İyi ve Kötü Ayrımı

20 Kasım 2009 Yazar:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Sanat

Bugüne kadar kuralları umursamayan, anarşist, “ya abi sikerim sizin normlarınızı” diye dolaşıp her türlü anlayışa, kavrama siktiri çeken bir oldunuz. Ancak içinde bulunduğunuz sistem size kuralları dayatmış ve sizi sistem faresi gibi kullandığından habersiz bir şekilde yüzünüzde bilinçsiz bir gülümsemeyle yüksek perde kuralsızlık çığlıkları attınız. Şimdi sırıtmalarınızı yutmanıza, kuralsızlıklarınıza lanetler okumanıza neden olacak satırları okuma sırası geldi.

Hepimizin kabul ettiği belli vardır ve devlet, otorite, yetke her zaman bunun uygulayıcısı oldu ve adına da kanun dediniz. Ayrıca sizin gibi olmayan, asıl anarşist, kuralsız veya kendi kurallarına biat eden insanları sırf sizin kurallarınıza, kanunlarınıza, diktelerinize uymadı diye cezalandırma yetkisini elinizde bulundurduğunuza inandınız; hatta uyguladınız.

Örneğin; soyguncular, tecavüzcüler, katiller gibi insanlar sizin kurallarınızın birer kurbanı oldu. Bu tür insanların başka insanların sağlıklı yaşama hakkını elinden aldığı gerçeği sizi rahatsız etti ve karşı bir tepki geliştirdiniz. İdam cezası kaldırılsın diye götünüzü yırtıp bir şey yaptığınızı zannederken bir yandan da o eleştirdiğiniz idamcılarla aynı yaptırımı uygulamak gibi ironik bir hata silsilesi komedisinde boğuldunuz. Bu tarz insanların yanlışlarına yeni bir yanlışla ceza verdiniz, kuralsızlığınızı kurallaştırdınız. Kendi açınızdan baktığınızda haklı olduğunuzu düşündünüz ancak hiçbir zaman kendinizi o insanların yerine koymadınız bile.

Küçük bir örnekle karışan akıllara bir açıklık getireyim. Başka bir evrende, başka bir dünya, başka bir devlet düşünün. Başka başka insanlar ve başka kurallar hakim olsun bu ülkede. Örnek verecek olursak; birini öldürmek burada şimdi bizim kurallarımızda öldürmemek neyse o anlama gelsin. Öldürmemenin sizi suçlu yaptığı bu devlette yaşadığınızı düşünün. İnsan hayatının değerini bildiğinizden bu devlette birini öldürmeye karşı çıktığınızı ve bunun sonucunda suçlu bulunup hapse atıldığınızı, hatta idam edildiğinizi hayal edin. Diğer herkes katil olduğu için sizin şu an , doğru, ahlaklı diye adlandırdığınız tüm değerleriniz yalnızca değişince nasıl yanlış ve ilan edildi değil mi?

Sonuçta tüm kanunlar, normlar, dikteler sizin iyi ve kötü algınıza göre değişkenlik gösteren yaptırımlardır. Göreceli bir olgu üzerine başka insanların hayatlarına müdahale etmeniz aslında ne kadar faşist olduğunuzu gösterir. Bu gerçeği göremeden nasıl yaşayabiliyorsunuz anlayamıyorum. Bu sanki klostrofobik olmak gibi. İç sıkan, daraltan ve çığlık atıp, silkinip kurtulmak istediğiniz bir ağırlık, sizi nefessiz bırakacak şekilde bir yığın insan güruhunun üstünüze akın etmesi gibi.

yol ayrımı

Kendinizi o katillerin, soyguncuların tecavüzcülerinin veya diğer herhangi bir suçlunun yerine koyma kabiliyetine sahip olmadığınız sürece evrensel bir iyilik ve kötülük kavramından söz etmek de mümkün olmayacaktır. Nitekim iyi ve kötüyü bile büyük bir çoğunluk kendi değerlerine göre yoğurabiliyorsa ve bu çoğunluk iyi ve kötü kavramlarının kişiden kişiye değişebilen değerler olduğunu göremiyor veya buna tahammül edemiyorsa orada bir adaletten, eşitlikten ve insanlıktan söz etmenin mümkün olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Suçluların diğer insanların hayatlarına müdahale ettiği gerçeğini göz ardı edecek değilim. Ancak sizin yaptığınız da bu olduğu için sizin de suçlu olduğunuzu söylemekten çekinmem. Bir katili idam etmek gibi.

Kuralların olmadığı bir evrende zaten şimdi suçlu dediğimiz insanlar da başkalarının hayatlarına müdahale etmemeleri gerektiğini anlayacaktır. Kuralların varlığı insanları tahrik ettiği sürece gerçek bir adalet, barış, huzur ve diğer bütün hayaller gerçekleşmekten çok uzakta olacaklardır.

Bununla ilgili olarak anarşizmin imkansız olduğuna inanırdım. İnsanların farklı bir bilinç düzeyine ulaşmadıkça mutlak bir kaosun hüküm süreceğini düşünürdüm. Ancak henüz uygulanmadı bile. Belkide insanlar farklı bir bilinç düzeyine erişince anarşizmin mümkün olmasına inanmak yerine gerçekleştiğinde insanların bilinç düzeylerinin artacağına inanmak daha mantıklıdır. Zira kurallar var oldukça bilinçsel gelişmenin imkansız olduğu aşikardır.

Yazan:

colakserhat@hotmail.com

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar

5 Yorum on "İyi ve Kötü Ayrımı"

  1. emin on Cts, 21st Kas 2009 11:35 am 

    “Kuralların olmadığı bir evrende zaten şimdi suçlu dediğimiz insanlar da başkalarının hayatlarına müdahale etmemeleri gerektiğini anlayacaktır.”

    Bu da nerden çıktı? Sanki şu anki suçlular sırf kural var diye suç işliyor. Eski bir freudyen yaklaşım mı? Ütopya mı? “Kuralların olmadığı bir evrende” şimdiki suçluların ne işi var? Hadi diyelim ki varlar, nasıl oluyor da birdenbire inisiye olup aydınlanıyorlar. “Başka” diye tanımladığın şey ne? “Müdahale” ne? Sonuçta ben aksırdığımda Çindeki birilerine müdahale etmiş olurum. Cidden ya.. Müdahale derken neden bahsediyorsun?

    Evrensel bir “iyi” veya “kötü” yok diye, bilinç düzeylerimizle ortaya çıkmış bireysel “iyi” ve “kötü”lerimizi de bırakmamız gerekmiyor sanırım. Çünkü evrensel bir “iyi”nin varolmayışı kendimizden başka hiçbir şeyin ontolojisine varamamamızdan kaynaklanır. Sadece “ben” var yani.. Ki o “ben”in de ne olduğunu bilmiyoruz.

    Diğer yandan öldürmenin makbul sayıldığı bir toplum olamaz(çünkü çok kısa bir sürede yok olur, daha doğrusu toplum olamadan yok olur). Ancak belirli alanlarda öldürmeyi makbul kılan toplumlar olabilir ki hala var.. Böyle toplumların olması ise savlarınıza hiçbir şey katmıyor.

  2. wherearethevelvets on Paz, 22nd Kas 2009 9:32 am 

    Yazı, baştan sona bir karmaşa içinde.

    Bir insanı öldürmemek bir kural değildir ki. Eğer bir insanın temel haklarını koruyacak müdahalelerde bulunuyorsak bu kurallar yıkılması gereken kurallar değildir en azından. Anarşizmi yanlış yorumladığını düşünüyorum. Suç diye örnek verdiğin eylemler nedense hep başka birinin özgürlük haklarına müdahale etmekten geçiyor. Bu kurallarla belirlenmiş birşey değildir. Haktır. Bu, başkasının yaşamasına izin vermektir, kural demeyelim başka şey diyelim o zaman. Her şey insanların düşüncelerine ve fikirlerine tabii değildir. Doğanın da kanunları ve kuralları vardır. Onları nasıl yıkacağız bu durumda? Aç kalmamak için yemek yemeliyiz, bu bir kuraldır. Yemek malzememizi oluşturan şeyleri yememiz iyi veya kötü olarak algılanabilir mi? Algılanmalı mı?

    Onun için cinayetmiş tecavüzmüş hırsızlıkmış bunlar temel insan haklarına (yaşama) müdahaleden başka birşey değildir. Anarşist olmak için bile hayatta olmak ve yaşamak gerekir. Al sana bir kural daha! Sırf kural olduğu için yıkmaya çalışmak anarşizm değil, boşa kürek sallamaktır.

  3. Serhat Çolak on Paz, 22nd Kas 2009 2:20 pm 

    Yazı “iyi” ve “kötü” kelimelerinin neye göre belirlendiği ve kimin belirlediği üzerine kuruludur. Burada “hadi anarşist olalım, en sert tabulardan biri olarak cinayeti yıkalım, bakın toplum nasıl da bilinçlenecek” demiyorum. Verdiğim örnek mantık yapısını tartışmak için verilmiştir. Neden cinayeti örnek olarak seçtim çünkü cinayet herkesin “kötü” olduğu konusunda hemfikir olduğu bir kavram ve bunu hiçbir zaman sorgulama gereği duyulmamıştır.

    İyi ve kötü kavramları belirlenirken neyi kıstas aldılar? Özgürlükler diyelim. Mutlu ve huzurlu yaşama hakkı veya en azından yaşama hakkı. Buna uymayanlar kötü ilan edildi. Ancak söylemek istediğim buna uymayanlar buna uymazken aslında kendi doğrularına veya iyilik değerlerine göre hareket ediyorlar. Bu da onların iyilik anlayışı diyorum. Bizim de yaptığımız başka bir insanın iyilik anlayışı, biz çoğunluğun iyilik anlayışına uymadığı için onu cezalandırmak. Bu açıdan baktığınızda çok faşist bir uygulama. Hoşgörüsüz, anlayışsız, basiretsiz bir davranış. Ancak diğer taraftan yani özgürlük sınırlarını ihlal açısından baktığımızda bu kuralların varlığı gerekli gibi görünüyor. Ben de diyorum, anarşizm ya da adı her neyse bunun uygulanması yani insanların devletten de bağımsız, kendi kurallarıyla yaşayan bir ortama kavuşması için bilinç düzeyinde artmayı beklemek yerine, bu sistemi veya en azından bir başka geçiş sistemi uygulanırsa insanlar biraz daha kurallardan arınmış, bağımsız düşünebilme yetisine sahip olmuş olacakları için bilinçlerde bir artma olacaktır. Birden mi olacaktır derseniz, en üst sınır için hayır belki ancak bir noktaya kadar, hem de ciddi bir noktaya kadar birden artma yaşanacaktır.

    İnsanlar kuralların, kanunların, dayatmaların olduğu yerde rahat düşünme yetilerini kullanamazlar. Çok derin, güçlü ve üst fikirler üretirler ama bunu dile getiremezler ve uygulayamazlar. İşte kurallar ortadan kalkınca birden aydınlanma olacak dediğim budur. Aslında o noktadayız ama kurallarla sıkıştıkça bunu gösteremiyoruz. Hatta çoğu birey bilinç düzeyinde o noktada olduklarını bile bilmezler ama bilinçaltında kesinlikle o seviyededirler.

  4. wherearethevelvets on Pts, 23rd Kas 2009 12:26 am 

    Keşke yazın biraz daha uzun olsaydı da şu son dediklerini içine ekleyebilseydin. Şimdi seni daha iyi anlıyorum.

  5. yelken on Per, 10th Ara 2009 4:56 am 

    Anlattıklarınızın özeti, herkes sanatçı olunca, kanuna, kurala, siyasete gerek kalmayacak gibi birşey.
    Sanatçılık yetenek işidir, her bünyede olmaz.
    Vitaminin iştah açıcısı da yoktur, sanata karşı duyarlı ya da sanatçı olmak ve sanatçı gibi yaşayabilmek için…

    İnsanoğlu en üstün yaratıktır ama, içimizde hayvandan tutun tutkuya kadar, kıskançlıktan tutun hüzne kadar, aşktan tutun yalnızlığa kadar, emretmekten (en basit örnek, patron) tutun da emir almaya (birileri mecburen emir alır, birileri emir verirken) kadar yani bizi insan yapan iç ve dış sebeplerin hepsi kadar insanken ve milyarlarca insan dünya üzerinde yaşıyorken ve bu duygularının birbirlerine karşı ortaya çıkış sıraları ya da kendilerine çıkışları farklıyken, kim hangi bilince ulaşırsa ulaşsın, biz iyi insanlarız, kötü hayvanlarız. Bunu kabul eden biri olarak, söylediklerinize katılıyor ama olmayacak dualar için asla amin demiyorum :D Masal diyarlarımızın bile cadıları, devleri, iyileri, kötüleri varken :D

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz...
Yorumunuzda avatar çıkması için gravatara üye olmalısınız!