Saint-Exupery | SanatLog

Percussinna’da Bir Küçük Prens

1943’te yayımlanan “” adlı mini roman dünyayı ikiye ayırır: büyüklerin dünyası ve küçüklerin dünyası. Yazar Saint-Exupery bu iki dünyayı birleştirmede sembolik rehberler konumlandırır. Machiavelli ise 1513’te1 yazdığı “Prens” isimli kitabında, kendi prensine “küçük” olmaktan çıkıp “büyüklerin dünyasına” girme yolunda rehberlik eder. Bu yazının amacı rehber konumundaki Machiavelli ile adlı kitaptaki sembolik figürler arasındaki benzerlikleri bulup tartışmaya açmak ve Machiavelli söylemlerinin gündelik yaşamdaki yerlerinin görmezden gelinemeyecek kadar fazla olduğunu göstermek ve bu söylemlerin 1513’ten bu yana nasıl bir yol aldıklarını gözlemlemek olacaktır..

“İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir” (1) tümcesi çocuklara verilen yegâne yaşam öğüdüdür. Ancak çocuk “büyüklerin” dünyasına girdikçe “olan” ile “olması gereken” arasında büyük bir fark görmeye başlar ve büyüklerin dünyasını “şu büyükler çok tuhaf” (2) cümlesiye anlamadığını gösterir. Esasen günümüzün Machiavelli’ye bakış açısı tam da bu yöndedir. Çok eski kaynaklardan gelen “erdem” kavramının “olması gereken” üzerine yoğunlaşıp bunu gündelik pratiklerden ayrımsamak hala hepimizin yaptığı bir şeydir. Machiavelli ise bu kavramı kendine göre yeniden tanımlamış ve “olan” üzerine yeni bir anlayış geliştirmiştir (Prens, XV-XVIII). Ona göre erdem, siyasal ı elinde tutan kişinin bir sorun karşısında en uygun kararı en yerinde önlemi alabilme yeteneğidir (3). Esasen günümüz modern bireyi Machiavelli söylemlerinin esiri olmuştur; ancak “sorun karşısında en uygun kararı” Machiavelli’nin önerdiği kadar zekice ve geniş bir anlayışla bulmayı becerememektedir. Örneğin Prense verilen “Bilge bir prens, yurttaşlarının her zaman ve her durumda devlete ve kendisine gereksinme duymalarını sağlayacak biçimde davranmalıdır; bu durumda hep bağlı kalır ona.” (4) öğüdü “” kitabındaki pilotun, prense verdiği “bağlaman için bir ip ve bir direk de çizerim”, “Ve eğer onu (koyunu) bağlamazsan başıboş kalır ve kaybolur” (5) öğüdüyle benzerdir. Pilot (Machiavelli), prense koyunu (ı) bir ip ve direkle (davranışlarıyla), kontrol etmesini yoksa kaybolup kurtlara yem olacağını söyler. Koyun için de iyi olan budur ve koyun bunu kabullenir ve hatta sahibine bağlılık duyar. Ancak pilotun unuttuğu bir şey vardır, Küçük Prensin geldiği yerde koyunun bir ipe ve direğe ihtiyacı yoktur. Bu durum, hali hazırdaki “koyunu bağlama” alışkanlığının, koşulların değişimini fark edilmesini engelleyecek denli içselleştirilmiş olmasından kaynaklanır.

Saint-Exupery’nin prensi sahip olduğu ve ilgilenmesi gereken tek canlının (bir gülün) kaprislerinden ve onunla ilgilenirken çıkan sorunlardan sıkılır ve kendi küçük dünyasını terk eder ve böylece küçük prensin yolculuğu başlar. Bu Machiavelli’nin İtalya’daki prensliklerini kaybedenler için söylediği “kendi miskinliklerini suçlamaları doğru olur” (6) sözünü anımsatır. Zira onlar da kendi tebaalarını yönetirken kimi zaman doğru kararları verememişler, bundan dolayı kaçmışlar ve ın üstün gelenlerin aşağılamasından bıkarak kendilerini tekrardan yönetime çağıracaklarını ummuşlardır (Il Prens, XXIV).

Küçük Prensin gittiği ilk gezegende tek başına duran bir kral vardır. Bu kral verdiği emirlere çok dikkat eder ve yönettiklerinin yapamayacakları emirleri vermekten sakınır. Mesela “Bir generale martıya dönüşmesini emredersem ve general bu emre uymazsa suç onun değildir. İmkânsız bir şeyi yapmasını istediğim için, suç benimdir.” (7) veya “Emirler, yerine getirilebilir şeyler olmalıdır. Otoritenin temeli mantıktır” (8) söylemleri, Machiavelli’nin sırf eli açık görünmek için ı ağır vergiler ile zorlamanın yöneticiyi tahtından bile edebileceği görüşü benzerdir (Il Prens XVI). Ancak Machiavelli prens adaylarını, ın veya kendi hizmetkârlarının isteklerine göre davranma konusunda uyarır. Tek öğüdü, özellikle sayesinde tahta geçen prensler için, ın sevgisini kazanmanın önemli olduğudur (Il Prens IX). Küçük Prensteki hükümdar ise yönettiklerinin isteklerine öyle boyun eğmiştir ki yönetmekten çok yönetilmektedir.

İkinci gezegenimiz ise kendini beğenmiş bir adamdan ibarettir. Bu adam hayran olunmaya öyle kafayı takmıştır ki bunun dışındaki hiçbir şeyden haberdar değildir. Machiavelli prens adaylarının hayran olunmaya karşı belirli bir ilgilerinin olduğundan bahseder ve bunun saygınlık oluşturmak için iyi bir şey olduğunu da ekler. Ancak dalkavuklardan korunmak için kitabında tam bir bölüm ayırır (Prens, XXIII). Ona göre prensin yanında, dalkavuk yerine güvenilir bilge kişiler seçmesi en uygunudur ve prensin sürekli olarak bu kişilere danışması gerekir.

Küçük Prensin uğradığı üçüncü yerde ise ayyaş olduğunu unutmak için sürekli içen bir adam vardır. Kendi hatası dolayısıyla gelişen kötü bir durumun kısır döngüsündedir bu adam. Machiavelli, Prens adaylarına verdiği “erdem kavramı” ile onları böylesine bir kısırdöngüden kurtarır. Mesela Prens yeri geldiğinde sözünü tutmayabilir ve bu durum nedeniyle utanması gerekmez. Machiavelli’nin söylediği daha çok “doğru söyleyen bir adam” gibi görünme gerekliliğidir (Prens XVIII). Diğer yandan Machiavelli şu sözünde her şeyi açıklar: “Prensin devletini yitirmesine yol açacak kusurların, utancından kaçınmayı bilecek denli uyanık olması gerekir; devletini yitirmesinden yol açmayacak olanlardan da elinden geliyorsa kaçınması doğru olur; ama elinden gelmiyorsa, fazla önemsemeden kendini verebilir bunlara, hele onlar olmaksızın devletini zorlukla kurtarabileceği kusurların doğurduğu utançtan gocunmasın, çünkü her şeyi iyi değerlendirecek olursa erdem gibi gözüken bir şeye uymasının onun için yıkım olacağı, kusur gibi görünen bir başka şeye uymasını ise ona güvence ve iyilik getireceği görülür (Prens, XV)”.

Dördüncü gezegenimizde ise sürekli çalışan bir işadamı vardır. Aslında Machiavelli için söylenen “amaç için her şey mübahtır” sözünü oldukça abartmış ve para kazanmak için kendi bedensel dengesini kaybetmiş, sağlığını bozmuş ve hatta doğayı kapalı bir kutuya koyup satmak gibi dünya yaşamını tehlikeye atan sonuçlara varmıştır (9). Ana amacı unutup, aracı amaç haline getiren bu adam, modern bireyin karşılaştığı yükümlülüklere Machiavelli kadar “haince” yaklaşır ve en az onun kadar her şeyi mübah görür. Ancak baştaki tezimizde belirttiğimiz gibi, bu tipik Machiavelli kadar geniş düşünemez ve aldığı kararlar global olmaktan çok, yerel kalır. Machiavelli ise Prense daima bütünü düşünmesi gerektiğini öğütler.

Beşinci gezegende anlamına bakmadan çalışmayı sürdüren bürokrasiye yenik bir işçi tipi çıkar karşımıza (10). Aslında bu Weber’in “irrationality of rationality” kavramıyla ilintilidir. Machiavelli koşullar aynı kaldığı sürece yönetmeliklere uyulması gerektiğini belirtir, ancak koşullar değiştiğinde de verilen sözlerin çiğnenebilir ve yönetmeliklerin değiştirilebilir olduğu konusunda uyarısını (ve hatta gerekliliğini) vurgular (Prens, XVIII).

Altıncı ve son küçük gezegende Taylor ve Weber’in kuramlarından alıntı kavramlar için güzel bir metafor ile karşılaşırız (11). Tamamen uzmanlaşmayı savunan bir coğrafyacının, kendini kâşiften ayırmasını ve Marx’ın alienation hastalağına düşerek, yaptığı işten tamamen soyutlanmış olduğunu görürüz. Coğrafyacı dere görmeden dereyi çizmekte, dağı bilmeden dağları resmetmektedir. Hiçbir yeri bilmeden harita çizmeye çalışır. Machiavelli kitabının ilk bölümlerinde prensliklerin durumunu ve koşullarını değerlendirir ve verdiği tüm öğütler bunlara dayanır. Temel olarak prensin tahtına nasl geçtiği, ne tür bir ile karşı karşıya olduğu ve nasıl bir coğrafya ve üretim ilişkilerine haiz olduğunu değerlendirip bu değerlendirmeler sonucunda karar verilmesi gerektiğini vurgular. Machiavelli’ye göre Prens sadece tahtında oturmamalı, aynı zamanda tebaasını çok iyi tanımalı ve gündelik kararlarını buna göre vermelidir (Prens I, II, III, V, VI, VII, IX, XI, XX).

büyüklerin dünyasına direkt olarak girmez ve ilkin çöle iner. Çölde bir yılan ve tilki ile karşılaşır. Tilki ile konuşmalarında “evcilleştirmek” ve “bağ kurmak” konularına değinirler (12). Machiavelli (tilki) prens adaylarına (Küçük Prense) ı (hayvanları, tilkiyi) değişik yöntemlerle evcilleştirmek gerektiğini; ister silah zoruyla, ister sevgi ile onlarla kendi arasında bir bağ kurması gerektiğini değişik bölümlerde belirtir (Prens, XVII, XX, XIX, XXI).

’i okuduğunuzda, farkettiğiniz ilk şey “büyükler dünyasının” Machiavelli’nin belirttiği “olması gerekenler” ile dolu olduğu, ancak bunların Machiavelli’nin belirttiği kadar zekice tasarlanmadığı ve birçok söylemde tıkılı kalındığıdır. Yazının başından beri göstermeye çalıştığımız söylemlerdeki benzerlikler ve farklar bu durumu göstermektedir. Eski Yunan’ın cosmos (evren) ile bütünleşik ve olanların dışında olması gerekenler üzerine kurulu felsefesinin, Machiavelli ile başlayan modernizm sürecinde, “çocukluğa” hapsedilmiş olduğunu görürüz. Machiavelli Prens’i yazdığında (1500s), ileri sürdüğü fikirler barbarca ve kabul edilemez görülmüştü ve birçok prens bu şekilde yaşamayı reddetmişti. Ancak Saint-Exupery 1943’te ’i yazdığında, Eski Yunan felsefesinin çocuklara özgü olduğu bir ortam vardı. Yaklaşık beş yüz sene içerisinde Machiavelli’nin koşullar arasında amaca giden en doğru seçeneği bulma diye şekillendirdiği “Erdem”, hâkim söylem olmayı başarmış görünüyor. ’teki iş adamı, ayyaş, yalnız yönetici, fenerci ve coğrafyacı günümüzdeki belirli alanların düştükleri durumların metaforlarıdır. İşletme teorilerinin, “önemli olan uzun vadede kar elde etmek” sloganı, beyaz yakalıların “kendi konusunda uzmanlaşma” takıntıları gibi durumlar, çocuk dünyası ve büyük dünyasındaki değerler sistemi değişimini doğrular niteliktedir.

Saint-Exupery’nin yazmış olduğu kitabın son bölümünde, ’in yankısı ile konuşması ve yalnızlığı hissetmesi ile karşılaşırız. Yalnızlık imgesinin günümüzün bireyi ile kurduğu bağlantı ve Machiavelli’nin “prensin yalnız olması” idealleri benzerlikler gösterir. Var oluş ile bilginin bağlanmasından çok (Descartes’in varlığı bilgiye dayandırması), yaşam şekillerindeki değerlerin değişmesine bağlı bir yalnızlık durumundan bahsetmek bu bağlamda daha doğru olacaktır. Machiavelli bilgiye dayandırarak kendi Prensinin yalnızlığını (olması gerektiğini) söylerken, günümüz bireyi yaşam şekillerinden ötürü (olmaması gerektiğini bilmesine rağmen) yalnızdır.

ile Prens kitaplarında yakalanan söylemlerin benzerlikleri ve bu söylemlere atfedilen değerlerin sorgulanması, modernizmin aldığı yolu gösterir. Eskiden kaba ve saba görülen değerler ve yaşama şekilleri (koşullar değişince sözü tutmama, çok çalışma ve doğaya sırtını dönme, uzmanlaşma vs.) günümüzün “büyük dünyası”nın gerçeği olmuştur. Önceki yüzyılların onur, saygınlık, erdem, çıkarsız iyilik gibi kavramları ise modern dünyanın çocukluk öyküleridir.

Yazan:

Notlar:

(1) Saint-Exupery, Antoine de. . İstanbul: Mavibulut, 2007. 74

(2) Saint-Exupery, Antoine de. . İstanbul: Mavibulut, 2007. 49

(3) Teksoy, Rekin. Prens. İstanbul: Oğlak Yayınları, 1999. 21

(4) Machiavelli, Nicolo. Prens. İstanbul: Oğlak Yayınları, 1999. 116

(5) Saint-Exupery, Antoine de. . İstanbul: Mavibulut, 2007. 16-17

(6) Machiavelli, Nicolo. Prens. İstanbul: Oğlak Yayınları, 1999. 214-215

(7) Saint-Exupery, Antoine de. . İstanbul: Mavibulut, 2007. 39

(8) Saint-Exupery, Antoine de. . İstanbul: Mavibulut, 2007. 40

(9) Saint-Exupery, Antoine de. . İstanbul: Mavibulut, 2007. see pages 46-49

(10) Saint-Exupery, Antoine de. . İstanbul: Mavibulut, 2007. see pages 50-53

(11) Saint-Exupery, Antoine de. . İstanbul: Mavibulut, 2007. see pages 53-58

(12) Saint-Exupery, Antoine de. . İstanbul: Mavibulut, 2007. see pages 66-73

Referanslar

1. Machiavelli, Nicolo. Prens. Çev. Rekin Teksoy. İstanbul: Oğlak Yayınları 1999

2. Saint-Exupery, Antoine de. . Çev. Yaşar Avunç. İstanbul: Mavi Bulut Yayınları, 2007

3. Descartes, Rene. Meditations on First Philosophy. Trans. John Cottingham. New York: Cambridge, 1996

Online Referanslar

1. Max Weber

2. Cosmos

3. Greek Philosophy