The Shogun’s Samurai (1978; Kinji Fukasaku)

6 Mayıs 2009 Yazar:  
Kategori: Kült Filmler, Manşet, Sanat, Sinema

The Shogun’s Samurai (The Yagyu Clan Conspiracy) / Yagyû ichizoku no inbô

Yön: Kinji Fukasaku

Oyn: Kinnosuke Yorozuya, Sonny Chiba, Hiroki Matsukata, Teruhiko Saigo, Mayumi Asano, Hiroyuki Sanada, Shinsuke Ashida, Etsushi Takahashi, Sanae Nakahara…

1978 Japonya
130 dk.

Filmimiz Edo periyodu, Tokugava Shogunate (1603-1868) zamanında geçiyor. Bu dönem filmleri için sayısız malzeme vermektedir.

1624; Tokugava devrinin ikinci Shogun’u Hidetada, Edo (Tokyo)’daki kalesinde ölür. Fakat bu ölüm saray çevresinde şüpheyle karşılanır. Ölüm döşeğinde günlerce can çekişmesi, vakitsiz bir ölümün habercisidir. Saray aşçısının intihar etmesi, zehirlenme iddialarını güçlendirir. Peki bu ölümün kime ne faydası olacaktır…

Babasının yerine büyük oğlu Iemitsu’nun tahta geçmesi gerekmektedir. Fakat bu genç adam kekemedir, yüzünde çirkin bir doğum izi taşımaktadır. Halbuki ikinci oğlu Tadanaga, zeki ve yakışıklıdır. Yani Shogun’luk için ambalajı janjanlıdır. Bu yönden bakıldığında, merhum Shogun ve oğulların annesi kraliçe Oeyo bile, tahta eblek çocuğun değil, usturuplu olanın çıkmasını uygun görmüşlerdir. Saray erkanından Tadanaga’nın kuvvetli destekçileri de vardır; Owari lordu (’nın favori aktörü Toshiro Mifune bir görünüp hemen kayboluyor), saray başnazırı Doi ve meclis üyesi Sakai… Bu arada genç bir nazır olan Matsudaira Izu ve haremin önde gelenlerinden Leydi Kasuga, Iemitsu’yu desteklemektedir.

Shogun öldüğüne göre, onun seçtiği genç oğul değil, hakkı olan Iemitsu tahta geçecektir. Fakat sırf bunun için Shogun’un öldürüldüğü söylentileri yayılmaktadır; Tadanaga bunu kullanarak tahtı almaya çalışacaktır. Her ne kadar kendisi bilmese de, Iemitsu’nun destekçileri babasını öldürmüştür, gerçekten. Peki bu suçun ortaya çıkması nasıl önlenecek ve çok sevdikleri Iemitsu’nun hakkını almasını nasıl sağlayacaklardır?…

Bu noktada işe Yagyu el atar. Bu soğuk kanlı, ifadesiz, tok sesli yaşlı adam Iemitsu’nun kılıç hocasıdır. Aynı zamanda Shinkage okulununun da yöneticisidir. Çocuklarını da (kızını bile) kılıçlı savaşçılar olarak yetiştiren bu adam; Iemitsu her ne kadar reddetse de onu entrikalarına dahil edecektir.

Birbirlerine diş bileyen iki kardeş, karşı karşıya gelir ve babasının otopsisini reddeden Iemitsu, kardeşi ve annesini Edo’dan kovar. Osaka’daki iç savaş sonrası başlayan geçici barış dönemi yok olmak üzeredir. Bu savaştan yararlanmayı düşünenler de vardır. Shogunluk döneminden beri hakları elinden alınan imparator, görünmez parmaklarını olayı kızıştırmak için kullanmaktadır; Kiyoto’daki soylular (Naib hazretleri) bir türlü Iemitsu’nun Shogun’luğunu kabul etmemektedir.

Fakat Yagyu, düşünülenden daha zekidir. Sadece gerektiği zamanlarda konuşan, içindeki fırtınaları asla ifadelerine yansıtmayan adam o kadar soğuk kanlıdır ki; bu yolda bir oğlunu ve bir kızını kaybettiği halde geri adım atmaz. Geriye bir tek oğlu kalmıştır: Jubei (kült aktör Sonny Chiba) babası gibi bir efendinin emrinde çalışacak karakterde değildir. Zaten tüm bu karmaşada kilit rolü üstlenecek, kaybettiklerinin acısını kanla çıkaracaktır.

Bu uzun, destansı filmde aksiyon, politika, dram, komedi ve romantizm var. Yani tam eğlencelik! Büyük bir ihtimalle uzun soluklu bir TV dizisine dönüştürmek için tasarlanmış yapımda o kadar çok karakter ve yan öykü var ki anlatmakla bitmez. Tabii ki atmosfer, dekorlar, kostümler etkileyici bir biçimde tasarlanmış. Zamanın tumturaklı seremonileri ve gergin jestler çok güzel aktarılmış. Toplu savaş sahneleri, kılıç dövüşleri ve savaşçının bir akrobat olmasını gerektiren atraksiyonlar, chambara severlerin gözünü okşayacak yeterlilikte. Siyah kıyafetli ninjalar oradan buradan fırlıyor; karakterler sesini kokusunu bile duymadıkları düşmanlarını bir medyum duyarlılığıyla hissedip gardını alıyor. Bu sezinleme sorunu nedeniyle bir gözünü kaybeden Jubei, göz bandı takarak daha bir karizmatik oluyor. Sonny Chiba, kendisine çok yakışan bu rolde savaş sanatındaki ustalığını konuşturan bir anime kahramanı gibi. Zaten filmin en dürüst kişisi Jubei. Başta entrikalara malzeme olsa da, tüm olayların aslında bir tepişme olduğunu farkediyor; ezilenlerse tabii ki masum halk… Kıyafetlerin, ipeğin hışırtısı, altının parıltısı gözümüzü kamaştırsa da fakirliği acımasızca aktarabilen filmde; özellikle roninler, o filmlerde gördüğümüz imajlarına uymayan bir vaziyette karşımıza çıkıyor. Bir tür eşkiya portresi çizen bu samuraylar, bir lordun emrine girmek için neredeyse ağızlarıyla kuş tutacaklar. Parasızlığın vermiş olduğu pejmürde halleriyle satıcıların mallarını talan ediyorlar; çingeneler gibi kamp kurup aşırılıklara gidebilecek hareketlerde bulunuyorlar. Bu taht kavgasında, bir yere yamanma ümidiyle, Tadanaga’nın safhında savaşa katılan bu sefil insanlar; satranç tahtasında kolayca yenilebilen piyonlardan başka birşey olamıyorlar.

Shogun yönetiminin karşısına aristokrasiyle çıkan soylular ise, mide bulandırıcı bir yozlukla aktarılıyor. Çocuksu ve entrikacı Saneeda Sanjo ve kötücül efemine Ayamaro Karasumaru bedeninde aktarılan aristokrasi; işlevsizlik sularında çoktan boğulmuş, yapay bir biçime dönüşüyor. Beyaz boyalı, makyajlı yüzleri, abartılı kostümleriyle oraya buraya devinen bu kütleler; yüzlerindeki maskenin ardında gizledikleri ihtirasları nedeniyle göz yaşı dökebiliyorlar. Ya da ne kadar efemine olsalar da (“Senin kılıcın ne kadar uzunmuş öyle!”), Jubei’nin karşısına bir cellat gibi çıkabiliyorlar.

Karakterler her ne kadar klişe olsa da; filmdeki kimin haklı olanın belirsizliği, tam iyi veya tam kötünün olmaması sevdiğim bir yön oldu. Filmin baş karakteri olan (yani aslında özdeşleşmemiz gereken) Yagyu bile karakterinin griliğinden bazen karanlığa doğru yelken açıyor. O kadar fazla entrika var ki, sonuçta hak diye bir unsurdan bahsetmek yersiz oluyor. Bu uğurda gözden çıkarılan, vaad edilmiş topraklarını alamayan Negoro klanının durumu, herhalde filmin en düşünülesi kısmı. İktidar, bu sadık insanlara kötülükten başka bir şey getirmiyor. Saltanat mertebesine çıkmakta kullandığı basamakları yok eden, sonuca ulaştığı vakit bir yük olmaktan başka bir işe yaramayan gemilerini yakan Yagyu; hırsın cisimleşmiş şekli olarak zihnimize kazınıyor. Kulaklarda kalan son kelimeler ise; filmin başında, kendisini seven kişilerin babasını zehirlediğini öğrendiğinde şoku üzerinden yeni atan Iemitsu’nun ağzından dökülüyor “Artık sizinle cehenneme bile giderim!” Öyle de oluyor.

Fakat tarih yanıltıcıdır. Bazı olayları kolaylıkla ört bas eder. Bütün kötülükler ve çirkinlikler o kadar tozlanır ki sanki hiç gerçekleşmemiş gibi olurlar. Ne olursa olsun; Tokugava Shogunları ayakta kalmış ve 2 yüzyıl daha tüm Japonya’ya hükmetmişlerdir.

Yazan:

Yorumlar

4 Yorum on "The Shogun’s Samurai (1978; Kinji Fukasaku)"

  1. kusagami on Cum, 8th May 2009 6:49 pm 

    evet genelde tokugawa dönemi karanlık bir dönem olarak bilinmektedir ve japon tarihinde sanırım batılılaşma hareketleriyle bu dönem sona eriyor. bir nevi japon toplumunun şekillenmesinde oldukça önemli bir dönem. haliyle en çok samuray öykünmeleri bu dönemde geçiyor.

    güzel bir yazı hocam. sırf sonny chiba için izlenecek bir film. ;)

  2. persona on Çar, 13th May 2009 6:24 pm 

    Bu filmi de indirmem lazım :) Eline sağlık wherearethevelvets.

  3. lis on Per, 24th Eyl 2009 3:25 am 

    bu filmleri bulmak zor oluyor. umarım bir öneriniz vardır?

  4. yagyu ichizoku no inbo | Sinerji on Sal, 17th Tem 2012 4:35 pm 

    [...] http://www.sanatlog.com/… Yazının tamamını itusozluk.com üzerinde görüntüle: yagyu ichizoku no inbo » [...]

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz...
Yorumunuzda avatar çıkması için gravatara üye olmalısınız!