Manga Çiziyoruz! Gençlere ve Yetişkinlere Yönelik Atölye Çalışmaları

Çiziyoruz, Kendi ımızı Yapıyoruz

Pera Eğitim, Geleneksel Japon kültürüyle günümüz ileri Japon teknolojisini birleştiren “Japon Medya Sanatları Festivali İstanbul’da - 2010″ sergisi kapsamında gençlere ve yetişkinlere yönelik eğitim atölyeleri düzenliyor.

Pera Eğitim ve Çizgi Okurları Platformu (ÇROP) işbirliğiyle düzenlenen “ Çiziyoruz” atölyesi Ümit Kireççi yönetiminde çizer ve çizgi çizerleri Necmi Yalçın ve Tayfun Sezer’le gerçekleşiyor.

ve anime meraklısı gençler ve yetişkinleri buluşturacak atölyede Manganın kısa tarihi, teknikleri, alışılagelmiş çizgi tarzlarından (Frankofon, Comics, Fumetti) farkları, anlatım olanakları ve tür olarak dünyadaki yeri üzerinde durulacak.

Çizim teknikleri ile başlayacak atölye çalışmaları belirlenmiş bir öykünün çizimiyle devam edecek. Temel çizim teknik ve detaylarının ardından da tam sayfa öykü çizimine geçilecek.

2 saat sürecek bu ilginç deneyim sonunda her katılımcının bir ı olabilecek.

Eğitim günleri ve saatleri

19 Eylül Pazar
12.00-14.00
14.30-16.30

25 Eylül Cumartesi
12.00-14.00
14.30-16.30

2 Ekim Cumartesi
12.00-14.00
14.30-16.30

Katılım ücreti: 25 TL
*Atölye çalışmaları 15 yaş ve üzeri içindir.
** Katılım için rezervasyon gereklidir.
Rezervasyon için 0212 334 99 00 (4)
egitim@peramuzesi.org.tr

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Zombistan

Genel Tanıtım:

“İstanbul İstanbul olalı böyle dehşet görmedi! Yetkililer, tuhaf saldırıların ardındaki gizemi çözemiyor…

Erman, Fuat ve Ali’nin paylaştığı öğrenci evinden İdris Bey’in apartmanına kadar her yerde, gerilim ve heyecan iliklerinize işleyecek!… Doğum heyecanı içindeki Leyla, eşinin sırlarından bihaber Adem ve kan davası peşindeyken yaşayan ölülerin avucuna düşen Maho ile birlikte, siz de korkacaksınız… Isırılacaksınız… Kaçacaksınız…

Ve direneceksiniz!”

Rodeo Albümler Dizisi’nin ikinci kitabı olan Zombistan’da, hem karanlık bir İstanbul, hem de yarınlara dair titrek umut ışıkları çıkıyor karşımıza:

Henüz 22 yaşındaki çizgi romancı Cem Özüduru’nun yazıp çizdiği Zombistan, Studio Rodeo’nun özgün çizgi romanları arasındaki yerini aldı. Kitapta, fantastik korkular aleminden kopup gelen zombiler, yedi tepeli şehri istila ediyor. Gizemli salgının güncesini, kaderleri çakışan yedi karakter üzerinden gözlemliyoruz.

Kitaptaki olayların geçtiği “zombi işgalindeki İstanbul”, bu konsepte yönelik geliştirilmiş özel siteden de izlenebilir: Zombistan.com, keyifli ve güncel bir içerikle yayında!

Zombistan, iki kapak alternatifiyle çıktı: Cinnetli kapak (parlak kaplamalı) ve Kasvetli kapak (mat kaplamalı). İçerik, fiyat ve barkod tamamen aynı; okurun iki kapak arasında yapacağı seçim sadece bir zevk meselesi…

zombistan - kasvetli kapak

Yayıncı: RODEO www.rodeostrip.com

Editör: Murat Mıhçıoğlu

Kitaba dair teknik detaylar:
Ebat: 21.5 x 29.5 cm.
Sayfa sayısı: 112
350 gr. kapak, Amerikan cilt
İç sayfalar 70 gr. Enso Cremea kağıt

Haberi Giren: Operadaki Sessizlik

Genovese Sendromu

Watchmen gösterime girdi.

Alan Moore’dan daha önce araklanan “” gibi, bu uyarlama da çok tartışılacağa benziyor. “300 Spartalı” ile çoğu kişinin antipatisini kazanan yönetmen bu defa eşeğini sağlam kazığa bağlamış ve kitaba bire bir sadık kalmış (diyorlar). Görünen o ki okuyucular, kült statüsüne erişmiş grafik romanların sinemaya uyarlanmasına iyi gözle bakmıyor. Hele ki Alan Moore gibi popüler kültürün her türlüsüne karşı çıkan bir put yıkıcının ının, kendisiyle dalga geçercesine popüler sinema ürünü haline getirilmesi, nasıl bir zekânın ürünüdür ben karar veremedim. Bir Matrix vakası daha yaşıyoruz galiba; kendi kendini yalanlayan ve aktarmak istediği öğretiyi nötrleyen bu filmde aslında süper olmayan süper kahramanlar anlatılıyor, süper dijital efektlerin eşliğinde?!!!

(bence öyle, çizgi için fazla ciddi bir ürün çünkü), “Who watches the Watchmen (Gözcüleri kim gözleyecek?)” sorusu üzerine kurgulanmış bir etik manifesto. Amerika’nın, kitleleri yönlendirmek için yarattığı kusursuz ve örnek karakterleri yeryüzüne indiriyor ve onları sıradanlaştırıyor. Bu “gözcüler” her şeye o kadar müdahiller ki, dünyanın polisliğini yapmayı bırakın, Amerika’nın başkanını bile seçme şerefine nail oluyorlar. ’da İngiltere’nin faşist rejim altında çürümesini eleştiren Moore, bu ında elini Amerika’ya uzatıyor. “Rambo” filmlerinden alışkın olduğumuz tek kişilik ordu figürler hayatımız üzerinde söz sahibiler. Peki, bunları kim denetleyecek? Yanlış yapmaları nasıl önlenecek?

Öykü nostaljik bir havada seyrediyor. Yazıldığı dönem 1986–87 yılları ve o zaman 12 fasikül halinde yayınlanmış. Eski bir süper kahramanlar grubundan bahsediliyor. “Minutemen” adlı bu örgütte şu kişiler var:

Nite Owl (I) (Hollis Mason)
Silk Spectre (I) (Sally Juspeczyk, daha sonra kökenlerinden utandığı için soyadını Jupiter olarak değiştiriyor.
Captain Metropolis (Nelson Gardner)
Hooded Justice (bu maskeli kahramanın Rolf Muller olduğu tahmin ediliyor)
Mothman (Byron Lewis)
Dollar Bill
Silhouette (Ursula Zandt)

watchmen karakterleri

Bu karakterler görevlerini bitirip emekli olmuş şahıslar ve romanda arada bir isimleri zikrediliyor. Hollis Mason’un anılarını anlattığı “Under the Hood” adlı ında (Bu tabii ki bir kurgu. Öykü içinde öykü konseptini en gerçekçi haliyle yansıtan Alan Moore ayrıntılı anlatımıyla böyle bir yaratmış.) bu karakterlerin en gizli sırları ifşa ediliyor.

Watchmen’in başkarakterlerini oluşturan yeni grubun adı ise “Crimebusters”. Minutemen’in geleneğini sürdürmeyi amaçlayan bu örgüt:

The Comedian (Edward Blake)
Rorschach (Walter Kovacs)
Ozymandias (Adrian Veidt)
Doctor Manhattan (Jon Osterman)
Silk Spectre II (Laurel Juspeczyk)
Nite Owl II (Dan Dreiberg)’den oluşuyor.

Bu kadar karakteri size yardımcı olması için verdim. Filmi izlerken elinizde bir rehber olsun. , aslen bir polisiye şeklinde ilerliyor. Komedyen’in gizemli bir biçimde öldürülmesinin ardında karanlık bir komplo sezinleyen arıza adam Rorschach, hem adım adım bu gizemi açıklığa kavuşturuyor hem de diğer karakterleri bizlerle tanıştırıyor. Olay örgüsü içinde asıl kilit kişi Komedyen olsa da benim derdim bu şahıs: Rorschach.

rorschach

Sorunlu çocukluğunun izlerini antisosyal kişiliğiyle yanında taşıyan Kovacs’ın yolu psikiyatri kliniğinden de geçiyor. Çünkü toplumun dejenerasyonundan rahatsızlık duyuyor ve insanların ilgisiz kaldığı vakalarda kendi kurallarını uyguluyor. Burada kendisine gösterilen mürekkep lekeleriyle (Rorschach testleri) serbest çağrışım yapması isteniyor. Adını işte buradan alıyor; yüzünde duygu durumuna göre değişen lekeler olan bir maske takıyor. Bu maskenin kumaşı Kitty Genovese’in elbisesinin bir parçasıdır aslında.

Zavallı Kitty Genovese… 1964′te suç kayıtlarına geçen gerçek bir olayın kurbanı olan 20′li yaşlardaki bu kız; New York’un göbeğinde, otomobilinden inerek apartmanına doğru yöneliyor. Tam o esnada bir sapık yaklaşıyor ve kızı sırtından 2 defa bıçaklıyor. Kız “İmdat! Beni bıçakladı!” diye bağırıyor fakat etraftaki komşulardan bir kişi bile müdahalede bulunmuyor. İzbe bir yer değil, etraf apartmanlarla dolu… Daha sonra verilen ifadelerden bir komşunun penceresini açıp “Kızı rahat bırak!” diye haykırması nedeniyle korkan sapığın kızdan uzaklaştığı aktarılıyor. Fakat kız yerde kanlar içinde ve yardımına kimse koşmuyor. Kitty, sürünerek apartmana giriyor. Sapık, kimsenin müdahale etmediğini görünce birkaç dakika sonra kızı tekrar yakalıyor. Apartman boşluğunda kızı daha da bıçaklayıp tecavüz ediyor! Görgü tanıklarının ifadesiyle bir komşusunun kapısını açtığı halde hiçbir şey yapmadan tekrar kapattığı öğreniliyor. Kız hala ölmüyor. Aklı geç çalışan biri polisi arıyor. Fakat zavallı Kitty Genovese, hastaneye yetişemeden ambulansta can veriyor!

kitty genovese sylvia marie likens

Amerika halkı bu korkunç olayla derinden sarsılıyor. Polis kayıtlarında her kafadan başka ses çıktığı, zanlının herkes tarafından farklı tanımlandığı, fakat tüm olayların sürdüğü yarım küsur saat boyunca bir Allah’ın kulunun polisi aramadığı rapor ediliyor. Sosyologlar, psikologlar bu bigâneliği açıklayacak kelime bulamıyorlar. Onlarca görgü tanığı, suçunu işlemesinde sapığa seyirci kalıyor, ne denebilir ki? İşte bu vaka, halkbilimci literatürde “Genovese Sendromu” olarak tanımlanıyor. Bir tür “Sorumluluk karmaşası”…

Bir daha; 26 Ekim 1965’te Indianapolis polis servisi, bir kızın öldürüldüğüne dair bir telefon alıyor. Telefondaki henüz erkekleşmemiş bluğ çağındaki oğlan sesi, ölü bedeni bulduğu 3850 East New York sokağını tarif ediyor. Polisler, ihbarcının tarif ettiği kulübeye vardıklarında, bodrumda, 16 yaşındaki Sylvia Marie Likens’in çürümeye başlamış cesedini buluyorlar. Çürüklerle ve küçük kesiklerle dolu vücutta daha sonra yapılan araştırmalarda 100′ün üzerinde sigara yanığı tespit ediliyor. Ciltte yaygın olarak tamamen soyulma bölgeleri haricinde göğsünde “3” yazısı göze çarparken en dikkat çekici yazı zavallı kızın göbek bölgesinde: “Ben fahişeyim ve bununla övünüyorum!”

Araştırmaların sonucunda 11–12 yaşları arasında kız ve oğlanlardan oluşan bir grup ve bunlara liderlik yapan 37 yaşında bir kadın sorumlu bulunuyor. Kadının adı Gertrude Baniszewski olarak kayda geçiyor. Sylvia ve 15 yaşındaki kızkardeşi Jenny Fay Likens, Temmuzdan beri Bayan Baniszewski’nin yanında kalıyorlarmış. Jenny’nin, çocuk felci nedeniyle bacakları tutmuyormuş ve değneklerle yürüyormuş. Kızların anne babası karnavalda çalıştıkları süre boyunca çocuklarını, Bayan Wright olarak tanıdıkları Bayan Baniszewski’ye emanet etmişler.

the girl next door 1 an american crime 1

Bu konuyu edinmiş aynı tarihli iki film var: “Jack Ketchum’s The Girl Next Door (Yön: Gregory M. Wilson, ABD 2007)” ve “An American Crime (Yön: Tommy O’Haver, ABD 2007, Oyn: Ellen Page, Catherine Keener, James Franco…)”. İlk filmin oyuncuları tanınmış değil. Olayların geçtiği tarihin ve karakterlerin gerçek olayla ilgisi yok; daha serbest bir uyarlama. İkinci film ise görüldüğü üzere star oyuncularıyla göz dolduruyor. Ve gerçek olaya daha sadık kalınmış. Fakat karakter çözümlemelerine girişilirken cani kadınla biraz fazla empati kurulmuş. Hani neredeyse haklı bulucaz kadını! Benim tercihim, her ne kadar gerçek olaydan uzaklaşsa da, ilk filmdir. Genç kıza yapılan işkenceler, etrafın ve komşuların buna seyirci kalması; hatta bilakis katkıda bulunması gerçekten asap bozucu bir şekilde anlatılmış. Film bittikten sonra kendinizden nefret ediyorsunuz.

the girl next door 2

Evlerinde kaldıkları, dul ve fakir kadın tarafından bodruma kapatılarak işkence gören, aç ve susuz bırakılan genç kızın dramını asıl katmerlendiren; bu bahsettiğim “çevrenin duyarsızlığı”. İşkence edilen kızın çığlıklarını duyan komşular en fazla “aa yeter artık, bu ne gürültü” diyorlar. Bir din adamı bile, bir şeylerden şüphelendiği halde arkasını araştırmıyor. İşkencelerde annelerine yardım eden evin küçük çocuklarını bir tarafa bırakın, mahalledeki kız ve erkek çocuklarının yaptıklarını açıklayacak bir söz bulamıyorum. Zaten kendileri bile mahkeme ifadelerinde “bunları neden yaptığımı bilmiyorum” diyorlar. Böyle bir “düşene bir tekme de sen at” toplu psikolojisi! Bodrum zemininde yatan yarı ölü, savunmasız bir kız neden tekmelenir, neden yumruklanır? Filmin adından da () aşikâr Amerika’nın şu izolasyon problemi kendilerini de rahatsız ediyor herhalde. Konforlarını bozmamak için üç maymunu oynayan, sürü psikolojisini uygularken kendilerini çabucak koyveren, daha sonra da birlik beraberlik masalları anlatan bir ulusun hangi zihniyetle bir arada bulunduğunu açıklamak çok kolay. İnsanlığını, ruhunu kaybettiği nokta bu olmalı. Güvensizlik ve bencillik hisleriyle kapandıkları yuvalarına gelen en küçük tehditte şuurlarını kaybediveriyorlar. Ya bizim toplumumuz? Kaçımız, komşusu karısını döverken polisi arıyor? Hangi görevli sokak ortasında kocası tarafından bıçaklanan kadın için müdahalede bulundu? Bir zamanlar gazetelerin üçüncü sayfasını dolduran, şehirli magandalarca, sabaha kadar, kızlı erkekli tecavüze uğrayan kiracıların çığlıklarına hangi komşu yanıt vermişti?

an american crime 2

Rorschach… Bir sorgulama masasında, yüzünde bereler var. Geçmişte yaptığı illegal bir olay hatırlatılıyor kendisine. Küçük bir kız kaçırılmış fidye için fakat yanlışlıkla zengin bir adamın değil fakir birinin küçük yavrusu… Rorschach, söz konusu bir çocuk olduğu için, kişisel olarak soruşturmayı üstleniyor ve çocuk hırsızının peşine düşüyor (çocukluğunda ne yaşamıştır?). Batakhanelerde birkaç adamı hırpalıyor, biraz kötü hırpalıyor. Ve sonuncusu, suçlunun adını veriyor. Şehir dışında bir döküntü evde, sobanın içinde yanık kumaş parçaları keşfediyor Rorschach. Çiçekli, küçük bir kızın üzerinde taşımaktan hoşlanacağı türden bir kumaş. Arka kapının dışında bir şeyler yiyen ve açlıkları bastırıldığı için yarı neşeyle güreşen köpeklerin sesini duyuyor. Pencereden baktığında, maskesindeki lekeler şiddetle kasılıyor. Köpeklerin paylaşamadıkları kemikler küçük bir insana ait! Hızla eline geçirdiği baltayı, bir köpeğin kafasına indiriyor ve hayvanın beynini ortaya çıkaracak denli ikiye yarıyor. Sorgulanırken kendisine gösterilen mürekkep lekelerinde işte bu köpeğin parçalanmış kafasını görüyor. Fakat neyi çağrıştırdığı sorulduğunda yalan atıyor.

rorschach mürekkep testi

Gösterimdeki hayatımız bir Amerikan filmi. Anlatılan bir . Lütfen mürekkep lekelerinde ne gördüğünüz konusunda kendi kendinizi kandırmayın. Orada parçalanmış bir köpek kafası var…

Yazan: Wherearethevelvets