“Küçük Asya Tanrıçası” Ordos Uluslararası Heykel Parkı’nda…
Şubat 28, 2010 by admin
Filed under Duyurular, Heykel Sanatı, Sanat, Sanatsal Etkinlikler
“KÜÇÜK ASYA TANRIÇASI” ORDOS ULUSLARARASI HEYKEL PARKI’NA YERLEŞTİRİLDİ…
2009 Ekim ayında Tsing Hua Üniversitesi Heykel Bölümü ve Ordos kenti yerel yönetimi daveti üzerine İlker Yardımcı tarafından tasarlanan “Küçük Asya Tanrıçası”, Pekin’de 2 aylık bir üretim sürecinden sonra 6 metre yükseklikte paslanmaz çelik olarak tamamlandı ve 2010 şubat ayında Ordos Uluslararası Heykel Parkı’na yerleştirildi.
Ordos, Çin’e bağlı İç Moğolistan Otonom Bölgesi’nde yer alıyor. Cengiz Han’ın mezarının da bulunduğu kentte uluslararası ölçekte kültür-sanat projeleri yaşama geçiriliyor. Uluslararası Heykel Parkı bu anlamda kentte önemli bir doku oluşturmakta…
Antik zamanlarda “Küçük Asya”-“Asia Minor” olarak tanımlanan Anadolu coğrafyasının tanrıça figürlerinin yorumlanmasıyla ortaya çıkan heykel, günümüz Orta Asya’sında hikayelerini anlatmaya devam ediyor.
SanatLog Haber
Bireylikler’in 31. Sayısı Çıkıyor!
bireylikler’in 31. sayısı mart ayının ilk haftası bilemediniz ikinci haftası kitapçılarda!
katiller kahramandır!
kahramanlar katildir!
“Katilleri sevmek, katil olmamın risklerine girmeden cinayet işlemenin maddi ve manevi hazzını yaşamaktır! Kim neye değer veriyor ve onu yüceltiyorsa, odur! Katilleri sevmek ve onları yüceltmek, gelecekte seni ve çocuğunu, günü geldiğinde öldürecek olanı sevmektir! Katilleri sevmek, övmek ve onları kendine kahraman yapmak ve toplumsal onur denilen hareyi onlara giydirmek, öldürmeyi ve caniliği sevmektir, bu da en büyük insanlık suçudur.” ertuğrul meşe
bireylikler’in 31. sayısını;
*insan cinsleri ve erkekler!
*uzun yuva-muzaffer kale
*dumanlı hava sahasında post modernislam arpa suyu masalı- ali toprak
*katiller kahramanımızdır!-ertuğrul meşe
*senin için-vicdani
*rıza inşası- bu tecavüz mü?-ben atherton- zeman, çeviri pelin öztürk
*sonsuz üşümek-mustafa eroğlu
*ceyl/an-ahmet cemil
*en iyi kadın ölü kadındır-şirvan erciyes
*mavra ile vaveyla-osman olmuş
*iki yüzlü,bencil,korkak “çok bilmişler” ve 8 mart- sevim korkmaz dinç
*hele de hemen ölünür mü?..-hurşit gara
*sinemada vamp arketipi & femme fatale imgesi & güzellik anlayışı – hakan bilge
*ağustos yazdan bilme yanılsaması-şinasi tepe
*değil lodoslara-serkan sönmezgil
*başka kadının biri-musa yazıcı
*aç yol-korkut kabapalamut
*bireysel milas ansiklopedisi
*mare nostrum2-a.emre cengiz
*dip sarnıç
*ters akıntılar 2- veroc serenas
*nükleer ayrılık ayini-rahman yıldız
*beni iyi görenler-emre varışlı
*tepe sarnıç
*koza-aynur dursun
*zeki ökten ve ahmet uluçay’ın ardından – hakan bilge
*kör ebe- emirhan esenkova
*vasatlık biçimdir ya da nihat behram şiiri-halim şafak
*beklenmeyen-öykü.t.k
*azer yaran: türkiye boyunca bir çocuk…-zeynep uzunbay
*dolmuş-gökhan t.günsan
*tanrıya karşı çıkın-crispin sartwell, çeviri ceren şanlıdağ
*bedensiz-saim kuru
*tatlı rüyalar-mavisu kahya
*renklerden portakal ve tılsım-mehmet muharrem tekin
*”ben”im dehliz-erbil çare
*simon-nazlı karabıyıkoğlu
*ölüm sessizliği-ş.hakan yılmaz
*bir bar taburesinin mağlubiyeti-murat ali seven
*ben,öteki ve 1984-ilayda yüksektepe
*soysuz kimlik-semih yıldız
*yarıda-onur ışık
*balıkçıların çektiği ağlardan hala İstanbul çıkıyor!-kıvılcım giritli
*madrabaz güne dair mekansız mezmurlar-orhan emre
*prolterya-şinasi tepe-hakkı çınar
*yeş-özgür balaban
*dip oda-altı- sivri dilli rüzgar
*üşüyen düşler-fatma aras
*seyrelti tahir akay
*kitap rafı
*bu bir emasya değildir-reha yünlüel
resimler: mehmet muharrem tekin
başlıklı şiir, öykü, söyleşi, yazı, resim ve fotoğraflar oluşturdu.
bireylikler’i istanbul’da beyoğlu ve kadıköy mephisto’da, seyhan müzik’te, nazım kültür’de; ankara’da imge ve dost kitabevinde, kurgu kültür merkezinde; izmir’de yakın (alsancak), pan (karşıyaka) kitabevinde (alsancak); kayseri’de onur ve tunç kitabevinde; balıkesir/bandırma’da ozan ve cansu kitabevinde bulabilirsiniz. eğer bulamıyorsanız abone olmanızı öneririz. sayısı: 4 ytl. yıllık katkı payı: 25 ytl. posta çeki no: halim şanlıdağ 692233 yazışma; p.k. 271 38002 kayseri
bireylikler@yahoo.com, bireylikler@gmail.com, bireylikler@hotmail.com
isteyen herkese örnek sayı gönderilir.
“önümüzdeki sayı olursa biraz da son kitabı nidâ’dan hareketle ahmet telli’nin şiirini tartışmak istiyoruz. yazıp söyleyeceği olan varsa bekleriz. dostlukla.”
SanatLog Haber
Etin Cinsel Politikası
“Kasaba bakıyordum, istiyordum onu. Oysa kan lekeleriyle dolu önlüğünün sardığı koca göbeğiyle çok çirkindi. Ama eti çekiyordu.”
Kadın porno edebiyatının “İncil”i addedilen The Butcher’da (Kasap) böyle
yazar Alina Reyes. Sıcak Ten adıyla sinemaya da aktarılan romanda, kan kokan pis bir kasapla yaşadığı ilişkiyi anlatır tüm çıplaklığıyla. Bir kadın neden et kesen, ete giren ve tüm yaşamı “et”i arzulamak üzerine kurulmuş bir erkeğe arzu duyar ki? Salt bir fantezi, bir fetiş olarak açıklama kolaycılığına düşmez Reyes, çünkü etin cinsel politikası içinden yazar; kadına reva görülen kanlı dünyayı dönüştürme umuduyla yazar…
Carol J. Adams, The Sexual Politics of Meat’de pornografi, fahişelik, tecavüz, dayak, reklam ve medya sektörünün elinde parçalanarak tüketilen kadın bedenine ilişkin “kayıp gönderge” kavramını ortaya atar. Bu kayıp gönderge yapısında, nesneleştirme ve parçalama süreçleri görünmez kılındığı, tüketilen nesne bir geçmişe, tarihe ve bireyselliğe sahip bir varlık olarak algılanmadığı için şiddet haklılaştırılır. Reyes özellikle bir kasabı, arzulanır bir cinsel varlığa dönüştürerek süreci tersine çevirir. Çünkü neyi, daha doğrusu kimi yiyeceğimizi, kime âşık olacağımızı ve cinselliğimizi nasıl yaşayacağımızı partiyarkal politika belirler ve et ile ilişkilendirilen teamüller erk/eklik etrafında döner. Et yemek bir erkek ayrıcalığıdır; ona sahip olarak tüketmek de elbette. Adams The Pornography of Meat‘de de yine popüler kültürün, reklamların ve pornografinin “eğlence” adı altında kadınlara ve hayvanlara yönelik düşmanca ve aşağılayıcı tavırlarını irdeler.
Fallik iktisadı parçalayıp eril merkeziyeti bozuşturan bir dil kuran, kadınların da porno yazacağını ama nasıl yazacağını gösteren Alina Reyes, 7 Gece’de bir tersinleme yaparak ete indirgenen kadını değil, cinselliğin yaşanma sürecini parçalara böler. Bir yıl boyunca yazışan, nihayetinde bir otel odasında buluşan çiftin geçirdiği yedi gecedir bu. İlk gece dokunmak dahi yasaktır, kadınsı tapınağın açılacağı ve kanın akacağı yedinci gece için beklemek gerekir, ki sabır en büyük erdemdir. Kutsi hazza ulaşmak için zevki geciktiren Uzakdoğu’nun taocu seks felsefesinden ve Hindistan’ın hazzı yararlılık değil kendinde bir gerçek olarak ele alan “ars erotica” anlayışından ilhamla yazdığı kitapta gerçek aşkın bir sanat meselesi olduğunu söyler Reyes; çünkü “Bir sanat eseri olan kişinin kendisidir, tanrının eseri olan şey, gerçek anlamda sevmeye ve sevilmeye duyarlı insandır.”
Peki tanrının eserini yok etmeye kendilerini muktedir kılan kasaplara ne demeli öyleyse? Romanlarını “et”, “kan”, “acı” ve “haz” kavramlarını bağıntılayarak kuran Reyes, kirli parmaklarıyla dünyayı yeniden boyamadan duramaz. Çünkü dünya zaten kirlenmiştir ve bireysel hafızamız, kolektif hafızanın izdüşümlerini içerir. Patriyarka, insan-hayvan ilişkilerindeki şiddeti ürettiği sürece erkeklik, avlamak, et yemek ve zayıf bedenler üzerinde denetim kurmakla eşdeğer bir olgu olarak kutsanacaktır ki İsrail tanklarına taşla direnmeye çalışan halkların, Bosna’da, Kosova’da yaşanan soykırımın, Somali’de, Irak’ta tecavüze uğrayan binlerce kadının, Şatila kasabı Şaron’un, Halepçe katliamının, Bosna-Hersek Savaşı’nın, Hitler’in, Saddam’ın, Stalin’in, Bush’un, Hiroşima ve Nagazaki kıyımlarının ve nicelerinin var olduğunu dünyamız kocaman bir av sahası; eril gücün kılıcını kuşananların mülkiyetinde dev bir mezbaha değil midir?
Etin göze ve hafızaya içkinliği
Merleau-Ponty, Görünür ve Görünmez’de et ontolojisinin, bedenin cinsiyetli bir varlık olarak betimlenmesiyle oluştuğunu belirtir. İktidar ten aracılığıyla işler. Beden yaşadığı dünyayı yönelimleriyle dokur ve bu dokuma faaliyeti dolayısıyla dünyayla aynı etin dokusunu paylaşırız. Dünya, bedenimi yansıtır, etime geçer; dünya ile etim arasında birbirine geçme, birbirine el koyma ilişkisi hakimse dünyanın elde edilme isteğinin, et aracılığıyla karşılanması normal değil midir?
Alina Reyes, Ulusal Cephe lideri Jean Marie Le Pen’i hedef alarak yazdığı
Poupee Anal National’da, Le Pen’in sağcı politikasının kendi yazısından çok daha müstehcen olduğunu anlatmaya çalışır. Fransa’yı birbirine katan romanda, genç ve güzel bir kadın gizli gizli parti toplantılarını izlemeye başlar, zamanla konuşulanlar kadında tuhaf erotik çağrışımlar yapmaya başlar ve sağ parti lideriyle yattığını düşler. Derken düşler giderek şiddetlenir ve kadın kocasının yerine geçmeye karar vererek onu öldürür.
“Fransa’da olup bitenler beni korkutuyor. Ama daha da korkutucu olan Fransa’nın, Le Pen’in ırkçı söylemine alışmaya başlaması,” diyen Reyes, bu şiddete, şiddet ile karşılık vermek, edebi olarak direnmek ister, tıpkı Lilith
adlı romanında yaptığı gibi… Lilith, Havva’dan önceki ilk kadındır ve Adem’in kaburgasından değil, onun gibi kilden yaratılmış olduğunu savunduğu için cennetten kovulur. İlk muhalif, ilk feminist Lilith’i dişi bir şeytana dönüştürür Reyes. Cennetten kovulunca düşsel kent Lone’ye gider, erkeklerin kan ve spermlerini emerek intikam alır.
Erotizmi ve mitolojiyi harmanlayan, eserlerini kanla, etle ilişkilendiren Reyes, klasik anlamda bir porno yazarı değildir. Toplumsal cinsiyet rollerini, kabulleri, iktidarın tene içrek denetim mekanizmasını, ayrılıkçı politikaları eleştirir; çıplaklığı, içgüdüyü ve kadının vahşi doğasını yüceltir. Ama kanla yazılmış dünyada uyku tutmaz onu; tutsaydı dört çocuk annesi Reyes’in “böyle” pornografik şeyler yazması mümkün olur muydu?
7 Gece’nin sonunda, birbirlerinin içine geçtiklerinde adam uyuyakalır ama kadını bir şey engeller:
“Hiçbir şey göremezken neden gözlerimiz sonuna kadar açık karanlığa bakarız?”
Merleau-Ponty, iç içe geçme ve kesişim kavramlarını kullanarak gören-görülen, dokunulan-dokunan ilişkisindeki kesin belirlenimleri ortadan kaldırır:
“Bakışım şeyleri sarar ve onlara kendi etini giydirir. Nasıl oluyor da bakışım şeyleri sararken onları benden gizlemiyor; nasıl oluyor da şeyleri örterken onların örtüsünü açıyor?”
Görülür bir şey ile o şeyin rengi arasında her ikisinin de destekçisi olan, her
ikisini de besleyen ancak şeyin kendisi olmayan bir doku vardır, şeyin etidir bu… Franz Kafka ile Milena Jesenska aşkının ekseninde, toplama kamplarında yaşanan acı, aşağılanma ve hüznü aktardığı ve bence en anlamlı romanı olan Hayaletler Önünde Çırılçıplak’ta, yine etin cinsel politikası ve ontoloji çevresinde döner Reyes. Milena, toplama kampında ve hastadır. Kafka’yla yaşadığı ve asla gerçek bir kadın erkek ilişkisi boyutuna erişemeyen aşkı sorgulayan ve karşısındaki erkeği anlayan, anımsayan uzun bir mektup yazar: Kalemsiz, kâğıtsız; sadece düşüncelerinde.
Kafka’nın gri gözleri, Milena’nın etinin içinde boğulmak istercesine onun yüzüne dalar ama gözlerindeki korkuyu silip atamaz. Çünkü o ilksel ve ilkel bir varlık anlayışına geri dönme gereği duyarak bedenin dünyada algı ile varolmasını, şeylerin etiyle bedenimizin etinin iç içe geçişiyle ilgili düşünür yeniden yeniden. Duyumsanan şeyler, duyumsayanda kendilerine döner; tensel mevcudiyetlerin birbirlerine iletilmeleri söz konusudur. Totaliter bir bürokrasi çarkının içine, nefret ettiği Prag kentindeki
gettoya sıkışan Kafka, hep dışarı çıkmak ister, çünkü içeridedir ve bir kez daha içeri girmek istemez. Çabası “dışarı”nın da kendine ulaşmasıdır. Dünyayla ilişkisi yönelimsellikle kurulan bedenin bedensel hafızası devreye girer, özellikle de etin bireysel bellek olduğu durumlarda; bir kasap dükkânında, çıplak bir kadın karşısında veya cinsellikte… Reyes’in aktardığı gibi, Milena, Kafka’nın et yemeyi, sevdiği kadının içine girmeyi reddetmesini aklın içinden anlamlandıramaz. Ancak “şeylere” girmek için, onu kendinde tutacak her şeyden, imgeden, düşünceden, temsilden, her türlü öznellikten sıyrılmalıdır; hiçbir şey ikamet etmemelidir bilincinde. Ki bu mümkün değildir. Bir hastalıktır etten tiksinti Kafka’ya göre, çünkü hasta olan öncelikle içinde yaşadıkları dünyadır:
“İnsanın, insan bedeninin böylesine değer yitireceği bir dönemin görücüsü olan o, kendi etinin iştahını doyurursa, istemediği halde bu kıyıma katılmış olmaktan nasıl korkmazdı?”
Milyonlarca suçsuz insanın parçalandığı günümüzde, Alina Reyes’nin kitaplarına “müstehcen” diyerek etin cinsel ontolojisini ıskalayanlar, şiddetini tenlerimize masseden kasaplardan başkaları değildir elbette. Ve onlar asla korkmaz, asla doymazlar…
handeogut@gmail.com
Alina Reyes
The Butcher, Grove Press, 1996
Lilith, Çev: Nermin Acar, Güncel Yayıncılık, 2000
Hayaletler Önünde Çırılçıplak, Franz Kafka ve Milena Jasenska’ya Dair, Çev: Aykut Derman, Doğan Kitap, 2004
7 Gece, Çev: Buket Yılmaz, Okuyan Us Yayınları, 2006
Münire Yurdayüksel (Mistik Metamorfoz) Baskı Resim Sergisi
MART 2010
“A sanat” ETKİNLİK DUYURUSU
Etkinliğin;
ADI: “MİSTİK METAMORFOZ”
TÜRÜ: Baskı Resim Sergisi
SANATÇI: Münire Yurdayüksel
YER: İSO – ODAKULE SANAT GALERİSİ Beyoğlu
DÖNEM: 2 MART – 27 MART 2010 Pazar hariç 11.00-18.00 Giriş serbesttir.
AÇILIŞ: 2 MART SALI 2010 17.00 – 20.00
İSO-Odakule Sanat Galerisi, 2 MART – 27 MART 2010 tarihleri arasında, Münire Yurdayüksel’in “MİSTİK METAMORFOZ” adlı Kişisel Baskı Resim Sergisini konuk ediyor.
“Özgün baskının birden fazla olanaklarını bir arada kullanarak insan ve doğa temasını kendime özgü fantastik ve mistik anlatımlarla ifade ederken, eserlerimdeki biçim ve dokular birbirleriyle iç içe geçerek tüm yüzeye dağılmış şekilde simgesel ögeler içermekte ve bir nevi illüzyon etkisi yaratmaktadırlar.”
“Dokuyu ve figure bir arada kullandığım çalışmalarımdaki görsel nesneleri ve çizgileri kimi zaman Arap kaligrafisiyle de harmanlayarak bütünü oluşturmakta ve aynı zamanda doğa ve insanın kaynaşmalarını, birbirleriyle bütünleşmelerini ve adeta birlikte fosilleşmelerini simgelemekteyim.” Münire Yurdayüksel
Görseller, Röportaj, TV çekimi için Sanat Yönetmeni: Necip Yeşiltepe
A Sanat www.asanat.com.tr contact@asanat.com.tr 212.2180337 - 0532 4353626
ODAKULE SANAT GALERİSİ İstiklal Cad.142/1 Odakule Beyoğlu
“Bana göre resim sanatı, biçimleri ve renkleri yakalama çabası taşıyan gizemli bir oyun. Eserlerimdeki biçimsellik ve içerik tamamen benim dünyama ait olan ve bende yasayanların tuvale ya da kağıt üzerine çeşitli tekniklerde yansımasıdır.
Her detayı yeni bir resim olan, bazen enerjik, bazen de dingin kompozisyonlardan oluşan bir resim dili ile kendimi ifade ederken seçtiğim renkler, renk katmanları ve biçimler arasında oluşan devinim, aynı zamanda yapıtlarımdaki soyut yorumların da çıkış noktasını oluşturmaktadır.” Münire Yurdayüksel
Münire Yurdayüksel, Belçika’da yaşayan, yurtdışında yurtiçinden daha çok tanınan, sevilen, sergilerini binlerce sanatçının izlediği, eserlerini satın aldığı değerli bir Türk sanatçısıdır.
Münire Yurdayüksel, eserlerinde ışık, gölge etkileri içinde dağılan, simgesel ve romantik çağrışımlar uyandıran figür, nesne ve formların boşlukta kapladığı hacime ve hareketin sonsuz tekrarına yönelik görünen biçimleri kurgusal bir dünya içinde yorumlamakta, somut-soyut ve fantastik bir anlayışı benimsemektedir. Sanatının temel öğeleri yüzey espas ilişkisi içinde renk armonisi, yuvarlak formlar ve devinimdir. Eserlerinde renk ve kompozisyon başlı başına önemli yer tutmaktadır. Espasın kurgulanmasında sıcak- soğuk ilişkilerinin ve zengin valör anlayışının önemli rolü vardır.
Sanatçılar eserlerini değişik tekniklerle üretirler, kimi bez üzerine kimi tahta üzerine boya ile resim yapar, kimi taş, metal,çamur,cam ile heykel yapar, kimi değişik objelerle enstalasyon yapar, esas olan ifade etmek istediği ve bunun için en uygun tekniği sanatçının özgürce seçmesidir.
Gravür resim sanatının başlangıcı Orta Avrupa’da 15. yüzyıla kadar iner. Rönesans bu sanatı geliştirmiştir. Önceleri tek renk çalışılabilirken 18. Asırdan sonar sanatçılar renkli de çalışabilmişlerdir. Ressamların kalıpları oyarak ya da işleyerek resim basmaları, yağlı boya tablo resmi yapmak kadar önem kazanmıştır. Bu teknikle resim yapan yabancı sanatçılar arasında Rönesans ustalarından Da Vinci, Rembrandt, Dürer ve 20. yüzyıl sanatçılarından Goya, Picasso, Bonnard, Munch, Toulouse-Lautrec, Dalí, Escher, de Kooning, Miró, Lichtenstein,Warhol’u sayabiliriz. Batıda kazı resimler seçkin müze ve koleksiyonlarda yer almakta, doğunun ve batının zengin ülkelerini özgün baskı resim sanatı galerileri kaplamış durumdadır.
Tekniğin özünde Heykeltıraşlıkta da uygulandığı gibi Gravür sanatçısının hazırladığı ve bir özelliği de kalıp olan orijinal yapıt vardır, sanatçı bu kalıptan isterse özel kağıda sadece bir adet baskı yapar veya sınırlı sayıda çoğaltıp, imzası ile her birinin özgünlüğünü belgeler.
Hoca A. Rıza, Sabri Berkel, Bedri Rahmi, Nuri İyem, Selim Turan, Turan Erol, Aliye Berger, Cihat Burak, Turgut Zaim, Mürşide İçmeli, Gül Derman, Devrim Erbil, Mehmet Güler, Ergin İnan, Hayati Misman özgün baskı sanatımızın oluşmasında çaba sarf etmiş değerli sanatçılarımızdan sadece birkaçıdır. Tual resmine göre daha zahmetli ve masraflı olan bu teknik yatırım isteyen atölyeler gerektirdiğinden önceleri sadece okullarda açılabilmişti, günümüzde Süleyman Saim Tekcan, Gören Bulut gibi usta sanatçılar kendi olanaklarıyla her türlü baskı tekniğinin yapılabildiği, tüm sanatçılara açık büyük özel baskı atölyeleri kurdular.
Resmin oluşması kesin kalıbın tamamlanmasından önce sanatçı isterse kalıbı için deneme baskı yapabilir. Buna deneme baskısı-D.B.(yabancı dilde E.E., -Epreuve d’Etat) veya aktarma baskısı (C.E.,Contre-Epreuve) adı verilir. Sanatçı aldığı örneklere göre kalıp üzerinde yeni çalışmalar yapabilir. Rembrant’ın başlıca özgün baskılarında bu tür değişmeler, resme yeni bölümler, katmalar görülür. Kalıpta kesin kararını veren sanatçı bu kalıptan dizi baskıya geçmeden önce kendisi için ön baskılar yapar. Bu resimlerin üzerine sanatçı grafit kalemle Sanatçı Baskısı (E.A.,-Epreuve d’Artiste) yazar. Bunlar sanatçının kendisi için basılanlardır, üzerlerine E.A.I, E.A.II gibi sanatçı tarafından imza atılır. Deneme baskılar doğal olarak sayıca azdırlar ve bir kalıptan yapılan deneme baskılarda her resim diğerinden farklılık gösterebilir. Bu nedenle bu baskılar dizi baskılardan değerli sayılırlar.
Bu sanat dalında işi bittiğinde kalıp sanatçı tarafından imha edilir. Resimlerin üstünde sanatçının kendi eliyle imzası, toplam baskı sayısı ve o resmin baskı sırasını gösteren sayı yer alır. Örneğin 8/10 yazmışsa anlamı sanatçının toplam baskı adedini 10 ile sınırladığı ve elimizdekinin 8 numaralı baskı olduğudur. Özgünlüğü belgelemede en ideal durum budur. Bu ilkelere uymadan yapılanlara sanatçının özgün baskı resmi denmez, matbaa işi seri üretim baskısı yani röprodüksiyon denir. Bir basımevi, sanatçının özgün baskı veya özgün çizgi veya boyama resimlerinden birinden, foto-mekanik röprodüksiyon yöntemlerinden yararlanarak aslının tıpkısı baskılarını yapar. Bu baskılar kopya veya tıpkıbasım olarak değerlendirilirler, özgün baskı sayılmazlar. Necip Yeşiltepe
Özgeçmiş
Ankara doğumlu sanatçı Gazi Üniversitesi Resim bölümünden 1982 yılında mezun oldu. Eğitmenliği ve sergileri ardından Belçika’ya yerleşti. Brüksel Flaman Güzel Sanatlar Akademisi (RHoK), Grafik Sanatlar Bölümünde altı yıl süreli akademik eğitiminin ardından, Gravür ve diğer Baskı Teknikleri Dalında Yüksek Uzmanlık diploması aldı. Avrupa’daki birçok tanınmış müze ve atölyelerde sanatıyla ilgili proje, staj, workshop çalışmalarına katıldı. Halen Brüksel Flaman Güzel Sanatlar Akademisinin tarihi grafik atölyesinde gravür ve diğer baskı sanatı teknikleri alanında çalışmalarını ve araştırmalarını sürdüren Yurdayüksel’in seçkin dergilerde yayınlanmış makaleleri vardır.
Geçmiş Sergileri: 2006-2007-2009 Art-Event Uluslararası Sanat Fuarı, Anvers; 2007 Artistica Art Gallery,Brüksel; 2007 Kiwanis Art Exhibition-Grimbergen/Brüksel; 2007 Art-In-Ahoy, Rotterdam – Hollanda; 2006 Gallery Elias&Esra,Anvers-Belçika; 2006 Salon d’Artistes Européens- Spa/Belçika; 2006 Espac’art Gallery, Mons-Belçika; 2006 Salzburg Art Fair; 2005 18th International Fine Art Exh., Libramont; 2004 Galerie RHoK, Brüksel; 2002-2003 La Maison de I’Europe-Bibliotheque Solvay, Brüksel; 2003 Galerie d’Artiste, Paris; 2002 Avrupa Parlamentosu, Brüksel; 1997-1999-2001-2002 Centre Culturel d’Auderghem-Salle Boticelli, Brüksel; 2001 Le Salon d’art, Paris; 2001 Galerie d’art-G –Belçika; 2000 Galerie Elysées, Paris; 1997 Galerie Myriel, Gent-Belçika; 1996 Royal Conservatoire Salle d’exposition, Brüksel
SanatLog Haber
Epson Fotopya Ulusal Fotoğraf Yarışması
Şubat 27, 2010 by admin
Filed under Duyurular, Etkinlikler, Fotoğraf, Fotoğraf Sanatı, Sanat, Sanatsal Etkinlikler
“Sene 2010, Mevsimlerden KIŞ!”
Epson en iyi kış fotoğrafınızı bekliyor.
Fotopya’nın organize ettiği fotoğraf yarışmaları başladı. 2010 yılının ilk yarışması Epson Ulusal Fotoğraf Yarışması olarak gerçekleştirilen “Kış” konulu yarışma.
Yaşadığımız bugünlerde kar yağışı zaman zaman yurdumuzun birçok yerinde etkisini göstermekte.. Kar elbette en önemli kış sembollerinden.
Ama kış sadece kardan ibaret değil. Kışın yaşadıklarımızı bir düşünün. Hepsi yarışmamızın konusunu oluşturuyor. Etrafınıza daha dikkatli bakın, doğaya, şehirlere, yaşadığınız her yere. Kış size ne ifade ediyor. Hayal gücünüzü çalıştırın.
Siyah Beyaz veya Renkli farketmez. Fotoğraflarınızı bekliyoruz…
Yarışma Konusu: KIŞ
Yarışma Takvimi:
Son Gönderim Tarihi: 09 Nisan 2010
(Saat: 24:00′da fotoğraf kabulü durdurulacaktır.)
Değerlendirme Süreci: 17 Nisan 2010
Yarışma Sonuçlarının Açıklanması: 19 Nisan 2010
(Dereceye giren fotoğraflar Fotopya-MAG ve Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu sayfalarından duyurulacaktır.)
Ödüller:
Birincilik Ödülü: Epson P-4000 (Ürün Bilgisi)
Epson P-4000 Media Storage Viewer (80 GB)
İkincilik Ödülü: Epson PX800 (Ürün Bilgisi)
Epson Stylus Photo PX800FW
Üçüncülük Ödülü: Epson SX415 (Ürün Bilgisi)
Epson Stylus SX415
Duyuru:
Dereceye giren fotoğraflar ve fotoğraf sahipleri Fotopya-Mag üzerinden duyurulacaktır.
Fotopya tarafından organize edilip, düzenlenen EPSON Fotoğraf Yarışması, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nca onaylanmıştır ve Federasyon denetiminde gerçekleştirilecektir.
Seçici Kurul:
Nadir Ede – Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü E.G.
Emre İkizler – Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü E.G.
Yrd. Doç. Oktay Çolak – Marmara Üniversitesi GSF Fotoğraf Bölümü
Katılım:
Ödüllü Yarışmaların ilki olan Epson Fotoğraf Yarışmasını takiben Mart sonuna kadar toplam dört ödüllü yarışmanın daha duyurusu yapılacaktır. İlkbahar yarışma programına ise Nisan Ayı itibari ile Fotopya-Mag üzerinden ulaşılabilir.
Tüm Fotopya Premium Üyelerinin ücretsiz olarak katılabileceği bu yarışmalara, üyeler her yarışmaya 4 adet fotoğraf gönderme hakkına sahiptir. Aynı anda sene boyunca katılabileceğiniz bu yarışmalarda ödül alan fotoğraflar aynı zamanda Fotopya Sergilerine katılmaya hak kazanacaklardır.
İnternet yarışmalarında yaşanan haksız oylama sistemlerinin dışında kalmak, kimi yarışmacıların tüm fotoğraf portfolyolarını göndermeleri ve farklı kullanıcı isimleri ile kendilerine oy vermelerini engellemek için yarışma sadece Fotopya Premium Üyeler olan gerçek kişiler arasında yapılacak, fotoğraf seçimi Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu denetiminde değerli Fotoğraf Hocalarımız tarafından gerçekleştirilecektir.
Fotoğraf Boyutları:
Yarışmaya katılmak için gönderilen fotoğrafların uzun kenarı 1600 pikselden büyük kısa kenarı 1200 pikselden küçük olmamalıdır.
Gönderilen bu fotoğraflar dereceye girerlerse, fotoğrafçı çalışmasını uzun kenarı 40 cm ve 300 dpi çözünürlükte jpeg formatında kaydedilmiş şekilde Fotopya”ya göndermekle yükümlüdür. Fotoğraflar sene sonunda gerçekleştirilmesi planlanan sergilere sanatçının ismi belirtilerek dahil edilecektir. Orijinal dosyası talep edilen fotoğraflar gönderilemiyorsa, ödül ve derece bir sonraki yarışmacıya aktarılacaktır. Gönderme süresi 10 gün ile sınırlıdır.
Daha geniş bilgi için:
Akın Mısırlıoğlu
Fotopya
akin@fotopya.com.tr
SanatLog Haber


















