Jacques Tati Klasikleri (1) - Jour de fête (1949)

4 Mayıs 2010 Yazar:  
Kategori: Klasik Filmler, Sanat, Sinema

Jour de fête / Bayram Günü (1949), filmografisinin ilk uzun metraj halkasını oluşturan, içerisinde Tati’nin tarihine kazandırmış olduğu Mr. Hulot karakterinin bulunmadığı tek film olarak kayda geçmektedir.

Jour de fête; her ne kadar Tati’nin diğer filmlerinden uzakmış gibi bir panorama sergiliyor olsa da, Tati sinemasının formülasyonlarını barındıran ender bir ‘ilk film’ özelliğini taşımaktadır. Açıkçası bu filmi ele almaktaki en büyük amacım, bundan sonra ele alacağım diğer Tati filmi/filmlerinin temel özelliklerini vurgulamak, bu filmin salt bir komedi ya da gag unsuru olmaktan ve Tati’nin diğer filmleri arasında bariz bir üvey evlat muamelesi kaynaklanmasından kurtarmaktır.

Jour de fête filmi Tati’nin ilk uzun metrajlı filmi olsa da, kökleri 1947 yılında Tati’nin yönetmenliğini yaptığı kısa metrajlı filmi L’école des facteurs’a dayanmaktadır. Yönetmen bu filmde de yine bir postacıyı canlandırır. 26 dakikalık bu kısa film aslında Bayram Günü filminin asal bileşenlerini oluşturmuş olsa da, salt postacının görevleri ve onun mektupları dağıtımını konu alır.

Tati sinemasını incelediğimizde karşımızda dikkati ilk çeken nokta, Tati’nin filmlerini gözleme dayalı mecraya dayandırmasıdır. Özellikle bu filmde öne çıkan taşranın ve onun etrafında şekillenen pastoral bir yaşamın ahengini Tati, sadece iki kamera kullanarak ele alır. Tati bu filmini renkli çekmek istemesine karşın, teknik nedenlerden dolayı bunu yapamaz. Çok daha sonra Tati’nin kızı bu filmi renklendirme çalışmalarıyla yeniden sunacaktır. İlk olarak izlediğim siyah-beyaz versiyondaki bazı sahnelerin renkli versiyonda olmadığını fark ettim. Özellikle versiyonda dikkatimizi çeken bir ressamın, olayların geçtiği köyün yamacında tuvaline etrafındaki şeyleri resimlendirdiği görülmektedir. Siyah-Beyaz versiyondaki ressam, film devam ettikçe resim yapımına devam eder, devam ettikçe de filmdeki bazı karelerin ayrıntılarında bir renklenme söz konusu olur. Örneğin köydeki festival gününde asılan bazı balonların fon üzerinde Fransa bayrağının renklerini aldığını görürüz. Filmin sonunda da festival sona erer; ayrıca ressamımız resmini bitirmiş olur. Bu da Tati’nin alter-egosu olarak tasvir edebileceğimiz bir hezeyan meydana getirir. Renkli versiyonda ise ressamın bulunduğu yerlerin çıkarılması pekâlâ mantıklı olsa da (haliyle film renklendirildiği için bu kareler çıkarılmış olabilir) filmin söylemlediğimiz natüralist bakış açısına zarar vermektedir. Ancak bu bakış açısı salt ressam figürünün bulunmasından kaynaklı olmasının dışında filmde ayrıca anlatıcı konumunda yaşlı bir kadın yer almaktadır. Yaşlı kadın yine köyün sakinlerinden biridir ve sürekli olarak keçisiyle birlikte dolaşır. Bizlere kimi zaman rehberlik ederek köydeki durum hakkında bilgiler aktarır. Bu açıdan baktığımızda Tati’yi belki de ve ’dan ayıran en temel özelliklerden biri de seyirciye sunulan olayların tamamen şiirsel-gerçekçiliğe (Poetic-Realism) indirgenebilecek özelliklere sahip olmasıdır. Chaplin ve Keaton’da oluşan Amerikan modernizminin eleştirisini Tati kendi ülkesine göre adapte eder. Bayram Günü filminde postacı karakterimiz, bir ara Amerika’da gelişen postacılık sektörünün gelişimini televizyondan izler. Hızlı postanın gelişmesi ve yapılan aktif faaliyetler sonucunda Amerika’daki postacıların hızına yetişmek için çabalar ve bunu kendi ülkesinin ya da kendi şartlarına adapte etmeye çalışması sonucunda ortaya traji-komik bazı durumları beraberinde getirir. Sanırım yukarıda bahsettiğimiz üzere Tati’nin sinemasını diğer ustaların sinemasından ayıran bu özellik belki de Tati’nin sonraki filmlerinde yansıttığı Fransız burjuva toplumunun eleştirisine evrilmeye başlar.

Bayram Günü filmini eşleniği olarak Federico Fellini sinemasında görebileceğimiz karnaval havasını verdiğini görmek mümkün. Her iki yönetmenin de bu tip filmlerinde kurduğu ortak altyapı Akdeniz havasına özgü eğlenti ve şenliklerin benzerliklerinde kurulur.

Bayram Günü filmine belki de son noktasını koyan asıl problem iletişim sorunudur. Bu sorun seyirciye karşılaştırmalı olarak verilse de çoğu yerde bunun farkına varmak oldukça zordur. Özellikle diğer Tati filmlerini göz önünde bulundurduğumuzda böyle bir sonuca varmak daha kolay olmaktadır.

Filmin anlatım yapısına göz gezdirdiğimizde; kronolojik olarak ilerlemediğini görmekteyiz. Örneğin filmin isminden anlaşılacağı üzere bir bayram gününü anlatmanın dışına da çıktığını söylemek mümkündür. Filmin ilk sahnesi bu günde kurulması planlanan oyunların, atlıkarıncaların inşasına dayalı sistemi kurma amacını güder; ayrıca köylülerin kutlamaları bir günlerini almasına rağmen film ertesi gün de devam eder. Filmin ilk sahnesinde atlıkarınca oyuncaklarının gelişini, onların arasına yerleştirilmiş kameradan ardı sıra gelen çocuğun sevinciyle görürken aynı sahne filmin sonunda da yeniden tekrar eder. Filme dâhil olan şey ise salt bir eğlenme gününü değil aynı zamanda bu günün hazırlanış ve toparlanışını da kapsamasıdır. Uzamsal olarak görebileceğimiz bu kurgunun oldukça basit olduğunu görebiliriz. Ancak bunu zaman açısından değerlendirdiğimizde daha farklı bir mantıkla bakmak zorunda bırakılırız. Burada Tati’nin dikkati çekmeyi istediği asıl noktayı da görmüş oluruz. Bu nokta bir köyün bir bayram gününü kutlaması değil, postacı karakteri üzerinden sağlanmaya çalışan iki farklı durumun iletişim ve iletişim kurmamanın sorunudur. Aşağıdaki şemayı dikkatle incelediğimizde daha basit olarak bunu ifade etmek mümkündür.

Filmin kurgu yapısı;

a) Lunapark ve göstericilerin köye gelmesi

b) Köyde başlayan etkinliklere hazırlık (burayı yaşlı kadın anlatır)

c) Postacının hazırlıklara dâhil olması ve oluşan durum komedileri

d) İnsanların gün boyunca eğlenmesi ve Postacının insanlar arasındaki aktif iletişimi

e) Postacının televizyonda Amerikan Posta Sistemini görmesi

f) Bayram gününün sona ermesi, köy halkının mahmurluğu (Olağan olarak burada lunaparkı düzenleyenlerin gitmesi gerekirken, her şey ertesi güne bırakılır)

g) Postacının sarhoş durumda olması ve önceki gün izlediği posta sisteminin etkisi altında kalışı

h) Postacının kendini bir disipline sokması ve Amerikalı meslektaşlarından daha hızlı posta dağıtmaya çalışması, oluşan diğer komik durumlar

i) Lunapark ve göstericilerin köyden gitmesi

Öncelikli olarak burada karşımıza iki farklı durum asimetrik olarak göze çarpmaktadır. Bu asimetriyi sağlayan çizgi ise Postacımızın, Amerikalı postacıların durumlarını gördüğü andır. F maddesinde görebileceğimiz üzere gün bitmesine rağmen, gösteriyi düzenleyenlerin gitmemesi veyahut filmin bayram gününün sonunda bitmemesi Tati’nin ertesi gün için sakladığı, halen söylemek istediği birtakım şeylerin olacağını da ifade eder.

“İletişim Öldü, Yaşasın İletişim Araçları!” (Jean-Luc Godard)

Tati filmin ilk bölümünde yani çizgiyi çizmeden önce yaşanan olaylarda, köylülerin arasına karışır, onlara yardım eder, onlarla birlikte bira içer, onların şenliklerine katılır ve dikkati çeken asıl nokta bütün komik durumların hepsinin köylünün başına gelmesidir. Yani Tati burada bilerek bütün olayları köylülerin üzerine yığar, ancak filmin sonunda her şeyi devralır, bu sefer kendisi komik duruma düşer. İlk bölümde gözlemlediğimiz iletişimden eser kalmamıştır. Postacı daha hızlı mektuplarını dağıtmak isterken aynı zamanda toplumdan da uzaklaşır, onlarla iletişim sorunu yaşadığı için de kendi işini yapamaz, bu günümüz için de söylenebilecek ironik bir yaklaşımdır.

Tati’nin bu filmde ayrıca altını çizdiği durum, farklı ülke sistemlerinin ya da kültürünün kendi ülkesinin toplum ve kültürüne karşı olan uyumsuzluğudur. Tati sinemasının genelinde de bunu görmez miyiz? Bu film bu yüzden oldukça dikkate değer ve ayrıştırılması gereken bir yapıttır.

Yazan: Kusagami

@sanatlog.com

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz...
Yorumunuzda avatar çıkması için gravatara üye olmalısınız!