Hâr Edebiyat Dergisi: 11. Sayı

Hâr Edebiyat Dergisi’nin 11. Sayısı çıktı…

Dergide Arife Kalender, Arzu Kaya, Gökhan Arslan, Haydar Ergülen, Hakan Bilge,  İhsan Arı, Mazlum Çetinkaya, Nazmiye Kete Tepe, Taner Cindoruk, Zeliha Demirel gibi şair ve yazarların çalışmaları yer alıyor…

İÇİNDEKİLER

2 Sunu
4 Aşık Yaşar (Yaşar Kemal) / EZELİ DOĞANAY
10 Zamanın Farkında Bir Saray Saatçisi / NAZMİYE KETE TEPE
11 Yorumsuz Daktilo / ERKAN EZBİDERLİ
12 Anaların Doğasında Barış / ARİFE KALENDER
15 Sokaklara ve Sabahlara Dair / REFIQ POLAT
16 Gecede / EMEL DİNSEVEN
19 Emel Dinseven İle Söyleşi / ZELİHA DEMİREL
24 Bütün Kötülüklerin Anası / ÖZKAN KULA
25 Değişim Başlıyor Değişim İçin Yüz Bin Şair / ATİLLA YAŞRİN
26 Tuvalet Bilinci / ALİ ULUDAĞ
29 Narın Doruğuna Çıkar Beni / TANER CİNDORUK
30 Kameraları Çalıştırın, Bu Filmin Adı : ‘Vietnam.’ / HAKAN BİLGE
35 O ta Asya / ALİ TaŞ
36 Libendemayîna Çûkan / ÖZLEM ZELAL
39 Mor Ölüler / E. ERHUN KÖSE
40 Malatyalı Azzet Bibi; Tecde, Barguzu, Çırmıhtı Yollarında-1 /
SULTAN KILIÇ
42 âmâ ve lâl / TAN DOĞAN
43 Kara Kutu / ZELDA UZUNKAYA
45 Bu Seherde Gül Yaprağına Düşen Çiğlerle Düştün Hayal Aynama /
A. AYTEKİN EFENDİOĞLU
46 H.İ.Ç. / İHSAN ARI
48 Şiir Aşırı Çığlıktır / LÜTFİ DEMİR
49 İdeolojik Aygıt Olarak Popüler Sinema ve Türkiye Örneği /
YAVUZ ÖZER
52 Gidenler / MEHMET RAYMAN
53 Kapitalizmin Futbolu : Şike ve Medya / OSMAN BULUGİL
56 Hayat İçin / HÜSEYİN KORKMAZ
57 Mine Mine Malatya / ARZU KAYA
60 Çarşamba / MAZLUM ÇETİNKAYA
61 Har 10′un Düşündürdükleri / GÖKHAN ARSLAN


www.sanatlog.com

Değirmen Dergisi 26. Sayı, Dosya: Mekânlarımız

Değirmen Dergisi 26. Sayı Dosya: Mekânlarımız Sayısı Çıktı…

Yüz sayıda tükenmeyecek bir döngünün bereket öğüten “DEĞİRMENi”, birinci çeyreği tamamladı. İki ayda bir, yeni anlamların harmanına sizleri davet eden değirmen, tam da bu harman zamanında; düşüncelerimizin, inançlarımızın, duygularımızın, davranışlarımızın, kelimelerimizin, kavramlarımızın, kurumlarımızın, sosyolojimizin harman yeri olan “mekânlarımızı” merkeze alan yirmi altıncı sayısı ile okurlarının karşısına çıktı.

Aşkın mekân algısını güçlendirmek adına örnekliğin izlerini sürmeye, devşirdiği “yitik”lerle mekâna “güzellik” katma cesaretini artırma iradesi taşıyan, anlam gücüyle dönen Değirmen’in düşünce ve edep yüklü diğer çalışmalarla mekânlarımızı kuşatan atmosfer olması, sessiz sedasız düşüncelere de bir ivme katması için, paylaşmak istedik.

Mekânlarımız dosyasında yetkin kalemlerden çok özel yazılar bulacaksınız: Medeniyetin Mekânları/ Lütfi BERGEN, Şehir ve Felsefe/ Hakan POYRAZ, Tahmis Kahvehanesinde Tabakam Kaldı/ Reşit Güngör KALKAN, Şehir, İnsan ve Mekân/ Yusuf YAVUZYILMAZ
Medeniyetin Kenar Yeri: Köy/ Rüstem BUDAK, Keçe Çadırdan Konuta Yayladan Şehire Geçişte Görülen Değişimler/ Mustafa GENÇ, Cemevi ve İşlevleri/ İhsan ÜNLÜ, Hane-i Yetimden Bir Cılız Sesleniş/ Asiye YÜCEL.

Edebiyat yazıları ile; Tanpınar ve Yahya Kemal İstibdadı / Cafer GARİPER, Nurullah Ataç’ın Ölümü Ardından Peyami Safa’nın Milliyet’te Yazdıkları/ Said COŞAR ve Dil ve Hakikat İlişkisi/İsmail SÜPHANDAĞI’yı ilgiyle okuyacaksınız.

Feta ödüllerinin hikayesini; Menderes DAŞKIRAN, Mavi Marmara Gemisi Feta’nın ta Kendisi yazısıyla paylaşıyor.

Şiirleriyle; Miras/ İsmail KARAKURT, Beyaz Bir Güvercin Uçtuğu Zaman/ Bahaettin KARAKOÇ, Sen Geldin Yaz Mevsimi/ Mehmet ÖZDEMİR, Ülkem Bir Gülümse/ Mustafa UÇURUM, Persona Non Grata/ Süleyman UNUTMAZ, Balkon Misafiri/ Evliya ÇELİK, Ayrıntı Suları/ Yavuz ERTÜRK, Üsküdar’da/ Rasim DEMİRTAŞ, Karşı/ Murat SOYAK, Gemi/ Veli KARANFİL, Şehir/ Atıf Emre ÖZDEMİR ve Zamanın Suçu Ne/ Nihan IŞIKER, Can Körebe/ İbrahim AÇILAN

Denemesiyle; Akşamüstü Durağında Nükseden Yağmur/Aslan GÜLCE, Film tanıtımıyla; “Aydın” Çıkmazı/ Hakan BİLGE, hikâyesiyle; Cep/ Murat TAŞ dergiyi şereflendiriyorlar.

Kitap tanıtım ve eleştirileriyle; Mehmed Can Doğan, Şiir Arkeolojisi Kısası Enbiya, Kolları Bağlı Odysseus, Mitoloji ve Menkîbe/ Hüseyin Avni CİNOZOĞLU ve Cengiz Aytmatov’un Romanlarında Kadın Tesiri / Anne Tipine Genel Bir Bakış/ Buğra KIZILKAYA sizleri bekliyor.

DAĞITIM: Kültür Dergi Dağıtım ve NT Kitabevleri
e-posta: degirmendergi@gmail.com
İletişim Tel: 0505 647 03 25
Abonelik Bedeli: 30 TL
Hesap no:
Rüstem Budak Adına Posta Çeki: 533 94 08,
Türkiye Ziraat Bankası Öznur Yıldırım adına IBAN TR16 0001 0000 1956 5129 9250 01

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Koridor Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi’nin 19. Sayısı Çıktı…

Koridor Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi Temmuz-Ağustos, Sayı 19, 2011

İçindekiler:

Müslüm’den Çıktık Yola Pink Floyd’da Verdik Mola, Levent ÖZBEK
Durmak Yok, Yola Devam!, Volkan ŞENKAL
Edebî Bir Mekân Olarak Rüya, Elif DEMİRKAYA
Küreselleşme Ve Medyanın Yeni Yüzü: Küresel Medya, Nihal KOCABAY ŞENER
Algıdaki Pornografik Yanılgının İflası Üzerine, Nihat NUYAN
Lev Nikolayeviç Tolstoy: İvan İlyiç’in Ölümü, M. Hikmet LÜLECİ
Şiddetli Geçinebilirlik, Rahman YILDIZ
Tutup Kentimizi Kendimize Kurduk Biz De, Türker ÖZŞEKERLİ
Aşk ve Saplantının Doğası Üzerine, Hakan BİLGE
Ben Sinema Artisti Olmak İstiyorum, Irmak UNUTMAZBAŞ
İçimizi-Dışımızı Okuyan ve Yaşayan Bir Sıra Dışı Ressam: Lucian Michel Freud, Tan DOĞAN
Niels Hav: Seçme Şiirler, Çev: Murat ALPARMustafa Burak SEZER
Niels Hav ve Buradayız Üzerine, Mustafa Burak SEZER
Filmin Şiir Çekiminde Bir Gezinti: “Orada Olmayan Adam”, Hüseyin Köse ile Röportaj, Mazlum VESEK

Her İnsan Zavallılığını Bir Gölge Gibi Ardında Taşır, Murat KARA
Özgür Seçim, Lerone BENNETT - Çev.: Talip ESMER
Spinoza’nın Felsefi Sistemi, Ufuk AKKUŞ
Anomaliler Yoluyla Normalleşme: Üretilmiş İmgeler, Aşırılık Ve İçgüdüsel Dışavurum, Emine KÖSEOĞLU
Bir Ankara İkindisi, Kerim AKBAŞ
Vedaya El Vermek: Viveca, Ali ERBİL
Yağmur Cama Vuruyor, Özcan ÖZGÜN
Fiziksel Dizgeler, Yapılar Ve Özellikler, Erwin MARQUIT, Çev:. Osman GÜREL
-Lık, Pınar KOCABAY
Yağmalı Yollar İçin Asgari Hava Durumu, İrfan ÇİNAR
Marx Haklı Mıydı?, Terry EAGLETON - Çev.: Mehmet Mücahid ATİK
Beş Vakit Üzerine Bir Okuma, Eylem ŞEVİK
Girdap, Mehmet ATİK
Ulus Baker’i Anıyoruz, Özgür İPEK
Güneş Lekeleri, Sümeyye SAKARYA
Bir Müzik Kaşifinin (Delisinin) Günlüğü, Yasemin EREKE
Kent Meydanlarında ‘Şey’leşen Sanat… Fulya ÇALIŞKAN
Kitap tanıtımları, Öge Dirim TEZGELMİŞ

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Değirmen Dergisi’nin 25. Sayısı Çıktı…

Mayıs 18, 2011 by  
Filed under Deneme, Dergi & Fanzin, Duyurular, Edebiyat, Eleştiri, Makale, Sanat, Siir

Değirmen Dergisi’nin 25. sayısı baharın coşkusu, yenilenmişliği ve diriliğiyle beraber geldi…

Bu sayının dosya konusu: Kaynaklarımız. Kaynaklarımızın önemi her geçen gün bir kez daha ortaya çıkıyor. Eğer kaynaklarımızı layıkı veçhile kullanabilseydik ve anlayabilseydik bunlar bölgenin başına gelmeyecekti. Kaynakları tanıma ve onların değerini bihakkın verebilme, sürekli kaynayan bir coğrafyada daha bir önem arzetmektedir. Dosya yazılarında Rüstem Budak’ın Kaynakları Kullanma Klavuzu, Sebahattin Karakoç’un Uçurumun Kenarında, Mustafa Genç’in Gelenekli Türk Sanatlarının Kaynakları, Reşit Güngör Kalkan’ın Musikinin Son Silik Fotoğrafı; Tamburi Cemil Bey yazıları yer alıyor.

Şiirleriyle bu toprağın çoktan sesi olmuş Bahaettin Karakoç ile Şahan Çoker, Mehmet Özdemir, Evliya Çelik ve Xalide Efendiyeva’ı bulacaksınız.

Hikâyeleri ile Recep Şükrü Güngör ve Said Coşar aramızdalar.

Makalelerde; edebiyatımızın önemli kalemlerinden Necati Mert Genç Kalemler dergisinden aherketle dilimizde yaşanan değişimi anlattığı Yüz Yıllık Mesele, Şiirin dünyasını anlatan Kibar Ayaydın Şiirin Büyüsü, Leyla Yıldız Türk şiirinin önemli simalarından Necip Fazıl şiirlerindeki arayışını Bohem Çırpınışlarda Açan Bir Lotüs; Necip Fazıl, Cafer Gariper edebiyatın önemli eleştirmenlerinden Selahattin Hilav’ı tanıttığı yazılarıyla bulacaksınız.

Denemeleriyle; M. Nihat Malkoç medeniyetlerin buluşma noktası İstanbul’u anlattığı Boğaz’ın Mavi Sularıyla Söyleşen Şehir: İstanbul, kendine özgü diliyle Aslan Gülce’yi Bu,

İyi Bir Günmüş denemesiyle geliyor.
İyi okumalar…

Şiirler
Senin İçin/ Bahaettin KARAKOÇ
O Gelen/ Xalide EFENDİYEVA
Konak Meydanında Bir Eskici/ Şahan ÇOKER
Sessizliğin Çığlığı/ Mehmet ÖZDEMİR
Dalıp Götüren/ Evliya ÇELİK
Sustura/ Murat ÇELİK
Yanılgıdan Aşka Bir Yol…/ Mehmet ABDİRGAN
Çocuklar Uyanmadan/ Atıf Emre ÖZDEMİR
Otuz İki Gün Yüzü/ Cafer DOĞANAY

Dosya: Kaynaklarımız
Kaynakları Kullanma Klavuzu/ Rüstem BUDAK
Musikinin Son Silik Fotoğrafı; Tamburi Cemil Bey/ Reşit Güngör KALKAN
Gelenekli Türk Sanatlarının Kaynakları/ Mustafa GENÇ
Uçurumun Kenarında…/ Sebahattin KARAKOÇ
Bilginin Yeniden İnşası İçin Feta/ Menderes DAŞKIRAN
Modern Dünyada Sünnetin Aktüel Değeri/ Yusuf YAVUZYILMAZ

Makaleler:
Yüz Yıllık Mesele/ Necati MERT
Şiirin Büyüsü/ Kibar AYAYDIN
Selahattin Hilav’ı Okurken/ Cafer GARİPER
Bohem Çırpınışlarda Açan Bir Lotüs; Necip Fazıl/ Leyla YILDIZ
Türkçenin Sırları Hakkında/ Murat SOYAK

Denemeler:
Bu, İyi Bir Günmüş/ Aslan GÜLCE
Bahar Geldi/ Muaz ERGÜ
Boğaz’ın Mavi Sularıyla Söyleşen Şehir: İstanbul/ M. Nihat MALKOÇ
tAV uk bUDu/ Hüseyin YILMAZ

Hikayeler:
Aramızda Gökyüzü Vardı/ Recep Şükrü GÜNGÖR
Yol Birden Dile Geldi/ Asiye YÜCEL
Senail Bey/ Said COŞAR

Film:
Ölümcül Tuzak Ya da Hollywoodvari Tuzak/ Hakan BİLGE

Aforizmalar/ Oktay ÖZMAN

DAĞITIM: Kültür Dergi Dağıtım ve NT Kitabevleri
Web: www.degirmendergisi.com
e-posta: degirmendergi@gmail.com
İletişim Tel: 0505 647 03 25
Abonelik Bedeli: Kişilere 30 TL- Kurumlara 40 TL
Hesap no:
Rüstem Budak Adına Posta Çeki: 533 94 08,
Türkiye Ziraat Bankası Öznur Yıldırım adına IBAN TR16 0001 0000 1956 5129 9250 01
Yönetim Adresi:
Tığcılar Mah. Dönergeçit Sok. Altun İş Merkezi No:4 Daire:3 Adapazarı / Sakarya

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Karadayken Balığı Düşlemek: Ong’un Sözlü Kültür Tasviri

Hem sözlü kültürü yaşayan hem de yazılı kültürün sınırları içerisinde hapsolmuş günümüz insanının, sözlü kültür zamanını incelemesinde yapısal bazı sorunlar çıkabiliyor. Nitekim Ong Sözlü ve Yazılı Kültür adlı kitabının birinci bölümünde (Ong, 17) sözlü yazın / sözlü kültür adlandırmasında bu konuya değiniyor ve “tekerleksiz araba” (Ong, 25) örneğini vererek durumu açıklamaya çalışıyor. Hayatında hiç at görmemiş birine, atı “tekerleksiz araba” ile imlerseniz, karşınızdaki at ile ilgili bazı nitelikleri aklına getirebilir ama sonuçta “at” her ne değilse o olup çıkar. Aynı şekilde söze dayalı bir evreyi, o evrede hiç var olmayan “yazın” kelimesini katarak imlerseniz, göstergeniz yanlış yeri gösterecektir. Ancak sorun böylesi bir sakıncanın bilinip bilinmemesinde veya gözetilip gözetilmemesinde değil, bu sakıncadan kaçınılmanın mümkün olup olmadığıdır. Sonuçta karadayken balığı düşlemek, “kara” bakış açısıyla uygun bir tassavvur elde edebilir; fakat balığı “kara”da üretilmiş kavramlar üzerinden tasvir edip “balığın bakış açısını yakaladım” demek yanlış varsayımların ürünüdür. Örneğin kuru ve ıslak ikili zıtlığı üzerinden, balığın yüzeyinin “ıslak” olduğunu söylemek bizim için anlamlıdır; çünkü kendimiz suyun içine girdiğimizde hissedeceğimiz şeye ıslaklık diyoruz. Peki “balığın” dünyasını tasvir ederken ıslaklık kelimesini kullanmak ne kadar anlamlı olur? Balık için orası ıslak mıdır? Onun için kuru diye bir şey var mıdır ki ıslak diyelim?

Ong kitap boyunca “sözlü kültür” üzerine muhakemelerinde “yazılı kültür” ile doğrudan bağıntılı ya da yazılı kültürde mümkün olabilecek olguları kullandığını gözden kaçırıyor ve daha da önemlisi ilk önermelerini bu bağlam içinde kurarak tüm bir metni yazılı kültürden yapılan bir “bakışa” hapsetmiş oluyor. Esasen kitabı kurgularken böylesi bir sakıncayı okura dilin sözlü niteliğini açımlarken “Okuryazarlığın iddiacı tutumunu göz önünde tutarsak, sözlü gelenek ve edimleri, yazının bir değişkesine incelikli ama sabit bir biçimde indirgemeden ‘yazın’ kapsamına sokmak pek mümkün değildir” (25) diyerek bildiriyor.

Sözlü kültürün psikodinamiği kurgulanırken, yazarın ilk ve en önemli önermesi var olan bir gerçekliğe dayanıyor: “Ses ancak varlığını yitirirken işitilir” (47). İlk varsayım ise yazı kültürü öncesi insanların bizim şu an anladığımız şekilde bir “bellek” sahibi olduklarıdır. Bu varsayımdan hareketle, anımsama ile ilgili muhakemelerinde sözlü kültür insanın güç ve karmaşık bir soruna yüz önermelik bir cevap bulmuş olduğu farzı misalini verir (49). Halbuki bunu yapmak için dahi olmak gerekir! Böylesi bir önermeler bütününü ortaya çıkardıktan sonra aynı şekilde hatırlamak olası mıdır? Daha da önemlisi sözlü kültür insanının böylesi bir düşünme biçimi var mıdır? Diğer yandan “bilgi” bellekte midir yahut dilin kendisinde midir? Ong sürekli olarak “Belleğe Yönelim”, “Bellek Yükü” gibi kavramları kullanır. Halbuki “geçmişi anımsamaya yarayan bir bilgi deposu” olarak bellek yazın kültürü ile ortaya çıkar. Çünkü geçmişin deposunun olabilmesinin yolu, o depodakileri kontrol etme noktalarının olmasıdır. Bu da kayıt alma becerisi var ise mümkün olacaktır. Halbuki sözlü kültürde kayıt almak için gerekli herhangi bir şey(yazı vs.) yoktur.

Ong’un düşünce sistemindeki esas sorun yazın kültüründeki süreci tersine çevirerek ilk varsayımlarını kurmasıdır. Örneğin yazın kültüründeki anımsama işleminin aynısını alıp sözlü kültürde arar. Bunu yaparken (yani düşünüşünde yazın öncesine giderken), heybesinden “yazı”yı çıkarır, ancak “belleğe” dokunmaz. Zira belleğin insan var oldukça var olduğuna hükmetmiştir. Daha doğrusu “belleğe yönelimin” insanın temel bir özelliği olduğunu düşünür. Belleğe yönelim derken, Ong’un “Sözlü Gelenekten kaynaklanan düşünce ve anlatımın ayrıntılı özelliklerini” sıralarken öne sürdüğü özelliklerin kaynağına varsayımsal olarak “hatırlama zorunluluğunu” koymuş olmasından bahsediyorum (52). İlerlediği önermeler dizisi şöyle sıralanabilir: ses kaybolur, düşünce kaybolur, kaybolmaması için “çözümleme yerine kümeleme” (54), “bol tekrarlı ya da bereketli” (55), “tutucu” (57), “insan yaşamına yakın” (59) vs. gibi düşünce ve anlatım özellikleri olmalıdır. Genel olarak yaptığı şey, dilde hali hazırda görülen özellikleri öncel bir varsayımlar bütünü olan “ilkel insanın hatırlamak zorunda olduğu sabit karmaşık tümceler bütünü vardır” önermesine bağlar. Lakin ilkel insanın bizim anladığımız anlamda bir “geçmiş” kavramı var mıdır onu bile bilmiyoruz. Bize göre geçmiş farklı farklı yorumlansa da hayali olarak sabittir. Bu sabitlik düşüncesinin yazılı kültürümüzün bir sonucu olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Zira sabitliğini “kayıt altına” almakla var kılıyoruz. Kayıt altına alma ve kayıtları tekrar tekrar kontrol edebilmemizden ötürü de karmaşık tümceler bütünü kurmamız mümkün olabiliyor. Peki ya sözlü kültür? Onların geçmişi sabit mi? Ong kitabın farklı bölümlerinde bunun aksini söyleyen örnekler alıntılıyor (81-86).

Sözlü kültürün tekrar etme, kümeleme, kalıplar halinde söyleme gibi özellikleri, hatırlama dürtüsünden değil, dilin öğrenilmesinden kaynaklanıyor olabilir. Küçük bir bebek önce kelimeleri öğrenir. Kelime sayısı genelde 60’ı geçmez. Sonra iki sözcüklü döneme girer. Ancak üçsözcüklü dönem yoktur. “Çocuklar birdenbire çoksayılı öğeden oluşan tümceler kurmaya başlar (Huber, 100). Yani çocuk bir dönemden sonra tek başına kelimeleri değil kelimeler bütününü ezberler. Dili böylece belirli cümle yapılarını ezberleyerek öğrenmiş olurlar. Sonuçta bebek, özneyi, yüklemi ve cümlecikleri ayırt edip bunları ayrı ayrı ezberleyip birleştirmeyi değil, tümcenin kendisini öğrenip genelleştirir. Bu nedenledir ki her çocuğun, dildeki ayrıntıları görmezden geldiği bir dönemi vardır ve bu ayrıntıları tek tek düzeltmeyip bir anda düzeltir. Örneğin İngilizce öğrenen çocukların tümü bir dönem “held” demek yerine “holded” der. Zira ezberlediği cümle kalıbı öyledir. İstediğiniz kadar ona doğrusunu öğretin, o, “holded” demeye devam edecektir. Zira cümle bir bütün olarak öğrenilir. Cümlenin herhangi bir yerine müdahale edemezsiniz. Bir müddet sonra, bir anda, “holded” demekten vazgeçip “held” demeye başlar. Sadece “holded” kısmını değiştirmemiştir. İçinde “holded” geçen cümleleri ezberlemiştir. (Bu konuda ayrıntı için bkz. Rathus, Spencer A. Childhood voyages in development. USA: Wadstworth, 2009 s. 190-200) Aslında Ong’un bahsettiği tüm özellikler, dili öğrenme biçimiyle ilgilidir. Dil öyle öğrenildiği için de “sözlü kültür”de öyle konuşulur. Geçmiş zaman kipi ise, geçmişe değil şimdiki zamanın dildeki geçmişine dilsel bir göndermedir.

İyi konuşan kişi dilin içindeki sayısız dizgeyi ezberinde tuttuğu için değil, dili iyi bildiği için iyi konuşuyordur. Ong dilin kayıt altına alındığı yeni “medium”lardan bahsederken, bireyin dışarıda duran bilgiyi “belleğinde” tutma çabasından bahseder (Ong, 143). Bu çabanın yazı öncesine ait olduğuna öyle bir inanır ki kullanılan yöntemlerde sözlü kültür etkisi arar. Halbuki bu çaba bilginin mekan değiştirmesinden doğmuştur. Bireyin “bilgiyi” alabileceği dış bir mekan olmadığı sürece, “belleğe yönelim” diye bir şey olması mümkün değildir. Yani dışarıda bir yerde bilgi deposu olmalıdır ki, içeride bir yerdeki belleğe bilgi akışı var olabilsin. Böylece belleğe aktarım(hatırlama zorunluluğu) gibi bir eylem de mümkün olabilsin. Bunun abartılı örneklerini ortaçağdaki “belleği kuvvetlendirme” metotlarında görebiliriz. ( Ayrıntılı bilgi için bilginin saklandığı mekanları inceleyen kitaplar okunabilir. Örnek için Ali Artun’un Müze ve Modernlik Tarih Sahneleri - Sanat Müzeleri 1 adlı kitabının ilgili bölümleri okunabilir.)

Bilginin belleğe yönelimi yazılı kültürde var olmuşken ve dilin öğrenilmesi sürecinde sözlü dilin psikodinamikleri hasıl iken, Ong’un yaratımında “yazarın kendi metnine” hapsolduğu gerçeğini bulabiliriz. Bu hapsolma, genel bir düşünce sistematiğinin sonucudur. Bu sistematik, Ong’un açıklamasız bir biçimde kullandığı bazı literatür temelli kelimelerde bulunabilir. Örneğin “bilinçdışı” sözcüğü hiçbir yere gönderme yapılmadan kitabın farklı yerlerinde kullanılmıştır (Ong, 19, 23, 38, 39, 101, 102, 156, 173, 177, 178, 191). Ong’un bahsettiği bilinçdışı hangisidir? Freud, Jung, Lacan, Deleuze, farklı bilinçdışı tanımlarını verirler. Diğer yandan psikoanalitiğin, “bilinç vardır, ve bilinci belirler” temel varsayımının 19. yüzyıl modernist dönemin gözlemlerinden oluştuğu bilinen bir gerçekliktir. Genel olarak psikoanalitik kuramın evrensel mi yoksa yerel bir şey mi olduğu hala tartışma konusuyken ve kuram üçüncü dünya ülkelerine uygulandığında postkoloniyal eleştirilere maruz kalırken Ong’un “bilinçdışı” kavramını hiçbir açıklama yapmadan sözlü kültüre uygulaması (19, 23, 38, 39) tartışılmalıdır. Bu tartışma bizi yazarın sözlü kültürü incelerken, yaşadığı dilin sınırlarından çıkamamış olduğunu gösterecektir.

Hasılı, Ong Kurgusökümün belirttiği sakıncalardan kurtulmaya çalışırken ve Derrida’yı bazı konularda yanlışlarken (94, 96, 153, 194, 200), kendi yarattığı kitapla Derrida’nın temel düşüncelerini gerçekler. Metin gerçekliğe gönderme yapamaz, gerçek diye adlandırılanı imler. (Derrida’nın metin kavramı için bkz. Lucy, Niall. Derrida Dictionary. Oxford: Blacwell Publishing, 2004. s. 142-144) Metin, metin ile sınırlıdır. Kendisinden başka şeyi gerçekleyemez.

Kaynakça

Artun, Ali. Müze ve Modernlik Tarih Sahneleri - Sanat Müzeleri 1. İstanbul: İletişim yayınları, 2006

Huber, Emel. Dilbilime Giriş. İstanbul: Multilingual yabancı dil yayınları, 2008

Lucy, Niall. Derrida Dictionary. Oxford: Blacwell Publishing, 2004

Ong, Walter. Sözlü ve Yazılı Kültür Sözün Teknolojileşmesi. İstanbul: Metis, 2010.

Rathus, Spencer A. Childhood voyages in development. USA: Wadstworth, 2009

Emin Saydut

eminsaydut@sanatlog.com

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »