Earthlings (2003)

Biraz sonra bahsedeceğim yapım, insanı asla rahat bırakmayan, huzursuz edici, bir an önce bitse de kurtulsam dedirtebilecek hatta kapatmak ve bir daha izlememek üzere ortadan kaldırmak isteyebileceğiniz cinsten bir belgesel. Zaman zaman kapatmak, bu kadar da olmaz mutlaka bir yanlışlık olmalı diyerek vicdanımı rahatlatmak için ‘’gerekli’’ bir yanı olabileceğini düşünmeye çalışmak ve bu ‘’vahşete’’ tanıklık etmemek için kolaycılığa kaçma isteğim oluşsa da, pek çok sahnede gözyaşlarımı tutamayarak baştan sona kadar izlemeyi başardım.

‘’Birazdan izleyeceğiniz film hayvanların insanlara beş ayrı şekilde nasıl hizmet ettiğini anlatıyor ola ki unutursak diye. Birinci Kısım: EVCİL HAYVANLAR, İkinci Kısım: YEMEK, Üçüncü Kısım: KIYAFETLER, Dördüncü Kısım: EĞLENCE, Beşinci Kısım: BİLİM’’

Yönetmenliğini Shaun Monson’ın, anlatıcılığını aktör Joaquin Phoenix ve Persia White’in yaptığı 2003 yapımı bir belgesel: Earthlings. Kelimenin sözlük anlamı, earth’ling ‘’dünyada yaşayan kimse’’ anlamına geliyor. Konusunu kısaca özetlemek gerekirse ‘’insan türünün kullandığı hayvan kaynaklı ürünleri elde ederken kullandığı yöntemleri’’ anlatan, evcil hayvan mağazalarının, köpek yetiştirme yurtlarının, hayvan barınaklarının, tavuk, inek ve domuz fabrika çiftliklerinin, deri ve kürk ticaretinin, kobay laboratuarlarının ve fillerle büyük vahşi kedi cinslerine sirk numaralarını öğrenmeleri için dayatılan uygulamaların acımasızlıkları sorgulayan bir belgesel diyebiliriz.

‘’Hepimiz dünyada yaşadığımız için, hepimiz earthling sayılırız. Earthling teriminde, seksizm, ırkçılık veya tür ayrımcılığı yoktur. Bu söz tek tek hepimizi kapsıyor. Soğuk veya sıcakkanlı, memeli, omurgalı veya omurgasız kuş, sürüngen, amfibik, balık, insan vb. yani insanoğlu, dünyadaki tek tür değildir. Dünyayı tıpkı insanlar gibi evrimleşen başka milyonlarca canlıyla paylaşmaktadır. Fakat insanoğlu earthling’i dünyayı domine etmeye meyillidir; çoğu zaman diğer earthling’lere bir objeymiş gibi davranarak. Tür ayrımcılığından kastedilen budur.’’

‘’Irkçılık ve seksizim gibi, tür ayrımcılığı da bir grubun üyelerinin menfaatini korumaya karşın diğer grupların menfaatini kısıtlayacak davranışlar veya önyargılardır. Eğer bir canlı acı çekiyorsa, bu acıyı dikkate almayı reddedecek ahlaki bir açıklama olamaz. Canlının doğası ne olursa olsun, eşitlik prensibi der ki birinin acısı başka bir canlının acısıyla eşdeğer tutulabilir.’’ Belgeseldeki en can alıcı olduğunu düşündüğüm sözlerden birisi bu paragrafta anlatılmak istenendir. Pek çoğumuzun çocukken hayvanlarla yaşadığı ve hayvanın acı çektiğinin umursanmadığı deneyimleri az ya da çok olmuştur. Kedilerin kuyruklarına çeşitli nesneler bağlamak, sokak köpeklerini taşlamak, küçük karınca, sinek gibi hayvanların kanatlarını koparmak vs. Hatta bir arkadaşım yılanları toplayıp üzerine kaynar su döktüğü ve bu sırada yılanın çığlık attığını duyduğunu söylemişti. Yazarken bile tüylerimi ürpertir. Buna çocukluk, cahillik deyip geçebiliriz ancak ‘’biz çocukların’’ bunları yaptığı esnada durumu gören ‘’büyüklerin’’ bu duruma müdahale etmemesine ne demeliyiz, bilemiyorum.

‘’Çoğu insan tür ayrımcısıdır. Bu film sıradan insanların (birkaç aşırı kaba ve kalpsiz istisnanın değil de insanların büyük bir çoğunluğunun) aktif olarak katıldığı, kabullendiği, vergilerinin kullanılmasına izin verdiği bir durumu görüyoruz: kendi türümüzün önemsiz çıkarları için başka türlerin en önemli hakkının ellerinden alınmasını.’’

Belgesel ekibinin çok dikkatli davrandığını, hiçbir gruba ayrıcalık tanımadığını, hemen her ülkeden ve her inanıştan insanların hayvanlara yaptıklarını ‘’rahatsız edici’’ bir şekilde ortaya koyduğunu düşünüyorum. ‘’Birazdan görecekleriniz özellikle seçilmiş değildir. Aksine, evcil hayvan, yemek, giysi, eğlence ve araştırma amacıyla yetiştirilen hayvanlar için endüstri standartlarıdır’’ diyerek insanın ‘’hayvan hakları’’ denilen bir kavramdan habersiz olduğunu daha kestirmeden söylemek gerekirse ‘’umurunda olmadığını’’ söylemek yerine olacaktır. Hayvan hakları konusunda ülkemizin de sicilinin hiç de iyi olmadığını söylemeliyim. Yalnızca ülkemizin değil, tüm dünya aynı şekilde. Avrupa ülkelerinin bazılarının iyi niyetli çabaları sonucunda bazı iyileştirmeler için adımlar atılsa da yeterli olmadığı çok açıktır.

‘’Eğer mezbahaların duvarları camdan olsaydı, hepimiz vejetaryen olmaz mıydık? Ama mezbahaların duvarları camdan değil. Mezbahaların mimarisi inkâr için tasarlanmış, bakmak istesek bile göremememiz için. Zaten kim bakmak istiyor ki?’’ Filmi tavsiye ettiğim pek çok arkadaşım daha anlattıklarım karşısında dayanamadılar ve filmi izlemekten kaçındılar. Zaten pek çok konuda böyle yapmaz mıyız? Herhangi bir olaya ‘’şahit’’ olmaktan ve elini taşın altına sokmaktan kaçınmak galiba insanoğlunun doğası diye düşünüyorum.

Hayvancılıkta verimi en yüksek ülkelerden olan ABD’de yaklaşık 7 kilo mısır veya soya (yemi) yedirilerek 1 kilo sığır eti elde edilmektedir. Eski Sovyetler Birliği’nde ise aynı miktar tavuk eti için ABD’den iki kat fazla yem kullanılmakta idi. 1990 yılı verilerine göre ortalama bir Amerikalı tarafından her yıl tüketilen toplam etin (112 kg) üretilmesi için gerekli enerji 190 litre benzine eşdeğerdir. A.B.D. koşullarında 1/2 kg sığır eti; 1/2 kg buğdaydan 100 misli fazla su tüketimine yol açmaktadır. Dünya tahıl üretiminin yaklaşık % 38′i hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Birçok ülke özellikle hatalı tarım politikalarının yanı sıra su kıtlığı nedeniyle tahıl ithalatlarının % 50′sini ABD’den karşılamak zorunda kalarak tehlikeli bir biçimde ABD’ye bağımlılıklarını arttırmışlardır. ABD’de sığırların yediği hububat ve soya fasulyesi ile fakir ülkelerdeki bir milyar insan doyabilir. İnsanlar et tüketimlerini % 10 azaltırlarsa hububat ve soya fasulyesindeki tasarrufla Türkiye’de yaklaşık 6,6 milyon, A.B.D.’de 60 milyon insan doyabilir. Yaklaşık yarım kilo sığır eti için 7,2 kg hububat ve soya; 9460 litre su ve 3,7 litre benzin tüketilir. Bir pilicin yenebilir hale gelmesi için 1.200 litre su gerekmektedir. Dünya et tüketimi 1950′den 1999 yılına yaklaşık elli kat artarak 217 milyon tona çıkmıştır. Dünya nüfusu ve kişi başına et tüketimi ise bu dönemde sadece iki kat artmıştır. Her kilo sığır eti için yaklaşık 7 kilo konsantre yem kullanılırken, domuz etinde bu oran yaklaşık 4; tavuk ve balık eti için 2 kilo yemdir. Dr.Umur GÜRSOY

Dünya genelinde bir kişi günde ortalama 100 gr. et tüketmektedir. Ancak tüketim miktarının gelişmiş ülkelerde 200–250 gr. fakir ülkelerdeyse 20–25 gr. olarak gerçekleşmektedir. Japon bilim adamlarının yaptığı bir araştırmada 1 kg. sığır eti tüketiminin 36,4 kg. karbondioksitin neden olduğu ısınmaya eşdeğer sera gazı salımına yol açtığını, yani 1 kg. et yemenin üç saat araba kullanıp bu arada evdeki bütün ışıkları açık bırakmakla verilen zararla eşdeğer olduğunu ortaya koymuştu.-Hürriyet Gazetesi

‘’Bu gezegende üç çeşit ana yaşam kuvveti var: Doğa, Hayvanlar ve insanoğlu. Biz Earthling’iz. Bağlantıyı kurun.’’

‘’İnsanlarla hayvanlar arasında, hayvanları ahlakî arenadan ya da ahlakî kaygıların kapsamından dışlamamızı haklı gösterebilecek ahlaken geçerli herhangi bir fark olmadığından, hayvanlara karşı muamelemiz, toplumsal ahlak mekanizmamızın tamamından soyutlanamaz. (…)

Ancak hayvanların da, bizim için insanlara özgü çıkarlar ne kadar önemliyse onlar için de o kadar önemli olan, doğalarından kaynaklanan çıkarları vardır. Eğer insanlarla hayvanlar arasında ahlaken geçerli hiçbir fark yoksa hayvanların çıkarları da haklarla korunmalı ve hayvanların hukuki statüsü, taşınır mal statüsünden daha yükseğe çıkarılmalıdır.

Çok açıktır ki, hayvanlara muamelemizde kayda değer bir değişim, ancak toplumun çoğunluğunu oluşturan kesimlerin, onları insan amaçları için ucuz, harcanabilir araçlar olarak görmekten vazgeçip Kant’ın “kendinde amaç” diye adlandırdığı biçimde görmeleriyle gerçekleşebilir.’’ (Bernard Rollin-Hayvan Haklarına Felsefi Yaklaşım: Birikim Dergisi)

Son söz olarak söyleyebileceğim, belgeselin kesinlikle izlenmesi gerektiğidir. İzlemeniz ve ‘’hayvan hakları’’ diye bir kavramın varlığından haberdar olmanız dileğiyle…

http://www.earthlings.com/

Konuyla ilgili olarak okunmasının faydalı olacağını düşündüğüm birkaç makale ve site;

http://www.vejetaryen.net/makale/et_mi_yiy…an_hakki_mi.asp

http://www.fatihbelediyesiyedikulehayvanba…erlendirilmesi/

http://www.haytap.org/index.php

15 Ekim 1978′de Paris UNESCO evinde ilan edilen Hayvan hakları evrensel bildirisi.

1. Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.

2. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan, öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma ve korunma hakları vardır.

3. Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.

4. Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.

5. Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.

6. İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır.

7. Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.

8. Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.

9. Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.

10. Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.

11. Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.

12. Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.

13. Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır.

14. Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.

Salim Olcay

salimolcay@hotmail.com.tr