Bir “Klasik Müzik” Klasiği

Bir klasik olarak geliyor bana günümüzde klasik üzerine yapılan eleştiriler… Toplumumuzda üvey evlat muamelesi gören ve dinleyici kitlesinin azınlıkta bulunduğu bu türde görünen tablo şudur ki, klasik ve dinleyicisi üzerine yapılan ve güncelliğini koruyan eleştiriler artık klasikleşmiştir ve bir klasik klasiği haline gelmiştir. Maalesef ki “klasik”tir; çünkü zamane hala bu türle ilgili önyargıları asimile edememiştir.

Belki burada bahsedeceklerim size basit gelecektir. Zira basittir bahsedeceklerim: Hepimizin bildiği ya da bilmek istemediği “ayrıntılar”dır. Benim ısrarla yaptığım ya da yapmak istediğim sadece bu ayrıntıları kodifike ederek yansıtmaktır. Haklı olaraktan sorabilirsiniz: “Klasik müziğin misyonerliğini mi yapıyorsun?” diye. “Evet, klasik müziğin misyonerliğini yapıyorum ve bundan büyük bir keyif alıyorum.” diyebilirim sizlere. Gerek politik gerek magazinel olaylarla meşgul edilen toplumumuzda farklı bir kulvarda (gereksiz algılanan) yazarak hizmet etmenin adı bu olsa gerek değil mi? Peki, bu konu hakkında profesyonel miyim? Tabii ki hayır… Herhangi bir sıfatla değil, duyarlı bir birey olarak hareket ediyorum sadece. Çünkü bir nüanstır sanatta benim için. Belki sanatın orijininde düşünmemdir müziği, klasik müziği… Bütün mesele bu sanırım…

Klasik müzik… Klasik müzik… “Cenaze Marşı” havası vererek insanları korkutan, kitlelere soğuk gelen, yığınları ürperten tınıların efendisi… Kasvetinin geldiği karanlık geçmişiyle tüyleri diken diken eden kompleks kilise müziği… Ne kadar ilginç değil mi bu tanımlamalar? (sadece küçük bir kısmı) İlginç olduğu kadar acı verici, feci birşey aslında. Bu bitmek bilmeyen önyargılar dogmalaştırılarak adeta bir leke gibi klasik müzik üzerine çullanmıştır. Bu önyargı ve küçümsemelerle, hor görmelerle gerek okul çevremde ve gerekse de özel yaşamımda o kadar çok karşılaştım ve karşılaşıyorum ki neden diye merak etmeden geçemeyeceğim. Eğer sizler benim durumumda değilseniz gerçekten çok şanslısınız diyebilirim. Çünkü çok zor gerçekten, bu tarz insanlarla ilişki kurmak. Bu eksende farklı bir bakış açısı sunmak isterseniz anlaşılmayacağınız durumlarla karşılaşırsınız örneğin. Ama bir hırs varsa içinizde ısrarla bir delik bulur ve çıkarsınız yüzeye.

Çevrenizdeki insanlar eğer esnekse rahatsınız demektir; ama değilse de bu sertliği törpülememek için eli kolu bağlı oturmak sabırsız bir insan için zor olsa gerek. Klasik müzikteki önyargılar sadece bir kesittir törpülenecek. Emin olun o kadar çok kesit var ki… İnsan ister istemez bir reaksiyon gösteriyor rahatsız olduklarına… Size bir örnek vermek istiyorum: Bir gün, sanırım beş altı sene önce, bulunduğum bir ortamda yerli yabancı pop, arabesk falan karışık çalıyorlardı. Damardan parçalar öncelikli tabii. Onlar damardan parçalar dinlerken benim damarıma basmışlardı doğal olarak ve bu sebeple yeri gelen bir muhabbet sırasında onlara bir deneyden bahsettim (ilginç bir ironiydi aslında benim için). Deney yurt dışında bir üniversitede, müzik türlerinin bitkilerin gelişimine etkisi üzerineydi:

İki farklı bitki grubundan birine arabesk, diğerine klasik müzik dinletilmiştir. Arabesk müzik dinletilen grup çabuk çürürken, klasik müzik dinletilen gruptan ise daha çok verim alınmıştır…

Bazı arkadaşlara cazip gelen bu örnek, diğerlerinin “Şimdi sen bize ot mu demek istiyorsun?” gibi absürd cevaplarıyla karşılaşmamı sağlamıştı. Düşünsenize, bir de ineklerin süt veriminden bahsetseydim, onlara hayvan demiş olacaktım. ile zekanın gelişiminden bahsetseydim, kendilerine embesil dediğimi sanarak büyük bir kaos ortamı yaratabilecektim. ’den anlamayan biri ile onun “inancı” üzerine tartışmak kadar can sıkıcı bir durum. Bu ve buna benzer durumlarda ister istemez, direkt güler misin ağlar mısın moduna giriyorsunuz. Sonra anlıyorsunuz tabii… Sonuç olarak bu yaşadıklarınız, yazmak için kullandığınız malzeme oluyor. Yalnız bu noktada belirtmek isterim ki rencide etmek gibi bir amacım yoktur, saygı duyarım tercihlerine.

’da yayımlanan şu ve şu yazılarımı hatırlamanızı isterim… Aslında anlatmak istediğim neydi biliyor musunuz? Klasik müziğin ister istemez, farkında olmadan hayatımızda olduğu, hayatımıza nüfuz etmesi üzerineydi. Bu yazımda ve başka yazılarımda da klasik müziğin varlığını aşılamaya devam edeceğim!

……………………………………….

Klasik müzik alanında gerçekten saygı duyduğum, değer verdiğim bir sanatçının, viyolonsel sanatçısı ve öğretim görevlisi Doç. Dr. ’nın adlı kitabından ve hazırlamış olduğu “Beni Klasik Müzikle Tanıştır Projesi” hakkında söz ederek yazıma son vermek istiyorum.

60 Dakikada Klasik Müzik, günümüz koşullarında ilaç gibi bir eser diyebilirim sizlere. Klasik müziği tanımayanlara özel sunumlar yapan Tunca, bu eserinde klasik müzik hakkında anlaşılmayan, insanların önyargılarını kırmasını sağlayıcı birçok noktayı ele almış. Ayrıca klasik müziği neden dinlemeliyiz, dinlerken neleri fark etmeliyiz, hiç konsere gitmeyen birinin bileti nereden alacağından, konserin neresinde alkışlanacağı, konsere giderken nasıl giyinileceğine kadar daha birçok ayrıntı düşünülmüş, adeta klasik müziği oluşturan taşlar tekrardan işlenmiş. Bu kitapla birlikte içinde klasik müzik örnekleri olan bir CD de ekstra olarak veiliyor. Eğer bu kitabı satın alırsanız Altı Nokta Körler Vakfı’na bir CD bağışlamış oluyorsunuz.

Ozan Tunca’nın hazırladığı “Beni Klasik Müzikle Tanıştır Projesi” ise, vermiş olduğu konferansları Türkiye’nin başka kentlerinden (Burdur, Kayseri, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Ankara) gönüllülerle gerçekleştirmeyi planladığı bir proje. Ayrıntılı bilgi için: www.ozantunca.com adresine göz atabilirsiniz.

Yazan:

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar

17 Yorum on "Bir “Klasik Müzik” Klasiği"

  1. Hakan Bilge on Cts, 14th Şub 2009 5:22 am 

    Klasik müziğin üvey evlat muamelesi gördüğü doğrudur. Eskiden, -hassaten 1980′li yıllarda- klasik müziğin bir bütünleyici unsur olarak konuya paralel işlendiği çizgi filmlerle büyüyen nesil için bile bugün klasik müzik kulak tırmalayıcı ya da uyutucu bir müzik çeşidi biçiminde algılanmaktadır. Arabesk veya bugün pop diye sunulan “hızlı arabesk” diyebileceğimiz yozlaşmış müzik kombinasyonları tüketicisine çabucak ulaşmakta, reklam ve diğer araçlarla anında pompalanmaktadır.

    “Zevkler ve renkler tartışılmaz” neviinden bir söz, sözkonusu koşullarda biraz ikiyüzlüce durmaktadır. Klasik müziği dinleyelim ve dinletelim…

  2. melikekaragul on Cts, 14th Şub 2009 1:11 pm 

    “Klasik müzik bizim kültürümüzde var mı ki?” “Özentiden başka bir şey değil…” gibi garip yorumlar var… Yeri geldiğinde, “Bizler kültür mozaiğine sahibiz…” gibi klişe sözlerle övünenlerin klasik müziğe antipati beslemeleri ilginçtir. Bu mozaiğin taşlarına sahip çıksalar aslında hiç de fena olmaz, değil mi?

  3. özcan on Cts, 14th Şub 2009 7:04 pm 

    klasik müzik ayrı bir beğeni ürünü sayılabilir. bach’ı, dvorak’ı, vivaldi’yi, chopin’i ve daha başkalarını dinlemenin, gelişmiş bir zevkin ve estetik anlayışın ürünü olduğunu düşünüyorum. küçümsenen sanat anlayışlarının ters teptiği ve sonunda galip geldiği öngörülebilir, tarihte de örneği çoktur ama bu topraklarda klasik müzik dinleyicisi azınlıktadır. özellikle üniversite gençliğinin bu müziğe sahip çıkması ve koruması iyi sonuçlar doğuracaktır. anladığım kadarıyla yazıyı yazan arkadaşımız da üiversite öğrencisi. bu açıdan yaptığı katkıyı anlamlı buluyor, kendisini tebrik ediyorum.

    saygılarımla

    özcan

  4. wherearethevelvets on Cts, 14th Şub 2009 7:07 pm 

    Ben de benzer süreçleri yaşamıştım. Küçük bir ilçede, klasik müzik dinleyen biriyseniz arkadaşlarınız tarafından anında dışlanabiliyorsunuz. Fakat yıllar geçtikçe fikrim değişti. Bence klasik müzik dinlemeyi bir tür üstünlükmüş gibi yansıtan elit bir grup var. Bunları, hiçbir fark gözetmeksizin klasik müziğin her dönemini huşu içinde dinlemelerinden ve dinlediklerini insanın gözüne gözüne sokmalarından tanıyabiliyoruz. Böyle kişiler olduğu sürece, bunların karşısında kendisini aşağı hisseden kişiler çıkacaktır; bu kişiler de dinledikleri primitif müzikleri cansiperane savunacaklardır tabii ki. Üstelik sanatın her dalı, tadılması ve bilinmesi gereken bir şey değildir. Herkes müzikten hoşlanacak diye bir şey yok. Mesela ben şiirden hiç anlamam ve hoşlanmam (bazı birinciliklerim olsa da). Tiyatrodan hiç hoşlanmam. Hoşlanmak zorunda da değilim. Bu durumda klasik müzikten hoşlanmayan bir topluluk olacaktır mutlaka; ve bunun karşılığı arabesk olacaktır diye birşey de yok! Bazı kazanılmış zevkler vardır (Sigara, şarap, kübizm…vb), insanlar bu zevki kazanma sürecine girmek zorunda değillerdir.

    Bu arada ben Rönesans ve Erken Barok severim. Deneysel, modern dönemden hazzetmem. Romantizmden sonrasına yetişemiyorum maalesef.

  5. melikekaragul on Paz, 15th Şub 2009 12:58 pm 

    İster küçük ister büyük bir şehirde yaşayın, bu ve bunun dışında birçok sorunla karşılaşabiliyorsunuz. Her kesimin bünyesinde barındırdığı azınlık bir grup vardır doğal olarak… Benim klasik müzik üzerine yoğunlaşmam belki bastırılmış duyguların dışavurumu gibi anlaşılıyor. Tabii ki de değil… Dediğim gibi, sadece bu türe biraz daha önyargısız bir şekilde bakılmasını arzuluyorum. Sizlere klasik müziği zorla empoze etmek gibi bir niyetim yok. Bu hiç de adil olmaz sanırım ;)

    Öte yandan, özel yaşamımda -branşım gereği- zaten duyarlı olduğum o kadar konu var ki… Ayrıca diğer müzik türlerini rencide etmek gibi bir tutumum da asla olmadı, olamaz… Diğer müzik türlerine nasıl saygı duyuyorsam, herkesin de klasik müziğe önyargısız yaklaşmasını, saygı duyup geçmesini istiyorum. İşte bütün mesele bu…

    Saygılar…

  6. desperado on Paz, 15th Şub 2009 3:50 pm 

    Ozan Tunca’nın kitabı klasik müziği sevdirmek için ideal bir kitap bence.

  7. melikekaragul on Paz, 15th Şub 2009 4:40 pm 

    Kesinlikle… Satışları çok iyi ;)

  8. deniz yıldızel on Pts, 16th Şub 2009 3:06 am 

    Ludwig van Beethoven’ın senfonilerini, Wolfgang Amadeus Mozart’ın Requiem’ini, Çaykovski’nin Swan Lake’ini, Vivaldi’nin Dört Mevsim’ini, Richard Wagner’in Uçan Hollandalı’sını dinleyen ve haz duyan bir dinleyicinin artık klasik müzikle yolları ayrılmaz biçimde buluşmuş demektir. Büyük bir çoğunluğun bu müzikten hoşlanmadığı bilinen bir gerçekse de bazı şeylerin az bulunurluğu ve az bilinirliği nedeniyle daha da kıymetlendiği unutulmamalı derim ben… ;)

  9. melikekaragul on Pts, 16th Şub 2009 10:31 pm 

    Evet kesinlikle haklısın Deniz… Biraz klasik olacak ama: Bazı şeyler değeri kaybedilince anlaşılır ya işte onun gibi bir şey… İşin garip tarafı senin de dediğin gibi Deniz, bu “az bulunup az bilinen” şeyleri bilen ya da farkında olanların “azınlık”ta olması… :)

  10. Hakan Bilge on Sal, 17th Şub 2009 4:33 am 

    Bu arada sinemanın emekleme dönemlerinden başlayarak klasik müzikle birlikte büyüdüğünü anımsatmakta yarar var. Sessiz sinema (Sergei Eisenstein’ın sinema yapıtını klasik müzik ile bileşime ulaştırma çabaları, filmlerinde çoğu kez müzik kullanmamayı tercih eden Michelangelo Antonioni’yi bile etkilemiştir.), ardından Hollywood’un Altın Çağındaki birçok siyah beyaz film (Alfred Hitchcock filmleri, muhtelif film noir’lar), klasik müzikten defaatle istifade etmiştir. İzleyenler bilirler, bu filmleri klasik müzik olmadan düşünmek bugün imkansızdır.

    Bir de bütün sinema dünyasını neredeyse bu müzik türü üzerine kuran kimi yönetmenler de yok değildir. Stanley Kubrick’in kimi önemli yapıtları -misal 2001: A Space Odyssey, A Clockwork Orange, Barry Lyndon, Eyes Wide Shut- klasik müziğe çok şey borçludur. Ingmar Bergman’ı da anabiliriz şu vakit.

    Hülasa, klasik müzik ve sinema yararlı bir sentez…

  11. melikekaragul on Sal, 17th Şub 2009 10:50 am 

    Film müziklerinin besin kaynağıdır klasik müzik, birbirinden ayrı düşünmek ya da birini sevip “diğer”ini reddetmek biraz çelişkili olsa gerek… ;)

  12. persona on Çar, 18th Şub 2009 12:02 am 

    Viyana ekolünü, bazı Rus bestecilerini ara ara dinliyorum.

    Melike, teşekkürler… ;)

  13. melikekaragul on Çar, 18th Şub 2009 12:00 pm 

    Viyana ve Berlin Filarmoni Orkestraları benim favorimdir… Takip etmeye çalışıyorum. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası da gerçekten harika diyebilirim…

    Ben teşekkür ederim Persona ;)

  14. operadaki sessizlik on Cum, 20th Şub 2009 2:14 am 

    klasik müzik sanatçılarının müzik sanatının tanrıları olduğunu iddia etmek fazla riskli bir yargı değildir.

    friedrich nietzsche’nin “müziğin ruhundan tragedyanın doğuşu” isimli eserini klasikseverlere önermek istiyorum izninizle.

  15. melikekaragul on Cum, 20th Şub 2009 12:09 pm 

    Sana kesinlikle katılıyorum Operadaki Sessizlik ;)

  16. prenses on Paz, 25th Nis 2010 2:07 pm 

    ;) güzel ;)

  17. özkan gülerer on Paz, 18th Tem 2010 12:09 am 

    ben de klasik müzik dinleyicisi olduğum için eleştirilmişimdir, hem yakınlarım olacak kişiler hem de dışardakiler tarafından. bu durum karşısında onlara duyarsız ve zavallılar oldukları için acıdım çünkü klasik müzik hisli insanların müziğidir. her zaman bu tür gerçek müzikleri dinlediğim için kendimle gurur duydum. doğal olarak farklı olduğumu hissettim. en doğrusu, arkadaşlar, bizim gibileri eleştiren cahil, ruhsuz, duygusuz, yapmacık kişileri takmamak, onlar uyurken bizler gerçek doğal müzikle yaşayalım……….

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz...
Yorumunuzda avatar çıkması için gravatara üye olmalısınız!