Ihlamur Dergisi 9. Sayısıyla Gülten Akın’a Bir Anıt Dikiyor…

Ihlamur Dergisi 9. Sayısıyla Gülten Akın’a Bir Anıt Dikiyor…

Ön Söz

Ihlamur’un başlangıçta tepki toplayan, sonra yadırganan ve nihayet benimsenen hacimli dosyası bu sayımızda biraz mütevazı oldu. İçimizde Türk şiirinin yaşayan en önemli şairlerinden olan Gülten Akın’a “hayattayken” bir hatıra bırakmanın ve vefa borcumuzu ödemenin sevincini yaşıyoruz. Başta -halen tedavisi devam eden- sevgili Gülten Akın ve sevgili Ahmet Telli olmak üzere tüm ediplerimize ve Gülten Akın dostlarına gösterdikleri hassasiyet için teşekkürlerimizi ve afiyet dileklerimizi bu sayfadan da yinelemek isterim.

Aylardır telefonla görüştüğümüz ve her görüşmede sağlığına tekrar kavuşacağı ümidini taşıdığımız ve buruk bir şekilde veda ettiğimiz Hulki Aktunç, iki yıldır direndiği kansere yenik düştü… Yakınlarına ve bütün şiir dostlarına başsağlığı diliyoruz… Derken, “sisli şehirler bıraktın bana / erken ölümünü kuşların” diyen şair Ahmet Uysal’ı da yitirdik… “Her ölüm erken ölümdür” biliyoruz…

Dergimizin 8. sayısında yayınladığımız “Sayfa Tasarrufu, Dergiler ve Ihlamur” başlıklı yazıyla başlattığımız estetik tartışmasına gelen mektuplara ve e-postalara cevap yazısını yayımlayarak tartışmaya yeni bir boyut kazandırmaya çalıştık. Başta Mavi Yeşil Dergisi ve Poyraz Dergisi olmak üzere açık yüreklilikle ifade eden dergilerimize ve katkı sağlayan tüm dergi dostlarına teşekkürü bir borç biliriz. Son olarak bir hususa açıklık getirmek gerek: Bu tartışmada; dergilerin tasarruf yapmaması, sayfa sayısını artırması vb. hususlar tartışılmamakta, bilakis dergilerin estetik tasarımı ve tasarrufun sadece şiir üzerinde yapılmasına dikkat çekilmek istenmektedir.

Ihlamur dergisi olarak bir yandan da İstanbul Tüyap Kitap Fuarı’na hazırlanıyoruz. Bizim açımızdan bir hayli güzel geçen İzmir Fuarı’ndan sonra İstanbul’da da okurlarımızla buluşacak olmanın sevincini yaşıyoruz.

Gelecek sayıda buluşmak üzere… (Hakan Sarı)

Son Söz

9. sayı, öteki sayılara göre daha düzyazı ağırlıklı ve görece daha akademik bir sayı oldu. Bunun en belirgin nedeni, şiir mecrasındaki yozlaşmanın artarak devam ediyor oluşu. Şiir seçiminde saplantıya varacak denli titiz davranmamızdan dolayı bu sayının düzyazı ağırlıklı olmasına “özellikle” karar verdik.

Dergimize ürün gönderen, göndermeyi düşünen dostlarımıza küçük bir öneri: Şiir veya yazılarınızı e-mail sütununa yapıştırmadan, word dosyası halinde ve isimlerinizi yazarak göndermelisiniz. Şiir göndereceklerin ise “en az üç örnek şiir” göndermeleri gerekiyor. Düzyazılar için belirlediğimiz üst-sınır ise “1500-1800 karakter” arası.

Müzik ve tiyatro alanlarında dergimizde “düzenli olarak” yazabilecek yazarlara da buradan bir çağrı yapıyoruz: Hiç beklemeden bizimle iletişime geçiniz.

10. sayıda Cüneyt Arkın’ı ağırlayacağız.

Yeniliklerde görüşmek dileğiyle… ()

IHLAMUR 9 İÇİNDEKİLER:

Fahri Tuna - Karikatürist Osman Suroğlu [Çizgileriyle Şiir Yazan Adam]

Hakan Sarı - Şiir Kenar Süsü Değildir

- O Günler (Çeviren: )

Sırrı Çınar - Gelmeyen Babaların Ressamı

Yelda Karataş- Çok Yönlü Mektuplar I

Ahmet Telli - Islak Zamanlar

Cezmi Ersöz - Kentlinin Gösterişli Yalnızlığı

Hakan Bilge - Gülten Akın

- İnce Kız: Gülten Akın

Mehmet Akif Ertaş - İki Uçlu İlerletilen Ortodoks Marksizm’in Kırılma Noktasındaki Şiir

- Her Gerçek Sessizlik Bir Çığlığı Gizler

Yelda Karataş - “Kestim Kara Saçlarımı” çünkü “Bir Başkaldırma Ancak Saçlarından Tutulur”

- Kaldır Başucuna Getir

Hakan Bilge - Kapitalizmi Şirinlemek

Xakestari - Buz Kıracağı

Hande Ögüt - Kadın Kahkahası, Kadın Mizahı

Emin Saydut - Sait Faik Üzerine Birkaç Söz

Hülya Atılgan - Ney

Orhan Miçooğulları - Japonya’da Bir Alt Kültür Olarak Kadın

Murat Süslü - Gözden Gönle Seyr ü Sefer

Aysenur Mucan - Göçgün

Yasemin Yıldız - Bir Dönemin Entelektüel Faaliyetlerinin Ana Figürü:

Oğuzhan Dursun - Tahta Dost

Ahmet Yeşilyaprak - Duvara Cansever

www.sanatlog.com

Furuğ Ferruhzad - Yeniden Doğuş

7 Mart 2011 Yazan:  
Kategori: Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
seni, kendinde tekrarlayarak
çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.

Ben bu ayette seni ah çektim, ah
ben bu ayette seni
ağaca ve suya ve ateşe aşıladım!

Yaşam belki
uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği,
yaşam belki
bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı,
yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,
yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır,
ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi,
şapkasını kaldırarak,
başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle “günaydın” diyen.

Yaşam belki de o tıkalı andır,
benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı
ve bir duyumsama var bunda
benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.

Yalnızlık boyutlarındaki bir odada,
boyutlarındaki yüreğim,
kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,
saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu
ve senin bahçemize diktiğin fidanı
ve bir pencere boyutlarında öten
kanarya ötüşlerini.

Ah..
Budur benim payıma düşen,
budur benim payıma düşen,
benim payıma düşen,
bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,
benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,
benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir.

Ve “ellerini
seviyorum” diyen
sesin hüznünde ölmektir.

Ellerimi bahçeye dikiyorum,
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
yumurtlayacaklar.

Küpeler takacağım kulaklarıma
ikiz iki kirazdan
ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süsleyeceğim.
Bir sokak var orada,
aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar
bir gece rüzgarın bizi alıp götürdüğü.

Bir sokak var benim yüreğimin
çocukluk mahallesinden çaldığı,
zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu
ve bir oylumla gebe bırakmak bir zamanın kuru çizgisini
bilinçli bir simgenin oylumu
aynanın konukluğundan dönen.

Ve böylecedir,
birisi ölür
ve birisi yaşar.
Hiçbir avcı,
çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.

Ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda
usul usul çalan
küçük hüzünlü bir peri
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan…

Yeniden Doğuş

Çeviri: Haşim Hüsrevşah

Furuğ Ferruhzad - Rüzgâr Bizi Götürecek

10 Şubat 2011 Yazan:  
Kategori: Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

küçücük gecemde benim, ne yazık
rüzgârın yapraklarla buluşması var
küçücük gecemde benim yıkım korkusu var

dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
bakıyorum elgince ben bu mutluluğa
bağımlısıyım ben kendi umutsuzluğumun

dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
şimdi bir şeyler geçiyor geceden
ay kızıldır ve allak bullak
ve her an yıkılma korkusundaki bu damda
bulutlar sanki, yaslı yığınlar misali
yağış anını bekliyorlar

bir an
ve sonrasında hiç.
bu pencerenin arkasında gece titremede
ve yeryüzü giderek durmada
bu pencerenin arkasında bir bilinmez
seni ve beni merak ediyor
ey baştan aşağı yeşil!
yakıcı anılar gibi ellerini,
bırak benim aşık ellerime
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusunu
benim sevdalı dudaklarımın okşayışına bırak
rüzgâr bizi götürecek
rüzgâr bizi götürecek.

Rüzgâr Bizi Götürecek

Çeviren: Haşim Hüsrevşahi