Erdem Yalanı | SanatLog

Erdem Yalanı

6 Nisan 2010 Yazar: admin  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Sanat

Süslü sözlerin, ağdalı bir dilin gerçekte hangi amaçla kullanıldığını hiç düşündünüz mü? ın neden var olduğunu veya neden yüksek perdeden cümleler savurduğumuzu biliyor musunuz? Peki bizlere diye yutturulan bütün o kavramların içinin boş olduğunu hiç düşünmediniz mi? Neden insanların laf cambazlığı yaptığını hiç merak etmediniz mi? Burada yazdıklarımı okuduğunuza göre artık merak ediyorsunuz.

sandığımız her olgunun aslında birer uyutma ve kullanma çabası olduğunu; bu olguları işlevli hale getirmek için başvurulan yolun ise olduğunu umarım fark etmişsinizdir. Eğer fark etmediyseniz yeni bir dünyanın kapılarını açmak üzere sizi alttaki paragrafa davet ediyorum.

, büyük bir kandırmacadır; süslü sözlerle uyutma sanatından ibarettir. Temel mantık ise başarılı insanlara yetişemeyen diğer insanların, başarılı insanların yanında aciz, zavallı ve biçare görünmemeye çalışmasıdır. Hayatlarımızı yönlendiren her toplumsal kural mutlaka başarısız bir insan tarafından uydurulmuştur. Bu insanlar çalışmak, uğraşmak ve kazanmak yerine süslü sözlerle başarısızlıklarını maskelemiştirler.

Bu maskeleme tekniklerini kullanan ve böylece sorumluluklardan kaçan insanların hayatlarımıza soktukları kalıpların bazılarına şöyle bir bakmak konunun anlaşılması hususunda hepimize yardımcı olacaktır.

Birinci örneğimizde adalet ve kavramlarını ele almayı düşünüyorum. Çünkü her ne kadar farklı olduklarını düşünsek de adalet ve birebir aynı anlama gelir. Adalet, ın meşrulaştırılmış halidir. İnsanların içgüdülerinde her zaman alma arzusu yatar. Karşısındaki insandan gördüğü bütün kötü muameleleri yine karşısındakine de yaşatmak ister. Bu insanın doğasında olan bir duygudur ve insan doğası bizleri her daim anarşiye götürür; kuralsızlığa, özgürlüğe ve bağımsızlığa olan arzularımız doğanın tadına baktıkça daha da lenir. İntikam duygusu da doğamızın bir parçası olduğu için bu duyguyu tattıkça insan doğasına daha da yaklaşırız ve böylece özgürlüğe ve bağımsız bir yaşama eğilim gösteririz.

Ancak sizin de bildiğiniz üzere toplumda erk sahibi olanlar, kitleleri yönetenler lerini kaybetmek istemezler. İşte bu noktada bu güç sahiplerinin başvurabileceği tek bir yol vardır o da insanı doğasından uzaklaştırmaktır. İnsan doğasından ne kadar uzaklaşırsa özgürlük arayışı, yönetime başkaldırma arzusu o derece azalır. Bunun sonucunda da yönetilmek için can atan bir temiz vatandaş elde edersiniz.

Fakat arzusu dinmez. Çünkü insan, kendi doğasından kaçamaz. İktidarda olan kesim, doğanın insanlara sürekli olarak fısıldayacağını bilir. Bu yüzden de bir yandan filmlerle, kitaplarla, felsefeyle ve sanatla mefhumunu kötülerken bir yandan da arzusunu tatmin edebilecek bir başka sistemi yürürlüğe sokar: Adalet.

Adalet; ın elinde olan halidir; hem doğal arzunuzu tatmin eder hem de hala sizi yöneten gücün bir kölesi olarak kalırsınız. Doğanızı da gücün ellerine teslim edersiniz ki bu tam olarak erk sahiplerinin istediğidir.

Bu konuda biraz önyargılı olanlar için küçük bir örnek vermek isterim. Adaleti gerektirecek bir durum hayal edin; bir cinayet, bir hırsızlık, bir gasp, bir istismar… Suçlu insanı adaletin kollarına teslim etmenin en büyük argümanı toplumsal kaosu önlemektir. Bunu da devre dışı bırakmak adına suçlu insanı toplumdan dışlamayı bir ceza seçeneği olarak sunalım. Yani suç işlemiş bir bireyi hapis cezasıyla cezalandırmak yerine onu toplumdan uzak tutacak önlemler alacağımızı söyleyelim ki böylece bir daha aynı suçu bu toplumda işleyemesin. Böyle bir durumda adaletin gerçekleştiğini mi söylersiniz yoksa o suçlu insan için “yaptığını yanına mı kalacak?” dersiniz?

İşte o “yaptığı yanına mı kalacak” argümanı adalet değildir, arzusunun bir dürtüsüdür. Gerçi adaletin de olduğunu söylemiştik ama yine de sizin adalet anlayışınıza göre değerlendirdiğimizi varsayıyoruz.

İlk örnekte de gördüğümüz üzere kirli ve pis sözcüğü yerine adalet gibi pırıl pırıl, bakanlık onaylı süslü bir sözcüğü seçiyoruz. Çünkü güç sahipleri bir toplumsal isyan durumunda birer birey kadar lü olabilecektirler ve bu süzlüklerini ve acizliklerini süslü bir sözcükle saklamışlardır.

İkinci örneğimizde ise ve fedakarlık üzerine konuşacağız. yine insan doğasında olan bir başka mefhumdur. Hayatta kalmak için insanın kendi menfaatlerini düşünmesi tamamen doğal bir tepkidir ve her doğal özelliğimiz gibi bencilliğimiz de ayıplanır, aşağılanır ve sindirilmeye çalışılır.

Yine o erk sahipleri, diğer insanların kendilerine (iktidara) hizmet etmesini ister. Diğer insanların kendileri () için çalışmalarını arzularlar; onları her türlü tehlikeden korumalarını ve arzu ettiği her şeyi kendilerine sunmalarını talep ederler.

İşte duygusu iktidarların bu talepleriyle çelişir. Bunun yerine güce hizmet eden fedakarlık kavramı daha işlevseldir. Otuz yılını halkın dolayısıyla ın –çünkü ın devamlılığı halkın yaşam kalitesine bağlıdır- hizmetine adamış bir insanlar onurlandırılırlarken, kendisinden başkasını düşünmeyen insanlar ise kötülenir, aşağılanır ve toplumdan dışlanırlar.

İşte sanatlı anlatımın, felsefe yapmak olarak adlandırılan laf cambazlığının devreye girdiği yer tam olarak burasıdır. Sanat, ve felsefe bu noktada fedakarlığı över. Fedakarlığı aşkla ve sevgiyle özdeşleştirir ve onu diğer insanlara değer verdiğini gösterme yolu olarak tanımlar. Böylece siz saf saf sevginizi göstermeye çalışırken ın sizi kullanma planına hizmet edersiniz.

Bir örnek de gösterişten gelsin, daha doğrusu kibir ve alçakgönüllülük. Her insanın dikkat çekmek gibi bir arzusu vardır. Değer görmek ve sevilmek isterler ve böylece güç elde etmenin verdiği zevki tadarlar. Ancak erk sahipleri, iktidarlarının tehlikede olmasını istemezler, lerinin devamlılığı onlar için en önemli meselelerden biridir.

İktidar, koltuklarının tehdit altında olmasını engellemek amacıyla insanların, gücün zevkinin farkına varmalarını önlemek isterler. Bu noktada kibrin önüne geçmeleri gerekir çünkü toplumda kibre karşı bir önyargı olmazsa kibir sahibi insanların bu kibri taşıyacak donanımda olmasına istinaden sevilecek ve değer verilecek insanlara dönüşmeleri kaçınılmaz olacaktır. Bu yüzdendir ki kibre karşı bir önyargı oluşturulmuştur. Böylece yapabildiklerinden bahsedemeyen insan toplumdan ilgi görmez ve bu ilgi, sevgiye ve değer görmeye dönüşmez. Bu durumda o değerli olma durumu da güce evrimleşmez.

Bu noktada güç sahipleri yine felsefeyle, edebiyatla ve sanatla insanlara şunu dikte eder: “Alçakgönüllülük erdemdir.” İşte tamamen insan doğasına aykırı bir mefhumu süslü sözcüklerle meşrulaştırma örneğidir bu cümle. İnsanların güç elde etme arzusundan uzak durup, güce hizmet etmeleri için gerekli ortamı hazırlamak adına uydurulmuş ve hiçbir mantıksal dayanağı olmayan bu cümleyle aynı zamanda diğer insanların da arasında bir kargaşa oluşması engellenmiştir. Çünkü alçakgönüllülük erdemdir denmeseydi bilgili ve kültürlü insanların kibirli olması engellenemezdi ve insanların kıskançlıkları bir kaos ortamı yaratırdı. Bu da ın işini zorlaştırır, gücün devamlılığını tehlikeye sokardı.

Hiçbir şekilde çabalamadan sadece kelime oyunlarıylasorumluluklardan, yükümlülüklerden ve çalışma disiplinlerinden kaçmaya çalışan insanların başarılı insanları kıskanmaları nedeniyle ayrıca başarılı insanların kibirlenmelerini engellemek ve kendi eksikliklerini gizlemek için başvurdukları yol da yine bu alçakgönüllülük kavramıdır.

İktidar genelde ağzı laf yapan insanlardan oluşur. Çünkü dediğimiz gibi çabalamak yerine süslü cümleler kurmak ve böylece acizliklerini saklamak ın bir numaralı silahıdır. Güç sahipleri, toplumu göz önüne alırsanız süz ve zavallıdırlar çünkü leri dışında sıradan bireydirler. Bütün o cümleleri sadece ağzı laf yapan bu zavallıların ezilmeye davetiye çıkaran davranışlarını kotaran ucuz ve içi boş cümlelerinden ibarettir.

Sonuçta olarak bildiğimiz her kavramın kötülenen bir başka kavramın meşrulaştırılmış hali olduğunu ve addedilen her davranışın aslında insan doğasına aykırı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. denilen kavramınsa güç sahiplerinin, sistemin bir illüzyonudur; halkın özgürlüğe, bağımsızlığa ve başkaldırıya eğilimini engellemek için söylenen yalanlardır.

Yazan: Serhat Çolak

colakserhat@hotmail.com

İlişkili yazılar

Yorumlar

2 Tweets

4 Yorum on "Erdem Yalanı"

  1. anatolia on Çar, 7th Nis 2010 12:11 am 

    Anarşizm’in eşittiri birçok algıda “Kaos” olarak adlandırıldığına göre -ki siz de aynı algıyı kullandınız sanıyorum, bir de “Kaos” nasıl olmalı, olmalı mı, bireysel özgürlükler nerede başlar, nerede biter ve/veya bir sınırı olmalı mıdır çerçevesindeki görüşlerinizi de öğrenmek isterim naçizane.

  2. Serhat Çolak on Çar, 7th Nis 2010 3:33 am 

    Sayın anatolia,

    Anarşizm algım kaos değildir aksine ben anarşizmin insanın doğasında var olduğunu söylüyorum. Anarşizmin, kaos olarak algılandığı yer ise iktidardır. İktidar kaos derse sizin bahsettiğiniz o birçok insan da kaçınılmaz olarak kaos derler anarşizme.

    Ayrıca televizyonlarda, gazetelerde veya diğer mecralarda törer kaynaklı olaylardan sık sık “anarşizm ve terör” olarak bahsederler dikkat ederseniz. Hatta Türkiye’de yıllarca anarşizm ve terör kelimeleri eşanlamlı olarak kullanılmıştır, halk tarafından. İşte benim anlattığım tam olarak bu. Doğamızı yani özgürlük arayışımızı engellemek için bütün içgüdülerimizi kötüleyen bir iktidar.

    Bu konuyu biraz edebiyat üzerinden yapmaya çalıştım. Yani iktidar bütün bunları yaparken edebiyatın süslü sözcüklerini kullanıp, bizi ellerinde tutmaya devam ediyor. Güç sahiplerinin türlü oyunlarından biri de edebiyat üzerinden işler ve ben de buna dikkat çekmek ya da bunu anlatmak istedim.

  3. wherearethevelvets on Pts, 12th Nis 2010 1:43 pm 

    “Erdem sandığımız her olgunun aslında birer uyutma ve kullanma çabası… Edebiyat, büyük bir kandırmacadır; süslü sözlerle uyutma sanatından ibarettir. Temel mantık ise başarılı insanlara yetişemeyen diğer insanların, başarılı insanların yanında aciz, zavallı ve biçare görünmemeye çalışmasıdır” deniyor metinde. Fakat başarılı insanlara yetişemeyen kişiler olarak iktidar kastediliyormuş, sonradan anladım. Çünkü edebiyata başvuran kişiler onlarmış. Bu bir çelişki değil mi?
    Bir de yazının edebiyatla ilgili taşları yerinden oynatacak bir görüş bildireceğini zannettim ama meğer iktidar ve erk karşıtı bir yazıymış. Hevesim kursağımda kaldı.
    “Anarşi ve terör” kelimelerinin benzer amaçlarla kullanılmasına ben de karşıyım.

  4. Serhat Çolak on Pts, 12th Nis 2010 9:31 pm 

    Edebiyatın bizim kabul ettiğimiz romantik, duygusal tanımının aksine bir iktidar silahı olduğundan bahsettim. Edebiyatı, iktidarın güç tabancası olduğu dışında bir tanımla kabul ediyorsanız bu sizin için taşları yerinden oynatan yazı olacaktır, çünkü edebiyatın kendisini yeniden tanımlamıştır. Yok zaten böyle düşünüyorduysanız o zaman haklısınız yorumunuzda.

    İktidar sahiplerinin temelde basit bir birey olduklarını ve bir kitle karşısında edebiyat dışında herhangi bir güçleri, yaptırımları olmadıklarını söyledim. Güçsüz olarak addedilmeleri de bu yüzdendir.

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz...
Yorumunuzda avatar çıkması için gravatara üye olmalısınız!




Additional comments powered by BackType