdikleri nörotik tabloyu kolaylaştırırdı. Bacchus rahibeleri, Bacchaeler, yılın belirli dönmelerinde, şarap festivalinde (Bacchanalia’da), yarı çıplak halde kendilerinden geçerek ayinler düzenlerlerdi (Bacchus kültünün üyelerinin çoğunlukla kadın olduğuna dikkat edin). Tüm vücutlarını şarapla yıkar, yapraklara bulanır; ellerindeki def, zil ve maşalarla müzik yaparlardı. Bu kendinden geçmişlik hali (histerik kriz?) bazen ölümcül sonuçlar doğurabilirdi (Yunan mitolojisinde bu rahibeler, yollarına çıkan yarı-tanrı ozan Orfeus’yu parçalarlar ve kafasını denize atarlar). Bazen Bacchanalia ayinlerinde kadehte kan içildiği rivayet olunurdu (şarap kana benzer; ya da gerçekten kan içiyorlardı). Vampirizmin temelleri de buralara kadar uzatılır zaten. Bazen Bacchus’un kendisi de vampir dişli ve boynuzlu olarak tasvir edilir (aslında boynuz bereket sembolüdür). Roma topraklarına Hristiyanlığın gelmesiyle (İtalyanlar koyu Katoliklerdir) bu dinin karşısında duran tüm rakip inançlar tehdit unsuru olarak algılandı. Toprak bereketine bağlı kültlerin tanrıları (Bacchus ve özellikle keçi tanrı Pan) demonlaştırıldı (Şeytan figürünün çıkışı bu tanrılardır). Bu da yetmedi, toprak kültüne bağlı kalan köylüler de etiketlendi: Villain (kötü karakter). Bu terimin kökeni “village” köy demektir. Neyse, tarantellada da bu toprak kültünün etkilerini görmekteyiz. Genellikle köylüler tarafından tarlada icra edilmesi, dansın ve müziğin Bacchanalia’dan miras unsurlar taşıması, ve özellikle toprak üzerinde yalınayak gerçekleştirilmesi (toprakla yakın temas kurulması) bu savı destekler niteliktedir. Tarantella-Scalza, yalınayak tarantella demektir. Yalınayak yapılan dansla ritm ve duygular daha iyi ifade edilir. Dansa eşlik eden müzikte genelde değişmeyen bazı enstrümanlar kullanılır. Bunlar def (tamburello, tamorra), kastanyet, ritm gitar (Chitarra battente), diyatonik harp (Organetto diatonico) veya bir çeşit gayda olan Zampogna’dır. Zampogna ve Organetto ses olarak birbirine çok benzer (ikisi de polifoniktir) ve birbirlerinin yerine kullanılabilir. Tabii ki nihayetinde vokal en önemli enstrümandır. Bazı temsillerde dansçılara, iblis maskesi takan ve Bacchus’u simgeleyen bir dansçı da eklenir.

kastanyet

Dansın birden çok telaffuzu vardır: Tarentule, Tarantel, Tarentelle ve Tarantelle. Belli başlı türleri ise şunlardır:

Tammuriata: Def (tamburin) eşliğinde yapılan dans demektir. Ritm oldukça enerjiktir ve eller, kollar ve vücudun üst bölümünün ritmik hareketleriyle icra edilir. Şarkı sözleri, dansın içeriği ve jestler oldukça erotik olduğu için dini çevrelerce pek iyi karşılanmamış olan dansın kökeni Napoli’dir.

def

Gargano Tarantella: Gargano, İtalya’nın güney doğusunda bir yarımadadır. Yüzyıllardan beri tarlalarda çalışan işçiler tarafından icra edilen bu dansa, ritm gitarla çalınan serenad benzeri bir müzik eşlik eder. Çift olarak yapılan dansta erkek eşinin etrafında dolaşır, onu tavlamaya çalışır. Bu arada sadece ellerle değil bacak hareketleri ve sıçramalarla da dansı süsler. İndirmek için (bütün müzik parçalarını, sağ tıklayıp “hedefi farklı kaydet”e basarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz): tarantella del gargano

gargano tarantella

Pizzica: Bu kelimenin kökeni iğne (pizzicare) dir. Sözcük, dansın örümcek ısırığının terapisinde kullanıldığına işaret eder. İndirmek için: pizzica

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

İşin garip tarafı müziğin karakteri de ısırığa veya böcek sokmasına benzer. İtalya’nın Salento bölgesi çıkışlı olduğundan genel olarak Pizzica Salentina olarak tellafuz edilen dansın birkaç şekli vardır:

Pizzica Taranta: Asıl terapi dansıdır. Örümcek ısırığından hastalanan kişinin etrafında tercihan bir halka oluşturulur. Enstrümanlar değişebildiği gibi genelde icracılar renkli kıyafetler ve kurdeleler takınırlar (hastaların değişik renklere değişik tepkiler verdiğini hatırlayın). Ellerinde kılıç, su testisi, yelpaze veya ayna bulunabilir. Amaç dans edip şarkı söyleyerek hastayı tedavi etmektir. Eğer zehirin etkisi kişide melankoli uyandırdıysa, tam aksi davranışlarda bulunulur. Yani yüksek enerjili müzikte hızla dansedilir ve kişiye uyarıcı objeler ve renkler gösterilir (msl kırmızı). Eğer zehir kişide ajitasyon ve aşırılık uyandırdıysa, terapi için kullanılan müziğin temposu düşürülür; hastaya mavi gibi sakinleştirici renkler gösterilir. Bu terapi günlerce sürebilir. Bazılarına göre, ısırıktan sorumlu örümcek ölesiye kadar sürdürülmelidir. Her ne kadar din dışı görünse de, dans esnasında hastanın iyileşmesi için azizlere yakarılır.

tarantism tedavi

Pizzica de Core: Kutlama dansıdır ve genelde aile toplantılarında, düğünlerde ve özel günlerde icra edilir.

Pizzica Scherma (bıçak dansı): Bizim kılıç kalkan oyunumuza benzeyen, genelde erkekler arasında yapılan bir danstır. Def çalan erkek çalgıcıların eşliğinde, ellerinde küçük bıçaklar olan köylüler veya tüccarlar, gururlarını gösterircesine dans ederler, yapılan anlaşmaları kutlarlar. Bu anlamda, panayır veya pazar kutlamalarında bereketi kutsamak için yapıldığını düşünmek zor olmayacaktır. 23 Nisan Çocuk Şenliği’nden aşina olduğumuz bir danstır.

Tarantellanın, kalıbı aynı kalmak üzere bölgelere göre değişik versiyonları vardır; En çok bilinen ve kulağa aşina geleni Napoli kaynaklı Napoliten Tarantella’dır (İndirmek için: napoletana tarantella).

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Conco d’Ora da denilen Sicilya adası çıkışlı Sicilian Tarantella (İndirmek için: sicilian tarantella

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

), Napoliten akrabasından oldukça farklıdır. Çizmenin parmak ucundaki Kalabriya bölgesi çıkışlı Tarantella Calabrese (İndirmek için: tarantella calabrese) yine değişik bir versiyondur.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

antidotum tarantulae

Tarantella için sayısız örnekten bazıları:

*Mendelssohn Opus 102 No.3

*Franz Liszt Symphony No. 3 in D, D 200 final bölümü

*Frédéric Chopin Tarentelle (Opus 43) (İndirmek için: tarentelle opus 43), özellikle sol el partisyonu dansın enerjisini yansıtacak şekilde, bir örümcek hareketine benzeterek yazılmıştır

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

*Rossini’den “La Danza” bir Napoliten tarantelladır

*Tchaikovsky İtalyan Kapriçyosu’nun finali

*Yine Tchaikovsky’den Fındıkkıran bale süiti: 2. Perde, Sahne III, No.14 Pas de Deux: Adagio (Şeker perisi ve kavalyesinin dansı) Variation I (erkek dansçı için) Tarantella

*Sergei Rachmaninoff 2 piyano için 2 No’lu süiti, Op 17 finali

*Claude Debussy “Danse” bir Tarantelladır

*Interview with the Vampire filminin soundtrackinde 3. parça “Lestat’ın Tarantella’sı”

*The Godfather III soundtrackindeki Sicilya Potpuri’sinde Tarantella vardır

*Harry Potter’da “Tarantallegra” büyüsü (büyü uygulanan kişinin bacaklarının kontrolsüz bir biçimde hızla hareket etmesine sebep olur -tıpkı sözü edilen dans gibi)

*Imprimatur romanı bir tarantella ekseninde kurgulanmıştır.

Özellikle en sondaki örnek üzerine eğilmek istiyorum. Araştırmacı gazeteci karı koca yazarların (özellikle 17. yy üzerinde uzmanlaşmış bir müzikolog olan Francesco Sorti ile filoloji ve din tarihi uzmanı Rita Monaldi) bu eseri; Tarantella ve etrafı hakkında eşi bulunmaz bilgiler veriyor (Imprimatur, Rita Monaldi ve Francesco Sorti. Literatür yayınları 2004). Kitabın arka kapağındaki kılıfta, romanda sözü geçen Barok müziklerin bulunduğu CD, okurların kulağına da hitap etmeyi amaçlıyor. Olayların geçtiği handa, kulaklara devamlı misafir olan bu rondo, karakterlerden biri olan gitarist Robert de Visée’nin enstrümanından çıkıyor (bu arada çok ilginçtir; de Visée hayali bir kahraman değildir. Bir barok lavtisttir. Bu romanı okuduktan sonra eserlerini edinmiştim). Sürprizi açık etmemek için şarkının ne anlama geldiğini söylemiyorum ama bu enigmatik ezgi isminin anlamını tam olarak karşılıyor: Les Baricades Mistérieuses / Gizemli Barikatlar (İndirmek için: les baricades mistérieuses).

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Romanın başkarakteri olan kastrat din adamı tarafından açıklandığı üzere bu eser, sanıldığının aksine saray organisti Francois Couperin’e ait değildir. Bu beste Kircher’indir!

tarantellada renklerin kullanımı

Athanasius Kircher (160?-1680): Alman kökenli efsanevi bir rahip bilimadamıdır. Zamanında o kadar ünlüymüş ki gerçekleştirdiği çok çeşitli yapıtlar, verdiği eserler ve tasarımları ile Leonardo da Vinci’nin rakibi olarak görülürmüş. Günümüzde de okkült öğretilere düşkün olan bazı araştırmacıların baş tacı ettiği bir bilimadamıdır. Mısır hiyeroglifleri üzerinde yaptığı araştırmalar sonucu yayınladığı eserlerler Mısırbilimi (Egyptology) alanında yapı taşı görevi görmektedir. Ayrıca manyetizma üzerine gerçekleştirdiği yapıtları çok konuşulmuş, günümüzde de araştırmacıların göz bebeği olmuştur. Bu çok yönlü adam (sıfat bulmakta güçlük çektiğimden basitçe adam dedim), müzik ve onun etkileri üzerine de araştırmalar yapmıştır. Bakalım, tarantula zehiriyle etkilenmiş hastaların müzik dışında hiçbir şeyle tedavi edilemeyeceğini belirttiği eserinde, Tarantella hakkında neler söylemiş:

“Nasıl ki bir enstrüman bir vakaya güzel ve uygunsa ve diğeri başka vaka için hoş karşılanıyorsa; bu örümceklerin veya insanların natürü ve görünümü gibi özellikleri de göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu yüzden, bir tarantula türü veya diğeri tarafından ısırılan veya sokulan kişi için uygun müzik türünü veya şarkıyı seçmek gerekir. Nitekim Melankoli tarantulası tarafından yaralanan kişi uyuşuk, ağırkanlı ve uykulu bir hale gelir. Eğer asabi tür tarafından ısırılmışsa, bu onu kızgın, değişken, huzursuz, öfkeli ve cinayete meyilli yapar. Bu yüzden yaralı kişiye, belirli bir ton veya müziğin uygun olduğu konusunda karara varılmalıdır.

Bu suretle; melankolik olan ya da bu tür gizli bir zehiri barındıran tarantula tarafından sokulan kişi; nazik yaylılardan çok, trompet ve davul gibi yüksek sesli çalgıların gürültüsüyle uyarılır.

Nitekim, Taranto’dan gelen bir yazıda; davul, tambur, silah sesi, trompet ve buna benzer yüksek sesli enstrümanlar dışındaki çalgılarla asla dansa ikna edilemeyen, zehirlenmiş bir bakire rapor edilmiştir.

Asabi, aksi ve kudurmuş vakalar ise; onların havai ve kolay etkilenen ruhlarına cevap oluşturan; gitar, keman, lut, harpsikord ve benzeri enstrümanların cezbedici sesleriyle, hızla ve kolaylıkla tedavi edilirler.”

Athanasius Kircher
Magnes, sive De Arte Magnetica
Roma, 1641

Özellikle “Romantik Dönem”deki milliyetçiliğe dönüş modasıyla klasik müzik eserlerinde çokça yer alan Tarantella kalıbı hakkındaki yazıma son verirken, bu dansın içinin boşaltılarak önemsiz hale getirildiğini üzülerek belirtiyorum. Artık İtalyan düğünlerinde çalınan tempolu bir dans müziği olmaktan öteye gidemeyen Tarantella, barındırdığı muamma, toprak kültü ve manyetizma unsurlarıyla yeniden keşfedilmeyi bekliyor. Eğer ilginizi çeker de tecrübe etmek isterseniz; halk çalgıcıları tarafından icra edilen etnik yorumları değil, antik veya barok müzik yapan grupların klasik müzik enstrümanlarıyla gerçekleştirdiği yorumları tercih etmenizi öneririm.

Yazan: Wherearethevelvets

Film Müzikleri Üzerine Düşünceler (2) – Alfred Hitchcock & Bernard Herrmann

Hatırlayacağınız gibi Film Müzikleri Üzerine Düşünceler (1) adlı yazımda, asıl amacı görsel anlatımı desteklemek olan, film esnasında sıradan izleyiciler tarafından dinlenmeyen, umursanmayan film müziklerinin işlevinden, algısal bütünlük açısından öneminden ayrıntılı bir şekilde bahsetmiş; hatta kimi durumlarda müziğin filmin önüne geçebileceğini Steven Spielberg- John Williams ikilisini örnek vererek müzik yapımcısının başarısının, filmin yönetmeninin başarısını nasıl tetiklediğini sizlere anlatmaya çalışmıştım. Bu kısa anımsatmadan sonra size bahsetmek istediğim bir başka ikili Alfred Hitchcock ve Bernard Herrmann…

Bernard Herrmann

İnsanı paradoksal mizah anlayışıyla meraklandırıp gerilim dünyasının içine alan ve düşündürücü olduğu kadar şaşırtıcı bir sona sürükleyen, “thriller” sinemasının duayeni İngiliz yönetmen Sir Alfred Hitchcock… Ve onun pek çok filminin müziğine imza atmış olan, gerilim müziklerinin yanında caz partisyonları (Taxi Driver: Kendisinin son çalışması) gibi ilginç denemeleri olan, başta Hitchcock olmak üzere birçok yönetmenin (Brian De Palma, Martin Scorsese, Fred Zinnemann…) kompozitörlüğü yapan, Hollywood dünyasının en çok aranan müzik yapımcılarından Bernard Herrmann… İşte bu iki dâhi insan birleşince, izleyicide anlık etkiyle kalıcı iz bırakan mükemmel bir sinema şöleni karşınıza çıkıyor.

Açıkçası Hitchcock’un filmlerini bir “puzzle”a benzetebiliriz: Düşünün, elinizde birçok ipucu var; ama puzzle’ın parçaları eksik ve sözkonusu parçalar da hep birbirine benzemekte… Bu durum biraz sıkıcı olduğu kadar, merakınızı ve sabrınızı zorladığını da hissedebilirsiniz. İşte bu durumun senaryo versiyonu: Hitchcock’u “Hitchcock” yapan gerilim manevrasıdır. Bu onun vazgeçilmez özelliğidir… İşte bu noktada, birçok Hitchcock filminin vazgeçilmezi Herrmann’ın arpej girdaplarıyla stringlerinin daha da anlam kazandığı film müziklerini eklediğimizde, puzzle’ın ana temasını anlamak ve parçalarını birleştirmek daha da sürükleyici bir hâl almaya başlamaktadır. Bunun üzerine direkt olarak aklıma ilk gelen Hitchcock’un Vertigo (1958, Yükseklik Korkusu) ve Psycho (1960, Sapık) filmlerine kısaca bir bakalım:

Vertigo Psycho

Vertigo’daki arpej girdaplarında, gerilimi, aşkı, hüznü… sırasıyla izleyiciye o anı yaşatan Herrmann, Psycho’daki meşhur duş sahnesini çığlık atan stringleriyle hafızalara kazımayı başarmıştır… Yaklaşık kırk beş saniyelik bu meşhur duş sahnesi için Hitchcock, yetmiş ayrı plan kullansa da Herrmann’ın senaryo için bestelediği müziği dinledikten sonra şekillendiği söylenmektedir. Bu kırk beş saniyelik karenin bu derece etkileyici olması dâhice olsa gerek, değil mi? Psycho ile özdeşleşen bu thriller müziği halen kulaklarımızdadır ayrıca. İşte bu bahsettiklerim, bir önceki yazımda da belirttiğim, müziğin sahne ve repliklerle ilişkisini somutlaştırmaktadır. Sonuç olarak, bu noktadan da anlaşılacağı gibi seyirciye karakterdeki aşinalık ve farklılık duygusunu yaşatan farklı sahnelerdeki herhangi bir karakterin temasıyla olan uyumunu müzikle anlayarak yaşaması, seyircinin dikkatli olması açısından önemlidir.

Psycho - Janet Leigh

Bernard Herrmann’ın 1955 yılındaki The Trouble With Harry (Harry’nin Derdi) adlı filmle Hitchcock ortaklığı başlamış olup bu ortaklık 1964 yılındaki Marnie (Hırsız Kız) adlı filme kadar sürecektir. Belki en önemlisi diyebileceklerimiz Vertigo, North By Northwest (1959, Gizli Teşkilat) ve Psycho filmlerinin müzikleriyle Herrmann, daha çok ün kazanmıştır. Ayrıca belirtmek isterim ki, Herrmann, Hitchcock’un The Birds (1963, Kuşlar) adlı filminde özel kuş sesi efektleriyle, sinemada ses dizaynı ve kurgusu alanında da bir ilke imza atmıştır.

Muzip Hitchcock & Uykucu Herrmann

Başlıca Hitchcock-Herrmann filmleri:

The Trouble With Harry – 1955
The Man Who Knew Too Much – 1956
The Wrong Man – 1957
Vertigo – 1958
North By Northwest – 1959
Psycho – 1960
The Birds – 1963
Marnie – 1964

Yazan: Melike Karagül

Johann Strauss Jr. & Blue Danube

Dünyaca ünlü Avusturyalı besteci Johann Strauss’un oğlu, “Valsin kralı” Johann Strauss Jr. (1825 – 1899)… Blue Danube (An der schönen blauen Donau / Mavi Tuna) başta olmak üzere, Emperor’s Waltz (Kaiser-Walzer), Voices of Spring (Frühlingssümmen), Roses from the South (Rosen aus dem Süden) gibi birçok valsin yaratıcısı Johann Strauss Jr…

Bir vals ritüeli olan “Blue Danube” (op.314 – Mavi Tuna) ile adını “Valsin Kralı” olarak tarihe kazıyan Johann Strauss Jr., bu valsiyle çocuk yüreklerimizde taht kurmayı başarmıştır, hatta zihnimize nüfuz etmiştir diyebiliriz. Çocukluğumuzun vazgeçilmezi “Susam Sokağı”ndaki “Bu benim önüm önüm önüm… Bu benim sırtım sırtım sırtım…” şeklinde, o zamanlar, biz çocuklara önümüzü arkamızı öğreten bu eserde, parçanın sonunda kuklalardan birinin “önüm arkam.. önüm arkam” derken kendinden geçtiği bu klibi eminim hatırlamışınızdır… Şahsen çok net hatırlıyorum ve Strauss hayranlığımın tohumlarını bu klibe borçlu olduğumu düşünüyorum…

Bununla birlikte, Looney Tunes’ın vazgeçilmez kahramanı Elmer Fudd’un orkestra şefi olduğu “Blue Danube” sahnesi geliyor aklıma… Kısaca bu sahnenin teması: Strauss Jr.’ın büyüleyici tınıları eşliğindeki kuğuların seremonisine kendini kabul ettirmek isteyen çirkin ördek yavrusunun kuğu ailesinden ezik bir biçimde dışlanması… Bununla birlikte Johann Strauss Jr.’ın anısına, 1953 yılında yapılan ödüllü “Tom ve Jerry” çizgi filmindeki Johann Mouse karakteri… Bu çizgi filmde Strauss Jr.’ın “Emperor’s Waltz” (Kaiser-Walzer op.437) eseri kullanılmıştır. Bununla birlikte birçok filmde de Strauss Jr.’ın eserleri ve melodileri kullanılmıştır. Birkaç örnek: Alfred Hitchcock imzalı, 1933 yapımı “Waltzes from Vienna” adlı sanatçıyı anlatan biyografik film. Stanley Kubrick’in unutulmaz filmi 2001: A Space Odyssey’de (1968, 2001: Uzay Macerası) ve Avrupa sinemasının son dönemdeki yetkin filmlerinden, Dominik Moll imzalı Lemming (2005, Kuzey Faresi). İlginçtir, Lemming’de Mavi Tuna bir yolculuk esnasında arabanın teyibinden çalınıyor kulağımıza. Moll’un 2001: A Space Osyssey ile örtük bir ilişki kurduğu kesin. Evet, bu filmler yalnızca bazıları…

Bunun dışında 1938 yapımı “The Great Waltz” filmi. Bu filmde müzisyenin hayatı anlatılmış olup, Strauss Jr.’ı Fernand Gravey canlandırmıştır… Ayrıca “Kül Kedisi”, “Pamuk Prenses” gibi pek çok masal filmlerinin olmazsa olmazıdır Strauss Jr.’ın valsleri…

Aslında koro için yazılmış bir vals olan “Blue Danube”, ilk olarak şiirle birlikte koro tarafından seslendirildiğinde beklenen başarıyı yansıtmamıştır. Sonra şiir kısmı atılmış ve eseri yeniden orkestra için düzenlemiştir Strauss Jr. Sonuç olarak eser, büyük yankı uyandırmış ve valslerinin en ünlüsü olan “Blue Danube” valsi doğmuştur. Günümüzde halen birçok filmin müziği (reklam filmleri dâhil) olmaya devam eden bu vals ve Strauss Jr.’ın diğer valsleri, çağımıza damgasını vurmaya devam etmektedir…

Strauss Jr.’ın müziği her yıl, Viyana Filarmoni Orkestrası’nın ünlü yeni yıl konserinde çalınmaktadır. Bu âdet, 1929′da Viyana Devlet Orkestrası ile özel bir Johann Strauss Jr. programı yapan Avusturyalı orkestra şefi Clemens Krauss’un çabaları ile geliştirilmiş olup 1941′den beri aralıksız devam etmektedir.

Yazan: Melike Karagül

Film Müzikleri Üzerine Düşünceler (1) – Steven Spielberg & John Williams

Film izleme sonrası yapılan klasik muhabbetleri düşünelim: Filmin oyuncularını ve performanslarını değerlendirme, yönetmen hakkında çeşitli fikirler yürütme ve de yönetmenin diğer filmlerine referanta bulunup izlenen filmle mukayesede bulunma… olmazsa olmazlardandır. Bununla birlikte; film dublajlıysa seslendirilmesi, çeviriyse alt yazıları, filmin geçtiği yer-zaman, oyuncuların kostümleri ve bunların “müzik”le uyumu… Bunların dışında, benim bazı durumlarda anlam veremediğim ve tartıştığım bir konu olan “filmin orijinal adı ile dilimize uyarlanan adı arasındaki uyuşmazlık”… Belki sizlere basit bir ayrıntı gibi gelebilir; ama bunun, bir filmin pazarlanması açısından önemli bir ayrıntı olduğunu düşünmekteyim. Anlatmak istediğim mesele, yapılan eleştirilerin göreceli olmasının yanı sıra ön plana çıkan seyirci algısındaki seçiciliktir…

Burada anlattıklarımın dışında (“algısal seçiciliğime” dayanarak) yer vermek istediğim konu: Beyazperdede geri planda tutulan, daha doğrusu “öteki”ler kısmının başını çeken, algısal bütünlük açısından önemli olduğunu düşündüğüm “Film Müzikleri”dir.

Bir film için özel olarak tasarlandığı, amacının filmdeki dramatik anlatımının güçlendirilmesi olduğu, görsel kurguyla eş zamanlı yazılan bir alandır film müzikleri… Bu tanıma göre film müzikleri salt görüntüsüz dinlendiğinde haz alabileceğimiz bir tür değildir. Buna paralel, salt film müziklerinin klasik müzikten bir farkı olmayacağını ileri sürebiliriz. Buradaki sonuç: “Film müziğine anlam kazandıran, beslendiği klasik müziğin görüntü ile birleşmesidir.” Peki, bu durumun aksini düşünelim ve kendi içimizde bir paradoks yaratalım. Şöyle ki: “Film müziğinden haz alan kişi aynı zamanda iyi bir klasik müzik dinleyicisidir.” diyebilir miyiz? Bunu diyebilmek için, film müziğinin temelini oluşturan klasik müziğin çok iyi anlaşılması gerekmektedir dinleyici tarafından. Buradan çıkan sonuç ise: “Salt film müziğini anlamak, iyi bir klasik müzik dinleyicisinin avantajıdır.” Her iki sonucu birlikte değerlendirdiğimizde ortaya çıkan tanım ise: Asıl amacı görsel anlatımı desteklemek olan, film esnasında sıradan izleyiciler tarafından dinlenmeyen, hatta umursanmayan; ama ayrıca dinlendiğinde iyi bir müzik olduğu anlaşılan türdür film müzikleri.

Öncelikli olarak bahsetmek istediğim konu, film müziğinin “yaratma süreci”dir. İşin zor kısmı olan bu süreçte, filme ilişkin temalar yaratılır ve filmin bütününü oluşturan parçalar bir araya getirilir. Bizi ilgilendiren kısım ise, yaratılan filmin ana teması ile bu temayı oluşturan parçaların“müzik”le uyumudur. Bu noktada müzik yapımcısına çok büyük bir görev düşmektedir. Bir yapımcı filmlere müziği ile ruh katabilmelidir. Öyle bir uyum yakalamalıdır ki, müziği ile filmin ömrünü uzatsın… Yapmış olduğu müzik filmle ve filmdeki karakterlerle o kadar iyi bütünleşmelidir ki, her bir notanın izlenimi kalsın seyircide… Mesele, bir yapımcının kafasındakileri seyirci ile “empati” kurarak filme, müzikle yansıtmasıdır aslında. Böylece seyirciyi derinden etkileyecek olan hikâye, müzikle birleştiğinde daha can alıcı olacaktır. Bu noktada müzik yapımcısının başarısı, filmin yönetmeninin başarısını tetikleyecektir adeta. Bu duruma en iyi örnek, Steven Spielberg – John Williams ikilisidir. İkilinin aklıma gelen başlıca filmleri şunlardır: “Sugarland Express”, “Jaws”, “E.T”, “Indiana Jones Serisi”, “Schindler’s List”, “Saving Private Ryan”, “Artificial Intelligence”, “Catch Me If You Can”, “The Terminal”, “Münich” ve “War of the Worlds.”

Bu birbirinden başarılı filmler, bu ikilinin birbirleriyle olan uyumunu ve dostluğunu bizlere göstermektedir. Bununla birlikte Spielberg, Williams için şunu söyler: “Tema için doğaçlama olarak pek çok çeşitli varyasyonlar yaratılabiliyor ve uyumu, melodiyi, birçok temayı ve orkestrayı bütünleyen kişi odur.” Buradan şunu anlamaktayız ki, müzikler sahnenin önüne geçebilir. Yani filmlerin önüne geçen müziklerin de var olduğudur… İşte bunu bizlere kanıtlayan, Spielberg ve Williams ikilisidir.

Film müziğinin anlaşılmasında müzik yapımcısına olduğu kadar biz seyircilere de önemli görevler düşmektedir. Öncelikle şu konudan bahsetmek istiyorum: Bir film izlerken doğal olarak, diyaloglara odaklanır seyirci. Aslında diyaloglardan öte onlara anlam kazandıran birçok ayrıntı (efektler, kostümler, sahne tasarımı, müzik…) vardır filmde. İşte en başında da belirttiğim gibi bu durum tamamen seyircinin algısındaki seçicilikle ilgilidir. Zaten iyi bir seyirci, filmi oluşturan parçaları anlamsal bir bütünlük içinde, filmin kurgusu ile paralel olarak sindiren seyircidir. Bu da o seyirci için filmin sadece diyaloglardan ibaret olmadığını kanıtlar. Bu durumla ilgili olarak bahsetmek istediğim bir başka konu, “Müziğin sahne ve repliklerle nasıl bir ilişkisi olduğu” hakkındadır. Farklı sahnelerde yer alan oyuncuları düşünelim. Bu farklı sahnelerde yer alan oyuncuların karakteristik özelliklerine göre temalar vardır. Tüm bunlara dayanarak da her sahnenin kendine özgü müziği vardır. Ayrıca bu sahnedeki her karakterin notasını bulabilirsiniz onunla özdeşleşen. İşte bu noktada film müziklerinin asıl amaçlarından biri ortaya çıkmaktadır: Seyirciye, karakterdeki aşinalık ve farklılık duygusunu yaşatmak… Seyirciye düşen görev ise dikkatli olmaktır. Bu durum seyirciye kolaylık sağlar aslında. Öyle bir şey ki, seyircinin, farklı sahnelerde herhangi bir karakterin temasıyla nasıl bağlantı kurulduğunu “müzik” sayesinde anlaması hiç de zor değildir.

Yazan: Melike Karagül