SanatLog-Ozan Tunca Röportajı

Çellistanbul Viyolonsel Dörtlüsü’nün başarılı virtüözlerinden Doç. Dr. Ozan Tunca ile meslek yaşamı ve projeleri üzerine söyleştik. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyoruz… SanatLog

 

 

 

SanatLog: Efendim, öncelikle bizlere zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Sanatlog okuyucuları için kendinizden bahseder misiniz?

 

Ozan Tunca: Ben teşekkür ederim, benim için bir zevk. H.Ü. Ankara Devlet Konservatuvarı’ndan lisans diplomamı aldıktan sonra sırası ile Louisiana ve Florida Eyalet Üniversitelerinde Yüksek Lisans ve Doktora yaptım ve 2006 yılında da Türkiye’de Doçent unvanı aldım. Kanada’da bir Oda Müziği yarışmasında kuvartetim Alla Turca ile birincilik ödülüm var. Türkiye’de ve ABD’de bazı orkestralar eşliğinde solo konserler verdim. Halen İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir ve Adana’da sıklıkla konserlerim oluyor. Ayrıca Çellistanbul Viyolonsel Kuavarteti’nin de bir üyesi olarak çokça konser veriyorum. Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim üyesiyim.

 

SanatLog: Çellistanbul Viyolonsel Dörtlüsü’nün kuruluş amacı nedir?

 

Ozan Tunca: Dörtlü benim katılımımdan önce kuruldu. Ben ABD’den döndükten sonra beni davet ettiler aralarına. Açıkçası ilk günden beri çok büyük bir zevk duyarak çalışıyoruz. Amacımız büyük bir mutlulukla yaptığımız müziği çok insanla paylaşmak.

 

 

SanatLog: İçlerinde Uluslararası İstanbul Müzik Festivali, Uluslararası Eskişehir Müzik Festivali ve Uluslararası Kuzey Kıbrıs Müzik Festivali’nin de bulunduğu vermiş olduğunuz muhtelif konserlerde klasik müzikle ilgili olumlu-olumsuz nasıl tepkilerle karşılaştınız?

 

Ozan Tunca: Çellistanbul gerek üyelerinin yeteneği gerekse özenle seçtiği parçalar sayesinde klasik müzik dünyasında kısa sürede çok sevildi ve beğenildi. Son zamanlarda konserlerimizde tek koltuk boş kalmıyor. Grubumuzun konserleri ile ilgilenen sevenlerimizden sıklıkla internet ortamında ve sözlü olarak çok iyi tepkiler aldığımızı söyleyebilirim.

 

SanatLog: Plays Metallica By Four Cellos adlı 1996 yapımı debut albümleri ile Metallica’yı kendilerine has tarzlarıyla yorumlayarak ün yapan Apocalyptica gibi sizler de bir cover albüm yapmayı düşündünüz mü hiç?

 

Ozan Tunca: Düşünüyoruz. Açıkçası bir sponsor arayışı içindeyiz. Bizim repertuvarımız geniş bir yelpazeyi kapsıyor ancak hafif klasikler, tangolar üzerine biraz yoğunlaşmış olduğumuzu söyleyebilirim.

 

SanatLog: Türkiyede klasik müzik yeterince sindirilip dinleniyor mu? Bu alanda Türkiye’de yapılan çalışma ve etkinlikler ne derece yeterli; özellikle bu konserler taşraya, Anadolu’ya yeterince ulaşıyor mu?

 

Ozan Tunca: Cumhuriyet tarihinde özellikle orkestraların ve büyük müzisyenlerimizin çabaları ile konserler Anadolu’da pek çok şehre gitti. Konserleri daha iyi özümsemek ve ondan kültürel olarak beslenebilmek için sadece konsere gitmek yeterli olamayabiliyor. Belli bir alt yapı oluşması gerekiyor diye düşünüyorum. Çok uzun olmasa da klasik müzikle ilgili kısa bir bilgilenme süreci pek çok insanın konserlerden aldığı keyfi arttırabilir. Bu yolla onlara ulaştırdığımız konserlerden daha iyi verim alabilir ve bu hazineyi kalıcı biçimde hayatlarına geçirebilirler.

 

SanatLog: Klasik müzik tüketicilerinin sınıf farklılıklarına göre ayrıştığı doğru mudur? Üst kesim daha mı çok talep ediyor bu müziği sizce?

 

Ozan Tunca: Dün bir taksiye bindim, TRT’de kitabımı tanıtıcı bir programa gidiyordum. Taksi şoförüne klasik müzik hakkında ne düşündüğünü sordum. Bu müziği dinleyince çok huzurlu hissettiğini, sürekli bunu çalan bir radyo kanalı olup olmadığını sordu. “Ben ilkokul mezunuyum ama hep tartışma programları dinlerim, her gün dünyada ne oluyor takip ederim.” dedi. Diğer meslektaşlarının neden sıklıkla Arabesk dinlediklerini sorduğumda bunun bir “kültür” meselesi olduğunu söyledi. Benim tanıdığım pek çok yüksek eğitim almış kişiden daha ilgili ve duyarlı geldi bu yaklaşım. Yani kendisi ilkokul mezunu ama dünyadaki gelişmeleri takip ediyor, diğer insanların, çoğunlukla da tartışma programlarındaki bilirkişilerin düşüncelerini merak ediyor ve huzur bulabilmek için klasik müziği sürekli dinleyebileceği bir kanal arıyor kendine. Ben doğru biçimde tanıştırılabilirlerse, ihtiyaç duyduklarında bu müziğe kolaylıkla ulaşabildiklerinde ve bizlerden de güler yüz ve misafirperverlik gördüklerinde her kesimin bu müziği paylaşmak isteyeceğini düşünüyorum.

 

 

SanatLog: “Evde-Okulda-Arabada-Her Yerde 60 Dakikada Klasik Müzik” adlı kitabınızdan bahsetmek istiyorum. Yaklaşık 1 ay önce yayımlanan kitabınız beklediğiniz ilgiyi gördü mü?

 

Ozan Tunca: Kitap çok büyük bir ilgi gördü. Neredeyse her gün bir telefon geliyor basından ve müzik dünyasında da duymayan kalmadı diyebilirim. Şu ana kadar hep çok iyi eleştiriler geliyor. Kitabın içeriğinin çok kolay anlaşılır olması, akılda kalıcı olması ve insanları zahmetten kurtarmak için benim CD’ye okumuş olmam çok iyi oldu.

 

 

Kitabın içeriği şöyle:

 

Klasik Müzik Ne Demek, Neden Klasik Müzik Dinleyelim, Klasik Müzik Neden Ruhun Gıdası, Klasik Müziği Nasıl Dinleyelim, Konsere Nasıl Hazırlanalım, Nelere Dikkat Edelim, En Çok Hangi Dönemin Müziğini Seviyorum, Konserleri Nasıl Bulalım, Nasıl Bilet Alalım, Kıyafet Seçimi, Konsere Ne Kadar Erken Gelelim, Konserlerde Yapmamamız Gereken Şeyler, Konserde Nerede Alkışlanır, Sanatçılarla Tanışma, Klasik Müziği Nerede ve Ne zaman Dinleyelim, Ne Dinleyelim, Ne Okuyalım, Konser Merkezleri.

 

SanatLog: Son olarak da “Beni Klasik Müzikle Tanıştır” adlı projenizden bahsetmek istiyorum. “Klasik Müzikle Tanıştır” adlı projenizi Sanatlog okurları için biraz açabilir misiniz?

 

Ozan Tunca: Bu konudaki eski tanıtım argümanlarını aynen aktarayım:

 

Klasik Müzikle Tanıştır!
Kitap Bağışlayın!

 

Her satın alınan kitapla beraber, aynı zamanda sesli kitap olan CD’sinden bir kopya Boyut Yayın Grubu tarafından Altı Nokta Körler Derneği’ne armağan edilecektir.

 

Konferans Vermek İçin Gönüllü Olun!

 

Doç. Dr. Ozan Tunca’nın hazırladığı “60 Dakikada Klasik Müzik” adlı konferansı sunmak için gönüllü olabilirisiniz.

 

Kitap Bağışla!
Bu Kitabın Amacı Nedir ve Hedef Kitlesi Kimdir?

 

Akıcı kısa cümleler ile teknik terimlerden uzak anlaşılması kolay bir dil ile yazılmış olan bu CD/Kitap okuyanlara klasik müzik dinlemek konusunda bilgi vermek, bu müzikten daha fazla zevk almalarını, daha iyi anlamalarını sağlamak için oluşturulmuştur.

 

Kitabın İçeriği Nedir?

 

Klasik Müzik Ne Demek, Neden Klasik Müzik Dinleyelim, Klasik Müzik Neden Ruhun Gıdası, Klasik Müziği Nasıl Dinleyelim, Konsere Nasıl Hazırlanalım, Nelere Dikkat Edelim, En Çok Hangi Dönemin Müziğini Seviyorum, Konserleri Nasıl Bulalım, Nasıl Bilet Alalım, Kıyafet Seçimi, Konsere Ne Kadar Erken Gelelim, Konserlerde Yapmamamız Gereken Şeyler, Konserde Nerede Alkışlanır, Sanatçılarla Tanışma, Klasik Müziği Nerede ve Ne zaman Dinleyelim, Ne Dinleyelim, Ne Okuyalım, Konser Merkezleri.

 

Kitabın İşleyişi

 

Kitabın okunması ve müzikal örneklerin CD’den dinlenmesi yaklaşık 60 dakika sürüyor. Kitabı okumak yerine yazarın sesinden dinlemek isterseniz kitabın eki olarak gelen CD’yi CD çalıcınıza takıp yine yaklaşık 60 dakika içerisinde dinleyebilirsiniz.

 

Kitabı Nasıl Bağışlayabilirisiniz?

 

Kitabı satın aldığınız anda Boyut Yayın Grubu’na telefon ederek sesli kitap olan CD’sinden bir kopyanın adınıza Altı Nokta Körler Derneği’ne armağan edilmesini isteyebilirsiniz. Bunun için ayrıca bir ücret ödemeyeceksiniz. Kitabı satın almak için. 0 212 444 53 53
http://www.boyut.com.tr/

 

Konferans Vermek İçin Gönüllü Olun!
Bu Konferansın Amacı Ne ve Hedef Kitlesi Kim?

 

Farklı alanlardaki İlköğretim, Lise ve Üniversite öğrencilerine klasik müzik dinlemek konusunda bilgi vermek, onların bu müzikten daha fazla zevk almalarını, daha iyi anlamalarını sağlamak için oluşturulmuştur.

 

Konferansın İçeriği Nedir?

 

Klasik Müzik Ne Demek, Neden Klasik Müzik Dinleyelim, Klasik Müzik Neden Ruhun Gıdası, Klasik Müziği Nasıl Dinleyelim, Konsere Nasıl Hazırlanalım, Nelere Dikkat Edelim, En Çok Hangi Dönemin Müziğini Seviyorum, Konserleri Nasıl Bulalım, Nasıl Bilet Alalım, Kıyafet Seçimi, Konsere Ne Kadar Erken Gelelim, Konserlerde Yapmamamız Gereken Şeyler, Konserde Nerede Alkışlanır, Sanatçılarla Tanışma, Klasik Müziği Nerede ve Ne zaman Dinleyelim.

 

Konferansın İşleyişi Nedir?

 

Yazılı metni yüksek sesle okurken metin üzerindeki direktiflere uyarak sunum ile fotoğraf göstermek ve CD çalardan örnekler dinletmek üzerine kurulu bir işleyişi vardır.Kimler Konferansı Sunabilir?

 

Orkestra Sanatçıları, Konservatuvar Öğretim Elemanları, Müzik Öğretmenleri, profesyonel müzik eğitimi ile uğraşan herkes aday olabilir. Konferansı sunmak için Doç. Dr. Ozan Tunca ile e-mail yoluyla yazışarak öngörüşme yapabilirsiniz. İleride Avrupa Birliği ya da bir vakıf yoluyla konferans sunumlarının ödemeye bağlanması da umulmaktadır. O zaman tecrübe kazanmış gönüllüler tercih edileceklerdir.

 

Konferansı Sunmak İçin Nelere İhtiyacım Var?

 

Konferans/dinletinin gerçekleşmesi için bir dizüstü bilgisayar (sadece bunu sizin sağlamanız gerekiyor), bilgisayar projektörü (sunumlarda kullanılanlardan -çoğu salonda bulunuyor) iki nota sehpası ya da kürsü, ses düzeni ya da hoparlörlü bir CD çalar. Konferans metni, sunum ve CD bizim tarafımızdan gönderilecektir.

 

Konferanslar Nerelerde Olacak?

 

Eğer bir Müzik Öğretmeni iseniz kendi okulunuzdan başlayarak diğer okullara da konuk olarak gitmek yoluyla konferansları gerçekleştirebilirsiniz. Konservatuvarda öğretim elemanı iseniz yine kendi konservatuvarınız ve bağlı bulunduğunuz üniversitenin diğer birimlerinden başlayarak diğer konservatuvarlara konuk olarak gitmek yoluyla konferansı gerçekleştirebilirisiniz. Eğer bağımsız bir müzisyen ya da emekli bir müzik eğitimcisiyseniz sizlere şehrinizde kontağa geçebileceğiniz Halk Eğitim Merkezleri, Vakıflar veya Belediyelere ait organizasyonlar hakkında bilgi verebiliriz.

 

Röportaj Soruları: Melike Karagül & Hakan Bilge

Röportajı Gerçekleştiren: Melike Karagül

Bir “Klasik Müzik” Klasiği

Bir klasik olarak geliyor bana günümüzde klasik müzik üzerine yapılan eleştiriler… Toplumumuzda üvey evlat muamelesi gören ve dinleyici kitlesinin azınlıkta bulunduğu bu türde görünen tablo şudur ki, klasik müzik ve dinleyicisi üzerine yapılan ve güncelliğini koruyan eleştiriler artık klasikleşmiştir ve bir klasik müzik klasiği haline gelmiştir. Maalesef ki “klasik”tir; çünkü zamane hala bu türle ilgili önyargıları asimile edememiştir.

Belki burada bahsedeceklerim size basit gelecektir. Zira basittir bahsedeceklerim: Hepimizin bildiği ya da bilmek istemediği “ayrıntılar”dır. Benim ısrarla yaptığım ya da yapmak istediğim sadece bu ayrıntıları kodifike ederek yansıtmaktır. Haklı olaraktan sorabilirsiniz: “Klasik müziğin misyonerliğini mi yapıyorsun?” diye. “Evet, klasik müziğin misyonerliğini yapıyorum ve bundan büyük bir keyif alıyorum.” diyebilirim sizlere. Gerek politik gerek magazinel olaylarla meşgul edilen toplumumuzda farklı bir kulvarda (gereksiz algılanan) yazarak hizmet etmenin adı bu olsa gerek değil mi? Peki, bu konu hakkında profesyonel miyim? Tabii ki hayır… Herhangi bir sıfatla değil, duyarlı bir birey olarak hareket ediyorum sadece. Çünkü klasik müzik bir nüanstır sanatta benim için. Belki sanatın orijininde düşünmemdir müziği, klasik müziği… Bütün mesele bu sanırım…

Klasik müzik… Klasik müzik… “Cenaze Marşı” havası vererek insanları korkutan, kitlelere soğuk gelen, yığınları ürperten tınıların efendisi… Kasvetinin geldiği karanlık geçmişiyle tüyleri diken diken eden kompleks kilise müziği… Ne kadar ilginç değil mi bu tanımlamalar? (sadece küçük bir kısmı) İlginç olduğu kadar acı verici, feci birşey aslında. Bu bitmek bilmeyen önyargılar dogmalaştırılarak adeta bir leke gibi klasik müzik üzerine çullanmıştır. Bu önyargı ve küçümsemelerle, hor görmelerle gerek okul çevremde ve gerekse de özel yaşamımda o kadar çok karşılaştım ve karşılaşıyorum ki neden diye merak etmeden geçemeyeceğim. Eğer sizler benim durumumda değilseniz gerçekten çok şanslısınız diyebilirim. Çünkü çok zor gerçekten, bu tarz insanlarla ilişki kurmak. Bu eksende farklı bir bakış açısı sunmak isterseniz anlaşılmayacağınız durumlarla karşılaşırsınız örneğin. Ama bir hırs varsa içinizde ısrarla bir delik bulur ve çıkarsınız yüzeye.

Çevrenizdeki insanlar eğer esnekse rahatsınız demektir; ama değilse de bu sertliği törpülememek için eli kolu bağlı oturmak sabırsız bir insan için zor olsa gerek. Klasik müzikteki önyargılar sadece bir kesittir törpülenecek. Emin olun o kadar çok kesit var ki… İnsan ister istemez bir reaksiyon gösteriyor rahatsız olduklarına… Size bir örnek vermek istiyorum: Bir gün, sanırım beş altı sene önce, bulunduğum bir ortamda yerli yabancı pop, arabesk falan karışık çalıyorlardı. Damardan parçalar öncelikli tabii. Onlar damardan parçalar dinlerken benim damarıma basmışlardı doğal olarak ve bu sebeple yeri gelen bir muhabbet sırasında onlara bir deneyden bahsettim (ilginç bir ironiydi aslında benim için). Deney yurt dışında bir üniversitede, müzik türlerinin bitkilerin gelişimine etkisi üzerineydi:

İki farklı bitki grubundan birine arabesk, diğerine klasik müzik dinletilmiştir. Arabesk müzik dinletilen grup çabuk çürürken, klasik müzik dinletilen gruptan ise daha çok verim alınmıştır…

Bazı arkadaşlara cazip gelen bu örnek, diğerlerinin “Şimdi sen bize ot mu demek istiyorsun?” gibi absürd cevaplarıyla karşılaşmamı sağlamıştı. Düşünsenize, bir de ineklerin süt veriminden bahsetseydim, onlara hayvan demiş olacaktım. Mozart ile zekanın gelişiminden bahsetseydim, kendilerine embesil dediğimi sanarak büyük bir kaos ortamı yaratabilecektim. Nietzsche’den anlamayan biri ile onun “inancı” üzerine tartışmak kadar can sıkıcı bir durum. Bu ve buna benzer durumlarda ister istemez, direkt güler misin ağlar mısın moduna giriyorsunuz. Sonra anlıyorsunuz tabii… Sonuç olarak bu yaşadıklarınız, yazmak için kullandığınız malzeme oluyor. Yalnız bu noktada belirtmek isterim ki rencide etmek gibi bir amacım yoktur, saygı duyarım tercihlerine.

SanatLog’da yayımlanan şu ve şu yazılarımı hatırlamanızı isterim… Aslında anlatmak istediğim neydi biliyor musunuz? Klasik müziğin ister istemez, farkında olmadan hayatımızda olduğu, hayatımıza nüfuz etmesi üzerineydi. Bu yazımda ve başka yazılarımda da klasik müziğin varlığını aşılamaya devam edeceğim!

……………………………………….

Klasik müzik alanında gerçekten saygı duyduğum, değer verdiğim bir sanatçının, viyolonsel sanatçısı ve öğretim görevlisi Doç. Dr. Ozan Tunca’nın 60 Dakikada Klasik Müzik adlı kitabından ve hazırlamış olduğu “Beni Klasik Müzikle Tanıştır Projesi” hakkında söz ederek yazıma son vermek istiyorum.

60 Dakikada Klasik Müzik, günümüz koşullarında ilaç gibi bir eser diyebilirim sizlere. Klasik müziği tanımayanlara özel sunumlar yapan Tunca, bu eserinde klasik müzik hakkında anlaşılmayan, insanların önyargılarını kırmasını sağlayıcı birçok noktayı ele almış. Ayrıca klasik müziği neden dinlemeliyiz, dinlerken neleri fark etmeliyiz, hiç konsere gitmeyen birinin bileti nereden alacağından, konserin neresinde alkışlanacağı, konsere giderken nasıl giyinileceğine kadar daha birçok ayrıntı düşünülmüş, adeta klasik müziği oluşturan taşlar tekrardan işlenmiş. Bu kitapla birlikte içinde klasik müzik örnekleri olan bir CD de ekstra olarak veiliyor. Eğer bu kitabı satın alırsanız Altı Nokta Körler Vakfı’na bir CD bağışlamış oluyorsunuz.

Ozan Tunca’nın hazırladığı “Beni Klasik Müzikle Tanıştır Projesi” ise, vermiş olduğu konferansları Türkiye’nin başka kentlerinden (Burdur, Kayseri, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Ankara) gönüllülerle gerçekleştirmeyi planladığı bir proje. Ayrıntılı bilgi için: www.ozantunca.com adresine göz atabilirsiniz.

Yazan: Melike Karagül

Nietzsche’nin Müzik Üzerine Düşünceleri

Aralık 8, 2008 by  
Filed under İnceleme Kitapları, Kitabiyat, Manşet, Müzik, Metinler, Sanat

Bütün sanatlar içinde yapısı gereği, insan duyularını en çok avucu içine alan, fiziksel olarak insanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik.” —Pierre Lasserre—

Yazar Pierre Lasserre, bir dahi; ama düşünceleri karmaşık, felsefi görüşleri ve estetik duyarlılığı belli belirsiz; derinden derine birbirine karşıt, yapıları ve kaynakları hiç uyuşmayan bazı kuramları ve zevkleri olan Friedrich Nietzsche’nin düşünce dünyasının karmaşıklığını ve karanlık döneminin dâhiyane evresini ele almaktadır Nietzsche’nin Müzik Üzerine Düşünceleri adlı eserinde. Eserin asıl teması; Nietzsche’nin, “Tragedyanın Doğuşu”ndan “Richard Wagner Bayreuthta” kitabına değin uzanan düşünceleri ve ölümünden sonra bulunan, bu eserlerle ilgili, notlar perspektifinde Nietzsche’nin müzik üzerine olan görüşleridir.

Yazar, müzik üzerine ilk fikirleri evrenin metafizik-estetik bir anlayışına dayanan Nietzsche’nin savlarını, Arthur Schopenhauer – Richard Wagner – Eski Yunanlılar (özellikle Apollon – Dionysos) ekseninde ele almıştır. Eserde “…Yunan doğasının temelde müziğe dayalı bir doğa olduğunu, bunun uzun süre, önce Sokrates felsefesinin, sonra sonra Hıristiyanlık insancılığının içinde boğulduğunu, şimdi ise çağdaş müzikte ve özellikle Richard Wagner’de yeniden ortaya çıktığını, bütün bunların sonuncunda müzik yaratısı dürtüsü ve gereksiniminin dünyanın karamsarca algılanmasına bağlı olduğu…” kanıtlanan savların başında gelmektedir.

Karşılıklı beslendiğine inandığım “müzik ve felsefe”nin mükemmel uyumu, Lassserre’in “Nietzsche’nin Müzik Üzerine Düşünceleri” adlı bu eserinde ispatlanmıştır. Eserin arka kapağındaki yazı ise ilgi çekicidir:

“Nietzsche’nin düşünce evreninde müzik daima büyük bir yer tutar. Yazarlık yaşamının başlarında müziksel esini ve müzik heyecanını metafizik gerçekliklerin bir aracısı gibi almıştır. İnsan aklının gelişiminde ve insan ruhunun oluşumunda müziği daima ön planda tutmuştur. Müzik, o dönemde, onun düşün dünyasının neredeyse tümünü kapsıyordu. ‘Müziğin derinliklerinde doğmuş olanlar ve bu dünya ile ilişkileri temelde müzikle kurulmuş olanlar’ için yazıyordu denebilir.”

Eski Yunan’dan günümüze kadar birçok filozof az da olsa müzikle ilgilenmiştir. Platon, Aristoteles, Sokrates, Konfiçyus, Descartes, Leibniz, Hegel, Kant, Schopenhauer ve nihayet Nietzsche… gibi filozofların eserlerine baktığımızda az çok müzikle ilgilendikleri, hatta müzik teorilerine katkıları olduğu anlaşılır. Nietzsche’nin -kendisinin kendisiyle olan mücadelesinde- müzik anlayışı Richard Wagner’e olan ilgisinden anlaşılmaktadır. Schopenhouer-Wagner ekseninde geliştirmiş olduğu bu felsefesi, hayatının inişlerini ve çıkışlarını belirlemiş, aynı zamanda Nietzsche’nin çelişkili ruhsal durumunun felsefesine yansımasının tamamlayıcısı olmuştur diyebiliriz…

Nietzsche’yi anlamak gerçekten zordur. Bırakın müzik hakkındaki düşüncelerini, felsefesi hakkında da sağlam bir yorum yapamayız. Çünkü Nietzsche çelişkilerin adamıdır… Kendi yansımasında bile çelişki vardır. Bu eserde, Nietzsche’nin, Schopenhauer’in müzik kuramı ve müziksel esin başta olmak üzere, müzikli dramada müziğin mimik ve söz ile bağlarına paralel olarak opera hakkındaki eleştirileri, Wagner’e ve onun sanatına değgin karmaşık düşüncelerinin izini sürebilir, az da olsa bazı soru işaretleri hakkında ipuçları bulabilirsiniz…

Kitabın künyesi: Pierre Lasserre, Nietzsche’nin Müzik Üzerine Düşünceleri, çev: İlhan Usmanbaş, Pan yayıncılık - 2. basım: Haziran 1997

Yazan: Melike Karagül

« Önceki Sayfa