Reggaezine.net Tanıtım Partisi

Kasım 11, 2010 by  
Filed under Duyurular, Etkinlik Cetveli, Müzik, Metinler

İnternette yayın hayatına başlayan aylık kültür dergisi , ilk sayısını 18 Kasım Perşembe günü Beyoğlu Haymatlos’ta düzenlenecek bir partiyle bayram hediyesi olarak severlere duyurmaya hazırlanıyor. Derginin oluşturulmasında, yazıları ve playlistleri ile içeriğe katkı sağlayan dj ve selectaların akışını yönlendireceği, parti aynı zamanda uzun zamandır dj kabininde bir araya gelemeyen isimleri biraraya getirmeyi amaçlıyor. Açık radyonun gurusu, “High Times” programının yapımcısı Ras MEMO, İstanbul reggae sahnesinin en genç yüzü Selecta ALLOVY, internet üzerinden yayınladığı dub prodüksyonları ile tanınan Selekta FİRUZAGA, uzun süre Çanakkalede reggae yayını yaptıktan sonra İstanbul’a yerleşen GENJAH, İngilterede topladığı plaklarla İstanbul dans pistlerine yeni yeni ısınmaya başlayan kız kardeş Lady KADIJAH, bir başka açık radyo programcısı “World Groove Radio” yapımcılarından DUBFIELD, reggae müzik aktivisti King SEROMAN, dub ve dubstep partilerinden tanıdığımız VADAVSELECTOR gece boyu acelesi olmayan bir reggae yayını için setin başında olacak.

18 Kasım Perşembe saat 21:00 de kapılarını tanıtım partisi için açacak Haymotlosta giriş tüm reggae severler için ücretsiz. Ayrıca gecede reggaezine.net sıfırıncı sayısı tüm katılımcılara ücretsiz olarak dağıtılacak.Kapıda 18 yaş sınırı uygulaması olduğunu hatırlatırız.

Adres: İstiklal Caddesi, Rumeli Han C Blok No:96 Kat:2 Beyoğlu – İstanbul

Reggaezine.net, Reggae sahnesine yazılı ve görsel içerik üreterek katkı sağlamayı amaçlıyor.

Müzik ve özellikle spesifik müzikler hakkında internette Türkçe içerik bulmak oldukça zor. Özellikle reggae ve dub müzik için internetten ulaşılabilecek kaynaklar genellikle İngilizce, Fransızca yada Patoa dillerinde. Bir internet dergisi olarak yayına başlayan reggaezine.net ulaşılması en kolay kaynak olan internet mecrasında, reggae, ska, dub gibi müzik türleri ve bu müzikleri dinleyen alt kültürler ekseninde içerik üreterek herkese açık, erişimi kolay bir kaynak oluşturmayı amaçlıyor.

Derginin içerik üreticileri çoğunlukla aktif müzik yapmayı sürdüren djler ve selectalar. Aynı zamanda hepsi iyi birer reggae müzik takipçisi olan gönüllü yazar kadrosu ile yayın hayatına başlayan reggaezine.net;çeşitli etkinliklerdedeğişik formatlarda basılarak ücretsiz dağıtılacak.

Reggaezine kendini şu şekilde tanımlıyor;

Bizi bir araya getiren çok basit ve güzel bir üçleme; PEACE, LOVE, UNITY

Sen ve ben diye ayırmadan (I ‘N I), yapacak okadar şey varken ve bekleyecek zaman yokken, biz kendin yap (D.I.Y) diyerek atıldıysak, siz de peşisıra katıldıysanız ve dünyada barış varsa ozaman bizden mutlusu olmaz bu cihanda.

Senin (benim) için ne yapabiliriz?

Reggaezine.net  sana(bana) gölgesinde serinleyeceğimiz bir ağaç verir. Ağacın bilgisi köklerinden gelir. İşte reggaezine.net de aynı köklerden beslenir. Biyografiler, albüm tanıtımları, röportajlar , etkinlik haberleri, şarkı sözleri, kökler / müzik üzerine, reggae müzik listeleri, selecta playlistleri, doğrular ve gerçekler, “” bizim şimdilik varlığına ihtiyaç duyduğumuz başlıklar.  Önerilere ve  desteğinize sonuna kadar açığız.

Haber

www.sanatlog.com

Andante Klasik Müzik Ödülleri

sadece ritimlerin birbiri arasında süzülmenin ötesinde sarıp sarmalanmış olan tarihi kucaklayan ve farklı kültürleri kulağımızın dibine getiren bir organik yapıdır. ve canlı performans arasında bir ayrım yapabilmek ise neredeyse imkânsız. Bunları yazısal olarak müzik dinleyicilerine aktarabilmek ise işin en sorumlu açılımı. “Türkiye’nin Dergisi” sloganıyla 2002′de yola çıkan , sekiz yıldan beri ülkemizdeki tutkunlarının sesi oldu. Zamanı geldi zorlandı, zamanı geldi tüm olumsuzluklara rağmen tırnaklarıyla tutundu, alın terinin camiasındaki örneği oldu. Ama koşullar ne olursa olsun hep var oldu, var olmayı başardı, kendi emeği, saygınlığı, kararlılığı ve sorumluluğu ile. Ülkemizde pek çok derginin sırtını dayadığı büyük holdinglere rağmen yok olup gittiğini düşünürsek Andante sorumlu ve sürdürülebilirliğin bu kulvardaki kraliçesi olup, bir ilki başardı. Zira o bir klasik müzik savaşçısı, amacı bu tarzı ülkemizdeki müzik severlere yazısal formatta ulaştırmak, kamuoyunun dikkatine çekmek ve dünyayı bizlere dinletmek.

Andante için klasik müzik hiçbir zaman sofistike dinleyiciler için olmadı, tam aksine herkesin müziği oldu. Sevgili dostum Serhan Bali’nin beynini çektiği Andante “klasik müzik” teriminin farklı açılımlara gebe olan 700 yıllık bir tarih olduğunu bizlere sundu. Ortaçağlardan 21. yüzyıla yayılan bu yelpaze içerisinde bize uygun olan klasik müzik seçkisini bulmanız ise burada yazıldığı kadar kolay değil elbette, ama Bali ve ekibi bu meydan okuyucu görevi de başarıyla becerdi. Klasik müzik uzmanlarına dünyadaki yenilikleri, klasik müzik yabancılarına tarzın temellerini, gezginlere dünya festivallerini ve bir sürü alt başlık ile hepimizin kendimize yakın hissedebileceği stile, döneme, kanalize olmamızı sağladı. Bunu yaparken de hiç yılmadı, hep kucak açan oldu…

Bir toplumun ne kadar ileri olduğunu anlamak için stantlarda mevcut olan kategorilerde kaç tane alt başlıklı dergi olduğuna bakmak yeterli. Ülkemizin bu konuda daha yiyeceği çok fırın ekmek var. Ama Andante sürdürülebilirliği, istikrarlı emeği ve sorumluluğu ile bu kulvarda şapka çıkartılacak bir öncü oldu hiç şüphesiz.

Bu yetmiyormuşçasına şimdi de Andante bir ilke daha imza atıyor: Türkiye’nin ilk Klasik Müzik Ödülleri. Evet, böyle bir ödül kavramı ne yazık ki ülkemizde hala yok ama bu artık değişecek. 7 Mayıs 2010 Cuma günü, Hasköy’deki Rahmi Koç Müzesi’nde hepimiz bir ilke tanık olacağız. Beşi özel ödül olmak üzere toplam yirmi sekiz kategoride dağıtılacak klasik müzik ödülleri, Türkiye’de bu alanda bugüne dek düzenlenmiş en geniş kapsamlı etkinlik olarak tarih sayfalarında büyük ve kalın harflerle yerini alacak. Klasik müzik konusunda ülkemizdeki üstatlardan oluşturulan 54 kişilik jüri heyetinin oylarını kullanması sonucunda “Türkiye’nin 2009 yılı boyunca klasik müzik alanında en iyi performansı sergileyen kişi ve Kurumları”nın kimlikleri belli oldu. 7 Mayıs 2010 akşamı ise bu kişi-kurumların 28′i sıyrılıp Andante’nin de tasarımını yapan Kerem Demir imzalı ödülü avuçlayacak.

Artık bizim de bir Klasik Müzik Ödülümüz var; adı da “”. Darısı diğer tarzların başına…

Yazan: Zekeriya S. Şen

muzik@tikabasamuzik.com

Charles Thomas Gillett Aramızdan Ayrıldı…

Mart 18, 2010 by  
Filed under Dünya Müziği, Duyurular, Müzik, Metinler, Sanat

Ölüm haberleri yazmam, okumam ve paylaşmam. Özellikle söz konusu kişi şu kadar melekti, iyiydi, güzeldi gibi aslına uygun olmayan, sadece durumun gerektirdiği nezaket kuralları içerisinde yazılan ölüm haberleri ise tamamıyla insanoğlunun ne kadar ikiyüzlü olduğunun çıplak yansıması. Ancak dün bir adamı göç etti evrenimizden, Charlie (Thomas) Gillett, onun için söylenecek güzel laf çok, özellikle müziğe katkılarından dolayı.

dinlemeye başladığımda ilk karşıma çıkan kişi Charlie olmuştu, nerde ne okusam hep o bir yerden bana göz kırpar oldu. Zamanla BBC Radyo’sunda yayınlanan programlarının müdavimi oldum, ufkumu açtı, o zaman müzik bu dediğim kavramları altüst ederek hayır müzik aslında bu bir lebi derya dedirtti bana kendisi. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte açılan www.soundoftheworld.com tarafımdan en çok tıklanan sayfa oldu. Onu takip ettim, müzik ırmağım genişledi, ritimlere olan önyargılarım yıkıldı ve aydınlandım. Onun sayesinde bir Dünya Müziği dinleyicisi oldum, araştırdım, okudum, yazdım ve aynen onun gibi paylaştım zira o hiçbir şeyi kendine saklamadı.

Daha sonra fark ettim ki Charlie benim gibi pek çok müzik severi kanatları altına almış, farklı dönemlerde, farklı kavramlar içersinde. Ama benim için o hep bir ilham kaynağı oldu, müziğe âşık olmanın ne olduğunu o bana gösterdi ve belki bundan bir kariyer bile yontabileceğimi. Özellikle yazdığı çok ciddi kitabı hala başyapıtların arasında yer almakta. Zaman ilerledikçe müzik yazmaya başladıkça onu daha bir anlamaya başladım ve saygım her geçen gün arttı. Geçtiğimiz yıl cesaretimi toparlayıp kendisine bunu ifade eden uzun bir eposta yazdığımı hatırlıyorum, başlığım ise “bir şükran epostası” idi. Geri dönüşü çok çabuk oldu, samimi, öz ve tebessüm içeren bir yazı ve altında kişisel epostası.

Charlie mükemmel bir müzik kulağı olan eşsiz bir gazeteciydi. Radyo programlarında hep genel akıma zıt giden kendine özgü bir duruşu oldu ama paylaştığı bilgiler her dinleyeni kavradı. İlginç perspektifi ve “oradaki” müziğe olan aşkı hep hissedildi, önemli olan da buydu zaten. Yaptığı işe sonsuz saygı gösterdi ve dinleyicileri de bu saygıyı yansıttı. Özellikle, programlarında konuk ettiği dünyanın bilumum köşelerinden gelen sanatçıların canlı performansları hala kulağımda çınlamakta. Kırk yıl boyunca dinleyicilerin kulağını açan nadir insanlardan biriydi. O dışarıdaki müziği insanlara sevdirdi ve en önemlisi fark etmelerini sağladı.

1970’lerdeki “” programından BBC World Service’deki en son programına kadar radyo Charlie’nin ulaşım aracı oldu. Bu programlarda dinleyicilerini besledi ve aralarında sarsılmayacak bir bağ oluşmasını sağladı. Hiçbir zaman havalı bir DJ olmadı, işini profesyonellik çevresinde amatörce gerçekleştirdi. Ama bizlere tanıştırdığı müzisyenler inanılmaz büyüleyiciydi. Her yıl çıkarttığı toplama dünya müziği albümleri ise her müzik severin arşivinde mutlaklık kazandı.

Sonra öğrendim ki kendisi çok hasta, gerçekten çok hasta, bir ara hastalığı yener gibi oldu ama meret onun yakasının bırakmadı. Son birkaç haftadan beri kalp ameliyatı için beklemekteydi. O halde bile sayfasını güncellemeyi ihmal etmedi, dinlediklerini paylaştı, yazdı ve sesini sanal da olsa bizlerden esirgemedi. Bu kadar erken aramızdan ayrılacağını pek çoğumuz gibi zannedersem o da düşünmemişti. Her sabah olduğu gibi google reader’ı açıp dünyadan haber alırken Charlie’nin ölüm haberi bir karabasan gibi indi üstüme. Üzüldüm…

Radyocu, yazar ve müzik adamı

20 Şubat 1942 – 17 Mart 2010

Yazan: Zeriya S. Şen

muzik@tikabasamuzik.com

“Lhasa de Selai” Montreal’deki Evinde Hayata Gözlerini Yumdu…

Yeni yıla girişle birlikte şarkıcı , Montreal’deki evinde hayata gözlerini yumdu. 1 Ocak 2010’da gece yarısında hemen önce son nefesini veren sanatçı, 21 aydan beri göğüs kanserine karşı verdiği yoğun savaşı ne yazık ki kaybetti.

Bu zor dönem boyunca etrafına pozitiflik dağıtmayı, karizmatik neşesini ve güzelliğini bir an olsun esirgemeyen sanatçı, hastalığını ikinci plana atarak en son albümünün kayıtları için stüdyoya bile girdi. Ancak 2009 sonbaharında planlanan dünya turnesini maalesef iptal etmek zorunda kaldı. Ne yazık ki planlama aşamasında olan Victor Jara ve Violeta Para parçalarından oluşan bir albüm de böylelikle hiçbir zaman gün yüzü görmemek üzere doğmadan öldü.

Lhasa de Sela

Lhasa De Sela Con Toda Palabra, kısaca Lhasa olarak bilinen sanatçı, 27 Eylül 1972 New York doğumlu bir Meksikalı. Ailesinin (toplam 10 kardeş) fakir olmasından ve ebeveynlerinin teknolojiye olan tepkilerinden dolayı hayatın modern kolaylıklarından uzak yetiştirilen Lhasa, çocukluğunda televizyon ve benzer modern cihazlardan arınmış bir ortamda bol peri masalları, kitaplar, mektuplar ve ile büyüdü. Bunun sonucu olarak Lhasa kendisine masal ve sihirden oluşan canlı bir hayal dünyası yarattı. Müziğindeki eşsiz doku ve lezzetin bu çekirdekten geldiği mutlak. 12 yaşına bastığında ailesi ile San Francisco’ya taşınan Lhasa, kısa bir süre sonra annesinin koleksiyonunda bulduğu Billie Holiday albümden ilham alıp, büyülenerek sahnelerde şarkı söylemeye başladı. 1992 yılında 20 yaşına geldiğinde mevcut yaşantısından sıkılarak Montreal’de sirk eğitimi alan üç kız kardeşini ziyaret etmeye giden Lhasa, burada şansının yardımı ile Quebec’li sanatçı (www.yvesdesrosiers.com) ile tanıştı. Müziğe karşı olan samimi ve hüzünlü yaklaşımı ile bestelerini kuvvetli ve hassas bir sesle söyleyen Lhasa kendisini bir anda Montreal’in barlarında şarkı söylerken buldu. Arkasın aldığı Yves Desrodiers ve basçı Mario Légaré gibi diğer Montrealli sanatçılardan oluşan bir grup ile yavaş yavaş sesini duyurmayı başarır.

Eşsiz orijinallikte Aztek mitolojisinden etkilenen parçalardan oluşan ilk albümünü, “”yı tamamen İspanyolca olarak evinin mutfağında kaydeden Lhasa, bu albümü ile Kanada’da bravo seslerinin altında ayakta alkışlandı. Okuduğu Fredico Garcia Lorca şiirlerinden, Latin folklor ve Avrupa Çingene müziğinden oldukça etkilenerek yazdığı “”, severler tarafından bol çeşitliliğinden dolayı bir kategoriyle sınıflandırılamadı. Çok dilli sofistike kalabalığa hitap etmeye başlayan Lhasa, zamanla Bob Dylan, Leonard Cohen ve Edit Piaf gibi sanatçıların şiirselliği ile kıyaslanarak daha geniş kitleleri cezbetmeye başladı. Hatta bazıları tarafından “İngilizce, İspanyolca ve Fransızca şarkı söyleyen P.J. Harvey” olarak bile değerlendirildi. 1997 yılında “” albümü Kanada ve Fransa’da altın plağa uzandı ve Kanada’daki en iyi dünya müziği albümü unvanı ile 1998 yılında Juno ödülü ile taçlandırıldı. Kazanılan ödülle birlikte Lhasa bir anda global müzik camiasında tanınan bir sanatçı oldu ve bununla birlikte doğal olarak açılan şöhret kapısı onun bir anda dünya müzisyenleri arasında yer almasına neden oldu.

Lhasa de Sela

Öncelikle hayatta kendi serüveninin yaşanmasına inanan sanatçı ikinci albümünü dört yıl kendisini sirk performansı ile ilgilenen kız kardeşlerinin yanında izole ettikten sonra kaydetti. Bu sirk ile nerdeyse tüm Avrupa’yı dolaşan Lhasa, 2003 yılında karşımıza ana teması seyahat üzerine kurulmuş olan “” albümü ile çıktı. Her şarkının bir macera, öykü, ufak bir film olduğunu söyleyen Lhasa, bu yeni çalışması ile dinleyenlerin karşısına bu defa İspanyolcanın yanı sıra İngilizce ve Fransızca parçalar ekleyerek çıktı. Üçüncü albümü ise hastalığına denk geldi ancak sanatçının azmi ile 2009 ortalarında “Lhasa” adlıyla raflarda yerini aldı. Dünya Müziği severler olarak hep albüm bulmakta zorlandığımız ülkemizde ne mutlu ki söz konusu üç albümü de bulma imkânımız var.

Söz konusu üç albüm dünya çapında bir milyon üzerinde satış grafiği yakalayarak Lhasa’ya özel ve kült bir hayran kitlesi yarattı. Her daim kültürüne bütünüyle hâkim ve sahip çıkan sanatçı, eserlerine kattığı özel dokunuşlarla müzik dünyasındaki en özel Güney-Amerika sanatçısı olarak tarihe geçti. Kendine has ses skalası, sahne duruşu (14 Temmuz 2005 akşamı Sepetçiler Kasrı’nın muhteşem manzarası eşliğinde kendisini İstanbul’da misafir etmiştik), pek çok ülkede Lhasa’ya ikonik bir konum sağladı. Lhasa’nın parçaları, zamanı umursamayan, hüzünlü, derin sözlerin, töresel müzik eşliğinde evlendiği enstrümanların bir şöleni olarak tarih sayfalarında devamı gelmemek üzere yerini almaya hazırlanıyor artık ne yazık ki…

Lhasa geride hayat arkadaşı Ryan’ı, ebeveynleri Alejandro ve Alexandra’ı, üvey annesi Marybeth’i, 9 kardeşini (Gabriela, Samantha, Ayin, Sky, Miriam, Alex, Ben, Mischa av Eden), 16 yeğenini ve kuzenini, Isaan adlı kedisini ve sayısız dost, müzik ortağı ve en önemlisi biz Dünya Müziği severleri bıraktı.

Lhasa de Sela

Sanatçı aramızdan ayrıldıktan sonra Montreal’de 40 saat aralıksız kar yağdı…

Yazan:

muzik@tikabasamuzik.com

Yararlanılan Kaynak:  http://lhasadesela.com/lhasa_de_sela/menu.php?lang=en

SanatLog-Ozan Tunca Röportajı

Viyolonsel Dörtlüsü’nün başarılı virtüözlerinden Doç. Dr. ile meslek yaşamı ve projeleri üzerine söyleştik. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyoruz…

SanatLog: Efendim, öncelikle bizlere zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Sanatlog okuyucuları için kendinizden bahseder misiniz?

Ozan Tunca: Ben teşekkür ederim, benim için bir zevk. H.Ü. Ankara Devlet Konservatuvarı’ndan lisans diplomamı aldıktan sonra sırası ile Louisiana ve Florida Eyalet Üniversitelerinde Yüksek Lisans ve Doktora yaptım ve 2006 yılında da Türkiye’de Doçent unvanı aldım. Kanada’da bir Oda Müziği yarışmasında kuvartetim Alla Turca ile birincilik ödülüm var. Türkiye’de ve ABD’de bazı orkestralar eşliğinde solo konserler verdim. Halen İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir ve Adana’da sıklıkla konserlerim oluyor. Ayrıca Çellistanbul Viyolonsel Kuavarteti’nin de bir üyesi olarak çokça konser veriyorum. Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim üyesiyim.

SanatLog: ’nün kuruluş amacı nedir?

Ozan Tunca: Dörtlü benim katılımımdan önce kuruldu. Ben ABD’den döndükten sonra beni davet ettiler aralarına. Açıkçası ilk günden beri çok büyük bir zevk duyarak çalışıyoruz. Amacımız büyük bir mutlulukla yaptığımız müziği çok insanla paylaşmak.

SanatLog: İçlerinde Uluslararası İstanbul Festivali, Uluslararası Eskişehir Festivali ve Uluslararası Kuzey Kıbrıs Festivali’nin de bulunduğu vermiş olduğunuz muhtelif konserlerde klasik müzikle ilgili olumlu-olumsuz nasıl tepkilerle karşılaştınız?

Ozan Tunca: Çellistanbul gerek üyelerinin yeteneği gerekse özenle seçtiği parçalar sayesinde klasik müzik dünyasında kısa sürede çok sevildi ve beğenildi. Son zamanlarda konserlerimizde tek koltuk boş kalmıyor. Grubumuzun konserleri ile ilgilenen sevenlerimizden sıklıkla internet ortamında ve sözlü olarak çok iyi tepkiler aldığımızı söyleyebilirim.

SanatLog: Plays Metallica By Four Cellos adlı 1996 yapımı debut albümleri ile Metallica’yı kendilerine has tarzlarıyla yorumlayarak ün yapan Apocalyptica gibi sizler de bir cover albüm yapmayı düşündünüz mü hiç?

Ozan Tunca: Düşünüyoruz. Açıkçası bir sponsor arayışı içindeyiz. Bizim repertuvarımız geniş bir yelpazeyi kapsıyor ancak hafif klasikler, tangolar üzerine biraz yoğunlaşmış olduğumuzu söyleyebilirim.

SanatLog: Türkiyede klasik müzik yeterince sindirilip dinleniyor mu? Bu alanda Türkiye’de yapılan çalışma ve etkinlikler ne derece yeterli; özellikle bu konserler taşraya, Anadolu’ya yeterince ulaşıyor mu?

Ozan Tunca: Cumhuriyet tarihinde özellikle orkestraların ve büyük müzisyenlerimizin çabaları ile konserler Anadolu’da pek çok şehre gitti. Konserleri daha iyi özümsemek ve ondan kültürel olarak beslenebilmek için sadece konsere gitmek yeterli olamayabiliyor. Belli bir alt yapı oluşması gerekiyor diye düşünüyorum. Çok uzun olmasa da klasik müzikle ilgili kısa bir bilgilenme süreci pek çok insanın konserlerden aldığı keyfi arttırabilir. Bu yolla onlara ulaştırdığımız konserlerden daha iyi verim alabilir ve bu hazineyi kalıcı biçimde hayatlarına geçirebilirler.

SanatLog: Klasik müzik tüketicilerinin sınıf farklılıklarına göre ayrıştığı doğru mudur? Üst kesim daha mı çok talep ediyor bu müziği sizce?

Ozan Tunca: Dün bir taksiye bindim, TRT’de kitabımı tanıtıcı bir programa gidiyordum. Taksi şoförüne klasik müzik hakkında ne düşündüğünü sordum. Bu müziği dinleyince çok huzurlu hissettiğini, sürekli bunu çalan bir radyo kanalı olup olmadığını sordu. “Ben ilkokul mezunuyum ama hep tartışma programları dinlerim, her gün dünyada ne oluyor takip ederim.” dedi. Diğer meslektaşlarının neden sıklıkla Arabesk dinlediklerini sorduğumda bunun bir “kültür” meselesi olduğunu söyledi. Benim tanıdığım pek çok yüksek eğitim almış kişiden daha ilgili ve duyarlı geldi bu yaklaşım. Yani kendisi ilkokul mezunu ama dünyadaki gelişmeleri takip ediyor, diğer insanların, çoğunlukla da tartışma programlarındaki bilirkişilerin düşüncelerini merak ediyor ve huzur bulabilmek için klasik müziği sürekli dinleyebileceği bir kanal arıyor kendine. Ben doğru biçimde tanıştırılabilirlerse, ihtiyaç duyduklarında bu müziğe kolaylıkla ulaşabildiklerinde ve bizlerden de güler yüz ve misafirperverlik gördüklerinde her kesimin bu müziği paylaşmak isteyeceğini düşünüyorum.

SanatLog: “Evde-Okulda-Arabada-Her Yerde ” adlı kitabınızdan bahsetmek istiyorum. Yaklaşık 1 ay önce yayımlanan kitabınız beklediğiniz ilgiyi gördü mü?

Ozan Tunca: Kitap çok büyük bir ilgi gördü. Neredeyse her gün bir telefon geliyor basından ve müzik dünyasında da duymayan kalmadı diyebilirim. Şu ana kadar hep çok iyi eleştiriler geliyor. Kitabın içeriğinin çok kolay anlaşılır olması, akılda kalıcı olması ve insanları zahmetten kurtarmak için benim CD’ye okumuş olmam çok iyi oldu.

Kitabın içeriği şöyle:

Klasik Müzik Ne Demek, Neden Klasik Müzik Dinleyelim, Klasik Müzik Neden Ruhun Gıdası, Klasik Müziği Nasıl Dinleyelim, Konsere Nasıl Hazırlanalım, Nelere Dikkat Edelim, En Çok Hangi Dönemin Müziğini Seviyorum, Konserleri Nasıl Bulalım, Nasıl Bilet Alalım, Kıyafet Seçimi, Konsere Ne Kadar Erken Gelelim, Konserlerde Yapmamamız Gereken Şeyler, Konserde Nerede Alkışlanır, Sanatçılarla Tanışma, Klasik Müziği Nerede ve Ne zaman Dinleyelim, Ne Dinleyelim, Ne Okuyalım, Konser Merkezleri.

SanatLog: Son olarak da “” adlı projenizden bahsetmek istiyorum. “Klasik Müzikle Tanıştır” adlı projenizi Sanatlog okurları için biraz açabilir misiniz?

Ozan Tunca: Bu konudaki eski tanıtım argümanlarını aynen aktarayım:

Klasik Müzikle Tanıştır!
Kitap Bağışlayın!

Her satın alınan kitapla beraber, aynı zamanda sesli kitap olan CD’sinden bir kopya Boyut Yayın Grubu tarafından Altı Nokta Körler Derneği’ne armağan edilecektir.

Konferans Vermek İçin Gönüllü Olun!

Doç. Dr. Ozan Tunca’nın hazırladığı “60 Dakikada Klasik Müzik” adlı konferansı sunmak için gönüllü olabilirisiniz.

Kitap Bağışla!
Bu Kitabın Amacı Nedir ve Hedef Kitlesi Kimdir?

Akıcı kısa cümleler ile teknik terimlerden uzak anlaşılması kolay bir dil ile yazılmış olan bu CD/Kitap okuyanlara klasik müzik dinlemek konusunda bilgi vermek, bu müzikten daha fazla zevk almalarını, daha iyi anlamalarını sağlamak için oluşturulmuştur.

Kitabın İçeriği Nedir?

Klasik Müzik Ne Demek, Neden Klasik Müzik Dinleyelim, Klasik Müzik Neden Ruhun Gıdası, Klasik Müziği Nasıl Dinleyelim, Konsere Nasıl Hazırlanalım, Nelere Dikkat Edelim, En Çok Hangi Dönemin Müziğini Seviyorum, Konserleri Nasıl Bulalım, Nasıl Bilet Alalım, Kıyafet Seçimi, Konsere Ne Kadar Erken Gelelim, Konserlerde Yapmamamız Gereken Şeyler, Konserde Nerede Alkışlanır, Sanatçılarla Tanışma, Klasik Müziği Nerede ve Ne zaman Dinleyelim, Ne Dinleyelim, Ne Okuyalım, Konser Merkezleri.

Kitabın İşleyişi

Kitabın okunması ve müzikal örneklerin CD’den dinlenmesi yaklaşık 60 dakika sürüyor. Kitabı okumak yerine yazarın sesinden dinlemek isterseniz kitabın eki olarak gelen CD’yi CD çalıcınıza takıp yine yaklaşık 60 dakika içerisinde dinleyebilirsiniz.

Kitabı Nasıl Bağışlayabilirisiniz?

Kitabı satın aldığınız anda Boyut Yayın Grubu’na telefon ederek sesli kitap olan CD’sinden bir kopyanın adınıza Altı Nokta Körler Derneği’ne armağan edilmesini isteyebilirsiniz. Bunun için ayrıca bir ücret ödemeyeceksiniz. Kitabı satın almak için. 0 212 444 53 53
http://www.boyut.com.tr/

Konferans Vermek İçin Gönüllü Olun!
Bu Konferansın Amacı Ne ve Hedef Kitlesi Kim?

Farklı alanlardaki İlköğretim, Lise ve Üniversite öğrencilerine klasik müzik dinlemek konusunda bilgi vermek, onların bu müzikten daha fazla zevk almalarını, daha iyi anlamalarını sağlamak için oluşturulmuştur.

Konferansın İçeriği Nedir?

Klasik Müzik Ne Demek, Neden Klasik Müzik Dinleyelim, Klasik Müzik Neden Ruhun Gıdası, Klasik Müziği Nasıl Dinleyelim, Konsere Nasıl Hazırlanalım, Nelere Dikkat Edelim, En Çok Hangi Dönemin Müziğini Seviyorum, Konserleri Nasıl Bulalım, Nasıl Bilet Alalım, Kıyafet Seçimi, Konsere Ne Kadar Erken Gelelim, Konserlerde Yapmamamız Gereken Şeyler, Konserde Nerede Alkışlanır, Sanatçılarla Tanışma, Klasik Müziği Nerede ve Ne zaman Dinleyelim.

Konferansın İşleyişi Nedir?

Yazılı metni yüksek sesle okurken metin üzerindeki direktiflere uyarak sunum ile fotoğraf göstermek ve CD çalardan örnekler dinletmek üzerine kurulu bir işleyişi vardır.Kimler Konferansı Sunabilir?

Orkestra Sanatçıları, Konservatuvar Öğretim Elemanları, Müzik Öğretmenleri, profesyonel müzik eğitimi ile uğraşan herkes aday olabilir. Konferansı sunmak için Doç. Dr. Ozan Tunca ile e-mail yoluyla yazışarak öngörüşme yapabilirsiniz. İleride Avrupa Birliği ya da bir vakıf yoluyla konferans sunumlarının ödemeye bağlanması da umulmaktadır. O zaman tecrübe kazanmış gönüllüler tercih edileceklerdir.

Konferansı Sunmak İçin Nelere İhtiyacım Var?

Konferans/dinletinin gerçekleşmesi için bir dizüstü bilgisayar (sadece bunu sizin sağlamanız gerekiyor), bilgisayar projektörü (sunumlarda kullanılanlardan -çoğu salonda bulunuyor) iki nota sehpası ya da kürsü, ses düzeni ya da hoparlörlü bir CD çalar. Konferans metni, sunum ve CD bizim tarafımızdan gönderilecektir.

Konferanslar Nerelerde Olacak?

Eğer bir Müzik Öğretmeni iseniz kendi okulunuzdan başlayarak diğer okullara da konuk olarak gitmek yoluyla konferansları gerçekleştirebilirsiniz. Konservatuvarda öğretim elemanı iseniz yine kendi konservatuvarınız ve bağlı bulunduğunuz üniversitenin diğer birimlerinden başlayarak diğer konservatuvarlara konuk olarak gitmek yoluyla konferansı gerçekleştirebilirisiniz. Eğer bağımsız bir müzisyen ya da emekli bir müzik eğitimcisiyseniz sizlere şehrinizde kontağa geçebileceğiniz Halk Eğitim Merkezleri, Vakıflar veya Belediyelere ait organizasyonlar hakkında bilgi verebiliriz.

Röportaj Soruları: & sinefil78 (Hakan Bilge)

Röportajı Gerçekleştiren: Melike Karagül

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »