Mehtap Ar Çocuk Tiyatrosu ”Okumak Okumak Okumak” ile Anadolu Turnesine Başladı!

’nın desteğiyle yolculuğuna devam eden , bu yıl sergilediği ‘Okumak, Okumak, Okumak’ adlı müzikal oyunuyla 29 Mart – 28 Mayıs tarihleri arasında, Anadolu’daki çocuklara ücretsiz olarak keyfi yaşatacak.

Mehtap Ar Çocuk Tiyatrosu’nun, 2009-2010 sezonunda başlattığı ve ilk olarak İstanbul’daki okullarda oynadığı “Okumak, Okumak, Okumak” isimli oyun, Anadolu’daki çocukları tiyatroyla buluşturmak üzere turneye çıktı. Nisan ayında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan başlayan turne kapsamında Mardin, Siirt, Bingöl, Tunceli, Erzincan ve Erzurum’da çocuklar tiyatronun büyülü dünyasıyla tanışacak. Mayıs ayında, Orta ve Doğu Karadeniz turnesi kapsamında ise Bayburt, Trabzon, Gümüşhane, Rize ve Giresun’daki çocuklara ulaşılacak.

“Okumak, okumak, okumak”, öğretmenlerinin “büyüyünce ne olacaksınız” sorusuna yanıt arayan öğrencilerin öyküsünü anlatıyor. Oyun, 10 yıl sonra buluşan arkadaşlarının hayallerinin ne yönde değiştiğini anlatarak, eğitimin önemine dair mesajlar veriyor. Şarkı sözlerinin Aysel Gürel ve Ayla Çelik’e ait olduğu, danslar, efektler ve ışık oyunlarıyla renklendirilmiş oyun, çocukların büyük ilgisini çekiyor.

Sabancı Vakfı’nın desteğiyle bugüne kadar 280 bini aşkın çocuğa ulaşıldı

Sabancı Vakfı’nın 2006-2007 öğretim yılı başından bu yana, tiyatronun çocuklara ve daha geniş kitlelere ulaşması amacıyla desteklediği Mehtap Ar Çocuk Tiyatrosu, bugüne kadar 50 bin kilometre yol katederek 280 bini aşkın çocuğa ulaştı. Tiyatro, engelli öğrencilerin bulunduğu merkezlerde de sergilenerek, engelli çocukların tiyatro ile tanışmasını sağlıyor.

Turne Programı

29 – 31 Mart Mardin 3 – 4 Mayıs Bayburt

1 – 3 Nisan Siirt 5 – 9 Mayıs - Gümüşhane

5 – 9 Nisan Bingöl 10 – 15 Mayıs - Rize

10 Nisan Tunceli 17 – 20 Mayıs - Giresun

12 – 16 Nisan Erzincan 21 – 28 Mayıs - Trabzon

18 – 25 Nisan - Erzurum

www.sabancivakfi.org.tr

Bilgi için: Sevi Yüzbaşıoğlu – Grup 7 İletişim – 212 292 13 13 – 533 489 09 46

www.sanatlog.com

12’nci Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali Görsel Bir Şölenle Başladı!

TİYATRO HER YERDE!

12’nci Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Festivali, ’nde İtalyan Grup Studio Festi’nin görkemli açılış gösterisi ile kapılarını açtı.

- KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI : “DÜNYAYLA KÖPRÜ KURMAMIZDA, EVRENSEL BİLİNÇ, İNANÇ VE TASARIMLARIN BULUŞMASINA ARACI OLMAMIZ BÜYÜK BİR ÖNEM TAŞIYOR. BU SORUMLULUĞU ÜSTLENEN ULUSLARARASI FESTİVALLERİN SANAT ALANINDAKİ BAŞARISINDAN ONUR DUYUYORUM.”

- MÜTEVELLİ HEYETİ BAŞKANI : “YEREL BİR TİYATRO ŞENLİĞİ OLARAK YOLA ÇIKAN BİR FESTİVALİN ULUSLARARASI BİR YAPIYA KAVUŞMASINDAN DOLAYI BÜYÜK GURUR DUYUYORUM. BU FESTİVAL, ADANA’NIN ULUSLARARASI BİR KÜLTÜR-SANAT MERKEZİ OLMASI YÖNÜNDE ÖNEMLİ BİR ADIMDIR.”

- DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRÜ LEMİ BİLGİN: “BU YIL 12’NCİSİ GERÇEKLEŞECEK DEVLET TİYATROLARI SABANCI ULUSLARARASI ADANA TİYATRO FESTİVALİ’NDE, KÜLTÜRLERİN BULUŞMASINA EV SAHİPLİĞİ YAPMANIN VE FARKLI KÜLTÜRLERİN OYUNLARINI SANATSEVERLERLE BULUŞTURMANIN HEYECANINI YAŞIYORUZ.”

12’nci Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Adana Valisi İlhan Atış, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Genel Müdürü Hüsnü Paçacıoğlu ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürü ’in katılımıyla düzenlenen açılış töreni ile kapılarını açtı.

“Adana, uluslararası kültür-sanat merkezi olmaya aday.”

Ülkemizin çeşitli illerinde gerçekleştirilen uluslararası festivallerin elde ettiği başarıdan gurur duyduğunu belirten Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, “Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’ni her yıl olduğu gibi bu yıl da destekleyen Sabancı Ailesi’ne ve Sabancı Vakfı’na, yerli ve yabancı birçok tiyatro yapıtının seyircisiyle buluşmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” dedi.

Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, sosyal, kültürel ve sanatsal etkinliklerin ülkemizde yaygınlaşmasını sağlamak ve geleneksel değerlere sahip çıkmak amacıyla destekledikleri Devlet Tiyatroları Uluslararası Adana Tiyatro Festivali ile binlerce insanı sanatla buluşturuyor olmaktan büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti.

Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nin, Adana’nın kültür sanat hayatına yeni bir soluk getirdiğini söyleyen Sabancı, “Yerel bir tiyatro şenliği olarak yola çıkan bir festivalin uluslararası bir yapıya kavuşmasından dolayı büyük gurur duyuyorum. Bu festival, Adana’nın uluslararası bir kültür-sanat merkezi olması yönünde atılan önemli bir adımdır. dedi. Sabancı, sözlerine “Taşköprü bu yıl da festivalin sabit sahnelerinden biri haline geliyor. Adanalılar, artık festivali daha çok hissediyorlar.” diye devam etti.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin ise; “Adana Festivali’nin 12’ncisini gerçekleştirmenin gururunu yaşıyoruz. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde başlattığımız festival ile Devlet Tiyatroları’nın festivaller zincirinin ilk halkasını gerçekleştiriyoruz. Heyecanımız; ilk günkü kadar taze… Sevincimiz; tiyatronun kutsal yanını gösterdiğimiz için güçlü… Mutluluğumuz; çeşitli ülkelerden gelen ve kendi geleneklerini en seçkin örnekleriyle sergileyen toplulukları sanatseverlerle buluşturduğumuz için gür… Coşkumuz; Adana’nın bereketli topraklarını sanatla andığımız için yüksek… Tiyatrosuna ve festivaline sahip çıkan Adanalı sanatseverlere teşekkür ediyoruz.” dedi.

Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nün sahibi:

Festival kapsamında 2005 yılından bu yana tiyatro sanatının gelişmesine önemli katkılarda bulunmuş ustalara minnet ve saygı sunmak amacıyla verilen “Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü”nün bu yılki sahibi usta tiyatrocu Müşfik Kenter oldu.

Ödül töreninin ardından, kent merkezlerinde, doğada, tarihi bölgelerde sergilediği olağanüstü görsel performansı ve baş döndürücü dramatik yaratıları ile tanınan bir kumpanya olan İtalyan Studio Festi Grubu’nun gösterisi izlendi. Studio Festi, Seyhan Nehri üzerinde gerçekleştirdiği “Elementlerin Uyumu” isimli bir saatlik muhteşem şovuyla izleyenlere heyecanlı ve keyifli dakikalar yaşattı.

Adanalılar bir ay boyunca tiyatroya doyacak

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde kapılarını açan, 12’nci Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali, 29 Nisan’a kadar, 9 yabancı ülkeden 11 yabancı grup, yurtiçinden ise 3 Devlet Tiyatrosu, 3 Özel Tiyatro ve 1 Şehir Tiyatro topluluğu olmak üzere toplam 18 grubu ağırlayacak. Festivalde 12’si yabancı, 9’u yerli olmak üzere 21 oyun sergilenecek.*

Festivale bu yıl yurtdışından; Fransa’dan Huchette Tiyatrosu ve Trans-Express Sokak Tiyatrosu, Almanya’dan Freiburg Tiyatrosu, İsviçre’den Markus Zohner Tiyatrosu, Japonya’dan Papa Tarahumara, Küba’dan La Luna ve Unforgettable Women tiyatroları, Tuva Özerk Cumhuriyeti’nden Tuva Devlet ve Dram Tiyatrosu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, İspanya’dan flamenko grubu Tatiana Garrido ve İtalya’dan Studio Festi grupları katılıyor.

Festival yurtiçinden ise; Kenter Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu, AYSA Prodüksiyon Tiyatrosu, İstanbul Büyükşehir Belediye Tiyatrosu, Ankara Devlet Tiyatrosu, İstanbul Devlet Tiyatrosu ve Konya Devlet Tiyatrosu’nu ağırlıyor.

Festival kapsamındaki oyunlar, Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi’nde sergilenirken, bu yıl açık hava gösterileri de göz dolduracak. İtalyan Studio Festi grubu açılış gösterisini Taşköprü’de, İspanyol Flamenko Topluluğu “Ateş ve Kum” gösterisini Merkez Park’ta ve Fransız Transe Express grubu da kapanış gösterisini Atatürk Parkı ve Tren Garında sahneleyecek, ayrıca sanatseverler festival süresince çeşitli etkinlikleri Taşköprü’de izleme olanağı bulacaklar. İkisi yabancı olmak üzere beş tiyatro grubunun oyunlarını Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde sergilemesiyle, İstanbullu sanatseverler de festival coşkusuna ortak oluyor.

Her yıl yaklaşık yirmi bin seyirciye ulaşan ve artan bir ilgiyle izlenen festivale, bu yıl da yoğun ilgi var. Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde Festivalin biletleri ilk günde tükendi.

“Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü”

2010 Müşfik Kenter

2009 Genco Erkal

2008 Yıldız Kenter

2007 Bozkurt Kuruç

2006 Macide Tanır

2005 Cüneyt Gökçer

www.sabancivakfi.org

Bilgi için: Sevi Yüzbaşıoğlu – Grup 7 İletişim – 212 292 13 13 – 533 489 09 46


*12′nci Devlet Tiyat roları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali Programı

TARİH

HACI ÖMER SABANCI SAHNESİ

SABANCI ÜNİVERSİTESİ

ALTERNATİF MEKANLAR

27 Mart

Cumartesi

İtalya-Studio Festi Grubu-Taşköprü (açılış gösterisi)

28 Mart

Pazar

Ankara Devlet Tiyatrosu-Kerbela

29 Mart

Pazartesi

Tuva Cumhuriyeti-Tuva Müzik-Dram Devlet Tiyatrosu-Kültigin

30 Mart

Salı

İstanbul Devlet Tiyatrosu-Vahşet Tanrısı

31 Mart

Çarşamba

İstanbul Devlet Tiyatrosu-Vahşet Tanrısı

Kenter Tiyatrosu-Kraliçe Lear

1 Nisan

Perşembe

Küba-Unutulmaz Kadınlar Tiyatrosu/Ay Tiyatrosu-La Lupe ve Delirio Habanero

2 Nisan

Cuma

Küba-Unutulmaz Kadınlar Tiyatrosu/Ay Tiyatrosu-La Lupe ve Delirio Habanero

3 Nisan

Cumartesi

Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu-Aşk Sözleri

Taşköprü Etkinlikleri

4 Nisan

Pazar

Konya Devlet Tiyatrosu-Orkestra

Taşköprü Etkinlikleri

5 Nisan

Pazartesi

Fransa-Huchette Tiyatrosu-Kel Şarkıcı ve Ders

Taşköprü Etkinlikleri

6 Nisan

Salı

Fransa-Huchette Tiyatrosu-Kel Şarkıcı ve Ders

Taşköprü Etkinlikleri

7 Nisan

Çarşamba

İstanbul Devlet Tiyatrosu-Profesyonel

İstanbul Devlet Tiyatrosu-Vahşet Tanrısı

Taşköprü Etkinlikleri

8 Nisan

Perşembe

İstanbul Devlet Tiyatrosu-Profesyonel

Taşköprü Etkinlikleri

9 Nisan

Cuma

İstanbul Devlet Tiyatrosu-Profesyonel

Taşköprü Etkinlikleri

10 Nisan

Cumartesi

İstanbul Devlet Tiyatrosu-Profesyonel

Taşköprü Etkinlikleri

11 Nisan

Pazar

KKTC-Lefkoşa Belediye Tiyatrosu-Ölü Kentin Nabzı

Taşköprü Etkinlikleri

12 Nisan

Pazartesi

KKTC-Lefkoşa Belediye Tiyatrosu-Ölü Kentin Nabzı

İstanbul Devlet Tiyatrosu-Profesyonel

13 Nisan

Salı

Dostlar Tiyatrosu-Kerem Gibi-Nazım Hikmet’le 35 Yıl

14 Nisan

Çarşamba

Dostlar Tiyatrosu-Kerem Gibi-Nazım Hikmet’le 35 Yıl

15 Nisan

Perşembe

Almanya-Freiburg Tiyatrosu-Kar

İspanya-Tatiana Garrido Flamenko Topluluğu-Fueago Y Arena “Ateş ve Kum”

16 Nisan

Cuma

Almanya-Freiburg Tiyatrosu-Kar

17 Nisan

Cumartesi

Ankara Devlet Tiyatrosu-Narnia Günlükleri

İspanya-Tatiana Garrido Flamenko Topluluğu-Fueago Y Arena “Ateş ve Kum”-Adana Merkez Park Açık Hava Sahnesi

18 Nisan

Pazar

Ankara Devlet Tiyatrosu-Narnia Günlükleri

19 Nisan

Pazartesi

İstanbul Büyükşehir Belediye Tiyatrosu-Maskeliler

20 Nisan

Salı

İstanbul Büyükşehir Belediye Tiyatrosu-Maskeliler

21 Nisan

Çarşamba

Kenter Tiyatrosu-Kraliçe Lear

22 Nisan

Perşembe

Kenter Tiyatrosu-Kraliçe Lear

23 Nisan

Cuma

Japonya-Pappa Tarahumara Tiyatrosu-Gemi Manzarası

24 Nisan

Cumartesi

Japonya-Pappa Tarahumara Tiyatrosu-Gemi Manzarası

25 Nisan

Pazar

26 Nisan

Pazartesi

İsviçre-Markus Zohner Tiyatrosu-HA!Hamlet

27 Nisan

Salı

İsviçre-Markus Zohner Tiyatrosu-HA!Hamlet

28 Nisan

Çarşamba

Fransa-Transe-Express Tiyatrosu-Kemanların Özgürlüğü (kapanış gösterisi)-Atatürk Parkı ve Tren Garı

29 Nisan

Perşembe

İsviçre-Markus Zohner Tiyatrosu-HA!Hamlet

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Süheyla Sabır “Benim İstanbul’um KIRMIZI” Resim Sergisi

, “” sergisi ile 22 Mart -5 Nisan 2010 tarihleri arasında, Taksim Galerisi’nde…

Süheyla Sabır, kendi KIRMIZI İstanbul’u ile öteki İstanbul’u bir arada gösteriyor.

Süheyla Sabır, İstanbul’u kendi yaşadığı gibi KIRMIZI yönleri ile anlatıyor. Canlı, enerjik, dinamik, gelişmeye açık, kararlı. Sanatçıya göre İstanbul, yaşamdan alınan zevk, aşk, yeni başlangıçların şehri. Güçlü, hırslı, hâkim bir renk kırmızı ve sanatçı kırmızının pozitif taraflarının bu kente hâkim olduğuna inanıyor. Hemen fark edilen, dikkat çekici olan bu kent, heyecanı ve hareketi sevenler için. Hırçınlıkları da var bazen, kavgacı ve tahrik edici olabilir, zorlar…

Sanatçının sergideki çalışmaları kırmızı yoğun renklerle yapılmış ve çoğunlukla aşkla bağlandığı ve hiç ayrılamadığı bu Şehr-i İstanbul’un soyut alandaki izdüşümleri. Eski yeni semtleriyle, tarihi mimarisi ve sokakları ile doğu batı köprüsü, yaşadığımız, hayran olduğumuz, bazen de şikâyet ettiğimiz şehir.

Tarihi mekânları ve semtlerini sadece mimari özellikleriyle değil geçmiş yaşanmışlıkların bıraktığı izleri ve kendine ait hatıraların tortularını birbirinin üzerine geçmiş, karışmış gibi tualine aktaran sanatçı İstanbul ile ilgili yeni soyut bir algı yaratıyor. Kendi KIRMIZI İstanbul’u ile öteki İstanbul’u bir arada gösterir. Geçmiş ve şimdi, sanatçının duygularıyla birbirine bağlanır.

Süheyla Sabır, çalışmalarında, farklı zamanların anılarını birleştirerek oluşturduğu yeni soyut biçimler ile daha uzun ve derin bir hikâyeyi fısıldar.

22 Mart Pazartesi günü saat 18:00’de açılışı yapılacak olan Süheyla Sabır’ın “Benim İstanbul’um KIRMIZI” sergisi, ’nde, 5 Nisan akşamına kadar Pazar günleri hariç saat 10:00-19:00 arasında izlenebilir.

Süheyla Sabır “Benim İstanbul’um KIRMIZI” Sergisi, 22 Mart – 5 Nisan 2010

Taksim Sanat Galerisi, Cumhuriyet Cad. No:26, Taksim/İstanbul, 0212 245 20 68

Açılış Kokteyli: 22 Mart 2010 Pazartesi günü 18:00 – 19:00 saatleri arasında

İzleme Saatleri: Pazar hariç 10:00 – 19:00

www.sanatlog.com

Ayhan Sicimoğlu “Kanyon’da Caz Havası Vol.14″te!

’nda bu hafta Latin rüzgarları esiyor. ’ın usta ismi , 4 Nisan Pazar günü ile dinleyicileriyle yeniden buluşuyor.

Bir Pazar klasiği haline gelen Kanyon’da Caz Havası bu hafta, usta “Latin Caz” yorumu ile Ayhan Sicimoğlu & ’ı ağırlıyor. 4 Nisan Pazar günü 13:00’te sahne alacak olan Ayhan Sicimoğlu & Latin Jazz Stars, hazırladığı repertuvar ile hem eskilere götürecek hem de yenilerden tadımlıklar sunacak.

Bu keyifli Latin rüzgarına kendini kaptırmak isteyen herkesi 4 Nisan Pazar günü Kanyon’a, “Ayhan Sicimoğlu & Latin Jazz Stars” konserine bekliyoruz.

Tarih: 4 Nisan 2010

Yer: Kanyon Aktivite

Saat: 13:00-15:00

www.sanatlog.com

Babanın Kurbanlık Nesnesi

Rüyaların diliyle konuşan , bizi rüyanın gücünü ve gerçekliğini kabullenmeye, onu gerçekçiliğin ve akılcılığın terimleriyle açıklamaya uğraşmamaya çağırır. Rüyaların diliyle konuşmak için onları anımsamak ve not etmek gerekir ki, edebiyat, âlemlerinden de beslenmiştir oldubitti. Son zamanlarda, ardı ardına yazar ve filozofların kayıtlarını okuma fırsatı bulduk bizler de. Rüyaları aracılığıyla eserlerinin ve kuramlarının ikonografyasını çözümlerken aslında pek çok rüyanın toplumsal hafızanın ne denli yansıması olduğunu, kültürel örüntüler arasındaki bağıntıları, ortaklık ve farklılıkları, siyasetin, toplumsal cinsiyetin ve geleneğin, bilinçaltında ne gibi biçimler aldığını da görmüş olduk. Adorno’nun uyanır uyanmaz yazarak ham halleriyle korumaya çabaladığı, 1934′ten ölümüne değin not ettiği rüyalarından oluşan Rüya Kayıtları, rüya denilen muammayı aydınlatan bir büyü bozumu iken, Marguerite Yourcenar’ın rüya anlatılarından derlediği Rüya ve Kader, rüya olgusunu bireysel bir kader düşüncesiyle yan yana getirerek, otobiyografik bir yazınsal edime yönelen edebî bir biçimlendirme çabasıydı. Yapıbozumcu feminist felsefeci, akademisyen, romancı, şair, oyun yazarı ve eleştirmen Hélène Cixous’nun, Rüya Dedim Sana adlı “yorumsuz rüyalar kitabı” ise rüya halindeki ruhun fiziksel yoğunluklarına, ışınımlarına, yayınımlarına, her zaman trajik haz düzeyine ulaşmak için, kesintisiz kesintili çok fırtınalı gece ülkesine korkusuzca dalıyor. Cixous’nun dilimize çevrilen ilk eseri de olan bu kitabı, onun kuramını anlama yolunda harika bir kılavuz, hem de eserlerine bir giriş, bir önsöz, arketip ve imge çözücü… Ataerkil toplumsal ve kültürel yapıdaki yerleşik söylemlerin deşifre edilmesi yönünde diğer çağdaşı feminist kuramcılar gibi mitolojik hikâyeleri analize tabi tutan Cixous, eril kuruluş hikâyelerini psikanalitik bir okumayla değerlendirir. Dişil libido ile arasında parallellikler kurmanın ötesinde, Cixous, ataerkil düzenle ancak ile mücadele edilebileceğine inanır. Öne sürdüğü türde çokseslilik, durağansızlık, belirsizlik, çizgisel olmayan zamansallık ögeleri bizzat kendi kurmaca ve rüya anlatılarında da uygulanmıştır:

“Uyanmıyorum, rüya beni bir eliyle uyandırıyor, rüya tek başına yazıyor ve karanlıkta doludizgin notlar alınıyor, kenarlara, taşıra taşıra, anlatı küçük sandalı ağzına kadar dolduruyor.”

Kesik kesik, yoldan çıkarak, tüm hiyerarşik kuralları altüst ederek, tekrarlar ve gel-gitler içinde ilerleyen bu el, bedenini duyurmak adına yazan bir kadının elidir. Tiyatro eserlerinde, “mevcudiyetin en yükseğe ulaştığı zaman” dediği gece âleminden ve rüyalardan yararlanan Cixous’nun 1960’lardan sonra, Freud’un Dora’sının kadındaki protestocu gücün esas örneği olduğunu gösteren “” adlı oyunu, Dora’ya gasp edilen dilini yeniden kazandırmaya çalışıp histeriyi meşru bir hissetme ve davranma biçimi olarak sunar. histeriğin bedenini “uçan beden” olarak kuran Cixous, bütün histerik kadınları yazmaya davet ederken önerdiği dişil yazının, sesle, konuşmayla, ritmle ve bilinçdışıyla ilişkisini eserlerinde olduğu kadar rüyalarında da gösterir/görür. “Dora’nın Portresi”, dilsel mecazlar, fanteziler, rüyalar aracılığıyla dişi eşcinselliğin kaynaklarını uyandırarak gerçekçi tiyatronun egemen geleneğini sarsar. Öznel özerklik ile bilinç denetimi türünden yanılsamalara karşı duran Cixous’un rüyaları aynı zamanda bir tiyatro sahnesidir de. Bir kadın ve bir Yahudi olarak yitirmeyi ve dışlanmayı aynı anda yaşayan Cixous’nun rüyalarında Auschwitz’deki gaz odaları bir tiyatro sahnesine dönüşür. Ki eril fantezilerin emirlerine göre inşa edilen tiyatronun, bütün kültürel ürünlerin kaynağındaki cinayet sahnesi dehşetini, romanda olduğundan daha fazla şiddetle tekrar edip pekiştirdiği düşüncesindedir Cixous.

Bernadette Fort’un kendisiyle yaptığı bir röportajda (1), mezarlıkları ve ölüler şehrini çalışmalarında sürekli imge olarak kullandığından söz eder:

“Benim için mezarlık, yaşam ve ölümün birbirini tarttığı yerdir. Burası son derece güçlü bir mekândır, burası ideal teatral sahnedir.”

Tarihin ve ırkının arkaik izleri rüyalarında da yakasını bırakmaz:

“Çocukluğumun rüyalarını hatırlıyorum, ormanlarda Nazilerden kaçma girişimleri. Devam ediyor. Naziler hâlâ var. Nazi olan Naziler ve başka zalimlerin yerini tutan Naziler…”

Toplumsal düzen tarafından ketlenmiş ve çocukluktaki biçimlerine itilmiş arzuları ifade eden, alacakaranlıkta elin kayda geçirdiği “bu ilkel anlatıları, bu larvaları”, hiç mi hiç düzeltmeden, sansürlemeden, eksiksiz biçimde bir araya getirmiş Cixous; analizden ve edebiyattan en uzak, ham, masum halleriyle; analiz öncesinin şafağında çılgınca oynaştıkları gibi. Ancak yine de okunurken tehlikeli ve kaçınılmaz biçimde hatalı yorumlamanın tehdidi altında bulduğu rüyaları dışarıda bırakmış:

“Temkinsiz bir okuma yüzünden cidden ben’im filanca hükümdarla ya da falanca büyük yazarla (kadın ya da erkek) cidden bir ilişkiyi, cidden yaşadığımın sanılması canımı sıkardı.”

Kişisel mitolojisine ilişkin arketipler gece, öte âlem, ölüler, mezarlıklar, toplama kampları, karanlık diyarlar, kuyular (hem kadın yazını hem de kadın bedeni bir karanlık ülkedir, çünkü kadın tarihsel süreç içerisinde her ikisinden de uzaklaştırılmıştır), bebekler, hamile kadınlar, doğum, baba ve çok sevdiği kedisi Thessie rüyalarında sürekli değişime uğrar.

Erkeklerin mürekkep, kadınlarınsa anne sütü ile yazdıklarını belirten Cixous’nun anneliğe verdiği önem rüyalarına da yansımakta ve yeni doğmuş bebekler, bebek kılığına bürünmüş hayvanlar, yasanın diline karşı çıkış yolunun, ödipal öncesi anneye geri dönüş olduğunu imlemekteler. “Sonsuz Rüya” başlıklı ilk anlatı, babasının eve geri dönüşünden mutluluk duyan kızın sevincine dairdir ki pek çok rüyada ölmüş babanın geri dönüşü, buna mukabil yeni doğmuş bebeklerin unutuluşuna, yitimine şahit oluruz. Kimi zaman kendi de ölüler diyarına iner Cixous ve orada terk edilmiş bebekler bulur yine. “Aller à la mer” başlıklı yazısında (2), maktulun her zaman babanın kurbanlık nesnesi yani kızı olduğunu, bu kurban sayesinde fallusun korunduğunu vurgular:

“Baba için kızı, narsisizme dayalı fantezisini tasdik eden kişidir. Bu fantezi babanın hadım edilme tehdidini savuşturmasına yardımcı olur. Kız çocuğu tıpkı Elektra veya Antigone gibi bertaraf edilir. Ya da Ophelia gibi üç kıskanç baba figürü tarafından üç defa ölmeden mezara konulmaya mahkûm edilir.”

Babasının mezarından doğduğunu hisseden Cixous’ya göre her erkeğin içinde tahtından edilmiş bir Kral Lear vardır; bu kral kızından sevgi sözleriyle kendisini yüceltmesini ve göklere çıkarmasını talep eder:

“Bana en büyük olduğumu, en yüce olduğumu, kralların kralı olduğumu söyle yoksa ölürsün.”

Rüyaların bir başka temel figürü kedi Thessie de kadınlar ile kedilerin vahşi içgüdülerindeki ortaklığa göndermede bulunuyor kanımca. Çünkü kedi, kadının olmaya ve bilmeye gerek duyduğu her şeyi ruhunda taşır, öyküler ve düşler, sözcükler ve şarkılar, işaretler ve simgeler, esin ve lirizm taşır. Hepsinden önemlisi yaratıcılık ve göçebelik taşır tıpkı rüyalar gibi…

(1)(2) – Mimesis/Feminist Tiyatro Özel Sayısı/Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi/2006

Rüya Dedim Sana

Hélène Cixous, Çev: Elif Gökteke,

YKY, 2009, 116, 8.00 TL

Yazan: Hande Öğüt

handeogut@gmail.com

Sonraki Sayfa »