Anasayfa / Edebiyat / Faşist ve Seksist: Masallar

Faşist ve Seksist: Masallar

Ataerkinin meşru iğdiş aracı: MASAL

“Bir zamanlar çok iyi kalpli, iyi olduğu kadar da güzel, yoksul bir kız vardı. Kötü yürekli üvey annesiyle ormanda bir evde yaşardı” minvalinde başlayan tipik bir masalın şifresini kırıp dönüştürebilmek için hayali anlatıcıyla konuşur Margaret Atwood “There Was Once” başlıklı metninde. Rolçözümsel kaygı yüklü sorularla her kabulü değilleyerek ilerleyen ve kendini yeniden yazdıran bu minör metin, benzer masallardaki ideolojik muhvetayı ortaya sererek anlatıcının kontrolündeki sınırı zorlar. “Öncelikle” der dinleyici, “orman bitti artık, bana şehirde geçen bir masal anlat!” Ormanın yerini banliyö, sonra kent alır; göreceli dikotomiler bir bir arketipsel örgenlerinden soyularak ironik bir diyalektikle kılık değiştirmeye zorlanır. Güzel kız, Bakhtinyen biçimde şişman, çirkin ve dişlek bir kıza evrilince, masalın sembolik dili bozulur, güzellik ideali hayvansılığa içkin kılınır. Farklı kombinasyonlarla kurulup bozulabilen bir görünümdür Bakhtin için insan bedeni; organların belirli bir şekilde yan yana gelmesi şartı yoktur. Masalların ayrıksı ve olumsuz kahramanları da böyle kurgulanmaz mı zaten? Devler, periler, cüceler, bir dudağı yerde bir dudağı gökte cinler, yaşlı cadılar… Tümü de Rabelias’ın “harikalar dünyası”ndan çıkıp gelmişlerdir sanki. Türdeş kahramanların fantastik dünyaya ait oluşları bir masalken, bu evrenden çıkıp sokaklara yayılması, daha gerçek bir masaldır; “bir varmış, bir yokmuş”luk hali, olmuşluk içindeki olmamışlık paradoksu ortadan kalkar; anlatılan “bana ait” bir hikâyeye dönüşür. İyi-kötü determinizmi, tekinsiz hayalgücü, özneler ve nesneler dünyasının güvenli sınırlarının dışına çıkarak ve ayrımları belirsizleştirerek bizi ürkütücü gerçekliğe taşıyabilir.

ismail-gezgin-masallarin-sifresi

Masalların bir tür yetişkin şovenizm domuzluğu eseri olduğunu belirten, büyük fantazilerin, mitlerin ve masalların rüyalara benzediğini, bilinçdışından bilince, bilinçdışının diliyle, simgeler ve arketiplerle seslendiğini söyleyen Le Guin’in izinden İsmail Gezgin de, masallardaki kodları çözümlemeye giriştiği, feminist okumanın çevresinde dolanan Masalların Şifresi; Kırmızı Başlıklı Kız’dan İlk Günah’a adlı incelemesinde masallarla rüyaları karşılaştırıp, rüyanın masaldan farkının sınırsızlığı ve kontrol dışılığı olduğunu vurgular: “Ürkütücü bir özgürlük vardır. Kimi zaman ve özellikle ergenlik öncesi ve sırasında öyle rüyalar görülür ki uyanıklığı bile etkileyebilir.” Günahın ve suçların geceleri işgal ettiği bu rüya döneminin, masum masal döneminin yerini alarak şiddet ve erotizm içeren bir dünyaya bıraktığına işaret eder Gezgin. Çocuğun toplumsal düzene dahil edilmeye başlandığı dönemdir bu. Doğrudan rüyalar dünyasına geçmek istemeyen çocuk için masaldan rüyaya geçmek daha keyiflidir. Ancak masallar uydurma öyküler değil, belli ihtiyaçlar etrafında şekillenmiş işlevsel anlatılardır. İyilerin hep güzel, çirkinlerin daima kötü olduğu bu cilalı, süslü faşizan anlatılar, toplumsal cinsiyeti, kadın ve erkek sembolizmi üzerinden üretip belirlenmiş cinsiyetleri kabul eder yalnızca. Aseksüelize edilen “cüce”, “kukla”, “peri” leitmotiflerinin kullanıldığı masallar dahil hiçbirinde eşcinselliğe yer yoktur. Erkek-dişi, kültür-doğa, somut-soyut ikiliklerinin sürdürüldüğü, “evvel zamanlar” bir yana, bizatihi moderniteden doğan masallar, nihayetinde paternal terminolojiyi dikte ederek erkeğin arkaik korkularını depreştiren kadın cinselliğinin mutlak surette kontrol altına alınışıyla eril ikamedeki cinsiyetçi sistemi haklılaştırır, fallik narsisistik gücü zaferle taçlandırır. Erkeğin kadını, otorite teşmiline bizzat kadının kendisini kullanarak eklemlemesi gerçekten de takdire şayan bir durum! Nihayetinde kızına masal anlatan bir anne masalında erkeğin felsefesini aktarır. Kadınların (annelerin) dolayımıyla sağlama alınarak sağlaması yapılan pederşahi böylelikle, dişil demonizmi önlemekte ve hatta kadına rolleri pamuklara sarıp sarmalanarak iletilmektedir.

masal-sanatlog.com

İsmail Gezgin, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Cindrella”, “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” gibi genellikle kızlara anlatılan masallardaki şifreleri irdelemeye çalıştığı, ancak sembolleri açıklamakta yetersiz kaldığı, tüm bu imgelerin Doğu masallarındaki izdüşümüne değinmediği bir ön çalışma niteliğindeki kitabında kan, aşk, şehvet, tutku, kadın, erotizm, günah, suç, bekâret, baştan çıkarma, korku gibi temalar çerçevesinde, Proppyen masal çözümlemesine yaklaşmış. Handiyse tümünün anlatı çerçevesinin, prenses ya da benzerince idealize edilen evlilik işlevi etrafında kurulduğu masalların, başkahramanları her ne kadar kadınlarsa da erkek kahramanın muradı daima baskın çıkar. Saflığın ve masumluğun temsilcisi bakire kızlar cinsel bir obje olarak görülmelerine karşın işlevsel ve yaşanan bir cinsellik içinde değildirler. Cinsel işlev ya da işlevsizlik durumu, peri kızlığından cadılığa, üvey analıktan kocakarılığa geçiş evreleriyle belirlenir. Cinsel işlevi azaldığı, arındığı oranda serbestleşir, toplumsal kabul görür ancak kadın. Masal evreninin “femme fatale” ya da demonik kahramanları olan cadılar, büyücüler, üvey anne ve kardeşler, peri kızlarını ve prensesleri meşru yoldan çıkarmakta, bakireyi, fallik objelerle dolu, cinselliğin yasak ve cezbedici imgeleriyle yüklü mekânlara taşımakta erkeğin en büyük yardımcısıdır. Eril iktidarın gizlenmesinde birincil süpablardır cinsiyetsiz, fakat fitneyle hemhâl zelil bir kösnünün göstergesi bu yardımcı kadın tipolojileri… Erkekler yine usta bir manevrayla kadını kadının kurdu kılar. Onların, bir kültürün ritüellerini sürdürerek bilinçaltlarındaki kadın korkusunu mitsel canavarlara, kadına karşı tecavüz ve şiddet mitlerine dönüştürmesine karşı yazılan feminist masallara -Gezgin’in hiç değinmediği-, bu masalların yazarlarına getirmek istiyorum sözü son olarak. Evlendiği barondan uğursuz bir miras olarak frengi hastalığı kapan ve bedenindeki aksaklığı masalların dünyasında dönüştüren Karen Blixen (Isak Dinesen), Seven Gothic Tales’de kahramanlarını, Boccaccio’nun Decameron’u, Canterbury Masalları, E.T.A.Hoffman’ın Masalları’ı ve Binbir Gece Masalları’nı andıran fantastik bir dünyada gezdiren; Winter’s Tales de İskandinav halk masallarından yararlanarak genel kabulleri dönüştüren bir efsane cadısıdır. Yine bedenindeki bir aksama sürecinde yarattığı “Pippi Uzun Çorap” karakteriyle, masaldan hayata, Hollywood filmlerinden kadınların birbirlerine bakışlarına transfer olan prototipi felçeden Astrid Lindgren’in küçük anarşist kızı geleneğe, ahlâka ve kurumlara başkaldırır. Kanlı Oda’da “Mavi Sakal”, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Pamuk Prenses” masallarını feminist bakış açısıyla yeniden yazan Angela Carter, masalı belirsiz zamandan kurtararak şimdiye getirir. Anlatıcı ile anlatılan arasındaki ayrışmanın son bulduğu bu metinlerde Carter, masalın özgün seyrine bağlı kalsa da rollerin değişimi ve kullandığı tekniklerle içerikleri bozuşturan postfeminist bir yapı kurar. Genç, deneyimsiz, bâkire oldukları için adeta “yarı-dünyalı” muamelesi gören kızlardır kahramanları. Antonia Susan Byatt, Küçük Kara Hikâyeler Kitabı’nda kadına içkin doğayı gerçeklikle harmanlayıp Viktoryen masallar anlatır; masalları ters yüz ederek ormana, cadılara, kurtlara atılan çocukları ve bilinçaltındaki ödül-ceza mekanizmasını irdeler. Birer ucubeyi andıran ceninler ve grotesk bebekler, Byatt’da olduğu gibi Joyce Carol Otaes’ın gotik masallarında da çıkar karşımıza. “Arsız” ve cüretkâr bir masal seçkisi olan Feministlere Masallar’da ise Meave Binchy, Zoe Fairbairns, Ivy Bannister, Mary Dorce, Leland Bardwell, Mairide Woods, yine mağdur, mağlup, mağrur, mahkûm ve maharetli kadınları dönüşüme uğratır. Krallar, prensler, prensesler, günümüzün kahramanlarıyla yer değiştirir; paranın kralları ya da onların çocuklarıdır yeni kahramanlar. Ataerkinin, kodlarını aktaramadığı an, kadını iğdiş etmenin aracına dönüştürdüğü masallardaki cinsel tahakkümle, etnik, dinsel ve sınıfsal ayrımcılıkla kimi kadınlar korkusuzca savaşabilir; bu fantastik evrendeki cadılardan ve büyücülerden korkanlar ise bir türlü büyüyemeyen erkeklerdir.

Künye: Masalların Şifresi; Kırmızı Başlıklı Kız’dan İlk Günah’a
İsmail Gezgin, Sel Yayınları, 127 sayfa, 7.40 YTL

Hande Öğüt

handeogut@gmail.com

Yazarın öteki yazılarını okumak için bakınız.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

the-us-vs-john-lennon-2006

The U.S. vs. John Lennon (2006, David Leaf, John Scheinfeld)

Richard Nixon ya da bir başkası da olabilirdi, genelde iktidar sahiplerinin paranoyak eğilimlerinin arkaplanını siyasal ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir