Eylülce’nin 4. Sayısı Çıktı!

Kasım 15, 2009 by  
Filed under Deneme, Dergi & Fanzin, Edebiyat, Eleştiri, Sanat, Siir

Bu sayıda:

Dosya: Kültür ve Sanatta Başkaldırı

Edebiyatın Başkaldırı Serüveni. . .  Ezgi Gençtürk
Sanatçılar da Başeğdiremedi. . .  Kamer Beyaztaş
Direnme Estetiğine Örnek Şairler. . .  Müslüm Kabadayı
Ahmed Arif Şiiri. . . Serdar Koç
Başkaldırının Göstergesi Politik Sinema. . .  Hamdi Karaşin

Öykü

2.9 Saniye… Pelin Buzluk
Ayla Karanina… Nazlı Karabıyıkoğlu
Temmuz’u Almak Satamadan Götürmek. . . Onur Çalı
Tanık… Senem Dere
Sanık. . . Ezgi Gençtürk

Şiir

Leke… Fatma Üçpınar
Kendi İkonuyla Yüzleşmek. . . Abdullah Karabağ
Ondalık Yalanlar. . . Ayhan Öztürkoğlu
8 Ekim 78… Serdar Koç
Silüet. . . Ruhi Adalı
Eksik Yansıma… Ahmet Antmen

Söyleşi

Devrimci 78’liler Federasyonu ve Sahibini Arayan Mektuplar. . . Özge Atay

Sokak Kedisi…

Müzik

Müzikli Başkaldırının Tarihi. . . Kutad Alptürkan

Portre

Tiyatro Ayakbağı

ve Kitap Tanıtımları

“Başkaldırı” Dendiğinde Anımsanmalı. . . Pelin Buzluk
Yaşayıp da Farkına Varamadığımız Hayat. . . Canan Koçak
Yeniler…
Eskimeyenler…

Büyük kitabevleri ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde…

İletişim: eylulce.dergisi@gmail.com

SanatLog Haber

SanatLog.com

SanatLog-Cem Şancı Söyleşisi

Cem Şancı ile bir röportaj yaptık. Aşağıda tam metni bulabilir; hatta okuyup Cem Şancı dünyasına adım atabilirsiniz…

Dikkat! Ezberlerine körü körüne bağlı, kuralları yıkmaktan aciz ve özgürleşmekten korkan insanların canını yakacak bu metni okumamaları sitemiz adına rica olunur. SanatLog

SanatLog: Bir Kadın Masal İster romanı gerçek bir hikaye üzerine kurgulanmış. Öyküde sizi etkileyen ve onu kurgulamaya götüren neden nedir?

Cem Şancı: Öyküyü ilk duyduğumda kahramanlarının yaşama karşı duruşları beni etkilemişti. Uzun zamandır aradığım, örnek gösterilecek ve yaşamdan tüm beklentilerin bittiği, artık kimseye bir borcunuzun kalmadığı noktada yaşanacak aşkın, nasıl yorumlanacağını gösteren çok güzel bir örnekti. Yıllardır romanlarımda anlatmaya çalıştığım, toplumun, kuralların, geleneklerin, komşuların, çevrenin etkisi ilişkiden atıldığında ortaya çıkacak aşk gerçek aşktır ve bugün bizim alıştığımız, tanımladığımız aşktan çok farklıdır, söylemini ispatlayan bir öyküydü. Üstelik yaşanmıştı.

SanatLog: Kitabınızın genelinde kuralları, ezberleri, dikteleri yıkan ve hayatı daha umursamaz yaşayan karakterler göze çarpıyor. En büyük argümanları ise hayatı ciddiye alıp küçük hesaplar peşinde koşarak geleceğini daha sağlama almaya çalışırken hiçbir zaman o sağlama alınmış mutlu ve huzurlu geleceğe ulaşılamayacak olması üzerine sözleridir. Toplumsal hayatta yaşanan huzursuzluk ve memnuniyetsizlik ortamının bununla ilgisi olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Cem Şancı: Toplum insanlara küçük yaşlardan itibaren belli hedefler koyuyor. Beynine kazıyor bunları. Haliyle, bireyler yetişkinliğe gençliğinde hala bu travmanın etkisinde, aklına kazınmış görevleri yerine getirmek için çabalayıp duruyor. Çok az insan, aslında ulaşmaya çalıştığı hedeflerin onun arzusu olmadığını, annesinin, babasının, komşuların, çevrenin ondan istediklerini yerine getirmek için kıçını yırttığının farkına varabiliyor. Aşk bile bu ezberlerle yaşanıyor. Kız çocuklarına, evlilik yaşına gelince hemen bir koca bulması gerektiği, gösterişli bir düğüne kocasını çevreye gösterip, bir prenses edasıyla salına salına nikah defterine imza atması gerektiği ve kocası ona kraliçeler gibi bakarken, kocasının rahmine bıraktığı çocuklarını büyütmesi gerektiği anlatılıyor. Erkek çocuklarına da kızların arzularına hizmet etmeleri, kız erkeğin soyunu devam ettirecek çocuklar için rahmini açmışken, erkeğin de kızın her ihtiyacını yerine getirip, onun etrafında pervane olması gerektiği anlatılıyor. Ve zaten sorgulama yetisinden yoksun bırakılan bu gerizekalı çocuklar tüm hayatları boyunca beyinlerine kazınan bu hedefler için kendilerini paralıyor. Şimdi, bir yandan baktığınızda, aslında istenen şeyler mantıksız değil. İnsanoğlunun yok olmaması için her jenerasyonun çocuk doğurması ve çoğalması lazım. Eğer sadece bir jenerasyon üremeyi reddederse insanlık evrenden silinir. Doğum gibi zor ve kırılgan bir süreci sağlıklı biçimde başarmak için de çocukların beyinlerine kazınan bu ezberler aslında insanoğlunun menfaatine. Ama bunu, insanları beyni yıkanmış, mutsuz robotlara dönüştürerek yapmak yerine, aynı zamanda mutluluğu, doyumu, mantığı yücelterek sağlamak da mümkün. Eğitimli, sorgulama yetisine sahip, yüksek bilinç düzeyine sahip bireyler yetiştirmeye dayalı bu sistemi ise, dünya lordlarının istemediğini düşünüyorum; zira herkesin yüksek bilinç düzeyine sahip olduğu bir gezegende, emeği sömürülecek enayi bulunamazdı. O yüzden, günümüzde aşkın, dünya lordlarına enayi yetiştirmek için kullanıldığını, tüm evlilik saçmalıklarının, salakça, mantıksızca kuralların, kıskançlıkların, patır patır doğurulan çocukların, çalıştıracak köpeğe ihtiyaç duyan lordlarımızın arzusu olduğuna inanıyorum. İnsanları eğitmeyip de sadece üreyin diye çalışan bir sistemin başka bir açıklamasını bulamıyorum.

SanatLog: Romanınızda masalların gerçek olabileceği üzerinde durmuşsunuz. Bu tanımla hiçbir şeyin imkansız olmadığını vurgulamışsınız. Fakat bu imkansızlıkları aşmamamız için bazı engellerden de bahsediyorsunuz. Peki, bu engeller, kurallar, normlar, dikteler mi yoksa kendi önyargılarımız mı?

Cem Şancı: İnsanoğlunun kulaktan kulağa yaşattığı masallar, aslında yasak olan düşüncelerin, yaşamların insanların zihnindeki yansımalarıdır. Yani, bir topluma nasıl yaşayacakları ve nasıl davranacaklarına dair kurallar getirir ve bunun dışına çıkanları yok etmekle, toplum dışına itmekle tehdit edip, bugün olduğu gibi, belli kalıplarla yaşamaya izin verirseniz, eğitilmemiş de olsa insan zihni, mantığın sesinin ona fısıldadığını duyacaktır ve konuşmaya, karşı çıkmaya korksa bile o mantık sesinin fısıldadıklarını içinde barındıran masallar üretecektir. Haliyle, gerçekten uzak, farazi hayal ürünleri sandığımız masallar aslında, bastırılmış, ezilmiş insanoğlunun zekasının isyan sesidir. Gerçek olamayacak kadar hayal ürünü, uydurma gibi görünürler; çünkü içinde yaşadığımız gerçek, masallardaki hayatı yasaklamıştır. Bize gerçek olması mümkün görünmez. Oysa, etrafımızı saran kuralları, gelenekleri, normları üstümüzden atabilsek, masalları pekala gerçek kılarız.

Cem Şancı

SanatLog: Kitabınızın bir de aşk ekseninde döndüğünü ve klasik aşk cümlelerini yakıp yıktığını görüyoruz. Aşkın somutlaştırılması üzerine bir itirazınızın olduğu ve bedensel aşkın varlığına inanamadığınızı söylediğiniz satırları okuduk. Çevremizdeki bütün insanların ağızlarından düşürmedikleri, atıp tuttukları aşk hakkında neler söylemek istersiniz?

Cem Şancı: Yalan olduğunu söylerim. Çiftler bir yandan birbirine, hayatın anlamını diğerinde bulduklarını, gönül ve zihin köprüsüyle birbirlerine bağlandıklarını, maddenin ve dünyanın, varlığın da ötesinde ruhani bir bağ kurduklarını dile getirirken öte yandan, birbirlerini başka bedenlere dokunma kavramı üzerinden yargılayabiliyorlarsa, o söylenenler yalandır. Bu kadar basit. Eğer sevdiğiniz insanın bedenine başka birinin dokunması sizi çileden çıkarıp, kapıyı camı indirtiyor, cinayet işleyecek veya ondan vazgeçecek kadar kudurmanıza neden oluyorsa, sizin için o, bir et parçası demektir. Onun bedenini kendinize tapulanmış bir ev, araba gibi görüyorsunuzdur ve başkası ona dokunduğunda hanenize tecavüz edilmiş, otomobiliniz çalınmış gibi sinir krizi geçiriyorsunuzdur. Oysa sevdiğiniz kişi bir insandır ve çok karışık, kompleks bir kimyasal, duygusal, düşünsel mekanizmaları vardır. Bir insanı, o mekanizmalar şekillendirir ve siz aslında o mekanizmaya aşık olursunuz.
Şimdilik insanoğlunun bilinç düzeyi, bir insanı malı yapmadan aşık olmayı anlayacak seviyede değil ama mantık burada devreye giriyor ve her geçen gün bu vahşi sahip olma dürtüsünün, beden tapulamacılığın önüne geçiyor. Yüz yıl önce bir erkeğin, bir kadının tenine dokunması bile tabuyken ve sırf bu yüzden kocası, eşini boşayabilirken, bugün mesela kadınlara erkek masörler tarafından masaj yapılması tüm dünyada çok olağan bir hadise. Demek bir erkeğin, eşinizin, sevgilinizin, sırtına, omuzlarına, bacaklarına dokunması öyle ölümcül bir olay değilmiş? Şimdi, yüz sene önceki insanları çağırıp karşımıza alalım ve onlara şu soruyu soralım? Ne oldu? Ortalığın ağzına sıçtınız, dünyanın ebesini siktiniz, kadınları, erkekleri birbirine dokunmaktan korkan salaklara çevirdiniz de ne oldu? Bak, erkek ve kadın birbirine dokunuyor, masaj yapıyor ve dünya yıkılmıyor. Ne oldu?
Haliyle yüz yıl sonra da, o zamanın insanları dönüp bize bakacak, aşkı bedensel sadakatla tanımlayan salaklar olduğumuzu düşünüp, bize götleriyle gülecekler.

SanatLog: Kitabın en dikkat çeken karakterlerinden biri de Bilge. Bilge karakteriyle bir toplumsal eleştiri yapmışsınız. Bizleri okurken Chuck Palahniuk tarzı bir sorgulamaya götürdü diyebilirim. Gerçekten sosyal düzende zenginlerin çirkin ve kirli bir hayatı olduğunu aksine daha fakir insanların insanlık ideasından daha fazla pay aldığını söylemek mümkün mü?

Cem Şancı: Vahşi bir dünyada, herkesin paranın peşinde olduğu bir dünyada, elinde parası olan birinin bunu elinde tutabilmesi kolay değil. En basit örnekle, cebinizde parayla karanlık bir sokağa girerseniz, biri gelip kafanıza vurup paranızı alır. Modern dünyanın tüm mekanizmaları da, onu kuran lordlar tarafından, elinizdeki değerli maddeleri hatta emeğinizi almak, bir şekilde kendilerine mal etmek üzerine kurulu. Haliyle, zengin olmak, o değerleri elinizde tutabilme becerisini de gerektiriyor. Bir bankaysanız, kasanızdaki parayı korumak için silahlı korumalar tutmak zorundasınız. Zengin bir işadamıysanız, mal varlığınızı korumak için sinsice düşünmek zorundasınız. Öte yandan, fakirseniz de, size kuruş vermemek ama elinizdekileri almak üzerine kurulu bir düzende hayatta kalmak için o düzenin kuralları dışına çıkmak zorundasınızdır çünkü o kurallarda fakir insanı rahata ve refaha kavuşturmak için bir düzenleme yoktur. Buna kısaca sosyal adaletsizlik diyoruz ve sosyal adaletsizliğin olduğu bir toplumda, Bilge’ler de çıkar, Dövüş Kulüpleri de.

SanatLog: Roman aslında edebiyat dünyasında bir ilke de imza attı diyebiliriz. Benim Çokluortam Sanat Eseri dediğim yeni bir tür edebi eser yarattınız. Müziklerle bezenmiş bir kitap, sinema filmi çekilecek bir öykü ve bir web adresi olan bir eser. Sayfalarda linkler paylaşıp insanları olayların atmosferine çekmeyi başaran yaratıcı bir hamle gördük. Peki, böyle bir eser yaratma fikrine nasıl kapıldınız?

Cem Şancı

Cem Şancı: Dijital çağın artık bu tür eserlerin ortaya çıkmasına imkan verdiğini gördüm. Uzun zamandır bunun gibi bir iş için fırsat kolluyordum ama yıllar önce ne youtube vardı, ne müzik, video paylaşımı gibi imkanlar mevcuttu. Aslında, bu kağıda basılı roman da tam olarak istediğim sonuç değil. Elektronik kağıda basılı, kullanıcıların ekranın üzerindeki linklere basıp doğrudan ilgili web sayfalarına gidebileceği, metinde bahsi geçen melodileri dinleyebileceği, kendi müziğine, video öğelerine sahip romanlar hayal ediyorum ama onun için de henüz vakit var. Bir Kadın Masal İster, bu haliyle, yakın gelecekti roman deneyiminin küçük bir denemesi oldu.

SanatLog: Romanın bir de doğum öyküsünü kaleme aldınız. Doğum anını okuyucuyla paylaşmak, üslubunuz, müzikler, bir sinema filmi ve bir web sitesiyle birlikte roman, okuyucuyu dört yanından kuşatıyor. Roman sanki biz okuyucularla birlikte yazılmış gibi oluyor ve olayların gerçek dünyada izdüşümleri varmış hissine kapılıyoruz. Romanda Bilge Karakterinin “(…) çöpe atacağın şeyleri değil de, işine yarayan bir şeyini paylaşır mıydın?” diye bir cümlesi var. Sizin de bütün bu çokluortam desteği ve doğum öyküsüyle yapmaya çalıştığınız şey romanı okuyucuyla “paylaşmak” mıdır?

Cem Şancı: Elbette, tüm o detaylar çöpe atılacak detaylar değil, aylar süren bir çalışmanın, çabaların sonucunda ortaya çıkmış anılardı. Kitap güncesi yayınlamak aslında çok yazarın hayalidir ama çoğu kez başarılamaz, zira romancı ya çok yorulmuştur ya da çevresindeki dangalak yayıncıları, akıl danışmanları, okura bu kadar çok sır vermenin ve fil dişi kulesinden inmesinin karizmasını sarsacağını söyler. Sonuçta yazar da kitap güncesinden vazgeçer. Fakat tüm bu yayıncılık klişeleri benim için anlamsız olduğundan ve okurunda uzak, fil dişi kulesinde yaşayan yazar imgesinin büyük bir yalan olduğunu bildiğimden, yazarların hayatın içinden beslenen, yaşayan, toplum içine karışan insanlar olması gerektiğine inandığımdan, bir roman güncesi yayınlamamın önüne kimse geçemedi.

SanatLog: Kitabınızda internet dünyasının ünlü sözlük yazarlarından Author karşımıza çıkıyor. Bugüne kadar kitaplarınızda başkarakteri sizle ilişkilendirip o hep eleştirdiğiniz kurguyla gerçeği ayıramayan insanlara yine kurgu olan ama söylemleri sizinkilere daha çok benzeyen Author karakterini öyküye ekleyerek mi bir cevap vermek istediniz?

Cem Şancı: Author, on sene önce aklımdaki fikirleri, olgunlaşmamış kurguları daha sonra istediğim yerden ulaşabileceğim gibi online olarak sözlük mecrasına kaydederken ortaya çıkan bir karakter. Ben müsveddelerimi sözlüğe kaydederken, o sıralar değil popüler olmak, kimsenin ne olduğunu bile bilmediği sözlükte beni takip eden okurlarım oluşmuş. Bu insanların tepkileri, cevapları, karşılıkları ile interaktif bir online roman karakteri doğdu ve on sene içinde gelişti. Yeri geldi parmaklarımın pasını atmak için kullandığım bir karaktere dönüştü. Ama sonuçta bugün savunduğu değerler benim de hayat felsefemin özünü oluşturuyor. Haliyle, onu artık sanal mecralardan çıkarıp, kağıda geçirerek ölümsüzleştirme fikri çok da hoşuma gitti. Merak edenler, Author’un kimliği, karakteri hakkında ipuçlarını romanın sayfaları arasında bulabilir.

Söyleşiyi Gerçekleştiren: Serhat Çolak

colakserhat@hotmail.com

Masallar Diyarından Bir Aşk Öyküsü

Kasım 13, 2009 by  
Filed under Edebiyat, Eleştiri, Kitabiyat, Kitaplar, Roman, Romanlar, Sanat

Bir Kadın Masal İsterİmkansızın kapısının aralandığını düşünün. Tüm o sonu mutlulukla biten masal diyarlarından kopup gelen kahramanların gerçek dünyada bir karşılıklarının olduğu, aşkın tanımının sonsuzluğuna yakışır şekilde anlatıldığı, kuralların olmadığı ve her istediğinizi yapma cesaretinizin olduğu bir dünyayı. Bunu yaşanmış bir öyküden yola çıkaran oluşturan bir yazar, Cem Şancı.

Bir Kadın Masal İster adlı son romanıyla okuyucularla buluşan Cem Şancı, ezberler dünyasında dudaklarından küfür eksik olmadan isyankar tavrını sürdürmüş, hepimizin kurallar ve kodlarla yaşamaya çalıştığımız evrene “siktir”i çekebilmiştir.

Roman, gerçek bir aşk hikayesinin kurgusu olarak karşımıza çıkıyor. Cem Şancı’nın sürükleyici üslubuyla ve mizahi yaklaşımıyla kurgulanıp günümüz aşklarına bir gönderme yapıyor ve toplumsal sorunları da belirtmekten geri durmuyor. Kuralları ve insanların ona yapmasını söylediği tüm düsturları yıkan, asi, küfürbaz ve kuralsızlığını aşkla birleştiren başkarakter Baran ve onun bir kadında bulmak istediği her şeyin sahibi olan Dilek arasında geçen bir aşkı anlatıyor. Günümüz aşklarının sayı yapmalı, yapmacık, bedensel tandanslı kurallarına da lanetler okuyan ve aşkın sonsuzluğunu sonlu bir bedene atfetmeyen gerçek tanımını yaparken bir yandan da bütün kuralların anlamsızlığına ve her insanın kendi kuralı olduğu -şu an için- ütopik olan dünyaya bir özlemin satırlarına da tanık oluyoruz. Ayrıca Cem Şancı bu kuralsızlığı bir de imkansızlığın olmadığı bir evrene de götürmüş ki bunu da kurgudaki masal karakterlerinin gerçek dünyadaki izdüşümlerinde görebiliyoruz. Toplum eleştirisini yaparken kuralların kısıtlayıcı yanlarının mutlak mutluluğa engel olduğunu ve herkesin kendi kurallarıyla yaşamasının mutluluğu yakalamanın gerek şartı olduğunu bizlere fısıldıyor Cem Şancı. Kitap da daha önceki kitaplarındaki gibi küçük yan hikayelerle bazı sıra dışı karakterlere de yer veriyor ve onların ağzından yapıyor bu toplumsal eleştirileri. Yan karakterleri kullanımı ayrıca ana kurguya da yansıyor ve bu yan karakterlerin ana kurguda kilit noktaları çözüme kavuşturan anahtar rol oynaması da Cem Şancı’nın kurgu yaratmadaki başarısını bizlere gösteriyor. Türk Edebiyatı’nda cinsellik ve argo kullanarak gerçek hayatta da kuralsızlığını bizlere gösteren Şancı bize günlük hayatı anlatırken günlük hayatın diliyle yaklaşarak aslında gerçekçiliğine de gerçekçilik katıyor.

Roman ayrıca Türk Edebiyatı’nda bir ilke de imza attı diyebiliriz. Bir romandan çok bir Çokluortam Sanat Eseri oluşturmuş Şancı. Romanının satır aralarında bizlere internet bağlantı adresleri (linkler) vererek bizi romandaki şarkılara yönlendirmiş ve o atmosfere bizleri sokmayı başarmıştır. Romanı okurken hissettiğimiz o “romanı seyretmek” hadisesini şimdi müzik destekli, web bağlantılı ve yakında çekilecek bir sinema filmli yeni bir “romanı yaşamak” olayına çevirmiştir. Yeni bir edebi tür olan bu eserin bir web adresi var: www.birkadinmasalister.com. Kitap için Rahşan İzmirli’nin bestelediği ve söylediği “Yağmur Yağmur” şarkısını da bu web adresinden dinleyebiliyorsunuz. Romanın öyküsünü ise ünlü yönetmen Biray Dalkıran aktarmış Cem Şancı’ya.

Yazarın bir de sürprizi var okuyucularına. İnternet dünyasında ünlü sözlük yazarı Author da öyküde kendisine bir yer bulmuş ve Author yine o asi, küfürbaz, umursamaz, alaycı ve serseri tavrıyla bizlere bir şeyler anlatmaya devam ediyor. Cem Şancı ünlü alaycı üslubunu da bütün roman boyunca koruyor. Ortaya keyifle okunan ve takdir edilesi bir roman çıkıyor: Bir Kadın Masal İster.

Yazan: Serhat Çolak

colakserhat@hotmail.com

Cemal Reşit Rey’de Konser: Dost Mızraplar

15 Kasım 2009 Pazar akşamı, saat 20:00′de “DOST MIZRAPLAR” (Türkiye-Yunanistan) adı verilen ve Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek olan çok özel bir konser var….

Teller birbirine karışıp harmanlanır iken, iki kıyı bir denize sevdalıydı…
Dost mızraplar o sevda denizinde ahengin dalgaları oldular…
“DOST MIZRAPLAR” konserinde ud ve kanun’ların mızrabına lavtalar eklenecek ve iki kültürün renkleri, mızrapların coşkulu titreşimleriyle karışıp ortak ahenk kurulacak. Dost tınılardan oluşan şarkılar dillenip sanatseverlerin yüreklerine bir yol olacak…

Türkiye:

Kanun: Göksel Baktagir             Ud: Yurdal Tokcan
Kanun: Hakan Kılınçarslan      Ud: Alper Akdeniz
Kanun: Volkan Kırımlıoğlu      Ud: Kaan İçli
Kanun: Tuncay Tuncay              Solist: Özlem Kırımlı
Perküsyon: Bülent Elmas          Perküsyon: Oray Yay

Yunanistan:

Kanun: Tolis Tsardakas
Ud: Yiorgos Mavromanolakis
Lavta: Giorgo Marinakis
Solist: Sofia Papazoglou
Perküsyon: Katerina Papadopoulou

Etkinliğin biletleri Biletix’de…

SanatLog Haber
SanatLog.com

SanatLog.com 1 Yaşında!

Kasım 11, 2009 by  
Filed under Manşet, Sanat

SanatLog’un Kısa Tarihi

SanatLog Nasıl Kuruldu?

Geçen sene bu zamanlar aldığım bir mail ile başladı her şey… Limk sitelerinin mucidi (TRT Radyo’daki röportajda da böyle söylemiştim değil mi?) Özer “Wrzl” Dölekoğlu idi mailin öbür ucundaki kişi. Aşağı yukarı iki yıldır, sinefil78.blogcu.com adresinde, Klasik & Kült Filmler üzerine sinema incelemeleri yazıyordum arkadaşlarımla birlikte ve kendisi orijinal bir iş olduğunu ve ilgilendiğini belirtti. Bu şu demek oluyordu: Yazar arkadaşlarım ile birlikte Limk sitelerine katılmamı öneriyor, her türlü teknik desteği de sağlayacağı sözünü veriyordu. Açıkçası çok mantıklı bir öneri idi bu ve hemen kabul ettim. İlk başta salt kült klasikleri yazmaya devam edip etmeyeceğimizi sordu; yoksa sanat üzerine genel bir site mi olmalıydık? İkinci şık daha cazip görünüyordu. Hemen karara vardık ve sitenin adını belirlemeye geldi sıra. “SanatLog” ismi de Özer’in önerisidir; doğrusu oldukça hoş bir isim. :)

Bu doğrultuda, yaklaşık iki hafta içerisinde sistemi kurdu Özer. Oldukça hoş bir tema ayarladı ve gerekli eklentileri montajlayıp her şeyi rayına soktu. Bana düşen ise yepyeni bir yazar topluluğu oluşturmak ve yeni yazarlar bulmaktı. Kolları sıvadığımı çok iyi anımsıyorum. :)

SanatLog kurulalı 6 ay bile olmamıştı ki haftada ortalama 7000 ziyaretçisi ile hızla gelişti ve olgunlaştı. Hemen o tarihlerde de 2009 Blog Ödülleri’nde, kültür-sanat kategorisinde Türkiye 3. olduk. Artık düzenli okuyucusu olan bir sanat sitesiydik, uzatmaya gerek yok… Yanı sıra Blogküme’nin teklifini de onayladık.

SanatLog 1 yıl içerisinde kadrosunu sürekli yeniledi; bu, esasen belirli ve sürekli kemikleşmiş bir yazar kadrosu olmadığını gösterir. Farklı dönemlerde farklı yazarlarca katkıda bulunulan bir sanat sitesiyiz, hepsi bu.

Ama özellikle teşekkür etmemiz gereken kişiler var:

Özer “Wrzl” Dölekoğluİlk başta teşekkürü hak eden kişidir, emekleri ortada. Sanata ve bizlere desteği için çok çok teşekkürler. Sağolsun…

Wherearethevelvetssinefil78.blogcu.com’da birlikteydik, halen de birlikteyiz. Entelektüel yazıları SanatLog’un en çok okunan yazıları arasındadır. Teşekkür ediyorum O’na…

Melike Karagül… Artık yazamasa da çeşitli oluşumlarda siteyi sahiplenmiş ve tanıtımını yapmıştır. Sevgilerimi yolluyorum. Varolsun…

Kusagami… Çekik gözlü olmayan samuraydır. Sinemayı çok seven, nitelikli yazıları ile hep yanımızda olacak olan kişidir. Uzakdoğu arşivi övülesidir. Candır…

Calderon de la barca… Avrupa sinemasına hakim bir klasikseverdir. Zaman bulup fazla yazamasa da birikimi geniştir. Criterion delisidir. Dostumuzdur…

Operadaki Sessizlik… SanatLog için çeviri yapacaktı sözde, hiç vakti olmadı; fakat her zaman her konuda yardımı oldu. Halen bazı konularda danışıyorum kendisine. O şimdi asker…

Utku Atalay… Yaratıcı fotoğraf çalışmaları ile SanatLog’u renklendirmiştir. İleride daha çok katkısı olacak. Sağolsun…

Gamze Kuzu… Coşkulu ve güzel edebiyat yazıları ile aramızda. İngiliz edebiyatı okuyor şu an. Yine kayıplarda…

Emin Saydut… Yeni yazarlarımızdan. İlgi çekici, kışkırtıcı metinler kaleme alıyor. Uzun soluklu aramızda görmek istediğimiz kişidir…

Zekeriya S. Şen… Yeni kalemlerden. “World Music” uzmanı kısaca. SanatLog’a çok katkısı var. O da uzun süre aramızda olmasını istediğimiz bir yazardır.

Moderatörler: Persona ve Azaplanca… SanatLog’daki yorumları modere eden bu iki dost, hep yanımızda. Ayrı ayrı teşekkür ediyorum…

Diğer konuk-yazarlarımıza da teşekkürü bir borç bilirim. Hepsine selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum. Yazmasalar da birçoğunun SanatLog’u takip ettiğini adım gibi biliyorum. Arada ortaya çıkıyorlar zaten… ;) Sanal ortamda her vakit sağlıklı bir iletişim kurulamadığı için bazı yazarlarla görüşemiyorsak da sorun değil, yazı ve sanat ortak bir paydadır ne de olsa. ;)

Siz okuyuculara (SanatLog’a link veren site/blog sahiplerine de) ayrıca teşekkür ediyorum. Biliyorum, yorum yazmıyor, okuyup kaçıyorsunuz; ama ziyanı yok. ;) Sizleri seviyoruz… “Tek teselli yazı” demişti Orhan Pamuk “Kara Kitap” romanında. Bizim için tek teselli önce yazı, sonra okuyucudur mamafih…

Son bir söz: SanatLog.com yeni yazarlarla, röportajlarla, özgün yazı ve haberleri ile yoluna devam edecek…

SanatLog Sayfaları:

SanatLog “Facebook Hayran” Sayfası

SanatLog “Facebook Grup” Sayfası

SanatLog “Blogküme” Sayfası

SanatLog “Bloxoo” Sayfası

SanatLog “Twitter” Sayfası

SanatLog “FriendFeed” Sayfası

SanatLog “Siteler Hakkında” Sayfası

SanatLog “Blogged” Sayfası

İletişim:

info@sanatlog.com

sinefil78@gmail.com

hakan@sanatlog.com

 

Yazan: sinefil78 (Hakan Bilge)

hakanbilge@sanatlog.com

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »