Anasayfa / Edebiyat / Yaşar Kemal: İnsan Olmanın Büyük Ustası

Yaşar Kemal: İnsan Olmanın Büyük Ustası

İçimde uzaktaki babamı yeniden yitiriyormuşum gibi bir acı vardı.

Acıya alışılmıyor. Oldukça erken karşılaştığım bu acıyla başa çıkmayı öğrenmem de kolay olmadı. Her yeni acı artık geçmişte kaldığı sanılan eski acıları yeniden dağlıyor.

İnsanın yaşam karşısındaki ilk gerçek sınavı belki de ölüm acısıyla tanıştığı gündür.

Bildikleri, öğrendikleri, yaşama dair ne varsa bir anda anlamını yitirir.

Sonsuz ve korkunç bir karanlıkla karşı karşıya kalır.

Sonra alevler sarar her yanı, bedenini yakar, beynini kemirir, geleceği zihninden siler.

Oysa unutması gereken ölümdür, yaşamı yeniden kucaklayabilmek için.

Ne kadar olacağı, bir gün mü bir hafta mı aylar mı, bilinmeyen bir zamanın ardından doğanın ve insanın sıcaklığının güzellikleri onu yeniden yakalamaya başlar.

Alevler yatışır, hatırladıkça yüreğine batacak ince bir sızıya dönüşür.

İçimde babamı yeniden yitiriyormuşum gibi bir acı vardı.

Bugün babamı yeniden yitirdim.

….

Ekim 2012’de DergiSANAT’ta (1) yer alan bir yazıda çocukluğumdan başlayarak yalnızca kitaplarından tanıdığım büyük bir dosta duyduğum hayranlığı anlatmaya çalışmıştım. ‘Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana’, ‘Karıncanın Su İçtiği’ ve ‘Tan Yeri Horozları’ kitaplarının ardından, o sıralarda ‘Çıplak Deniz Çıplak Ada’ yayımlanmıştı:

“Yaşar Kemal ‘Bir Ada Hikâyesi’ dizisini tamamlamış. ‘Çıplak Deniz Çıplak Ada’ kitapçılarda yerini almış.”

Ne acı, bir daha duyamayacağız içinde Yaşar Kemal’in adı geçen böyle bir haberi.

Ne mutlu, ne çok haber duyduk içinde Yaşar Kemal’in adı geçen, insan olmanın onurlu ustasıyla bizi tanıştıran, yaşamayı öğretip sevdiren, “Bizim işimiz dünyayı, insan gönlünü zenginleştirmek değil mi en azından? Çanağında balın olsun, arısı Bağdat’tan gelir.” diyen.

….

‘Bir Ada Hikâyesi’ dizisiyle ilgili yazdığı bir yazıda (2) Semih Gümüş, Yaşar Kemal’in zaman zaman dile getirdiği “Ben aslında tek bir romanı yazdım” sözünün yazdıkları için yapılmış en özlü yorum olduğunu söylüyor. Yaşar Kemal’in, bütün romanlarında insanı, insanın doğasındaki evrensel özü, başkaldırı, korku, sevinç gibi güdülerin varlığının onu insanlaştıran cevherini anlattığını belirttiğini ekliyor. Kitabın niçin yazıldığı sorusuna, “İnsanın yurdu bildiği topraklarından edilmesinin tarifsiz acısının ne olduğunu, bu acının insanın ruhunu nasıl yaraladığını anlatmak için.” yanıtını veriyor. Yaşar Kemal’in yaklaşımını şöyle anlatıyor:

“Yaşar Kemal roman kişilerini hiçbir zaman tek boyutlu düşünmez. Onun insanları iyi, kötü, öfkeli, korkak değildir yalnızca. En kısıtlı insanın bile çok boyutlu bir ruhsal derinliği olduğu düşüncesine bağlı olan Yaşar Kemal, kişilerini kendi ekseninde dönen bir ayna gibi görür ve çevresinde döndükçe bambaşka yerleri parlar kişilerin; bir yerde bazı özellikleri anlatılırken başka bir yerde öncekiyle pekâlâ çelişen bambaşka özellikleri gösterilir.”

Aktardığı kısa bir bölümün pek çok benzeriyle birlikte romanın özüne yaklaştırdığını belirtiyor:

“İnsanların bütün delilikleri, gaddarlıkları bu ölüm korkusu, bu yokoluş yüzünden mi? Ne demişti Vasili, ölüm korkusundan kaçtım papaz okulundan. Orada insanın üstüne dört yandan ölüm, karanlık yağıyor, yoğun karanlık içinde eli ayağı çözülüyor, insan ölümden ne kadar korkarsa o kadar da ölüm mü istiyor, yalan.”

….

Yaşar Kemal’in İnternet sitesinde (3) tüm diğer bilgilerle birlikte artık “Türkiye’nin evrensel yazarı Yaşar Kemal’i (1926 – 2015) kaybettik, acımız derin” başlığıyla ölüm haberi de yer alıyor:

“Türkiye’nin en büyük edebiyatçılarından olan yazarımız Yaşar Kemal, zatürreye bağlı solunum yetmezliği rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirmiştir.

28 Şubat 2015 Cumartesi günü saat 16.46’da vefat eden yazarımızı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz.

Büyük usta kendi deyimiyle benzettiği ‘dünya denen binbir çiçekli bahçe’yi terkederken, geride bıraktığı yapıtlarıyla bize her zaman yol gösterecek ve kalbimizde yaşamaya devam edecektir.”

BiyografisindE yazılmamış bir tarihin izleri yansıyor:

“Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli.

Van Gölü’ne yakın Ernis (bugün Günseli) köyünden olan ailesinin Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden uzun bir göç süreci sonunda yerleştiği Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde 1926’da doğdu. Doğum yılı bazı biyografilerde 1923 olarak geçer.

Ortaokulu son sınıf öğrencisiyken terk ettikten sonra ırgat kâtipliği, ırgatbaşılık, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.

1940’lı yılların başlarında Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve Arif Dino gibi sol eğilimli sanatçı ve yazarlarla ilişki kurdu; 17 yaşındayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yaşadı.

1943’te bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar’ı yayımladı.

Askerliğini yaptıktan sonra 1946’da gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı.

1948’de Kadirli’ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük, daha sonra arzuhalcilik yaptı.

1950’de Komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklandı, Kozan cezaevinde yattı.

1951’de salıverildikten sonra İstanbul’a gitti, 1951–63 arasında Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Kemal imzası ile fıkra ve röportaj yazarı olarak çalıştı.

Bu arada 1952’de ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ı, 1955’te ise bugüne dek kırktan fazla dile çevrilen romanı İnce Memed’i yayımladı.

yasar-kemal-ince-memed

1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği, merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğradı.

1967’de haftalık siyasi dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı.

1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve 1974–75 arasında ilk genel başkanlığını üstlendi.

1988’de kurulan PEN Yazarlar Derneği’nin de ilk başkanı oldu.

1995’te Der Spiegel’deki bir yazısı nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı, aklandı. Aynı yıl bu kez Index on Censorhip’teki yazısı nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edildiyse de cezası ertelendi.”

Bıraktığı izler şu cümlelerle tanıtılmaya çalışılıyor:

“Şaşırtıcı imgelemi, insan ruhunun derinliklerini kavrayışı, anlatımının şiirselliğiyle yalnızca Türk romanının değil dünya edebiyatının da önde gelen isimlerinden biri olan Yaşar Kemal’in yapıtları kırkı aşkın dile çevrilmiştir. Yaşar Kemal, Türkiye’de aldığı çok sayıda ödülün yanı sıra yurtdışında aralarında Uluslararası Cino del Duca ödülü, Légion d’Honneur nişanı Commandeur payesi, Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi Internacional Catalunya, Fransa Cumhuriyeti tarafından Légion d’Honneur Grand Officier rütbesi, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü’nün de bulunduğu yirmiyi aşkın ödül, ikisi yurtdışında beşi Türkiye’de olmak üzere, yedi fahri doktorluk payesi aldı.”

Fethi Naci’yle söyleşisinde Yaşar Kemal’den önemli izler yansıyor:

“Yeni bir yaratım, ister şiir, ister hikâye, ister roman dili olsun zor. Hele roman dili, bin beter. Neden ki derseniz, bizim roman geleneğimiz yeni. Bizim kuşaktan önce de belirli bir roman diline ulaşmış kişi az ya da hiç yok. Kırık dökük bir şeyler ya da. O zaman halkın konuştuğu dili, sözlü edebiyatını kaynak almaktan başka hiçbir umar yok.”

“Anadolu’nun dili çok zengin bir dil. Büyük de bir sözlü edebiyatı var. Destanları, türküleri, ağıtları, masalları, tekerlemeleri var. Ben gençliğimde bir folklor meraklısıydım. Bir destan anlatıcısıydım. Sözlü edebiyatta bile her kişilik, yani şair, anlatıcı, kendisine başka yeni bir dil yaratmıştır.”

“Bir kişi bir romanı yaratırken, önce dili yaratmak zorundaydı. Bu dil halkın dili olmazdı, destan, masal, şiir dili de olmazdı. Yazılı anlatım bambaşkaydı. Sözlü anlatımın geleneği, olanakları başka, yazılı anlatımınki bambaşkaydı.”

“Bir yazarın yazdığı her romanın dili aynı olursa işin içinde bir yanlışlık var demektir.”

“Ben, her romanını aynı anlatımla anlatan romancının romancılığına inanamam. Yeni bir dil yaratılmadan da, yani roman dili, şiir dili, doğru dürüst bir roman, şiir yaratılamaz. Yeni bir renk, çizgi dili de yaratılmadan doğru dürüst bir resim yaratılamaz.”

“Gelenekten yararlanmamış bir yazar, bir müzikçi, bir ressam var mı? James Joyce bile gelenekten yararlanmış başlıca kişilerden biridir, diye yazıyor eleştirmenler, büyük bilim adamları.”

“Bilimde ve sanatta atlamalar yoktur. En son yaratış, zincirin son halkasıdır.”

“Benim yeryüzünde akrabalarım var: Stendhal, Çehov gibi. Benim epik anlayışım onlara yakın. Özellikle Stendhal’a. Yereli anlamak, yerel dilden roman dili yaratmak, çağın gelmişini geçmişini özümsemek, anlamak… Ve yeni bir sanat biçimine, diline, içeriğine ulaşmak.”

“Herkesin bir Çukurovası vardır. Kafka’nın da, Dostoyevski’nin, tekmil büyük ustaların da… Kimse gökten düşmedi. Yalnız öykünücü o tuhaf yaratıkların Çukurovaları yoktur. Onları bu yeryüzüne Anka getirmiştir, nereden getirmişse.”

“Bir tek insanın macerasını anlatırken, onu gökyüzüne yerleştiremeyiz ki. Bir toprak üstündedir, birtakım ilişkiler içindedir, bir sosyal düzeni yaşamakta, bir yerel kültürü içermektedir.”

“Her çağın bir mit yaratma biçimi var. Eski Mısırda başka mitler var. Sümerlerde, Asurlarda, Hıristiyanlarda, Müslümanlarda, kuzeyde, güneyde mit yaratma biçimleri hep değişiyor. Benim savım şu ki, kıyamete kadar insanlar mit dünyaları, düş dünyaları yaratarak o dünyalara sığınacaklardır. Bir karanlıktan gelip başka bir karanlığa karışırken, insanlar ne yapabilirler dersiniz?”

yasar_kemal-eserleri

“İnsanoğlu düş gördükçe insandır. Düş görmeye, düş dünyaları yaratmaya bayılıyoruz. Mutluluğumuz düş dünyaları yaratmaktır. Aşk dediğimiz ulvi yücelme bir düş, bir mit değil mi? Kahramanlık da öyle değil mi? Öyle değilse Don Kişot yüzyıllardır kitaplığımızda ne arıyor?”

“Kendimi azıcık bir yazar sayıyorsam, insan gerçeğine bilinçli olaraktan miti, düşü getirdiğimdendir. İnsanlar, sıkıştıkça kendilerine bir düş, bir mit dünyası yaratıp oraya sığınırlar.”

“Bir daldaki bir çiçeğin öbürüne benzemediğini, bir çimenlikte hiçbir yaprağın, bir köşedeki hiçbir karıncanın, bir pınarın, Toroslardan ovaya inen Savrun Çayı gibi birçok çayın hiçbirinin biribirine benzemediğini gözlemledim. Bunların hepsini de Savrun Çayından öğrendim.”

Yaşar Kemal, UNESCO’nun Courier dergisinde astrofizikçi Hubert Reeves’le yapılmış bir konuşmayı okurken gözüne çarpan satırlardan uzun bir alıntı yapmış, doğadaki çeşitliliğin kaynağını aramış:

“Doğa iki işle aynı anda uğraşmaktadır. Bir yanda işleri organize edip yasalar koyarak düzeni sağlar, öte yanda düzenin sıkıcı tekdüzeliğini kırarak, belirsizliğe ve deterministik olmayan olgulara, yeni sapmalara olanak tanır.”

“Son soluğuna kadar doğayı, insanları, ilişkileri son soluğuna kadar, mümkünse, yaşayabilmek, zenginleşmek dünyayla, evrenle. Doğa maceramı zenginleştirerek, benzemezliklerin gizine varmak.”

“Gençliğimde doğada biribirine benzer iki öğe arıyor, bir türlü bulamıyordum. Meğer o altıgen kar tanecikleri bile biribirlerine hiç benzemiyorlarmış. Doğa çok çok zengin. Yazarlar da doğaya yardım etmeli, doğayla birlikte insanları zenginleştirmeli.”

“İnsanın içindeki eşitlik, adalet, özgürlük duygusu var oldukça” insanoğlunun çabalarını sürdüreceğini vurguluyor:

“Bilimsel sosyalizm düşüncesini, dünyayı, doğayı, insan ilişkilerini öğrendikçe, daha çok doğayla, insanla, kitapla zenginleştikçe daha iyi anlıyorum ve insanoğlunun başka bir umarı olmadığına daha çok inanıyorum.”

yasar-kemal-sanatlog

….

Kuşkusuz Yaşar Kemal yaşarken de kitaplarında yaşıyordu. Kitaplarıyla milyonlarca kişiyle ilişki kuruyor, yaşamanın, insan sıcaklığının, daha güzel bir dünya özleminin anlaşılmasını, paylaşılmasını sağlıyordu.

Aydınlık yüreğinden gelen sözleri ışıklı izler taşımayı bundan sonra da sürdürecek.

Mehmet Arat

[email protected]

Yazarın diğer yazılarını okumak için tıklayınız.

Notlar

1) DergiSANAT, http://mehmetarat2000.blogspot.com.tr/2014/10/dergisanat.html

2) Semih Gümüş, Bir Ada Hikayesi nasıl okunmalı?,

http://www.radikal.com.tr/kitap/bir_ada_hikayesi_nasil_okunmali-1102025

3) Yaşar Kemal,

http://www.yasarkemal.net

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu İsimli Romanı Üzerine

Harry Haller; yolunu şaşırıp kendi habitatından ayrı düşmüş, kazârâ bir kente inip sürüye karıştığına inandığı ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir