SanatLog yazılarına abone olunYazılar RSSSanatLogYorumlar RSS

Hitchcock (2012, Sacha Gervasi)

hitchcock-2012-sacha-gervasi-hakan-bilge-sinemaŞu âna dek yazdığım en kısa yazı olacak sanırım. Hemen konuya giriyorum: Sözde öteden beri tiksindirici bir hal aldı. “Bakın işte biz kadınlar da varız. Yaşıyoruz. Üretiyoruz.” türünden ucuz ve popülist klişeler feminist eleştiri geleneğine hiçbir yarar sağlamadı. Büyük dehaların karşısına üçüncü sınıf kadınları koyarak yapılan içler acısı karşılaştırmaların; felsefenin, edebiyatın, konumuz icabı da sanatının ruhuna yapılan bir tecavüz olduğunu anlamakta niçin güçlük çekiyoruz, yeniden düşünmeliyiz. Düalist yaklaşımlar halen modernizme aittir ve günümüz çoğulcu ve renkli kitleler toplumunda fazla bir yarar sağlamamaktadır. “Bakın işte erkekler var sahnede. Kadınlar geri planda. Oysa onlar erkeklerin en eski destekçileridir.” nevinden gülünç yaklaşımlar artık eskimedi mi? Dostlarım, yeni bir eleştirel cephe almanın zamanı geldi de geçiyor.

’nin Hitchcock’u (2012) sözünü ettiğim geleneğin en son parçalarından biri. ’un Psycho’daki (1960, Sapık) yaratım sürecine ve Hollywood makinesiyle mücadelesine odaklanıyor gibi yapan film, aslında yönetmenin eşinin konumuna dikkat çekmeye çalışıyor. Bilindiği gibi babaerkil toplumlar kadınları erkeklerin en büyük destekçisi olarak konumlandırırlar. Dolayısıyla, uygarlığın gelişiminde erkekler ön planda gibi görünse de arka plana itilen, horlanan, ötelenen kadınlar çok defa ezilen mağdur taraf olmuşlardır. Hiç gündeme gelmemişlerdir. Filan falan…

helen-mirren-anthony-hopkins-hitchcock-film-hakan-bilge-film-yazilari

Kısacası; yaratıcı olan erkektir, ama onun başarısındaki en büyük pay sahibi karısıdır, şeklindeki en eski babaerkil saçmalık, filmde yeniden canlandırılmıştır. Bir auteur’ün filmsel dünyasına yaratım alışkanlığı ve sinematik yönelimler zaviyesinden bakmak yerine çevresinin onu nasıl biçimlendirdiğine yönelerek sözde feminist bir tavır takınan Gervasi (Heyhat, senaryo yazarları erkektir!) bilerek ya da bilmeyerek babaerkilliğin karanlık kuyusuna düşmektedir. Çünkü Hitchcock’un (korkunç makyajı yüzünden daha çok bir file benzeyen değerli oyuncu ) karısı Alma Reville (içtenliğine karşın itici bir oyun sunan Helen Mirren) Psycho’nun yaratım sürecinde bütünüyle ön planda resmedilmiştir. Aslına bakılırsa, gelecekte modern korku sinemasının merkez noktası kabul edilecek Psycho’yu beraber yaratmışlardır; ama ön planda olan büyük egolu Hitchcock’tur; çünkü yönetmen odur. (Bir sahnede objektiflerin ardına gizlenir ve eşinin ön planda olmasını ister.)

hakan-bilge-sinema-elestirileri

Görülebileceği üzere, üstte kısaca özet geçtiğim “Her başarılı erkeğin arkasında bir vardır.” temelli klişeler yumağı can sıkıcı bir biçimde yinelenmektedir.

Alma’nın, eşi Hitchcock’un sinema yaşamındaki olumlu veya olumsuz rolünü doğal bağlantılarla ortaya koymak yerine, geri planda kalmayı seçen bir yaratıcı hüviyetinde betimlemesi mevcut erkeksi şemaya bağlı kaldığını gösterir. Belki de ekip şunu yapmalıydı: Başrole Alma’yı yerleştirmeliydi!

hitchcock-2012-film-sacha-gervasi-hakan-bilge-sanatlog

Oldukça sinir bozucu öyküyü daha fazla detaylandırmayacağım. Son bir konu: Hitchcock’un yaratım sürecini kişisel saplantılarına vurgu yaparak (sarışın oyunculara zaafı, cinsel takıntıları, platonik aşkları, setteki soğuk şakaları vb. şeklinde sıralanabilecek ve film çözümlemesinde bize hiç de yarar sağlamayan esrarengizlikler dizisi) değerlendiren eleştirel yaklaşım hemen her yönüyle sakattır, hiçbir ciddi açıklamada ve bilgi alışverişinde bulunmaz. Film yönetmenine aittir, ama çekildikten sonra izleyicinindir! Yönetmenin saplantılarını referans göstererek yapılan okuma girişimleri saçmalıktan ibarettir. Bu film de mevcut tuzağa düşmüştür. Ve üstelik feminist sinema yaptığını zannederek…

Yazarın diğer film eleştirileri için bakınız.

Yorumlar

4 Yorum on "Hitchcock (2012, Sacha Gervasi)"

  1. hatice cesur on Çar, 3rd Nis 2013 1:13 am 

    Haklarını savunan işçilere işverenler, zencilere beyazlar, azınlıklara çoğunluklar hep öyle söyler, “abartıyorsunuz, aaa artık tadı kaçtı” derler ve çeşitli şekillerde yöntemlerinin saçmalığını, kuruluğunu, eskimişliğini, faydasızlığını ispatlamaya çalışırlar. Eğer güçsüz ve ezilen kitlenin bir üyesi değilseniz, o kitlenin fikirlerini veya yöntemlerini bu şekilde eleştirmeye hakkınız yok. Filmi eleştirebilirsiniz elbette, üslubunu eleştirebilirsiniz veya çelişkilerini vurgulayabilirsiniz, bu yüzden insanlar sizi okuyor. Ama kadınların ikinci sınıf insanlar olarak kalmamaları mücadelesini küçümseyen bir başka erkeğe daha inanın hiç bir kadının ihtiyacı yok, etrafımızda yeteri kadar var zaten.

  2. kusagami on Çar, 3rd Nis 2013 1:58 am 

    ellerine sağlık üstad. böyle bir film için belki de en iyi cevap da bu olur. ifade edilemeyini ifade edebilmek. eline sağlık ;)

  3. Hakan Bilge on Çar, 3rd Nis 2013 6:52 pm 

    Teşekkürler dostum.

    Hatice Hanım, size de teşekkürler; fakat beni yanlış anladığınızı düşünüyorum. Aslında yazıda bütünüyle babaerkilliği reddedip kadınların erkeksi numaralarla geri plana itildiğini öne sürüyorum. Hollywood bu tür örneklerle dolu! Sanırım, fazla detaylandırmadığım için bazı noktalar flu kaldı. Yoksa, birçok yazımda feminizmin “esaslı” yanını savunmuşumdur. Sadece yeni tarz eleştirel dinamiklere sahip olmak gerektiğini düşünüyorum. Yazıda bahsettiğim feminist gelenek hiçbir işe yaramıyor, kabul etmemiz gerekir.

  4. wherearethevelvets on Çar, 8th May 2013 4:50 pm 

    Hakan, yazıda ne demek istediğini anladım ve bence haklısın. “Her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır” saptaması neresinden bakarsanız bakın maço bir söylem taşır; feminizmle yakından uzaktan alakası olmadığını “ardında” kelimesinden anlayabilirsiniz.
    Anlaşamadığımız noktalar var:
    “Hitchcock’un yaratım sürecini kişisel saplantılarına vurgu yaparak değerlendiren eleştirel yaklaşım hemen her yönüyle sakattır, hiçbir ciddi açıklamada ve bilgi alışverişinde bulunmaz.” İşte bu söze katılmıyorum. Filmi izlemedim ve bu anlamda yönetmeni nasıl yansıttığını bilmiyorum ama psikoanalizden beslenen bir yönetmenin kişisel saplantılarına dem vurmadan analizlenmesi bence mümkün değildir. Tabi ki yönetmen kendi kişisel arazlarını akıtacak çektiği filme. Aksi mümkün mü? Hitchcock filmlerini yönetmenin takıntılarından bağımsız yorumlamak, onu bir makineye indirgemek değil midir? Psikoanaliz diyoruz yahu… “Yönetmenin saplantılarını referans göstererek yapılan okuma girişimleri saçmalıktan ibarettir.” Bence burayı açmalısın…
    “Film yönetmenine aittir, ama çekildikten sonra izleyicinindir!” Diğer yönetmenler için geçerli olabilecek bir saptama bu. Hitchcock haricinde hemfikiriz. Ama ben Hitchcock’un hiçbir filmini bize bıraktığını zannetmiyorum. Bu kadar “verici” olsaydı filmin içine kendi imajını koyup kaşesini basmazdı. Bazı dehalar egosantrik olurlar ama bu değerlerini düşürmez. Bence Hitchcock’un filmleri her zaman onundur, çekildikten sonra bile. Muhtemelen yine konuyu biraz açman gerekecek…

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz...
Yorumunuzda avatar çıkması için gravatara üye olmalısınız!