AL Rennie – Clearwater Günlükleri

Haziran 23, 2012 by  
Filed under Kitabiyat, Romanlar, Sanat

Eski polis dedektifi Joseph Holiday,  Clearwater kentinde bir kafede çalışan Mia’ya hayranlık duymaya başlar. Kısa zamanda ilişkileri ilerler ve Holiday, Mia’nın kız kardeşinin, kaza süsü verilmiş bir cinayete kurban gittiğini öğrenir. Bir süredir uzak durmaya çalıştığı polislik güdüleri harekete geçer ve olayı soruşturmaya karar verir. Bir yandan dosyaları ve olay yerini inceleyerek araştırmasını derinleştiren dedektif, diğer yandan Mia ile ilişkisini derinleştirmektedir.

Joseph Holiday, alışık olmadığınız tarzda bir dedektif. Al Rennie, yarattığı muzip, zeki ama çılgın polis karakteri, esprili ve ironik anlatımı ve her sayfada dozunu arttıran kurmaca gücüyle, okurunu alışılmadık bir polisiye öyküye çekiyor… Clearwater serisinin ilk kitabı olan Clearwater Günlükleri, düşündüğünüzden fazlasını sunuyor.

“Zekice. Joe karakterine bayıldım… Ukala, sıra dışı ve kesinlikle çok karizmatik.” - Sydney Times

“Bu yaz okuduğum en güzel kitaptı; serinin kalanını okumak için sabırsızlanıyorum.” - R. J. Parker - Yazar

“Macera, insanlık ve dramanın kusursuz bir karışımı… Okumaya doyamadım.” - Brisbane Australia Magazine  

“Joe - Joseph Holiday- mükemmel bir kahraman. Yeni bir fenomenin doğuşuna tanık oluyoruz.” - Ardie McMackey  - Smashwords

CLEARWATER GÜNLÜKLERİ

AL RENNIE

ÇEV: DUYGU ÖZEN

ALTIN BİLEK YAYINLARI

355 SAYFA – 13,5 x21 cm

ISBN: 978-605-5831-27-1

BARKOD: 9786055831271

FİYATI: 20 TL

MACERA POLİSİYE GERİLİM SERİSİ – 13

DAĞITIM TARİHİ: 25 HAZİRAN 2012

Nikos Kazancakis – Zorba

Mayıs 28, 2012 by  
Filed under Edebiyat, Eleştiri, Kitabiyat, Kitaplar, Romanlar, Sanat

Kitap yazarı yıllar önce tanışmış olduğu ve hayatı boyunca asla unutamayacağı Aleksi Zorba ile olan anılarını anlatırken, hayatın çarpıklıklarını, tek düze şehir bayağılıklarını ve insanın kendisine nasıl yabancılaştığını da Zorba sayesinde tasvir ediyor. Fakat tüm bunları yaparken içinde belirli bir acıma oluşuyor; çapraşık metafizik düşüncelerin sonucuna benzer, soğuk bir acıma… İşte tam da burada yazar kendisini tanımlamamız konusunda bir fikir veriyor. Kant’ın “bilmeye cesaret et“ sözünden yola çıkarak; yazarın birçok konuda bilgi sahibi olurken bunları pratiğe dökmeye cesaretinin olmadığını ve Goethe’nin Faust’u ile Kazancakis’in içine düştükleri derin bunalımın sebeplerinin ne kadar benzeşen bir yapıda olduğunu da anlıyoruz. Faust ve Kazancakis dünyaya ve yaşama dair alabildiğine somut çözümlemeler yapmalarına rağmen, dünyanın ve yaşamın içinde soyut ve kimseye değmeyen birer söz gibi durmaktadırlar. Bu da onları,  kendileriyle yüzleştikleri anda kendilerine karşı yönelttikleri suçlamalarla yüz yüze bırakmaktadır. Hayatın bir öznesi olamamak, hayatın edilgen bir nesnesi olmak bu iki kitap kahramanının ortak özelliğini oluşturmaktadır.  Faust ve Kazancakis’te bilmeye cesaret edip de, bildiklerinin altında ezilenlerde var olan ruhsal çöküntünün izlerini görmekteyiz. İnsanlar, yaşam, ölüm,  dünya ve hatta din üzerine yaptıkları somut eleştirilerin oklarını kendilerine yönelttikleri zamanlarda bu çöküntülü ruh hali, yalnızca bildikleriyle toplumu dönüştürebilmek için pratiğe dökebilenlerin kaldırabileceği tarzdaki sorumlulukları üstlerine alamamaları sebebiyle en ağır haliyle kahramanlarımızı etkilemektedir.

Kitabın asıl kahramanı Zorba, yazara sorduğu sorularla sürekli iğnelemelerde bulunmakta ve farkında olmadan yazarı bir nevi iç muhasebeye, ruh ile bedenin, mantık ile duyguların muhasebesine itmektedir. Zorba’nın hayattan bizzat yaşayarak öğrendiklerini kitaplardan öğrenmiş olmak yazarı dünyaya yabancılaştırmıştır. Zorba’nın hikâyelerini dinledikten sonraki iç hesaplaşmaları giderek onu, asıl kişiliğini bulmaya, kâğıtlardan kopmaya, dünyaya kâğıtlardan bakmaması gerektiğine inandırmaya, kısacası “gerçeği yaşamaya” cesaretlendiriyor. Burada karşımıza Marx’ın Feuerbach üzerine yazdığı 11. Tezdeki ‘gerçeklik ve yaşam’ olgusu çıkıyor; “filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.” Bu tez aynı zamanda Marx’ın teoriyle pratiğin içsel ve zorunlu bir ilişki içerisinde olduğuna dair önermesini de sunduğu tezdir. Felsefe, dünyayı anlamaktır ancak anlamak yetmez; eyleme de geçmek gerekir, felsefi anlamalarımızın toplumlarda değişmeye yol açması gerekir. Kazancakis dünyayı eleştirip yorumlamaktan geri kalmıyor ancak hayatı yaşamıyor ve bu durum Zorba’yı daha çok tanıdıkça yazarın, yapılması gerekenin Zorba’nın yaptığı gibi ‘hayatı yaşamak ve dünyayı değiştirmek’ olduğunun farkına varmasını sağlıyor. Gabriel Marcel’in de dediği gibi, “tiyatroda değilsin, yani seyretmekle kalmamalısın”.

Zorba’nın Kazancakis’e yönelttiği bazı sorular;

Ne zamana kadar kâğıt yiyip mürekkep yalayacaksın?

Nedir o okuduğun külüstür kâğıtlar? Neden okuyorsun? Sana sorduğum soruların cevaplarını söylemiyorlarsa neyi söylüyorlar?

Ben senin nereden gelip nereye gittiğimizi söylemeni istiyorum yani yaşamayı ve ölmeyi. Bunca yıldır büyücülük kitapları üzerinde eriyip gittin; iki üç bin okka kâğıdı sıkmışsındır. Nasıl bir su çıkardın acaba?

Zorba gerçekçi tavırlarla, doğruyu, açık seçik, bir çekince duymadan Kazancakis’in önüne sermektedir. Kazancakis’i kırmak pahasına da olsa, onu gördüğü rüyadan uyandırmak istercesine yazarı düşünmeye, sorgulamaya itmekte, gerçekleri görmesini sağlamaya çalışmaktadır. Kaybetmeyi göze alarak, doğruyu söylemekle, başımıza geleceklere rağmen doğruyu söylemekten caymamakla birlikte geçiyor ‘parrhesia’. Doğruyu söyleyen kişi ezber bozan kişidir; hayatımızda doğruları söyleyenler oldukça ezber bozulacaktır. Tıpkı kral çıplak hikâyesinde kralın çıplak olduğunu söyleyebilen tek bir çocuğun olması gibi… Kralın çıplak olduğunu herkes görmektedir ancak marifet, kralın çıplak olduğu doğrusunu söyleyebilmeyi her şeye rağmen göze almaktır.  Doğruyu söylemek, ezberi bildirmek değildir. Doğru; ancak başkasının suyunda, huyunda yüzerken doğrulur. Doğruları onun yüzü suyu hürmetine söylemeliyiz, ondan yüz çevirerek değil. Romanda Kazancakis’in hayatındaki ezberi bozan kişi ise Zorba’dır. Zorba da söylediği tüm doğruları yazarın iyiliği için söylüyor, hayatın kitaplardan öğrenilemeyeceğini bildiriyor. Nitekim yazar da sorulan soruları hep yanıtsız bırakmaktadır. Nereden gelip nereye gittiğimiz sorusu karşılığında bir cevap bekleyen Zorba’ya yazar, ‘ancak ölüme üzülenlerin duygularını tarif edebiliyorum’  şeklinde cevap verebilmiş Zorba’nın bilmek istediğini bilmediğini söylemiştir. Ölüm yönünde bir varlık oluşumuz, varlığımızın geçici niteliğini açığa vurur. Her an ölüm ile yüz yüze gelmek, her anın değerini ifade eder: Her an değerlidir. Yaşamının her anını “dolu” geçiren Zorba, varlığının bilincinde, ölüme yakın bir insan konumuna gelmiştir. Romanda her gün gençleştiğini ifade eden Zorba, ölüme doğru giden bir ara zamanda varolur ve ölüme doğru giden zamanda varlığının farkına varır, ölümle de yok olur. Bu tüm insanlık için geçerlidir çünkü ölüme en yakın olduğumuz an, varlığımızın da en bilincinde olduğumuz andır.

Yazar, bu gerçekçi sorular ve acımasızca söylenen doğrular üzerine kendisine ve okurlara itiraflarda bulunuyor. Zorba’nın sözleri ta belkemiğinden, içinden geliyordu, üzerlerinde hâlâ insan sıcaklığını taşıyorlardı. Kendi sözleri ise kâğıttandı, yalnız bir damlacık kana bulanmış halde, kafadan geliyorlardı, eğer herhangi bir değerleri varsa bile bu değeri o bir damla kana borçluydular, yani insan olmaya…

İrem Aydın

irem-aydin@hotmail.com

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

Joseph Conrad - Dönüş

Nisan 27, 2012 by  
Filed under Duyurular, Edebiyat, Kitabiyat, Kitaplar, Romanlar, Sanat

İçsel ve psikolojik bir drama olan Dönüş, insanlar arası ilişkileri, çatışma atmosferlerini ve zihinden geçen düşünceleri anlatmakta dünyanın en usta kalemlerinden biri olan Joseph Conrad’ın anlatım derinliği ve gerçekçi kurgulanmış, yerinde ve düşündürücü çatışma sahneleriyle, insanlığın birbirine duyduğu hürmet, samimiyet ve güvenin altında yatan pek çok soruyu gündeme getiriyor.

Zengin ve politik olarak da güçlü bir iş adamı olan Alvan Hervey, bir gün iş seyahatinden evine döndüğünde, eşinin, kendisini terk ettiğini bildiren bir mektup bulur boş evde. Yaşadığı derin iç bunalımı ve büyük çöküş, kısa bir zaman sonra eve geri gelen Bayan Hervey’in pişmanlığını belirtmesine rağmen, büyük bir çatışmaya dönüşür.

Esasta sevgiye, sevilmeye hasret olan Bayan Hervey, bir oyun mu oynamıştır, yoksa gerçekten de terk etme amacıyla evden ayrılmış ama cesaret edemeyerek geri mi dönmüştür?

Çevremizde, sevgisine sahip olduğumuz insanlara acaba ne kadar sevgi gösteriyoruz, onları ne kadar anlıyoruz? Bu büyük eserinde Conrad, bize kendi dünyamızı da sorgulayabileceğimiz önemli sorular hediye ediyor.

Gerçekler, gözyaşlarının arkasına saklı kalan buğulu gözlerde yıkıcı birer acıya dönüşür. Peki, bir gerçek sizi ne kadar incitebilir? Yanıtı mı? Hervey’in zihninde…

Dönüş - Joseph Conrad

Çev. Gizem Genç

Altın Bilek Yayınları 

Dünya Edebiyatı Kitaplığı

112 sayfa - Fiyatı: 9 TL

Dağıtım Tarihi: 04 Mayıs 2012

George R. R. Martin - Taht Oyunları / Buz ve Ateşin Şarkısı I

Nisan 23, 2012 by  
Filed under Edebiyat, Kitabiyat, Roman, Romanlar, Sanat

Yazarın 1996 yılında yazmaya başladığı, Buz ve Ateşin Şarkısı Serisi’nin ilk kitabı olan Taht Oyunları’nda Ortaçağ ve Antik Çağ havasının başarılı bir şekilde serpiştirildiği, geniş coğrafyada, Dar Deniz’in özgür şehirler ve Moğol-Kızılderili karışımı diyebileceğimiz Dothraki Kabilesi ile, uzun mücadeleler sonucu tek bir krala bağlanmış, yedi büyük hanedanlığın oluşturduğu birleşik krallık coğrafyasından, sınırların en kuzeyinde Çin Seddi’ne benzeyen devasa bir buzdan surla nesiller boyu arkasından gelecek tehditlere karşı koruma sağlayan tarihteki Hospitalier’ler veya Töton Şövalyeleri gibi özel bir yeminle birbirlerine bağlanarak hayatlarını Sur’a adayan Gece Bekçilerine uzanan bir macerayı gözlemliyoruz.

Ardından büyük Sur’un fazla uzağında olmayan ve yedi hanedanlıktan biri olan Stark Hanedanlığı’nın merkezi olan ve lordu Eddard Stark’ın, geniş ailesi, ona bağlı feodal sistemle birbirine bağlanan bölgede yer alan Kışyarı (Winterfell)  gibi mekânların detaylı bir şekilde kullanılmasıyla ünlü yazar George R. R. Martin’in kurgusu bu müthiş paralel evren zemininde ağır ve emin adımlarla titizlikle oluşturulmuş birbirlerinden oldukça farklı ve gerçekçi karakterlerle gelen sağlam hikâyesiyle ilerliyor.

Fantastik Edebiyat üzerinde açtığı yeni sayfadaki kelimelere tutunacak olursak, artık klasikleşmiş iyi ve kötü arasında süregelen mücadelenin ardından gerçekleşen “iyiler her zaman kazanır” mitinin arkasına saklanmayan, karakterler arasında belirgin iyi ve kötü ayrımının belirsizliğini koruduğu, günümüzün modern dünyasına oldukça benzeyen karışık ve politikleşmiş bir evrende geçen hikâye okuyucularını bekliyor.

 

George R. R. Martin - Taht Oyunları / Buz ve Ateşin Şarkısı I

Epsilon Yayınevi      

Çeviren: Sibel Alaş

Editör: Yasin Özdemir

Fiyatı: 29.00 TL

Mehmet Onur Kocabıyık

m.onurkocabiyik@hotmail.com

Cenk Kayakuş - Saplantı

Tarihin karanlık dönemlerinden gelen inanılmaz bir gizem… Petrol zengini bir Arab’ın bu tehlikeli sırra karşı duyduğu derin bir saplantı…

Hakan Geda ve Semih Erkan, bu kez çok daha geniş çapta bir felaketin içinde yer alıyorlar. Bu sefer kurtarmaları gereken sadece kendileri değil; yaklaşan büyük felaketten habersiz, hayatlarına devam eden binlerce masum insan… Bu korkunç felaket durdurulabilecek mi? Kesin olan tek bir fley var. Dünyayı bir deliliğin eşiğinden döndürmek için feda edilenler, ardında geri dönüşü olmayan izler bırakacaklar…

Aksiyon ve gerilim öğelerinin ustaca harmanlandığı bu kitabı son sayfasına ulaşmadan elinizden bırakmak istemeyeceksiniz.

DAĞITIM TARİHİ: 5 MART 2012

SAPLANTI - CENK KAYAKUŞ

ALTIN BİLEK YAYINLARI

ISBN: 978-605-5831-17-2

BARKOD: 9786055831172

SAYFA SAYISI: 431

FİYAT: 24 TL

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »