Gelmiş Geçmiş En İyi 100 Film

Yüz film listeleri hakkında sürekli yinelenen, söylenen ya da tartışılan şeyleri burada tekrar etmeye gerek yok. En nihayetinde söyleyebileceğim; bu listeyi yapmak benim için en sevdiğim 10 film listesini yapmaktan daha zorlu bir süreci kapsadığıdır. Çünkü söz konusu olan artık kendiniz değilsiniz ve ister istemez sinema adına adilane davranmaya çalışmanız durumu biraz daha ağırlaştırmaktadır. O halde şunu sormak gerekir: Bu listelerdeki filmleri seçenlerin yükümlülükleri nelerdir? Bu liste içerisindeki filmlerin yükümlülükleri nelerdir? Ve son olarak bunları okuyan sizlerin yükümlülükleri nelerdir?

Bana Göre Gelmiş Geçmiş En İyi 100 Film

2001: A Space Odyssey (1968) - Stanley Kubrick

Das Cabinet des Dr. Caligari (1920, Dr. Caligari’nin Muayehanesi) - Robert Wienne

Nanook of the North (1922, Kuzeyli Nanook) - Robert Flaherty

Bronenosets Potyomkin (1925, Potemkin Zırhlısı) - Sergei M. Eisenstein

Sunrise: A Song of Two Humans (1927, Şafak) - F.W.Murnau

Un chien andalou (1929, Endülüs Köpeği) - Luis Bunuel

Menschen am Sonntag (1930) - Robert Siodmak

City Lights (1931, Şehir Işıkları) - Charlie Chaplin

M (1931, M-Bir Şehir Katilini Arıyor) - Fritz Lang

Trouble in Paradise (1932, Cennette Bela) - Ernst Luitsch

It Happened One Night (1934, Bir Gecede Oldu) - Frank Capra

L’atalante (1934) - Jean Vigo

Modern Times (1936, Modern Zamanlar) - Charlie Chaplin

Gone with the Wind (1939, Rüzgar Gibi Geçti) - Victor Fleming

La règle du jeu (1939, Oyunun Kuralı) - Jean Renoir

His Girl Friday (1940, Cuma Kızı) - Howard Hawks

Citizen Kane (1941, Yurttaş Kane) - Orson Welles

Sullivan’s Travels (1941, Aşk Yıldızı) - Preston Sturges

The Maltese Falcon (1941, Malta Şahini)- John Huston

Les enfants du paradis (1945, Cennetin Çocukları) - Marcel Carne

Out of the Past (1947, Geçmişten Kaçış) - Jacques Tourneur

Ladri di biciclette (1948, Biziklet Hırsızları) - Vittorio De Sica

The Red Shoes (1948, Kırmızı Ayakkabılar) - Michael Powell - Emeric Pressburger

The Third Man (1949, Üçüncü Adam) - Carol Reed

Sunset Blvd.(1950, Sunset Bulvarı) - Billy Wilder

All About Eve (1950, Perde Açılıyor) - Joseph L. Mankiewicz

Orphée (1950) - Jean Cocteau

Rashômon (1950) - Akira Kurosawa

High Noon (1952, Kahraman Şerif) - Fred Zinneman

Le salaire de la peur (1953, Dehşet Yolcuları) - Henri Georges Cluzot

Madame de… (1953) - Max Ophüls

Tôkyô monogatari (1953, Tokyo Hikayesi) - Yasujiro Ozu

Ugetsu monogatari (1953,Yağmurdan Sonraki Soluk ve Gümüş Ayın Öyküleri) - Kenji Mizoguchi

On the Waterfront (1954, Rıhtımlar Üzerinde) - Elia Kazan

Sanshô dayû (1954, Efendi Sansho) - Kenji Mizoguchi

Shichinin no samurai (1954, Yedi Samuray) - Akira Kurosawa

Du rififi chez les hommes (1955, Rififi) - Jules Dassin

Mr. Arkadin (1955, Gizli Dosya) - Orson Welles

Apu Trilogy: Pather Panchalli (1955, Yol Türküsü), Aparajito (1957), Apur Sansar (1959) - Satyajit Ray

The Searchers (1956, Çöl Aslanı) - John Ford

Det sjunde inseglet (1957, Yedinci Mühür) - Ingmar Bergman

Le notti di Cabiria (1957, Cabiria’nın Geceleri) - Federico Fellini

Vertigo (1958, Yükseklik Korkusu) - Alfred Hitchcock

Jules at Jim (1962, Unutulmayan Sevgili / Jules ve Jim) - François Truffaut

La grande guerra (1959, Büyük Savaş) - Mario Monicelli

Ningen no jôken I,II,III (1959, İnsan Durumları) - Masaki Kobayashi

Nobi (1959) - Kon Ichıkawa

Some Like It Hot (1959, Bazıları Sıcak Sever) - Billy Wilder

L’avventura (1960, Macera) - Michalengelo Antonioni

Le trou (1960) - Jacques Becker

Psycho (1960, Sapık) - Alfred Hitchcock

Cléo de 5 à 7 (1962, 5′ten 7′ye Cleo) -Agnes Varda

Lawrence of Arabia (1962, Arabistanlı Lawrence) - David Lean

8½ (1963, Sekiz Buçuk) - Federico Fellini

Onibaba (1964) - Kaneto Shindo

Suna no onna (1964, Kumların Kadını) - Hiroshi Teshigehara

Andrey Rublyov (1966) - Andrei Tarkovsky

Au hasard Balthazar (1966, Rastgele Balthasar) - Robert Bresson

Il buono, il brutto, il cattivo (1966, İyi, Kötü, Çirkin) - Sergio Leone

La battaglia di Algeri (1966, Cezayir Savaşı) - Gillo Pontecorvo

Le samouraï (1967, Kiralık Katil) - Jean Pierre Mellville

Marketa Lazarová (1967) - Frantisek Vlácil

Play Time (1967) - Jacques Tati

Week End (1967, Hafta Sonu) - Jean-Luc Godard

Z (1969, Ölümsüz) - Costa Gavras

Harold and Maude (1971) - Hal Ashby

The Godfather I, II (1972, Baba 1 ve 2) - Francis Ford Coppola

Aguirre, der Zorn Gottes (1972, Aguirre, Tanrının Gazabı) - Werner Herzog

Cabaret (1972) - Bob Fosse

Chinatown (1974, Çin Mahallesi) - Roman Polanski

O thiasos (1975, Kumpanya) - Theo Angelopoulos

Salò o le 120 giornate di Sodoma (1975, Salo ya da Sodom’un 120 Günü) - Pier Paolo Passolini

Network (1976, Şirket) - Sydney Lumet

Taxi Driver (1976, Taksi Şoförü) - Martin Scorsese

Voskhozhdeniye (1977, Tırmanış) - Larisa Shepitko

Ai no borei (1978, Duygu İmparatorluğu) - Nagisa Ôshima

L’albero degli zoccoli (1978, Nalın Ağacı) - Ermanno Olmi

Stalker (1979, İz Sürücü) - Andrei Tarkovski

Mephisto (1981) - Ivan Stzabo

Blade Runner (1982, Bıçak Sırtı) - Ridley Scott

Fanny och Alexander (1982, Fanny ve Aleksander) - Ingmar Bergman

Paris, Texas (1984) - Wim Wenders

Brazil (1985) - Terry Gilliam

Idi i smotri (1985, Gel ve Gör) - Elem Klimov

Europa (1991, Avrupa) - Lars Won Trier

Naked Lunch (1991, Çıplak Şölen) - David Cronnenberg

Chung Hing sam lam (1994, Chunking Expresi) - Wong-Kar Wai

Pulp Fiction (1994, Ucuz Roman) - Quentine Tarantino

Sátántangó (1994, Şeytan Dansı) - Bela Tarr

Kôkaku kidôtai (1995) - Mamoru Oshii

The Royal Tenenbaums (2001, Tenenbaum Ailesi) - Wes Anderson

Oldboy (2003, İhtiyar Delikanlı) - Chan Wook Park

Annie Hall (1976) - Woody Allen

Ordet(1955, Söz) - Carl T. Dreyer

Duck Soup (1933, Ördek Çorbası) - Leo McCarey

Sevmek Zamanı (1965) - Metin Erksan

Novecento (1976, 1900) - Bernardo Bertolucci

Trois couleurs: Bleu (1993), Trzy kolory: Bialy (1994), Trois couleurs: Rouge (1994) / (Üç Renk Üçlemesi; Mavi, Beyaz, Kırmızı) – Krzysztof Kieslowski

A Clockwork Orange (1971, Otomatik Portakal) - Stanley Kubrick

Written on the Wind (1956, Aşk Rüzgarları) - Douglas Sirk

Yazan: Kusagami

kusagami@sanatlog.com

Ahmet Muhip Dranas – Olvido

Ekim 27, 2010 by  
Filed under Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Gün saltanatıyla gitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.

Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
İşte, doğduğun eski evdesin birden
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar…

Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı
Hatırlar bir gün bir camı açtığını,
Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı…
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.

Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
Halay çeken kızlar misali kol kola.
Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,
İhtiyaç ağaçlı, kuytu bahçelerden
Ayışığı gibi sürüklenip giden;
Geceye bırakıp yorgun erkekleri
Salınan etekler fısıltıyla, nazla.

Ebedi âşığın dönüşünü bekler
Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
Artık olmayacak baharlar içinde.
Ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, geçmiş olsa bile ümitsiz kış;
Her garipsi ayak izi kar içinde
Dönmeyen âşığın serptiği çiçekler.

Ya sen! ey sen! Esen dallar arasından
Bir parıltı gibi görünüp kaybolan
Ne istersin benden akşam saatinde?
Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
Hatıraların bu uyanma vaktinde
Sensin hep, sen, esen dallar arasından.

Ey unutuş! kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.

Ahmet Muhip Dranas

Olvido

Baba Kusura Bakma

Ekim 26, 2010 by  
Filed under Deneme, Edebiyat, Sanat

“Baba bana bağırma” diyen Akgün Akova’ya ince selamlarımla…

Baba kusura bakma. Senin istediğin gibi sigortalı işi olan, senin tuttuğun takımı tutan, çok çocuklu ve ilk erkek çocuğuna senin adını koyan, erke, güce, makama, etikete, kariyere tapan biri olamadım. Tuttum insan olmaya kalkıştım ben baba…

Kusura bakma baba, senin gibi futbolu sevemedim. Eski futbolcuydun oysa sen ve adımı eski, ünlü bir futbolcudan esinlenip koymuştun hatta. Kendi tutmadığı takımı tutanlara söven, onları döven, öldüren biri olamadım. Sosyal aidiyet kaygısıyla bir futbol takımının başarısı üzerinden kendimi tanımlamaya ihtiyaç duyacak kadar aciz olmadım. Endüstriyel futbolun aktörleri servet içinde yüzerken, cebimdeki üç kuruşu onları izleyeceğim diye harcayıp servetlerini finanse etmedim. Futbol deyince aklıma hep Salazar geldi baba. Sen tanımazsın ama Portekizli ve tüm dünyalı yoldaşlarım iyi bilir. Ne demişti faşist it: “Portekiz’i üç şeyle yönettim: Fado-Futbol-Fiesta”…

Baba kusura bakma, senin istediğin gibi subay olamadım. Beni beş sene zorla askeri okulda okutmuştun baba ve değil şikayet, sitem bile ettirmezdin çektiğim acılara. İlk gençliğim acılar içinde geçti senin yüzünden. Beş sene cehennemin cehennemini gördüm baba, insanın insana zulmünü, askerliğin nasıl bireyleri tek tip ve kişiliksiz robotlar haline getirmeye çalıştığını, ölmeye ve öldürmeye amade insanlık dışı zavallılar yaptığını gördüm. Asla hiyerarşiye uyamadım baba, emre amade olamadım, silah şirketlerinin çıkarları ve birilerinin erk mücadelesine uşaklık etmek için ölmeye ve öldürmeye hazır hale gelmedim. Tam beş sene boyunca üniformalı bir sivildim ben baba. Hatta anti-militarist oldum sonra, bilinç sıçramaları yaptıkça. Eğer bir adam marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa o değersiz bir yaratıktır. Kendisine yanlızca bir omurilik yeterli olabileceği halde her nasılsa yanlışlıkla bir beyni olmustur onun. Uygarlıgın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir.Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten tüm bunlardan nasıl da nefret ediyorum.” diyen Einstein’ın bu sözünün altını kalbimle ve bilincimle imzalıyorum baba.

Demirden bir sapan yapmıştın bana fabrikada, hani şöyle kauçuklu, meşinli afilli bir şey, ama ben hiç kuş vurmadım baba. Tuttum omuz omuza verdim haylaz serçelerle, kırlangıçlarla dost oldum, kumrulara imrendim, kargalarla birlikte hayata nanik yaptım, martılarla birlikte denize sevdalandım.

Fabrika demişken…Sen işçi sınıfının yüz karasısın baba. Bana patron, amir yalakalığını öğütlerdin hep hiç utanmadan. Ne emeğinin değerinin farkındaydın ne sınıf bilinci edinmek için çabaladın. Korkak, güce tapan, tavuk boku gibi kokmaz bulaşmaz bir lümpensin sen baba, ömrünü bira ve futbolla heba eden.

Doğuştan gelen aidiyetlerimle ne övündüm ne yerindim baba. Çünkü benim seçimim değildi hiçbiri. Sen Kürtleri aşağılardın hep annen Kürt olduğu halde yarı yarıya. “Senin anan da Kürt” dediğimde bir seferinde, utancını gizlemeye çalışan acınası gülümseyişi hiç unutmadım baba. Ben ise kızıl bir Laz takasıyım baba Kürdistan dağlarında yüzen. Çünkü ben aidiyet olarak proletaryayı seçtim baba. Öyle babadan kalma devrimci olmadığımdan, uzun yıllar kendimle ve hayatla çarpışarak edindiğim ve böylece çok sağlam içselleştirdiğim ve sürekli sıçramalar yapmaya biriken bilincimle. Aklıma gene gelmişken tekrar söyleyeyim: Sen ve senin gibi işçiler proletaryanın yüz karasıdır baba.

Baba kusura bakma seni ve senin gibileri hiç sevemedim. Senin gibi olamadım kusura bakma, tuttum İNSAN oldum baba.

Yazan: Serkan Engin

sekoengo@gmail.com

EKİM 2010

Robert Desnos – Gizlerle Dolu Kadına Şiirler

Ekim 25, 2010 by  
Filed under Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

O kadar düşündüm ki seni
Gerçekliğini yitirdin.
Vakit var mı daha erişebilmek için bu canlı vücuda
ve öpebilmek için bu ağzın üstünde
sevdiğim sesin doğuşunu.

Öylesine düşündüm ki seni
uyamayacak artık vücudunun çizgilerine,
gölgeni kucaklarken göğsümde
kavuşmaya alışık kollarım, belki de.
Ve günlerdir yıllardır beni yöneten
aklımdan hiç çıkmayan şeyin
gerçek görünüşü önünde
bir gölge olacağım şüphesiz,
ey duygusal dengeler.

O kadar düşündüm ki seni
vakit yok uyanamam,
iş işten geçti.


Ayakta uyuyorum, vücudum aşkın,
yaşamın bütün görüntülerine açık ve sen bugün benim için değerli tek insan,
karşıma çıkan ilk alına,
dudaklara dokunabilirim de
senin alnına dudaklarına dokunamam

O kadar düşündüm ki seni
o kadar yürüdüm, konuştum, yattım ki senin hayalinle bana kalan tek şey belki de hayaller arasında bir hayal olmak, bana kalan tek şey yaşamının güneş saatinde keyifle gezinen, gezinecek olan gölgenin yüz katı gölge olmak

Robert Desnos

Gizlerle Dolu Kadına Şiirler

Çeviren: Sabri Altınel

İstanbul Konferansları Pera Müzesi’nde

Ekim 25, 2010 by  
Filed under Duyurular, Sanat, Sanatsal Etkinlikler

İSTANBUL KONFERANSLARI
Pera Müzesi Oditoryumu
2010 Güz Programı

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul’a ilişkin tarih, arkeoloji, tarihi topografya, sanat tarihi gibi konularda, alanlarında uzmanlaşmış araştırmacılar tarafından sunulacak bir dizi konferans hazırladı.

İstanbul Konferansları adını taşıyan bu dizinin 2010 Güz programında iki konferans yer alıyor. İlki 26 Ekim Salı günü, Ankara Başkent Üniversitesi öğretim üyesi, Osmanlı dönemi mimarisi ve çini sanatına ilişkin özgün çalışmalara imza atmış Prof. Dr. Filiz Yenişehirlioğlu tarafından veriliyor ve “Topkapı Sarayı’nın Gizli Çini Hazinesi” başlığını taşıyor.

İkincisi ise, Akdeniz liman kentlerinin geç dönem mimarisi üzerine çalışmalarıyla tanınan Selanik Volos Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Vasilis Colonas’ın “Tanzimat Sonrası İstanbul’da Rum Mimarlar” konulu konferansı.

26 Ekim 2010 Salı, 18:30
Prof. Dr. Filiz Yenişehirlioğlu / Başkent Üniversitesi, Ankara

Topkapı Sarayı’nın Gizli Çini Hazinesi

Başkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Filiz Yenişehirlioğlu başkanlığında 2001 yılından beri yürütülen “Topkapı Sarayı Çinileri Dijital Veri Tabanı Projesi” kapsamında, sarayın depolarında yüzyıllardır saklanan duvar çinileri ilk kez inceleniyor ve dijital ortama aktarılıyor. Dizinin ilk konuğu Filiz Yenişehirlioğlu “Topkapı Sarayı’nın Gizli Çini Hazinesi” konulu konferansında, sarayın mimari tarihine ve sosyal yaşamına dair yeni ipuçları sağlayan araştırmanın güncel sonuçlarını paylaşacak, koleksiyondaki Osmanlı ve Avrupa çinilerini tanıtacak.

*****

24 Kasım 2010 Çarşamba, 18:30
Prof. Dr. Vasilis COLONAS / Volos Üniversitesi, Yunanistan

Greek Architects in Istanbul after the Tanzimat
(Tanzimat’tan Sonra İstanbul’da Rum Mimarlar)

Konferans dili İngilizce’dir, simültane çeviri yapılacaktır.

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »