2009 Blog Ödülleri Sonuçları: SanatLog.com, Kategorisinde 3. Oldu!

Nisan 30, 2009 by  
Filed under Duyurular, Manşet, Sanat, Sanatsal Etkinlikler

2009 Blog ÖdülleriSanatLog.com, 2009 Blog Ödülleri’nde, yarıştığı Efes Pilsen Kültür-Sanat Blogları Kategorisi’nde 3. oldu.

Başta özgün yazılarıyla bu sitenin isminin duyulmasını sağlayan SanatLog yazarlarına, ödül süreci boyunca canlı haberleriyle şahsıma argümanlar ulaştıran saygıdeğer dostum Özer Wrzl‘a, salt sitedeki yazıları okumayıp ve aynı zamanda yorumlarıyla da destek olan okuyucularımıza ve de destekleyen diğer dostlara teşekkür ediyoruz.

(Asıl yorumumu aşağıda yorum kısmına yapacağım için burada kesiyorum.)

Tam liste ve ilk üçe girenler şöyle sıralanıyor:

Coca-Cola Aile Blogları Kategorisi
1. www.aliozdil.blogspot.com
2. www.babaolmak.com
 3. www.savascocuklari.com

ntvmsnbc Haber-Gündem Blogları Kategorisi
1. www.yazburaya.com
2. www.turkiyevehayatadair.blogspot.com
 3. www.kursatsenturk.com

Binrota Hobi Blogları Kategorisi
1. www.geziyorum.net
2. www.gezipgorduk.com
 3. www.misssgibi.com

İş Dünyası Blogları Kategorisi
1. www.chatterboxtr.com
2. www.designyoursummer.blogspot.com
 3. www.cingunlugu.com

Kadın Blogları Kategorisi
1. www.devletsah.com
2. www.yelizindunyasi.com
 3. www.kadinlar.net

Letoonia Resorts Kişisel Bloglar Kategorisi
1. www.yicit.com
2. www.gurkankalkanweblog.blogspot.com
 3. www.blogdevri.com

Efes Pilsen Kültür-Sanat Blogları Kategorisi
1. www.maddebagimlisi.com
2. www.gunesintamicinde.com
3. www.sanatlog.com

Peugeot Otomobil Blogları Kategorisi
1. www.carluvr.com
2. www.otomot.net
 3. www.arabadelisi.blogspot.com

Project House Reklam-Pazarlama Blogları Kategorisi
1. www.hergunkampanya.com
2. www.elmaaltshift.com
 3. www.kreativme.com

TTNET Teknoloji Blogları Kategorisi
1. www.yakuter.com
2. www.apostylee.com
 3. www.ogren.tv

Ülker Spor Blogları Kategorisi
1. www.footballiswar.com
2. www.fenerlig.blogcu.com
 3. www.eskrimaktuel.com

Topluluk Blogları Kategorisi
1. www.fasulyeden.com
2. www.bobiler.org
 3. www.mtv.com.tr/anime

Tefal Yemek Blogları Kategorisi
1. www.tarifiyemek.com
2. www.nefisyemektarifleri.com
 3. www.hafiftarif.com

Microsoft Windows Live Spaces Blogları Kategorisi
1. gamzetuysuz.spaces.live.com
2. leothemaster.spaces.live.com
 3. elifingunlugu.spaces.live.com

Daha ayrıntılı bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz.

Hakan Bilge 

hakanbilge@sanatlog.com 

SanatLog-Canan Elçioğlu Röportajı

Mimar Sinan Üniversitesi Resim bölümü mezunu Canan Elçioğlu, Vatikan müzesini gezerken gördüğü bir duvar halısıyla Pablo Picasso’nun savaş ve faşizm karşıtı ünlü kübist resmi Guernica arasında benzerlikler fark etti. Bu keşfin ardından “Picasso’nun Guernica Resminin Sanatsal Kaynakları” adlı tezi imzalayan Elçioğlu’nun resim sanatına katkısı -özellikle ülkemiz açısından- çok büyük diyebilirim… Kendisinin bu çalışmasının yurtdışına göre ülkemizde az ilgi görmesi ise bu konu ile daha çok ilgilenmemi sağladı. Bu sebeple, resim alanında en son yayımlanan Picasso’nun Guernica’sı adlı yazımdan sonra açıkçası Canan Hanım’a ulaşmayı çok istedim. Onunla bu söyleşiyi gerçekleştirdiğim için minnettarım ve kendisine çok teşekkür ediyorum. —Melike Karagül—

SanatLog: Sanatlog okurları için kendinizden bahseder misiniz?
Canan Elçioğlu: İnsanların hayatında önemsiz gibi görünen bir olay, bazen önemli sonuçlara yol açabiliyor. Öğretmen olan annem, önceden okuma yazma öğrenilmesine ve bilerek okula gidip de çocuğun kendini diğerlerinden üstün hissetmesine karşıydı; ama okul öncesi beni, Doğan Kardeş dergisine abone etmişler, belki bunun verdiği istek ve tabii derginin de çekiciliği sayesinde okumak benim için en zevkli eylem haline geldi. Bu da her şeyin başlangıcı oldu denebilir! Sonra lisede, çok sevdiğim resim hocamın yönlendirmesi ile, o zamanki adıyla, Güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümüne, yani şimdiki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne girdim…

SanatLog: Sizi Picasso’ya çeken nedir ve ona olan ilginiz tam olarak ne zaman başladı?
Canan Elçioğlu: Picasso’ya olan ilgim ona karşı hissettiğim şaşkınlık ile başladı denebilir. İlla sempati ile başlamaz ki her ilişki! Çocukken onu acayip, hatta itici bulduğumu hatırlıyorum ama aynı zamanda içimde soru işaretleri yarattığını ve nedir bu adamın yaptıkları diye merak edip ona daha fazla baktığımı da hatırlıyorum. Galiba o zamanlar etrafta hep empresyonist ressamların resimleri dolaşıyordu ve resim diye en çok onları gördük ve şartlandık; neredeyse sanat budur zannetmek gibi bir gaflete düşecektik, ortaokul, lise yıllarında demek istiyorum. Sonra güzel bir şey oldu, İstanbul’a, bir Fransız Sanatı sergisi geldi, O zamanlar açık olan İstanbul Resim Heykel Müzesi’ndeydi bu sergi ve orada ilk defa gerçek bir Picasso resmi ile karşılaştım ve çarpıldığımı çok iyi hatırlıyorum. O resim büyükçe bir natürmorttu ve beni içine çekiverdi, başka resimlere pek bakamadım, yani diğerleri önemini kaybetti. Bana bu tesiri nasıl yaptığını daha çözemedim ama o gün bu gün hala aşkım devam ediyor. Kendisinin bu ilgiden haberi yok tabii, tanışmak gibi bir şansım da olmadı ama gene de onu iyi tanıdığımı sanıyorum.

SanatLog: Özellikle siyasi ve sosyal, uluslararası konjonktürde, Picasso’nun eserlerinin kendi döneminde ve günümüzde nasıl bir etki bıraktığını kendi açınızdan nasıl değerlendirirsiniz?
Canan Elçioğlu: Bu soru o kadar geniş kapsamlı ki, bir tez konusu olabilir, hatta birden fazla kitap çıkar bu sorudan. Picasso’nun bir sözü var, diyor ki: “Her zaman olduğu gibi şimdi de inanıyorum ki; manevi değerler ile yaşayan ve çalışan bir sanatçı, insanlığın ve medeniyetin en üstün değerleri tehlikeye düşerse buna kayıtsız kalamaz ve kalmamalıdır.” 1930’lu yıllara kadar Picasso, politik tarafı hiç yok gibi gözükse de, yukarıda söylediği söze göre insanlığın ve medeniyetin değerleri tehlikeye düşerse buna kayıtsız kalmayacağını açıkça belirtiyor. Gençlik resimlerinden de (mavi devri veya pembe devri) gördüğümüz gibi, çok duyarlı bir kişilik, ayrıca çok da sosyal bir yaşantı içinde her zaman, yani dünyadan haberdar. Buna kuvvetli bir bellek ve bilinç de eklenince, tabii ki politik olaylara karşı duyarsız kalmayacaktır. Olağanüstü durumlar her zaman sanatçıya zemin hazırlar. 1936–1937 yıllarında İspanya’dan gelen haberler o kadar trajiktir, memleketi o kadar kötü günler geçirmektedir ki, uzaktan duyduklarına son noktayı 26 Nisan 1937’de Guernica kasabasının, General Franco’nun rızası ile Alman Hava Kuvvetleri tarafından bombalanıp suçsuz halkın öldürülmesi haberi eklenince bardak taşar, tepkisiz kalması imkânsızdır artık, içindeki birikim sel olup akar ve Guernica resmi böylece oluşur. Guernica hem politik bir resimdir hem de sembollerle konuştuğu ilk resimdir denebilir. Resim o gün bu gündür hem savaşa karşı, hem haksızlıklara karşı, hem de faşizme karşı, bombalardan çok daha etkileyici bir silah olarak işlevini sürdürmektedir.

SanatLog: Öncelikle, bilirkişi olarak sizden ricam, Guernica’nın kompozisyonunu bizim için yorumlar mısınız?
Canan Elçioğlu: Guernica modern görünümünün altında, son derece klasik yapıda bir kompozisyona sahip, üç ana bölümden oluşuyor ama bu üçlü ayrı değil de iç içe geçmiş bir halde ve ilk bakışta üçgen bir kompozisyon görüyoruz. Veya resmin en önemli bölümü geniş tabanlı bir üçgenin içinde demek daha doğru. Bu siyah-beyaz ve grilerden oluşan resmin tansiyonu çok yüksek, yani resmin içinde bir titreşim var, bu da yalnız konusundan değil, sanatçının bilerek ve isteyerek yaptığı bu komposizyondan oluşuyor. Picasso’nun kendisi de zaten, benim resmim can acıtır diyor! Bu modern görünümünün altındaki klasik kompozisyonu ile Guernica çok sağlam bir resim.

SanatLog: Herkesin merak ettiği, sanat tarihini değiştiren ve uzmanları ikiye bölen Picasso’nun Guernica’sındaki keşfiniz… “Masumların Öldürülmesi” adlı halı ile Picasso’nun Guernica’sı arasındaki benzerliği fark ettiğiniz ânı bizim için tekrar paylaşabilir misiniz?
Canan Elçioğlu: Eşimle gittiğimiz bir Roma seyahati sırasında, tabii ilk işimiz Vatikan Müzesini görmekti, biz de öyle yaptık. Sistine Chapel’a giden koridorda (halı galerisi) kalabalığın içinde zar zor yürürken, duvarda sıra ile asılı büyük halılardan biri dikkatimi çekiverdi. “Guernica gibi”, dediğimi hatırlıyorum. Eşim de ne alaka diye bir baktı haklı olarak, çünkü 16. yy’dan kalma büyük, klasik halılardı hepsi ama ben kompozisyonu benzettim; hatta aynı buldum denebilir, hâlâ da öyle düşünüyorum ve her gün daha çok inanıyorum ki bu halıyı Picasso, Guernica resmine, hem konu, hem de kompozisyonu olarak örnek almıştır.

SanatLog: Bu iki eser arasındaki benzerliğe geçmeden önce Picasso’nun Guernica’yı yaparken etkilendiğini düşündüğünüz bu halının geçmişinden bahseder misiniz?
Canan Elçioğlu: Vatikan Müzesi’ndeki, Masumların Öldürülmesi isimli büyük halı (574×365 cm) 16. yy’da Raphael okulunun öğrencileri tarafından çizilen kartonların, Brüksel’de Pieter Van Aeist atölyesinde mükemmel bir şekilde dokunup Roma’ya gönderilmesi ile ancak 1531 yılından sonra Vatikan’da sergilenmişler. Hepsinin konusu İncil’den, İsa Peygamberin hayatından sahneler olan bu büyük halılar gerçekten mükemmel. Müzede, halıların ne zaman sipariş edildiği ve bu güçlü desenlerin kimin tarafından çizilmiş olduğu konusunda kesin cevaplar vermektense, tahminen Raphael öğrencilerinden Giulio Romano tarafından çizilmiş olabilir deniyor. Sipariş tarihi de kesin olmamakla beraber, 1 Mayıs 1519 tahmin edilmekte, eğer bu tarih doğru ise Raphael hayattadır ve ona sipariş edilmiştir; fakat Raphael’in 1520 ilkbaharında ölümü ile başlanması biraz zaman almış ve ancak dört sene kadar sonra başlanabilmiştir. Brüksel’e sipariş edilen ve dokunan halılar aslında 12 adet olmasına rağmen, günümüzde 9 tanesi Vatikan’da bulunmaktadır.

SanatLog: Sizden ricam bu iki eser arasındaki benzerliği ve hangi noktada farklılıklar gösterdiğini bizim için açıklayabilir misiniz?
Canan Elçioğlu: En başta söylenmesi gereken, bu iki eserin fiziksel benzerliklerinden önce, ruhen bir benzerlik de taşıdığı, yani benim görüşüm bu tabii, başka bilirkişiler bunu paylaşmayabilir ama ben işlenen konuyu da aynı buluyorum ve yüksek tansiyonlarını da iki eser arasındaki ortak nokta olarak görüyorum. Mesela ilk bakışta, ortadaki ışıklı üçgeni her iki resimde de görürüz ve halıdaki insan figürleri adeta bir kumaş dokur gibi iç içe geçmiştir; ama gözü yormaz, bakanı kaçırmaz, tam tersi bizi çeken ve rahatça baktıran kompozisyonlar her ikisi de. Halıda tam on dört figür bulunmakta ama bunlar öyle bir yerleştirilmiş ki, gözü yormuyor, sahne rahatça görülmekte. Guernica’da ise daha az figür var ama hareketlilik bize sahneyi kalabalık gibi gösteriyor. Bu iki resim arasındaki benzerlikler; halıda orta ve üstteki saçı tutan askerin kolu, Guernica’da lambayı tutan kol olmuş. Kolun altındaki saçları uçuşan kadın profilini, Picasso aynı yere, aynı dehşet ifadesi ile koymuş bulunuyor. Halıda solda, kucağındaki çocuğu kurtarmaya çalışan kadın, Guernica’da da solda boğanın altında yalvarmakta. O kadının altında yatan askerin bıçağı tutan kolu, halıda da soldaki askerin bıçak tutan koluna benziyor. Bu misaller daha çok var, diğer kadın figürlerine de dikkatli bakılırsa, benzerlikleri açıkca görülür. Bu kadar çok sayıda paralellik tesadüf olamaz sanıyorum. Ama tabiidir ki, bu iki eseri yan yana koyunca, aralarındaki dört yüz senelik zaman ve tarz farkı, bize ilk bakışta çok fark varmış gibi gelebilir; ama biraz dikkat bilmeceyi çözmeye kâfi gelecektir.

Masumların Öldürülmesi

Guernica

SanatLog: Bu önemli keşfiniz ABD’deki ve Avrupa’daki sanat çevrelerinde nasıl bir etki uyandırdı ve ABD’de yankı uyandırdığı kadar Türkiye’de nasıl karşılandı?
Canan Elçioğlu: İnandığım bu tezin ABD’de yayınlanması için pek de uğraşmadım doğrusu. Türkiye’de ilk defa “Türkiye’de Sanat” dergisinde yayınlanmıştı. New-York Times gazetesinin o zamanki Orta-Doğu sorumlusu olan Stephan Kinzer bunu gazetesine haber yapmayı teklif etti ve ben de gidip NYT ile görüştüm. Bana pek güvenmediler, belki de kendi bilgilerine güvenmemiş olabilirler. Böyle bir iddianın sorumluluğunu alamayız gibi bir şey söylendi zaten, orada iki Picasso uzmanına sorup ondan sonra yayınlarız dediler. Onlardan ilki olan Robert Rosenblum hemen reddetti, yok öyle şey dedi ve ikinci uzmanın (John Richardson) kabulu de işe yaramadı, belki de iyi oldu böylesi. Türkiye’de ise Hürriyet gazetesi geçen sene bastı, biraz ilgi gördü ama bir yorum yapan olmadı maalesef, fakat bu ayın başında “Der Standart” isimli Viyana’nın saygı duyduğum bir gazetesinde basıldı ve ilgilenenler oldu, en hoşuma giden tarafı, enteresan yorumlar yapıldı, bakalım nereye kadar!

SanatLog: Bu keşif hayatınızın dönüm noktası olsa gerek, bu dönemden sonra yaşamınızda ne gibi değişiklikler oldu acaba?
Canan Elçioğlu: Hiçbir değişiklik olmadı sanıyorum ama kafanızı devamlı meşgul eden bir konunuz varsa eğer, ufak dertler siliniyor, hayat daha temizlenmiş gibi, mutluluk bu olmalı diye düşünüyorum. Picasso’nun sözüdür: “Sanat, hayatın tozunu alır.” demiş. Doğrudur.

SanatLog: Bu konu üzerindeki “Picasso’nun Guernica Resminin Sanatsal Kaynakları” adlı tezinizden ve üzerinde çalıştığınız kitabınızdan kısaca bahsedebilir misiniz?
Canan Elçioğlu: Bu konuya sahip çıkabilmek veya daha derinlere inebilmek için doktora tezimi kendi üniversitem olan Mimar Sinan Üniversitesi’nde yaptım ve 2005 yılında tamamlandı. Tez hocam Prof. Dr. Kemal İskender’in yönlendirmelerinin de çok katkısı oldu tezin gelişmesine. Gerekli kitapları o da bana söyledi. Bizde bu konuda yayınlar yok denecek kadar az, yurt dışında kütüphanelere giderek ve kitaplar ısmarlayarak çalışabildim. Bu konuda yeni ulaştığım bilgilerle beraber tezimi bir kitap haline getirmek için çalışıyorum ama yeni yeni açılımları olan bu konu beni daha çok meşgul edeceğe benziyor.

SanatLog: Avrupa’daki sanat tarihçilerinin bu benzerliği fark edememeleri ilginç olsa gerek, acaba birtakım çevrelerden çekinmiş olabilirler mi ya da Picasso ile özdeşleşen bu eserin büyüsüne dokunmak istememişler midir?
Canan Elçioğlu: Hayır çekinmiş olamazlar, Batılı aydın doğru bildiğini saklamaz, söyler, daha şimdilik onlar bu bilgiye ulaşmamışlar; yoksa Picasso kadar, özel hayatı hallaç pamuğu gibi atılmış bir sanatçı daha bilemiyorum. Bir kitaplığa gidiyorum, bakıyorum 1700’den fazla Picasso kitabı var, bir diğeri bakıyorum daha fazla, inanılmaz. Bu resim bir tabu olmuş denebilir ama Picasso’nun kendi sözü var, “Kötü ressam taklit eder, iyi ressamlar çalar.” demiş, buyurun bakalım! Zaten “Ben sadece kendimi tekrar etmem, kendimi örnek almam; ama başkalarından alırım” da diyor. Çok kuvvetli bir kişilik.

SanatLog: Tarihin en etkileyici politik eserlerinden biri olan Guernica, uluslararası karar alma mekanizmalarında bile etkili olmuştur ve olmaktadır. Örneğin 5 Şubat 2003 yılında, New York’ta bulunan Birleşmiş Milletler binasının Güvenlik Konseyi odasında ABD’nin Irak savaşına ilişkin basına demeç verirken tablonun goblen kopyasının üstünü kapatmaları trajikomik bir hadise olsa gerek. Ayrıca 2005’te İstanbul’da Sakıp Sabancı Müzesi’nde gerçekleşen Picasso sergisine Guernica’nın gelmemesini de ekleyebiliriz. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?
Canan Elçioğlu: Evet, bu olay dünyamızın halini açıkça göstermekte, talihsiz bir olay gibi görünse de, Guernica savaş karşıtı işlevine devam etmiş oldu. Irak savaşını meşrulaştırmak üzere yapılacak konuşmada bu resmi örtmek gerek diye düşünüldü, demek ki tehlike fark edildi yani Guernica hâlâ canlı ve işine devam etmekte. Bu sadece gazetelere haber olmadı, bazı kitaplara da geçti. Bizde bir laf vardır: “Şerdir, hayır olur; hayırdır, şer olur.” diye. Tam da öyle oldu, ters tepti yani!

Guernica - 1937

SanatLog: Özellikle merak ettiğim bir konu var: Bildiğim kadarıyla Picasso sanatını siyasetten uzak tutmak istemiştir; ama başaramamıştır. Picasso’nun ilk gençlik yılları, Barselona günleri ile son yıllarını karşılaştırırsak, bu durumun sanatına nasıl yansıdığını değerlendirebilir misiniz?
Canan Elçioğlu: Picasso her türlü insanlık dramına karşı tepkisini, yukarıda yazdığım sözü ile kendisi cevaplamış oluyor zaten, gerektiği anda tavrını koymaya hazır ve koyuyor. Barselona’daki ilk gençlik yılları ile son seneleri arasındaki farka gelince… Bu soru da çok geniş kapsamlı. Barselona gibi yeniliğe açık, Avrupa’daki değişimleri ilk olarak hisseden, genç aydınları çok olan, 19. yy’ı erkenden bitirmiş, 20. yy’ı karşılamaya hazır bu şehre Picasso 14 yaşında geliyor. Burası onun hayatın içine balıklama daldığı yer, karakterine en fazla katkısı olmuş şehir denebilir. O yıllardaki ressam, yazar arkadaş grubu da çok enteresan kişilerden oluşuyor. Son yılları ise tam tersi, pek sosyal olmayan bir halde geçiyor ki (ikinci karısı Jacqueline biraz eşin dostun ayağını kesmiş), dost onu hayata bağlayan en önemli faktör olduğu halde, çünkü onlardan şarj oluyor, onlardan aldığı enerji ile yaratıcılığını devam ettiriyor. İzole bir hayatın içinde olduğunu, son senelerin resimlerinde eski gücünü kaybetmiş olmasından tahmin edebiliriz belki de. Ama yaşlanmak denen faktörü de unutmamalıyız. Picasso’ya haksızlık etmek istemem doğrusu.

SanatLog: Yakın zamanda geçekleştirmiş olduğunuz Barselona gezinizden ve Picasso Müzesi’ndeki izlenimlerinizden bahseder misiniz?
Canan Elçioğlu: Barselona’daki müze, harika bir eski binanın içini modern mimariye dönüştürerek yapılmış, çok büyük olmayan ama çok enteresan olan bir müze. Picasso’nun çocukluk yıllarında ve ilk gençlik yıllarında yaptığı ufak tefek resimlerden tutun da, yarışmaya katılıp ödül aldığı büyük resimlere kadar, klasik tarzda tam da ressam babasının isteği doğrultusunda resim serüvenine başladığını ve sonra kendini bulmuş, özgür bir adam olarak yaptıklarını yan yana görmek şansı olan bir müze. Beni en çok etkileyen, Velasquez’in, Madrid’de Prado Müzesi’nde bulunan, Las Meninas isimli çok gerçekçi, meşhur yağlı boya tablosundan esinlenerek yaptığı galiba 46 adet resmi görmek oldu. Bir resim, bir başka sanatçıyı nerelere götürebilir, ne kadar değişiklik, ne varyasyonlar sunar diğer sanatçılara, bizdeki âşıkların atışmasına benzer, ressamların atışmasını görmek keyfini orada yaşadım.

SanatLog: SanatLog’a ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederiz efendim.
Canan Elçioğlu: Bu güzel sorulara teşekkür ediyorum, çok keyifli oldu benim için.

Söyleşiyi Gerçekleştiren: Melike Karagül

……….

EK:

Canan Elçioğlu’na Göre “Masumların Öldürülmesi” ve “Guernica”nın Benzeşen Yanları:

1. İlk anda göze çarpan, ikisinin de orta kısmının ışıklı bir üçgen kompozisyonun içinde olması.

2. Halıda en sağdaki kadın, Guernica’da kolları yukarı uzanan kadın olmuş.

3. Halının üst kısımdaki askerin kolu, Guernica’da lambayı tutan kola dönüşmüş. Kolun üzerindeki örtü Guernica’da da var.

4. Guernica’da kolun altındaki yüz, halıda da aynı dehşet ifadesi olan profil.

Masumların Öldürülmesi & Guernica

5. Guernica’da tam ortadaki şaşkın kadın figürü, halıdaki çocuğu öldürülen kadının dehşetli yüzü.

6. Guernica’da en alttaki kılıcı tutan kol, halıda çocuğu öldüren askerin bıçağı tutan kolu.

7. Halıda sol baştaki kadın, Guernica’da çocuğunu kaybetmiş olarak resmedilmiş.

8. Halıda olmayıp Guernica’da olan iki temel figür boğa ve at. Bunlar Picasso’nun ömür boyu resmettiği İspanya’ya ait iki figür. At boğa güreşinde kurbandır, buradaki at da kurban, hatta resmin en önemli figürü at. Guernica’daki boğa ise halıda da var olan kaba kuvvetin temsili.

SanatLog.com

Citizen Kane Üzerine Bir Kitap

“1940’lardan beri sinemada sözü edilmeye değer ne varsa Citizen Kane’den etkilenmiştir.” François Truffaut

Yurttaş Kane / Laura Mulveyİngiliz akademisyen Laura Mulvey; gösterime girdiği yıl eleştirmenleri şaşırtan, gişede umduğunu bulamayan fakat zaman içinde kıymeti anlaşılan, bugün ise sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri olduğu kuşku götürmeyen, Orson Welles’i dahi statüsüne yükselten başyapıtlar başyapıtı Yurttaş Kane’i (Citizen Kane, 1941) çeşitli açılardan masaya yatırıyor. Yurttaş Kane’in sinemaya kazandırdığı olanakları, getirdiği yenilikleri başkarakter Kane’in yaşamından hareketle görece esoterik bir dille tasvir ediyor. Sinematografi, ses, öykü anlatımı gibi sinemanın temel ögelerini Yurttaş Kane’in nasıl dönüştürüp biçimlendirdiğini, Welles’in teknik ekiple birlikte giriştiği çığır açıcı deneyleri bir bir sıralıyor.

Kitabın en kayda değer yanı şu kanımca: Charles Foster Kane’in ödipal çatışmasını kişiliğini biçimlendiren temel argüman olarak öne süren Mulvey, yeterli psikolojik saptamalarda bulunduktan sonra Kane’i liberal sistemin merkezine konumlandırarak sorguluyor. Kane’in gri kişiliğinin inişli çıkışlı prosesinin nabzını tutuyor. Bu aşamada yazarın, Orson Welles’in sarkastik yaklaşımını ödünç alarak filmin nihai ereğine, asal dertlerine doğrudan yaklaştığı pekala söylenebilir.

Kitabın künyesi şöyle: Laura Mulvey, Yurttaş Kane, Çev: Arzu Taşçıoğlu, Deniz Varol, Om Yayınları

İyi okumalar…

Citizen Kane - Orson Welles

Notlar:

Orson Welles, her ne kadar, ele aldığı kişiliğin birçok karakterin toplamı olduğunu dile getirse de dönemin medya imparatoru William Randolph Hearts; Yurttaş Kane’de kendi yaşamı ile ilgili paralellikler bulmuş ve film henüz gösterime girmeden kampanyalar başlatmış, filmin gösterime girmesini engellemeye çalışmıştı. Yanı sıra, kendi medya organlarında filmle ilgili -ufak değinmeler dışında- malumat yayımlanmasına izin vermeyerek filmi protesto etmişti.

1941 yılı Oscar ödüllerinde, (En İyi Film Oscarı’nı Vadim O Kadar Yeşildi Ki adlı film kazanırken, En İyi Yönetmen ödülünü de adı geçen filmin yönetmeni John Ford almıştı.) 9 dalda aday olmasına karşın sadece En İyi Senaryo dalında ödül kazanan Yurttaş Kane, İngiltere’de yayımlanan Sight and Sound dergisinin 1952’den beri her 10 yılda bir yaptığı soruşturmalarda “gelmiş geçmiş en iyi film” seçilmeye devam ediyor.

Yurttaş Kane’i en sevdikleri ilk 10 film arasına alan yönetmenlerden bazıları:

Yasujiro Ozu, Stanley Kubrick, Theo Angelopoulos, Alex Proyas, Milos Forman, Sydney Pollack, Michael Mann, Andrew Bergman, Richard Linklater, Iain Softley, Gillian Armstrong, Lewis Gilbert, Jonathan Lynn, Geoffrey Wright, Ronald Neame, Paul Schrader, Alan Rudolph, Sam Mendes, Mary Harron, Jim McBride, Richard Lester, Paul Mazursky, Guy Hamilton, Norman Jewison, Alex Cox, Bryan Forbes, Jonathan Glazer, Taylor Hackford, Joe Dante, Roger Corman, John Boorman, Harold Becker, Denys Arcand… Ve Eleştirmen Roger Ebert…)

Yurttaş Kane, sinemada çığır açan Bir Ulusun Doğuşu, (David W. Griffith) Potemkin Zırhlısı (Sergei Eisenstein) ve Metropolis (Fritz Lang) gibi filmlerden de önemli bir film ve muhtemelen bu filmlerden de daha yenilikçi. Yaratıcısı Orson Welles ise bu ilk filmiyle -başka bir film çekmese de olurdu- sinema tarihindeki sarsılmaz ve en tepedeki yerini çoktan aldı.

Citizen Kane'den meşhur bir kare...

Robert Wise şöyle diyor:

“Yurttaş Kane’in büyüklüğünün tam olarak farkında değildik. Ama iyi ve farklı bir film olduğunun bilincindeydik. Ve Welles’le tam bir işbirliği halinde çalıştık.”

(Yönetmen Robert Wise, Orson Welles’in önerileri doğrultusunda Yurttaş Kane’in kurgusunu yapmış, Şahane Ambersonlar’ı ise stüdyo yöneticilerinin direktifleri doğrultusunda kuşa çevirmişti.)

Hakan Bilge 

hakanbilge@sanatlog.com 

Hair High (2004, Saçlar Yukarı)

Hair High (Saçlar Yukarı)

Yön: Bill Plympton

Seslendirenler: Eric Gilliland, Sarah Silverman, Dermot Mulroney, Beverly D’Angelo, David Carradine, Keith Carradine, Martha Plimpton, Justin Long, Matt Groening…

2004 - ABD - Animasyon - 78dk.

Hair HighTeknoloji ürünü, bilgisayar destekli, üç boyutlu çizgi film karakterlerinden sıkıldınız mı? Peki erişkinler için yapılmış, kadın-erkek ilişkilerini absürd bir tonda aktaran filmleri sever misiniz? O zaman bu film size göre.

Daha önce kısa filmlerinden tanıdığımız, mide bulandırıcı ve abartılı çizimlerine alışık olduğumuz Bill Plympton, bu uzun metrajlı çalışmasında da aynı tarzını sürdürüyor. Karakterler elle çizilmiş, lastik gibi eğrilip bükülüyorlar ve gerçekten kanıyorlar. Animasyon dünyasında kült statüsüne erişmiş bu animatör, obsessif seksüel konulara kara mizah öğeleriyle yaklaşıyor.

50′li yıllar Amerika’sında, bir lisede geçen aşk öyküsü filmimizin ana teması. Yıl sonu partisine gitmeyi planlayan Wally ve Buttercup, Jojo’nun yerinde kavga ederler. Tecrübeli Jojo onlara kırık bir aşk öyküsünü anlatmaya başlar.

Saç spreyiyle kabarttıkları saçlarıyla boylarını yarım metre daha uzatan, cinsel istekleri neticesinde gerginliğin sınırında yaşayan, popülerlik derdindeki gençlerin mekanı bir lise fonunda gelişen öykümüz; lisenin popüler çifti Rod ve Cherri’yi sunuyor. Rod iri kıyım, kaslı, et beyinli, kıskanç bir futbol yıldızıdır. Cherri ise beyninde kraliçelik, amigo liderliği, oje, özenle kabarttığı ve spreylediği kask gibi saçı ve Rod’dan başka bir şey bulundurmayan bir süs köpeğidir. Beklendiği gibi liseye yeni bir çaylak gelir: Spud. Bu genç çalışkan ve karakterli birisidir fakat saçı yeterince kabarık değildir. Bazı şanssızlıklar sonucu Rod’a bulaşır ve ceza olarak Cherri’nin kölesi olur. Kızın hiç okumadığı ders kitaplarını taşır, yoldaki su birikintileri için köprü vazifesi görür. Fakat bu nefret gitgide yasak bir aşka dönüşür. Gözü Cherri’nin yerinde ve sevgilisinde olan Darlene adındaki ucuz fıstık, olayı Rod’un kulağına fısıldayıverir. Rod intikamını alacaktır fakat iki sevgilinin “ölümsüz” aşkı mezuniyet gecesinde, bir gotik korku sahnesiymişçesine Rod ve Darlene’in yüzüne çarpacaktır. Ya da kafasını koparacaktır, farketmez…

Hair High 2

Gençlik filmlerinin tüm klişelerini kullanan film, bunları altüst ederek tarzını ortaya koyuyor. Komedi tamamen ayrıntılarda gizli. İçtiği sigara yüzünden öksürük krizine giren, sonuçta tüm iç organlarını kusan öğretmen Bay Snerz’in yardımına, üstün biyoloji bilgisiyle Spud koşuyor; çıkan tüm organları usülüne göre içeri tıkıyor. Değişik bir kahramanlık öyküsü…

Hair High 3

Absürd ve abartılı bir biçimde verilen seksüel atıflar; arabasını tamir eden ve kalın bir boruyu aracın bir tarafına yerleştirmeye çalışan Rod’un, Darlene’in bacak arasından gösterilmesi olarak tezahür edebiliyor. Ya da okulun futbol takımının ismi gibi: Cocks (horozlar ya da s*kler). Ama filmin en yaratıcı sahnesi; Cherri ve Spud’un birbirlerini öptüğü, daha sonra kalın dillerin, balıkların ve bilumum yaratıkların ağızlarından birbirine geçtiği, ayaklarının altından bitiveren çiçekler sayesinde gökyüzüne uçtukları sahnedir. Bir aşk ancak bu kadar duygusal ve itici anlatılabilirdi. Keza, filmin açılışındaki, sevgilisini kustuğu yemekle besleyen sinek unsuru, Bill Plympton’ın filmlerinde rastlanan rezillikler.

Hair High 4

Kesinlikle çok yaratıcı, irrite edici ve komik bir film. Seslendirme ekibindeki yıldız ordusu filmin diğer artısı. Bill Plympton, genelde erkek kahramanlarında kendini örnek aldığından, filmlerindeki takıntılı pozisyonun nereden geldiğini fazla düşünmemek gerekiyor herhalde… Kendimizden de bir şeyler bulmak mümkün mü; onu size bırakıyorum.

Yazan: Wherearethevelvets

Biz Olmak - Resim ve Enstelasyon Sergisi

Nisan 26, 2009 by  
Filed under Resim, Sanat, Sergiler

Biz Olmak
1 – 7 Mayıs’ta Parisli sanatseverlerle buluşacak!

K. Deniz Pireci’nin enstelasyonları ve Çetin Pireci ile İpek Mursaloğlu’nun resimlerinden oluşan son dönem çalışmaları 1-7 Mayıs tarihleri arasında Paris’te uluslararası çağdaş sanat kitlesiyle buluşuyor. Yurdışında ikinci sergilerini açacak olan sanatçılar, daha önce ulusal ve uluslararası pek çok bienal ve karma sergide yer almış, ülkemizde de kişisel sergiler açmıştır. Son yıllarda porselen birimlerden enstelasyonlar gerçekleştiren K. Deniz Pireci yapıtlarında parçadan bütüne gitmekte, tuval üzerine yağlıboya çalışan İpek Mursaloğlu parçalı tuvallerle bir bütün elde etmekte ve tuval üzerine akrilik çalışan Çetin Pireci ise bütünün içinde detaylara önem vermektedir. Uluslararası sanat platformunda yapıtlarının ses getireceğine inanan sanatçılar, sanat anlayışlarını “coşku ve sabrın çelişkisi” olarak tanımlıyorlar.

Deniz Pireci

Çetin Pireci

İpek Mursaloğlu

Resim ve Enstelasyon Sergisi
1 – 7 Mayıs 2009
Açılış 1 Mayıs Cuma saat: 18.00-20.00

Centre Culturel
6, rue Jean Bart 75006 Paris

“Sevgili dostlar, sizlerle paylaşmakta bulunduğumuz bu sergi ile çağdaş sanat bağlamında ülkemizin sesini Fransa’da ve dünyada en iyi şekilde duyuracağımıza inanıyoruz. Sergilenen yapıtlarda farklı yöntemlerle ortak bir dil oluşturduk. Bu oluşumun temelleri 2 yıl öncesine dayanmaktadır ve sizleri bu temel üzerine inşa edilmiş çalışmalarin ürünü olan toplam 34 eserle selamlıyoruz. Sergide kültür mirasımızla sanatsal birikimimizi harmanlayarak kendimizi çagdaş bir yöntemle ifade etmeyi amaçladık. Yapıtlarda öne çıkan unsurlardan en önemlisi benzer parçalardan bir bütün oluşturmaktır ki bu da günümüzün en önemli olgularından biz olmanın, birlikte olmanın ifadesidir.”

SanatLog Haber

SanatLog.com

Sonraki Sayfa »