Anasayfa / Edebiyat / Deneme / Bir Topluma Tecavüz Etmek

Bir Topluma Tecavüz Etmek

Bir toplumu dize getirmenin yolu, özgüvenini ve özsaygısını yıkmakla olur. Savaşlarda işgalci orduların operasyonlarından birisi de tecavüzdür ve tarih boyunca bu bir askeri taktik olarak kullanılmıştır. Cengiz Han’ın ordusunun yakıp yıkmalarının yanı sıra, ele geçirilen topraklardaki genç kızlara tecavüz ettikleri biliniyor. Vahim örneklerden birisi de, Japon ordusunun 1937’de Çin’in Nanjing şehrinde işlediği katliamların ve tecavüzlerin haddinin hesabının olmadığı. Çekip gittiklerinde ise “Sizin kanınızı bozduk yavrum, artık saf bir Çinli değilsiniz” türünden aşağılamalarla toplumsal hafızayı ve onuru kirletip giderler.

II. Dünya savaşıyla ilgili filmlerde Nazi askerlerinin bir kadına tecavüz ettikleri herhangi bir sahneyi izleyeniniz asla olmamıştır, her kötülüğü yapan bir ordunun bundan imtina etmesi mantıklı olabilir mi? Yahudilere toplama kamplarında akıl almaz işkenceler yapanların, cinsel saldırıda bulunmamaları inandırıcı olabilir mi? Peki Hollywood filmlerinde neden bu sahneler yer alamaz? Freud’u ve nice psikanalisti yetiştirmiş olan ve aile ağacının anneden devam ettiği inancına/kültürüne sahip bir toplum, kendi çocuklarının bilincini kirletecek ve gururunu kıracak olan cahilliklerden uzak duracaktır elbette.

Bizler ilkokula adım attığımızda anlatılan Kurtuluş savaşının ve Yunanı denize dökmemizin sebebini, Yunan ordusunun karımıza/kızımıza tecavüz etmesine bağlarlar. Hatta hamile kadınları bile süngüledikleri sahneleri ballandıra ballandıra anlatarak körpe zihinlerin algılayamayacağı hunharlıkları kafamızdan boca ederler. Akılları sıra milliyetçilik yapmak ve nefret tohumları ekmek adına, kendi çocuklarının zihnine tecavüz eden bir eğitim anlayışının en önemli başarısı acımasız tecavüzcüler yetiştirmek olacaktır. Yunan ordusu tecavüz etmese, efendi olsalardı, mesele yokmuş sanırım. Kurtuluş Savaşı zahmetine kim katlanacaktı şimdi, ama gel gör ki her şey namus belası gardaş!       

sanatlog.com 

Kamusal Tecavüz

Devlet yurtlarında yaşanan çocuk istismarlarının üstünü kapatan adalet anlayışı bugünlere zemin hazırladı. Örneğin, 2005 yılında Barbaros Çocuk Köyü’nde işlenen suçları “kamu görevlilerini korumak” adına örtbas eden yargıçlar, çocuk istismarlarının bu boyutlara geleceğini tahmin edecek bilince sahip kimseler değillerdi. Taviz vererek ülkeyi berbat eden feodal kafalılar, bugün vakıflarda, İmam Hatip okulları ve Kuran Kursları yurtlarında olan bitenlerle baş etmeye güçleri ve cesaretleri yetebilir mi?

Tekke ve zaviyeler neden kapatılmıştı biliyor musunuz? Çünkü o günlerde de, sübyancılık ve haşhaşilik had safhaya varmıştı. Günümüzde vakıflar aracılığıyla tekke ve zaviye çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Hilafeti getireceğiz diyenlerin, tarikatlere sivil toplum örgütü diyenlerin neleri amaçladığı anlaşılıyor mu?

Ensar Vakfı ve benzerleri gariban insanların çocuklarını kırsaldan toplayıp, “Okutup adam edeceğiz” diyerek ailelerin yükünü hafiflettikleri zannıyla her zaman köleleştirecekleri çocukları buluyorlar ve başlarına bir sapık atayıp tecavüz edilmeleri için ortam hazırlıyorlar. Pekâlâ tüm bu manyaklıklar niçin yapılıyor dersiniz?

Din yoluyla insanın ruhunu, iç dünyasını ele geçirip, her türlü insani hak ve özgürlüğünü elinden alıp -yaşama hakkı dahil- köleleştirirsin. Düşünemeyen bir robot haline getirdiğin, zihnini kontrol ettiğin zavallılardan canlı bombalar yetiştirmen hiç de zor değildir.

Tecavüze uğrayan ve karşı koyacak gücü olmayan mağdurların, zorba ile aralarında efendi-köle ilişkisinden daha ağır asalak bir bağ oluşur, tıpkı sırtına yapışan keneye bir şey yapamayan hayvan gibi çaresiz kabullenir. Aralarındaki bu kirli sır, kurtulamadıkları parazitler gibi dışarı atılamaz, “öğrenilmiş çaresizlik” tam anlamıyla budur ve geneleve mahkûm edilmiş sermaye gibi ortamdan kaçıp kurtulamazlar. ‘Depremle yaşamaya alışmalıyız’ diyen sivri akıllıları biliyorsunuz. Tecavüzle yaşamaya alışmış mağdurlara verilen vaatler vardır; “Eline fırsat geçtiğinde sen de aynısını bir başka zayıfa yaparsın, bu devran böyle döner oğlum”.

Nasıl ki, çocukların başlarına eğitmen/öğretmen sıfatıyla atadıkları zebaninin de çocukluğunda aynı tezgâhtan geçtiği kaçınılmaz bir gerçekse, o da küçükken cehenneme düşmüş bir zavallıyken, bugün zebaniliğe terfi etmiş olmanın hıncıyla geçmişten intikam almayı sürdürüyorsa, bu düzen kusursuz işliyor demektir. Bu zebani, hayatını mahveden ve tecavüz edenlerden intikam almak yerine, hâlâ onların hesabına çalışıp yeni kurbanlar ve zebaniler yaratma rolünü oynarken evini geçindirecek bir maaş da almayı sürdürür.

Tarikât yurtlarında yetişmiş, kim bilir başına neler gelmiş bir kızla evlendirilip yuva sahibi yapılmıştır. Bu çiftin asla birbirlerine açamayacakları sırları vardır. Çocuklarını da kaçınılmaz olarak o tarikâtin yurduna yollayıp tecavüz edilmelerine ses çıkaramayacaklarının farkındadırlar. Cici cici canlı bombalar doğuran bu kutsal rahimler, devletin ve tanrının koruması altındadır ey ateyizler!

Tecavüzden belini doğrultamayan bir toplum isyan edemez. İşgal ordularının yaptıklarını birbirinize yapar, toplama kamplarını kendi iradenizle kurup, kendi çocuklarınıza tecavüzü organize ederseniz sizden âlâ ümmet mi olur?

Hüseyin Kaplan

hkaplan35@gmail.com

Yazarın diğer yazıları için bakınız.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

the-us-vs-john-lennon-2006

The U.S. vs. John Lennon (2006, David Leaf, John Scheinfeld)

Richard Nixon ya da bir başkası da olabilirdi, genelde iktidar sahiplerinin paranoyak eğilimlerinin arkaplanını siyasal ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir