Mor Karbasi Türkiye’de!

Mart 6, 2012 by  
Filed under Dünya Müziği, Etkinlik Cetveli, Konser, Müzik, Sanat

Dünya Müziğinin Yeni Divası MOR KARBASI Endülüs’ten Ortadoğu’ya uzanan zengin repertuvarı ile 25 Mart’ta Türkiye’de ilk kez the Seed’de!

15.yüzyıl İspanya’sının Sefarad öykülerini ve geleneksel Ladino şarkılarını flamenko lezzetiyle buluşturan Londra çıkışlı Mor Karbasi ailesinin Fas ve İran köklerinin de hissedildiği özgün şarkıları güçlü sesi ile birleştiriyor. 2008 yılında yayınladığı ilk albümü “The Beauty and the Sea” ile Yasmin Levy ve Mariza gibi isimler arasında parlayan genç yıldızın son albümü “The Daughter Of The Spring” ise Mor Karbasi’nin ilham aldığı Amalia Rodrigues’ten , Mercedes Sosa’ya kadar büyük efsanelere göndermeler yapıyor.

Türkiye’de de yayınlanan her iki albümün en güzel şarkıları ile Mor Karbasi Türkiye’de ilk kez 25 Mart’ta the Seed’de sahne alacak!

25 MART 2012 – the Seed - Saat: 20.00

MOR KARBASI Hakkında

Mor Karbasi, henüz 20’li yaşlarında olmasına rağmen, Londra’da Dünya Müziği marketinde yayınladığı ilk albümü “The Beauty and The Sea” ile hızlı ve başarılı bir giriş yaparken, önce ünlü fRoots dergisi, hemen arkasından ünlü The Guardian’da Robin Denselow’un aşağıdaki müthiş övgüyle müjdesini verdiği yepyeni bir yetenek “Bu albüm Mor Karbasi’yi tıpkı Mariza ya da Yasmin Levy gibi şarkıcıların yanında global müzik piyasasının harika genç divalarından biri haline getiriyor”. Robin Denselow. The Guardian.

Mor Karbasi Ladino dilinde, İspanyolca, İbranice ve kimi zaman İngilizce şarkılar söylüyor. Kaderin ona armağan ettiği harika şarkı söyleme yeteneğini, Ian Anderson’ın fRoots dergisinde aşağıdaki sözlerle anlattığı gibi en mükemmel şekilde kullanıyor “Hiç yorulmadan samimi bir sıcaklıktaki sesini daha sert bir yoruma , yoğun bir gırtlak nağmesine çevirebiliyor ve sizi şarkıların derinliklerine çekiyor, tıpkı tutku yaratan bir lunapark treni gibi duygularınızı ve heyecanınızı harekete geçiriyor.” Ian Anderson. fRoots.

İspanya’dan ve Ladino dilinin geleneksel şarkılarından en meşhur olanları dışında, pek az şarkı hayatta kalabildiği halde, Mor geleneksel şarkıları tekrar hayata kazandırıyor. Şarkı yazarlığı Sefaradların öykülerinden ilham alıyor. Annesinin Fas kökleri ve babasının İran kökleriyle, Sefarad şarkılarını günışığına çıkarıyor.

Genç sanatçı bütün şarkılarına lezzet katan Flamenkoya da gönül vermiş ve bu neredeyse tüm şarkılarında hissedilebiliyor. Sanatçıyı annesi Fas’ın geleneksel ayin şarkılarını ve Endülüs’ten aşk şarkılarını söyleyerek büyütmüş. Bu mirasıyla Ortadoğu etkilerini alan genç yıldız, İngiliz gitarist Joe Taylor ile tanıştığında zaten kendine has bir sanatçı kimliğiyle Mor Karbasi olarak yola koyulmuş.

Joe kendi grubu Blackbud ile bağlı olduğu Independiente plak şirketinin Travis ve Tinariwen gibi meşhur isimleriyle yaptığı çalışmalarla tanınıyor. The Times, Joe’nun grubunu anlatırken David Sinclair’in sözleriyle : “Çok cezbedici bir şekilde yenilikçi”derken, Joe Taylor’ı civa gibi bir dokunuşu olan ve akortlar hakkında ansiklopedik düzeyde bilgili bir gitarist”olarak tarif ediyor ve ekliyor: “Ritim ve armonide olağanüstü yetkin bir gitarist.

Joe Taylor’ın müzik hakimiyeti ve besteler üzerindeki son derece hassas enstrüman kullanma becerisi, Mor’un müziğindeki atmosfere tamamen modern bir boyut kazandırıyor.

Mor kendini şarkı yazarken ve söylerken böyle bir yeteneğe emanet ettiği için çok şanslı buluyor. Dinamik bir ikili olarak Mor Karbasi orkestrasında dikkati çekiyorlar ve şimdiye kadar İngiltere, Amerika, Fransa, İspanya ve İtalya başta olmak üzere birçok ülkede 40’tan fazla konsere imza atarlarken, Mor Karbasi bir dünya müziği yıldızı olarak yükseliyor. WOMAD, Wychwood ve Larmer Tree Festivallerinde, İngiltere’de ve Şikago’daki Dünya Müzik Festivali’nde büyük ilgi ile gören Karbasi, aşk ve ayrılık şarkıları söylüyor.

Performansları canlılık dolu olan Mor, güçlü sesiyle ve çok farklı bir müzik vizyonuyla dinleyenleri Mor Karbasi’nin etkisi altına alacağına ikna etmeye hazır.

Mor Karbasi tıpkı Yasmin Levy gibi son yılların dünya müziği platformunda en dikkat çeken isimlerinden biri. Son albümü “Daughter Of The Spring” ile dünya müziğinin yeni en güçlü vokallerinden biri olduğunu kanıtlıyor. Tıpkı 2008 tarihli ilk albümü ‘Beauty and the Sea’de olduğu gibi bu albümde de sıradışı vokali ve benzersiz besteleri ile eski bir dile ve Ladino geleneğine yepyeni bir soluk getiren Karbasi ABD’den Fas’a, İngiltere’den Polonya’ya takip edilirken ‘İlkbaharın Kızı’ isimli son albümde çocukluğunu, ailesini, gençlik ateşini, ilk aşkını, gerçek aşk arayışını konu ediyor. Ayrıca bu albüm Karbasi’nin köklerinin yanında Ümmü Gülsüm, Amalia Rodrigues, Madredeus ve Mercedes Sosa gibi genç yıldızın ilham aldığı, ünlü idollerine göndermeler yapıyor. Mor Karbasi son albümünün baz bestelerinde Portekiz’in fadolarına da yakınlaşıyor. Albümün açılış şarkısı La Hija De La Primavera’da fadonun ünlü yıldızı Mariza’yı da anımsatıyor.

25 MART 2012 – the Seed - Saat: 20.00

ADRES: SAKIP SABANCI MÜZESİ, the Seed

SAKIP SABANCI CAD., NO:42, EMİRGAN, 34467, İSTANBUL

TEL:+90 212 323 60 50-55 - www.theseed.gen.tr

Biletler Biletix’de!  www.biletix.com Biletix Çağrı Merkezi (0 216 556 98 00)

The Rolling Stones’la 50. Yıla Genel Bir Bakış

Şubat 25, 2012 by  
Filed under Gösteriler & Topluluklar, Müzik, Sanat

Son geçen elli yıl, dünyaya geçtiği yolda iz bırakan müzisyenlerin pek çoğunu kaybettiğimiz zamanlar olarak belleklerimizde yer edinirken; Janis Joplin, John Lennon, Jimi Hendrix ve Kurt Cobain’in zamansız ölümleri süregelmiştir.

Bu kısa yazıda, yaptıkları ve dinledikleri müzikle hâlâ genç kalmayı sürdüren, Nazım Hikmet’in söyleyişiyle, ölmekten korktuğu halde ölüme inanmayan ve meydan okuyan bir kuşağın son temsilcilerinden bahsedeceğim size.

Dartford Tren İstasyonu’nda sıradan bir gün aceleci adımlarla, elindeki blues plaklarına sıkıca sarılarak arkadaşı Keith Richards’ı görmeye giderken başlatmıştı Mick Jagger ilk adımlarla The Rolling Stones’un hikâyesini.

Orta sınıf bir ailenin burslu olarak London School of Economics’de okumaya hak kazanan oğlu olmaktan, efsaneler ölmez sözcüğünü bugün her iki anlamında da yaşatan bir yıldız olacak olması… Bu adımlarla ilerliyordu Dartford Tren İstasyonu’nda.

Aralarına Ian Stewart ve blues gitaristi Brian Jones’u da katan ikili 1960′ların fırtınasına yelken açtılar. Onlar Birleşik Krallığın kötü çocuklarıydı. Albüm kapaklarında asık suratlarıyla, uyuşturucu bulunmakla suçlanmalarıyla, çirkin ifadeleriyle The Beatles’ın sempatik imajının tam tersine hareket ediyorlardı ve bu, o gün için oldukça havalı bir imaj yaratıyordu.

The Rolling Stones’un John Pashe tarafından 1970 yılında yaratılan meşhur dudaklar ve dışarıya çıkan dil simgesi bir dönem Türkiye’de de olmak üzere her yerdeydi.

Bu imajın aksine müzikal açıdan Beatles’la oldukça benzerlikler taşıyan efsanevi Mick Jagger ve çetesi asla insanları onlar kadar arkalarından sürükleyememesine rağmen hatırı sayılır başarılara imza atmış, 2005 yılında son albümlerini yayınlayan grup hâlâ devam eden müzik yaşamalrıyla insanları ortak çatısında birleştirerek adım adım başarıya yürümeyi bilmişlerdir.

Keith Richard, Brian Jones ve Mick Toylor’un ardından gruba dâhil olan Ronnie Wood, Charlie Watts ve tabii ki de Mick Jagger bugün ender görülen, ölmeden efsaneleşme mitinin en canlı örnekleridir.

Albümleri *

            Shine A Light Single Disc Edition

            Shine A Light Deluxe Edition

            A Bigger Bang

            Live Licks

            No Security

            Bridges to Babylon

            Stripped

            Voodoo Lounge

            Flashpoint

            Steel Wheels

            Dirty Work

            Undercover

            Still Life

            Tattoo You

            Emotional Rescue

            Some Girls

            Love You Live

            Black And Blue

            It’s Only Rock ‘N Roll

            Goat’s Head Soup

            Exile On Main St

            Sticky Fingers

            Get Yer Ya Ya’s Out

            Let It Bleed

            Beggars Banquet

            Their Satanic Majesties Request

            Flowers

            Between The Buttons

            Got Live If You Want It

            Aftermath

            December’s Children (And Everybody’s)

            Out Of Our Heads

            The Rolling Stones Now!

            The Rolling Stones No. 2

            12 x 5

The Rolling Stones (England’s Newest Hitmakers)

Grup elemanları *

1962 - 1963

            Mick Jagger

            Keith Richards

            Brian Jones

            Dick Taylor

            Bill Wyman

            Ian Stewart

            Carlo Little, Tony Chapman, Mick Avory

1963 - 1968

            Mick Jagger

            Keith Richards

            Brian Jones

            Bill Wyman

            Charlie Watts

1969 - 1974

            Mick Jagger

            Keith Richards

            Mick Taylor

            Bill Wyman

            Charlie Watts

1975 - 1992    Mick Jagger

            Keith Richards

            Ronie Wood

            Bill Wyman

            Charlie Watts

1993 - Bugün

            Mick Jagger

            Keith Richards

            Ron Wood

            Charlie Watts

* Albümler ve Grup elamanları bilgisi 25.02.12 tarihinde http://tr.wikipedia.org/wiki/The_Rolling_Stones adresinden alınmıştır.

Mehmet Onur Kocabıyık

 m.onurkocabiyik@hotmail.com

İtalyan Bariton Licinio Montefusco Hayatını Kaybetti

Şubat 6, 2012 by  
Filed under Dünya Müziği, Duyurular, Müzik, Sanat

TÜRK OPERASININ BÜYÜK EĞİTMENİ ÜNLÜ BARİTON LİCİNİO MONTEFUSCO VEFAT ETTİ…

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Türkiye’de birçok değerli sesi yetiştiren ünlü İtalyan Bariton Licinio Montefusco’yu 75 yaşında kaybetti.

1962’de İstanbul Şehir Operası tarafından sahnelenen Rigoletto operasına Milano’dan getirilen ilk solist sanatçı olma ünvanını taşıyan ve uzun yıllar Türkiye’de birçok opera sanatçısının eğitimini üstlenen, onları yurt içinde ve yurtdışında büyük başarılara hazırlayan şan pedagogu, öğrencilerinin deyimiyle ‘Meastro’ Licinio Montefusco 75 yaşında hayata gözlerini yumdu.

1936 yılında Milano’da doğan Montefusco müzik eğitimini Civica Okulu’nda ünlü mezzo soprano Rhea Toniolo’nun eğitmenliğinde tamamladı. 1960 yılında gerçekleşen Vercelli Yarışması’nda kazandığı altın madalyadan sonra bütün dünyanın dikkatini çeken Montefusco, Torino Operası’nda sahnelenen Maria Callas’ın rejisinde Giuseppe di Stefano’nun yanı sıra, Birgit Nilsson, Renato Scotto, Carlo Bergonzi ve Mario del Monaco gibi dünyaca ünlü opera yıldızlarıyla aynı sahneyi paylaştı. Tullio Serafin, Gianandrea Gavazzeni, Lorin Maazel, Riccardo Muti, Eliahu İnbal ve Daniel Barenboim gibi dünyanın önde gelen orkestra şefleriyle de çalışan bariton, 1962 yılında ilk kez Şehir Operası’nda sahnelenecek olan Rigoletto Operası’ndan aldığı davet üzerine İstanbul’a geldi. Sadece 8 temsillik anlaşması yapmasına rağmen, 30’a yakın temsilde görev alan Montefusco,1964’te Evin Ilgar ile evlendikten sonra hem Türkiye’de hem de dünyanın çeşitli yerlerinde solist olarak sahneye çıkmaya devam etti. Palyaço, Yevgeni Onyegin, La Traviata gibi oyunlarda İstanbul Şehir Operası’nda oynadıktan sonra, Aydın Gün’ün daveti üzerine Ankara Opera’sına gitti ve burada da birçok operada sahne aldı.

Sahne kariyerinin ardından İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde şan pedagogluğuna getirilen ve görevi süresince birçok opera sanatçısı yetiştiren Montefusco, birden fazla kuşağın opera alanında önemli başarılara imza atmasına büyük katkı sağladı.

Eğitmenliğinin yanı sıra kurduğu sıcak ilişkilerle de öğrencilerinin gönlünde ayrı bir yere sahip olan Licinio Montefusco, yarın (7 Şubat Salı günü) saat 11:00’de Pangaltı’da bulunan Latin Katolik Şapeli’nde yapılacak törenin ardından Türk operasının parlak seslerinde yaşamak üzere defnedilecek.

Barış ve Müzik - Woodstock (1969)

Şubat 3, 2012 by  
Filed under Gösteriler & Topluluklar, Konser, Manşet, Müzik, Sanat

Geleceğin gölgesinde, akan sularda durulmak bilmeyen bir dünyada, “barış ve müzik için” sloganıyla 3 gün süreyle düzenlenen bu festival, müzik tarihi içinde sarsılmaz bir nokta olarak benliğini koruyan ve dünyayı etkileyen bir hareket olarak bugün benliklerimizde hâlâ yaşamaktadır. 

İlk olarak 1969 dünyasının fotoğrafını inceleyerek başlayalım yolculuğumuza.

Siyasi yaşamda Amerikan Tarihi’nin kara lekelerinden biri olan Wietnam Savaşı ve ülke gençliğinin savaş karşıtı hareketleri, dünyanın dört bir yanındaki gösterilerle birlikte artarak devam ediyor, Kara Panterler zenci hakları için silahlı eylemlerde bulunuyor, Nijeryadaki Biefra iç savaşı, Mozambik’te Portekizlilere karşı süren çatışmalar devam ederken kapitalizm; aya ilk insanı göndererek Doğu Bloğuna karşı psikolojik bir zafer kazanıyordu.

Sosyal yaşamda da yer yerinden oynamıştı. Mini etek kitleler tarafından kabul görmüş ve kadınların çıplak bacakları ilk kez birer bağımsızlık ve güç imgesi oluvermişti; doğum kontrol hapları geniş kitlelere ulaşırken, Almanya’da okullara cinsellik dersleri ilk defa girmiş ve eşcinsellik suç olmaktan çıkarılmıştı.

Bu yılın ortalarında festival fikri Michael Lang ve Artie Kornfeld’in gazetede gördükleri bir ilan üzerine John Roberts ve Joel Rosenman adındaki iki girişimciyle yapılan görüşmenin sonucunda ortaya çıkmıştı. İlginçtir, yaygın olan kanının aksine konser Woodstock’ta değil, tüm hazırlıkların tamamlanmasına 15 gün kala konser alanı için düşündükleri bölgenin belediye başkanının son anda izin vermemesi sonucunda Bathelde’ki, Max Yasgur adındaki bir çitçinin arazisinde düzenlenmiştir. İsmin değiştirilmesine fırsat kalmadığı için festivalin ismi Woodstock olarak tarihe geçmiştir. 

Konser alanı kurulduktan sonra inanılması güç bir şey oldu. İlk gün beklenilenin çok üstünde tam 250.000 kişi alana geldi ve daha 100.000 kişi tüm trafik alana gelmek üzere hareket edenlerin arabalarıyla kitlendiğinden alana gelebilmek için otostop çekmekle meşguldü. Civardaki benzinliklerin depoları boşalmıştı. Belirli bir bilet kontrol noktası belirlenememişti, etrafa yapılan telleri aşarak insanlar dört bir yandan alana akın ediyordu. Bunun sonucunda organizatörler festivali ücretsiz ilan etmek zorunda kalmışlardır. O kadar çok insanın biletini kontrol edebilmek imkânsızdı.

15 Ağustos 1969′da Richie Havens’in sahneye çıkmasıyla başlayan festival yaklaşık 500.000 kişinin doldurduğu konser alanının enerjisi 18 Ağustos’ta 12 saatlik gecikmeyle de olsa sahneye çıkan Jimi Hendrix’in kariyerinin en uzun canlı performansını vermesine neden olmuştur.

Festivalin önemli özelliklerinden biri tek bir odak noktasının asla olmamasıydı. Bir yanda “free stage”de oynayan çocuklar, göle giren insanlar, yoga yapanlar, sevişen çiftler festivalin 2. günü yağmaya başlayan şiddetli yağmurla baş etmek zorunda kalmışlardır. Festivalin proüktörü Chip Monck’un deyimiyle “…yağmur çok bereketliydi; ortada tam bir çorba vardı ve bu herkesi bir araya getirdi.”  

Birbirlerine yaklaşmış insanlar ve konser ortamının tadını çıkararak yağmur ve çamurun aksiliklerine aldırmayarak özgürce eğlenmiş ve savaşa karşı ciddi bir gençlik gücünün oluştuğunu göstererek barışa dolaylı olarak katkı sağlamışlardır.

Sahneye çıkan gruplar ve sanatçıların çıkış sırasıyla tam listesi:

15 Ağustos 1969 Cuma

Richie Havens : (Saat 17:07)

Country Joe McDonald

Bert Sommers (Akşam saat 20:00)

Tim Hardin (Akşam saat 21:00 civarı)

Ravi Shankar (Akşam 22:35) 

Melanie

Arlo Guthrie

Joan Baez (01:30)

02:00 Yağmur yağmaya başlıyor. 3 saat boyunca yağıyor.

16 Ağustos 1969 Cumartesi

Quill : (Gece 00:15) 

Sweetwater

John B. Sebastian (11:00) 

Keef Hartley 

Santana (14.30)

Incredible String Band

Canned Heat

Grateful Dead

Creedence Clearwater Revival 

Janis Joplin

Sly & the Family Stone (01:30)

The Who (03:00)

17 Ağustos 1969 Pazar 

Jefferson Airplane (08:30)

Joe Cocker : (14:00)

Çok şiddetli rüzgar ve yağmur (14:25) 

Max Yasgur yağmur sonrası sahneye davet ediliyor. (17:00)

Country Joe & Fish

Leslie West / Mountain (18:30) 

Ten Years After (20:00)

The Band (10:30)

Johnny Winter

Blood, Sweat & Tears (00:00)

18 Ağustos 1969 Pazartesi

Paul Butterfield Blues Band

Sha-Na-Na

Jimi Hendrix (08:30) 

Konser 10:30′da Jimi’nin sahneden inmesiyle biter.

Mehmet Onur Kocabıyık

 m.onurkocabiyik@hotmail.com

/aJohn B. Sebastian (11:00)

The Beatles: Devrim İçin Dans Et

Ocak 6, 2012 by  
Filed under Gösteriler & Topluluklar, Müzik, Metinler, Sanat

İngiltere, 1960’lı yılların başında halen Victoria çağı geleneklerine göre yetiştirilen çocukların, on altı yaşına geldiklerinde yetişkin birer birey sayıldığı ve ailelerinin birer kopyaları olması beklendiği bir ortam olmaktan çok da uzak değilken aniden karşı konulamaz isteklerin tutkuyla ve müzikle birleşerek statükoya başkaldırması dünyanın asla eskisi gibi olamayacak bir çıplaklığa kavuşmasını sağladı. Dünya, artık üzerindeki ipek giysilerini çıkarmış ve bluejeanleri bacaklarından aşağıya dalgalanan, gençliğin yaratıcılığına kavuşmuş seksi bir figürdü. 

Şüphesiz bu bombanın fitilini ateşleyenlerden biri de ufak liman kenti Liverpool’dan yankılanmaya başlayan The Beatles ve müziğiydi. Liverpool’lu bu dört genç (Paul McCartney, John Lennon, George Harrison ve Ringo Starr) çok geçmeden John Lennon’un da başına fazlasıyla iş açmış deyimiyle “İsa’dan bile daha popüler olacaklardı.”

 

Bu süreç dikkate alınsın veya alınmasın, günümüzde hâlâ dinleyenleri kendine çekmesi ve dinlenmeye devam etmesi The Beatles’ı modern klasikler içinde ölümsüz bir çerçeveye koymamıza olanak sağlamaktadır. Zamanın getirdiği süreçte, yaşantılar ve The Beatles müziği, Beat Kuşağı unutulur mu bilmek pek mümkün değil. Ama devrim için dans etme kültürü yani mevcut bürokratik düzen ve kapitalizmle kendine ve birbirlerine yabancılaşmış insanların sanatın her dalıyla statükodan koparak ona karşı savaş açmış ve uluslararası bir gençlik kavramı arkasında buluşmaları, gençler arasında asla kaybolmayacak kitlesel bir eylem biçimi olarak belleklerinden silinmeyecek ve kapitalizmin kendilerini, sanatlarını kullanarak büyümesi ironik sorunsalından dönem şartlarına göre getirdikleri çözümlerle sıyrılarak devrim için ve özgürlük için dans etmeye devam edeceklerdir.

Mehmet Onur Kocabıyık

m.onurkocabiyik@hotmail.com 

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »