Anasayfa / Edebiyat / Şiir / Şiirin Gizli Gerillası

Şiirin Gizli Gerillası

İzmit’te, şiir yıllıklarına girebilen şairler olarak, Ruşen Hakkı, Ayşe Nalân, İhsan Topçu ve bendeniz Şiir Haini Serkan Engin ile birlikte, kendini şair zanneden amatör küme şiir oyuncularını toplasak, bir tane Mahir İrfan Benli kadar nitelikli şair etmeyiz. Mahir İrfan Benli ki gizli gerillasıdır şiirin ve edebiyat erk odaklarının iktidarını beslememek adına, edebiyat dergilerine şiir falan yollamaz, ama bugün dergilerde yayımlanan şiirlerin çoğunu, iki kere cebinden çıkartır, İrfan’ın şiirleri.

O, bu notu hiç okumayacak ki okusa kızardı bana, “Serkan, neden hakkımda böyle iri kıyım sözler ettin” diyerek. Bütün güzel ve büyük insanlar gibi ar eylerdi böyle aleni övülmekten. Hani, Nazım Hikmet’in, Bakü’de katıldığı etkinlikte, kendisini uzun süre ayakta alkışlayan coşkulu kalabalığın karşısına geçtiğinde, “Beni çok mahcup ettiniz. Adam eğer eşek değilse, bu kadar övgüden ötürü mahcup olur” mealinde sözler ettiği gibi.

İrfan’ın birkaç şiirini bu nota ekleyeyim dedim, ama sonra vazgeçtim. Çünkü O, kendini bulup keşfetmek isteyenler için şiir yazan biri. “Balık bilmezse Hâlik bilir”diyerek, bir potkal gibi şiirlerini, hayatın deryasına salan biri, sessizce çıkartıp elden dağıttığı şiir kitaplarıyla.

İyi şiir okurları olarak sizlerin, Mahir İrfan Benli şiirlerini arayıp bulup okumanızı dilerim, İrfan’ın fazlasıyla hak ettiği gibi.

NOT: Biliyorum ki bu yazıyı okuyanlar arasında, “kendini şair zanneden amatör küme şiir oyuncuları” olarak tanımladığım kişileri, insan olarak sevenler de var. Bu sözüm üzerine, arkadaşlarınızı korumak adına kırılıp incinebilirsiniz belki, ama n’eylersin ki “şiirli köyün delisi” benim. Doğru bildiğimi söylemekten hiç çekinmem, hele ki şiir üzre, Şiir’e, şiire verdiğim emeğe ve her zaman doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen kendi kişiliğime, saygımdan ötürü.

 

Yazan: Serkan Engin

KASIM 2010

[email protected]

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu İsimli Romanı Üzerine

Harry Haller; yolunu şaşırıp kendi habitatından ayrı düşmüş, kazârâ bir kente inip sürüye karıştığına inandığı ...

12 Yorum

  1. facebook anasayfada rastladım yazıya, şiirlere dayanam…
    güzel bir yol gösterici olmuş yeni şiirler için, şairler için. bilgilendirmenize sağlık ama NOT işi başka yere çekiyor.
    şiirli köyün delisiyim diye diye çomak saklatıyorsunuz karşınızdaki delilere.
    daha önceki yazınıza yaptığım yorumdan dolayı üstüme alındığım için söyledim 🙂
    anlaşıldı, köy sizin, şiir sizin, çomak sizin.
    bu da başka bir ayrımcılık olsa gerek…

  2. Bence herhangi bir ayrımcılık yok. Okuyanı da yazanı da ortadadır şiirin. Ben şu şair iyi derim kötü derim, iyi şiir böyle olur, kötüsü böyle… diye söyleyebilirim ve bu kimseyi bağlamaz. Bakarsınız iyiyse iyi kötü ise kötüdür.

    Ben kendi adıma en azından ismini daha önce hiç duymadığım kişilerden haberdar olduğum için seviniyorum. Köy de delisi de kişinin hoşuna gitmiyorsa bir daha o köye uğramaz olur biter. Deli, delidir ama kimseyi de zorla köye sokmuyor ya 🙂
    İyilikler…

  3. “anlaşıldı, köy sizin, şiir sizin, çomak sizin” diyerek zaten uğramayacağımı anlatmıştım. çünkü, eleştiren birinin eleştiriye açık olmaması ürkütücü geldi.
    şu mütevazi şairlere bakıyorum da, yazdığınız şeyi tam olarak kavrayabiliyorum…
    herşeyi tam olmak lazım şiir yazmak için bir insanın…

  4. Fatoş Hanım, bu yazının yazarı olarak benim için hiçbir mahsuru yok eleştirinizin, hatta böyle zarif bir yorum başım gözüm üstünedir…

    Saygılarımla…

  5. ölmemiş herkes olay mahalline dönebiliyormuş 🙂
    yorum yapan kişiyi siz sandım, sizin eleştiriye tahammül edemediğinizi düşündüm, hatta kızdım kusura bakmayın…
    çünkü sizin ağzınızdan gibi, yazarı gibi bir yorumdu.

    bu yüzden, teşekkür ederim serkan bey, her ne kadar yeni yetme şairleri itip kaksanız da, en azından cevap vermek için ciddiye almışsınız.

    saygı benden olsun…

  6. Şiirin Gizli Gerillası bugün öldü…daha 48 yaşındaydı…alel acele toprağa verildi…Şiirin Gizli Gerillası bugün öldü…Bari ölümünden sonra badem gözlerinin hakkı verile…

  7. Ben de çok üzüldüm Mahir İrfan Benli’ yi yitirdiğimize…Şairliğini severim, resimlerini, heykellerini…Ama siz Serkan Bey, neden birisini överken, bir kaçını batırmayı yeğlediniz anlayamadım doğrusu…Hele hele bu kişilerden bir tanesi, benim rahmetli canım babam Ruşen Hakkı iken, bu haksız yerginizi ve o çok ucuz, “Kendini şair zanneden amatör küme şiir oyuncuları” tabirini kullanma hakkını vermiyorum size…Vermiyorum çünkü doğru bir yargı değil Serkan Engin Bey… Ruşen Hakkı, bahsettiğiniz gibi bir şair olsaydı, Türkiye’nin en önemli şiir ödüllerinden olan Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü alamazdı sanırım…Bu haksız eleştiriniz ve konu hakkında sayfalarca yazabilirim ama siz kendinizi bir sorgulayın önce. Vefat ettiğinde, iyi insan olmasından daha çok şair ve yazar kimliği ile yer aldı basında…Öyle sizin iki dakikada tukaka edemeyeceğiniz bir sanatçı ve kişiliktir…Yine de saygılarımla… Pınar SALMAN

  8. Pınar Hanım, Ruşen Hakkı gibi Türkçe Şiir Tarihi’nde kendine yer edinmiş bir şairin kızı olarak, okuduğunuzu daha iyi anlamanızı beklerdim. O yazıda “Ruşen Hakkı-İhsan Topçu-Ayşe Nalan ve Serkan Engin” dışında kalan isimleri kastediyorum “amatör küme şiir oyuncuları” derken. Ölçüt olarak da şiir yıllıklarına girebilmemizi koyuyorum. Ötekileride siz zaten tanıyorsunuz, açıkça burada adlarını da yazarım isterseniz.

    Babanız hakkındaki ayrıntılı görüşlerim ise aşağıda linkini verdiğim, Ruşen Hakkı’nın vefatından birkaç ay önce yayımlanmış yazıda yer almaktadır:
    http://www.sanatlog.com/sanat/rica-ederim-ol-artik-rusen-abi/

  9. Serkan Bey, türkçem en az babam kadar iyidir, bu yüzden ne demek istediğinizi gayet açık anladım. Hadi amatör küme şiir oyuncuları tabirini geçtim ki orada da bir anlatım bozukuğu olmasa, onu da yanlış anlamazdım zaten ama bugün okuduğum yazı hem de sabah sabah, beni çileden çıkardı…Onun, neyi hakedip neyi haketmediğine; gösterilen ilgiye layık olup olmadığına, siz mi karar veriyorsunuz bu şehirde…Bu yazıda ise, daha ziyade insan yanından, kişiliğinden söz etmişsiniz…E zaten, buna da laf söyleyemezdiniz değil mi? 40 yıllık kızı olarak ben, herkesten daha iyi bilirim harika bir insan ve baba olduğunu… Hala, kabuslarımdan kurtulamamışken, acısı hançer gibi içimdeyken, bu iki yazınızla karşı karşıya gelmek çok üzdü beni. Ama, size yemin ederim ki, bugünkü yazıyı daha önce okumuş olsaydım, buraya hiç bir şey yazmazdım…Mahir’i ben de severdim, takdir ederdim, ölümüne de üzüldüm ama Mahir’i öveceğim derken, boyuna babamı eleştirip, yermeniz hiç hoş olmamış…Ben ve benim gibi bir çok insan, onun iyi bir şair olduğunu düşünüyordu…Ünlü şairlerin şiirlerinin büyük bir kısmını okudum, bilirim, hala da okuyorum…Dediğinizin tersine eğer İstanbul’da olsaydı, onların çoğundan daha ünlü, tanınan, sevilen bir şair olurdu Ruşen Hakkı…Son sözüm budur ve bu olacaktır…Siz beğenmiyorsunuz diye, bazı geçekler değişmez…Çoğunluğun ne düşündüğü önemlidir toplumlarda…Ben size, dayatmaya çalışıyor muyum, beğen yazdıklarını diye… O zaman siz de, yazılarınızda okuyucuya dayatmaya ve öyle olduğunu göstermeye çalışmamalısınız, tabiri caizse beş para etmez bir şair olduğunu…Hiç etik değil, arkasından böyle davranmanız Serkan bey…

  10. Ben okuduğumdan anlıyorum da, siz ne yazdığınızı bilmiyorsunuz…Çok uzun bir cevap yazmıştım biraz önce, gönderilemedi…İyi ki de gönderilememiş, çünkü o yolladığınız linkteki yazının son satırını görmemişim, yeni gördüm…Ben şu anda hiç bir şey demiyorum ama orada burada bu şekil yazmaya ve konuşmaya devam ederseniz, ben deliyimdir…Haberiniz olsun… Şunu da söyleyeyim, bugün okuduğum yazınız, birincisinden çok daha beterdi…O, hafif kaldı bugünkünün yanında…

  11. Pınar Hanım (Sizli bizli yazışıyoruz, ama sizinle şahsen tanışırız yıllar öncesinden, oturup çay içmişliğimiz, babanızı beraber ziyaret etmişliğimiz de var, anımsayamamış olsanız da…)

    Benim Türkçem de gayet iyidir, şiirlerimi ve poetik yazılarımı elli küsür edebiyat dergisinde yayımlatmış, bu şiirlerin ve poetik yazıların bir kısmı şiir yıllıklarına alınmış, hatta Türkçe yazıp İngilizce’ye çevirdiğim şiirlerimi “The Tower Journal”, “Mediterranian Poetry” gibi uluslar arası dergilerde yayımlatmış olacak kadar…(Sizin internette yayımladığınız şiirleri! de okumuşluğum var ayrıca çok uzun zaman önce)

    Babanızın “arkasından” yazıyor değilim, çünkü “Rica Ederim Öl Artık Ruşen Abi” adlı yazımı sağlığında yayımlatmıştım. Kendisi denk gelmese de illa ki yalakalarından biri bahsetmiştir Ruşen Abi’ye bu yazıdan, ama babanız muhtemelen kalenderce davranmış, o yazıdaki ironiyi algılamış (sizin beceremediğinizi yapmış) ve bana herhangi bir itiraz iletisi yollamaya ya da bu bağlamda bir yazı kaleme alıp gazetedeki köşesinde veya bir edebiyat dergisinde yayımlatmaya gerek görmemiştir. Sağlığında yüzüne karşı, alenen kendisini eleştiren bir yazı yazmışken, ölümünden sonra da yazmam kadar etik bir tavır olmasa gerek. Özcesi babanız sağlığında bu yazıya tepki vermemişken şimdi size halt yemek düşer.

    Babanıza dair yazımda, kendisiyle hiçbir kişisel sorun yaşamadığımı, kendisinin beni, benim de O’nu sevdiğimi belirttim açıkça, hatta son karşılaşmamızdaki zarif diyaloğumuzu da yazdım ki o karşılaşmadan kısa bir süre önce, yazılarımda “baş şiir konsomatristi” diye bahsettiğim şahsı, yani babanızın baş yalakasını telefonla arayıp dövüşmeye çağırmıştım. Buna rağmen babanız, bu “baş şiir konsomatristi” diye andığım iş arkadaşı kişiye dair öfkemi ve bu bağlamda yazdıklarımı içten içe haklı bulduğundan olsa gerek ki büyük bir içtenlik, sevgi ve göz hizasında bir saygıyla ayaküstü tokalaşıp selamlaştı benimle…hatta hiçbir zaman bu kadar az sözcükle bu denli çok ve derinden konuşmamıştık babanızla…

    Ne var ki doğru bildiğimi her zaman, her yerde çekinmeden söylerim. Acınızı ve buna bağlı olarak verdiğiniz tepkiyi saygıyla karşılıyorum ama daha önce yazdıklarımın altına gene imzamı atar ve gerektiğinde benzer yazıları gene yazarım. “Deliliğiniz” de buna engel olmaz açıkçası. (Benim nemenem deli olduğumu da cümle alem bilir bu arada). Hak edene övgümü de yergimi de esirgemem, hatta boynumun borcu sayarım. Bu bağlamda İhsan Topçu hakkında Afrodisyas Sanat Dergisi’nde ve internette pek çok kültür-sanat sitesinde yayımlattığım “Şiirin Çocuk Kalpli Şövalyesi” adlı yazımı da okuyabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir