Anasayfa / Manşet / Özgecan Cinayeti Üzerine: Whodunit?

Özgecan Cinayeti Üzerine: Whodunit?

Agatha Christie romanlarını hepimiz biliriz. Kitabın başında bir cinayet sahnesi tasvir edilir ve takip eden sayfalarda katilin kim olduğunu bulmaya çalışırız. Bu süreçte yazar, okuyucuyu bilinçli bir şekilde yanıltarak defalarca yanlış tahminlerde bulunmasını sağlar ki öykünün sonunda gerçek katilin kimliğini ifşa ettiğinde şaşkınlık içinde kalalım. Gündemin nefret söylemleriyle çalkalanmasına ve idam destekçilerinin artmasına sebep olan Özgecan cinayetinde de benzer bir durumla karşı karşıya olduğumuza inanıyorum.

Bir arkadaşımla gündeme dair sohbet ettiğimiz sırada, insanların bu kadar ani tepkiler vermesinin ve idamı desteklemelerinin ne kadar sakıncalı olduğundan bahsediyordum ki bana “Kuduz köpeğe çiçek uzatırsan, bunun değerini anlamaz. Köpeğe köpeğin yöntemiyle yanıt vermeli ve sayıları artmadan önce derhal saldırıp yok etmelisin yoksa o seni yok eder!” dedi. Bunu söylerken arkadaşımın art niyetli olmadığını ve söz konusu olayın dehşet verici niteliğinden duygusal olarak etkilenip böyle konuştuğunu biliyordum ancak duygularımızı bir kenara bırakıp objektif olarak bakarsak, aslında etmiş olduğu söz mutlak monarşi yanlısı bir despotun dünya görüşünü yansıtan zalimce bir ifadeydi. Özgürlüğe, eşitliğe ve demokrasiye inandığını sandığım arkadaşımın böylesi tiranik bir cümle kurduğuna tanık olmak, beni kendi değer yargılarımı derinlemesine sorgulamak zorunda kalacağım sancılı bir ruh haline itti. Kendimi odama kapatıp geçirdiğim karanlık birkaç saatin sonunda ulaşmış olduğum sonuç hiç de hoşuma gitmemişti: “Özgecan’ın katili, insani duyguları gelişmemiş abaza bir minibüs şoförü değildi, BENDİM!”

Aşağıdaki satırlarda bu sonuca nasıl ulaşmış olduğumu açıklayacağım.

İsterseniz öncelikle BEN diye tabir ettiğim zat-ı muhteremin kim olduğunu tasvir ederek başlayayım. BEN’in birçok renkli yönü olsa da en önemli ayırt edici niteliği Sen, O, Siz ve Onlar; kısacası ÖTEKİ olmayandır. Ayrıca Biz de değildir çünkü Biz olabilmek için gerekli olan beraberlik duygusuna sahip değildir BEN. Peki, kimdir öyleyse? Karakterindeki temel değer yargıları çokuluslu dev holdinglerin hükmettiği medya araçları tarafından belirlenmiş tüketim kültürünün olmazsa olmaz parçasıdır BEN. Yalnızca kendi arzu ve ihtiyaçlarını ön plana çıkarıp, ÖTEKİ’nin ihtiyaçlarını ihmal eden, hatta baltalayandır BEN. Kendini içinde yaşadığı toplumun bir parçası olarak görmeyip, sahip olduğu rolün sorumluluğunu reddedendir BEN. Yalnızca kendisinin varoluştan “haz alma özgürlüğü” uyarınca yaşayıp ÖTEKİ’nin hazzına dudak bükendir BEN. Başka bir deyişle BEN bencildir! BEN bencil olandır ve işler ters gittiğinde hatayı asla kendinde aramayıp, daima ÖTEKİ’ni suçlayandır.

BEN diye tabir ettiğimiz bu tekinsiz dürtünün toplumumuzda günden güne daha fazla var olduğu hepimizin malumu. Hepimiz onu gayet iyi tanıyoruz çünkü az ya da çok hepimizde ikamet ediyor. Bireyin topluma karşı sorumluluğu dediğimiz olgu da bu noktada ortaya çıkıyor. Her birey kendinde ikamet eden BEN’i yatıştırmakla yükümlüdür, oysa birçoğumuz yalnızca ÖTEKİ’nde ikamet eden BEN’i eleştirmekten öteye geçemiyor. Fazla karışık olduysa somut bir örnekle basitleştirelim: Yukarıdaki kuduz köpek metaforuna dönecek olursak, bana zarar verme arzusuyla saldıran bir köpeğe çiçek uzatırsam, bunun değerini anlamayacaktır, doğru, bu noktada köpeği bir canavar olmakla suçlayanları anlayışla karşılıyorum fakat benim sormak istediğim soru şu: O köpeğe henüz zayıf ve bakıma muhtaç bir yavruyken BEN çiçek uzattım mı? Ben kendi üzerime düşen sorumluluğu yerine getirdim ve onu bu toplumun bir parçası olarak benimsedim mi? Yoksa tüketim kültürünün rekabet kanunu gereği onu ötekileştirip ondan üstün olmaya mı çalıştım? Kendi başına büyüyüp canavara dönüştükten ve var olmak için bana ihtiyacı kalmadıktan sonra uzattığım çiçeği çok da samimi bulmayacaktır hâliyle. O yüzden tekrarlıyorum, Özgecan’ın katili, cinayetin faili olan canavar değil, onu ötekileştirip canavara dönüşmesine sebep olan BEN’im!

Gelelim idam meselesine: İdam uygulamasını desteklemenin muazzam tehlikeler içerdiğini ne kadar vurgulasam az kalır, yine de elimden geldiğince deneyeceğim. Her ne kadar doğruluk payı olabileceğine inansam da tüm bunların hükümetin bir oyunu olduğuna dair komplo teorilerini bir kenara bırakıp işin özüne odaklanmak istiyorum. Giyotin bir kez inmeye başladı mı, bir daha durmaz! Bunu tarih okuyan herkesin bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Merkezi yönetime idam yetkisi verilirse, bu yönetim ister ilerici ister gerici isterse uzaydan gelmiş olsun süreç daima yüzlerce insanın haklı haksız ayırt edilmeksizin katliamıyla sonuçlanacaktır! Merkezi kurumların şahı olan devlete böyle bir yetki verenler, Özgecan’ın katilinden on kat daha katildir çünkü idamı desteklemek, gelecek nesillerin hayatını karartmak anlamına gelir. Devlet bu yetkiyi kendi egemenliğini korumak amacıyla kendi çıkarlarına uygun olarak kullanacaktır. Kaldı ki, devlet dediğimiz kurumun yirminci yüzyıldan itibaren çokuluslu şirketlerin ekonomik baskılarına bağımlı bir tür gelişmiş mafya biçimi olduğunu göz önünde bulundurursak, neden böyle bir yetki verilmemesi gerektiğini de daha iyi anlamış oluruz, diye ümit ediyorum. Kendi çocuklarımıza, kendi torunlarımıza kendi elimizle cehennem inşa etmek üzere olduğumuzun anlaşılmasını dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden ne yazık ki.

Elbette ki, söz konusu cinayetin faili bir canavardır, ona şüphe yok fakat öyle bile olsa, hatta bu şahıs bizzat Mephistopheles’in ta kendisi bile olsa, onun hayatına son verme YARGIsında bulunmak bize mi düşer? Bunu yaparsak bizi o canavardan ayıracak olan ne kalır? Ateşe ateşle karşılık vermek ateşin büyümesine sebep olmaz mı? Bütün o tarih kitaplarını boş yere mi okuduk? Madem bir nebze olsun ders almayacaktık, neden hayatımızın ilk yirmi yılını okul denilen hapishanede ziyan ettik? Biz engizisyon mahkemesi miyiz ki, kimin ölüp kimin yaşayacağına karar veriyoruz? Bunun neresi demokrasi, neresi özgürlük? İdam edilmesi gereken biri varsa, bu tek bir birey değil, nefret söylemleri üretip duran bütün bir toplumdur. O katil, içinde yaşadığı toplumun ürünüdür, kendi hazzı kendi huzuru uğruna ÖTEKİ’ni dışlayan tüketim toplumunun! Aramızdaki tek gerçek katil, asla kendini eleştirmeyip daima başkalarını cezalandırma arzusu duyan nefret dolu BEN’dir!

İlkay Atay

[email protected]

Yazarın diğer yazılarını okumak için tıklayınız.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Hayatını Yaşamaya, Sevmeye ve Şarkı Söylemeye Adayan: Edith Piaf

Kadim dostum Münire Muratoğlu/Aydın Mengüllüoğlu’na Kimsenin karşısında korkmadım. Kendime söylediğim yalanların en büyüğü korktuğumu sandığım ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir