Tûtî Dergisi Son Sayısında Behçet Necatigil’e Bir Anıt Dikiyor…

Tûtî Dergisi’nin İlkbahar Sayısı (Mart-Nisan-Mayıs 2011) Çıktı!

Tûtî, bu sayısında Türk şiirinin önemli isimlerinden Behçet Necatigil’e bir anıt dikiyor…

Katkıda Bulunanlar:

Akif Aytaç
Arif Ay
Behçet Necatigil
Bora Boşna
Emrah Tunç
Feyza Korkmaz
Gülgün Gülören
Hakan Bilge
Hasan H. Çağıran
Hızır Yetiş
Mehmet Aycı
Mehmet Selim Özban
Melike Demir
Murat Hacıfettahoğlu
Rıfkı Dingin
Selçuk Azmanoğlu
Tevfik Hatipoğlu
Zehra G. Onat
Zeynep Aktan

Çeviriler: Anne Sexton, Billy Collins, James Tate, Michael Frayn

Portre: Hüsrev Hatemi

İçindekiler:

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Can Lafcı’dan “Kafası Güzel” Bir İlk Roman: “Karanfiller Ölürken”

Can Lafcı’nın “Karanfiller Ölürken” isimli debut romanı Phoenix’den yayımlandı…

Metinden alıntılar:

Kendime bile anlatmıyorum Zakir Amca neyini anlatayım”

“Rakı var masada korkma anlat”

Rakıya güvenip kendisine bile anlatamadığı şeyleri anlatmaya başladı.

Hayatı, zarar görmeden atlatamayacağını bildiği bir trafik kazası gibi gören, kararsızlığının ve başına henüz gelmemiş aşk acılarının bezginliğini bile okuyucunun sırtına yükleyen, hayata karşı şiddet kullanmayan pasifist bir kahramanla çıkılan tren yolculuğu kadar melankolik bir ilk roman.

Atları, sahiplenemediği kadınları ve kendine has mizah anlayışıyla alkol oranı oldukça yüksek, erotizm soslu, fırında enginar kadar leziz…

“Aslında yaşanması gereken değil, yaşanmaması gerekene aşk denmeli. Her şey mantıklı ve yerli yerindeyken yaşanan ilişkiden aşk nasıl çıksın ki? Çile yok, ezilme yok, eziyet yok. Aşk buna denemez.”

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Hayal Bilgisi’nin 2. Sayısı Çıktı…

Nisan 16, 2011 by  
Filed under Deneme, Dergi & Fanzin, Duyurular, Edebiyat, Sanat, Siir

Buna hakkın yok insanlık!

Değerli Dostlar,

 

Hayal Bilgisi, ikinci sayısını sizlerle buluşturmanın sevincini yaşıyor. ‘Huzur’ konulu Mart sayımızın ardından, Nisan’da, ‘Savaş Çocukları’ konusunu ele aldık.

 

Yıl 2011 ve biz hala bütün akılalmazlığıyla savaşlar üretiyoruz ‘ahlak birikimlerimizle’. Kan, ölüm koleksiyonlarına malzeme oluyor.

 

Hayata gözlerinizi hangi toprak parçasında açmış olursanız olun; savaş, bütün olasılıkları zorlayarak kapınızı çalabiliyor. Ve siz, hiçbir hesaplaşmanın tarafı olmasanız dahi, tutmayan hesaplara kurban olabiliyorsunuz. Adını hayatınızda dahi duymadığınız liderlerin çıkar oyunları, sizi sevdiklerinizden ayırabiliyor. Yani, tıpkı sizin gibi etten ve kemikten olan ‘önemli insanlar’, umrunuzda dahi olmayan nedenlerle, sizi, ailenizi, sevdiğiniz herkesi ve her şeyi, büyük bir nefret ile öldürebiliyor.

 

Bugün, sadece televizyon etkisi ile, insanlar süregelen savaşları, aktörleri, gizli aktörleri çok iyi çözümleyebiliyor. Ve naklen izliyoruz olup biteni. Bütün dünya şahit oluyor zulümlere. Önce bombalıyoruz, sonra insani yardım ve ‘demokrasi kolileri’ naklediyoruz. Para, bütün yaraları sarabilir sanıyoruz. Binlerce çocuk için mezarlar kazılıyor ve binlerce çocuk, ailelerinin mezarları başında ağlıyor.

 

Savaşların ruhen ve bedenen sakat ve yetim bıraktığı milyonlarca çocuk var. Soğuk savaşlar, ambargolar ile, fiili olmasa da, ekonomik olarak bir savaşın içine doğmuş çocuklar, hastalıklar, açlık ve temiz su eksikliği gibi nedenlerle hayatlarını kaybediyor. İzledikçe hüzünleniyoruz. Hüzünlenmekten ibaret bir tavır ile devam ediyoruz hayatlarımıza.

 

Duygulanıyoruz savaş çocukları için. Gözyaşı döküyoruz. Ama hepsi bu! Çocukları da siyasetin, çekişmelerin, anlaşmazlıkların bir parçası olarak görüyoruz. Oysa daha fazlasını biriktiriyor çocuklar. Bizim hiçbir şekilde tasavvur edemeyeceğimiz acılar çekiyorlar. Yalnızlıkların en derin’ini taşıyorlar yüreklerinde. Ve gölgelerine bile güvenmedikleri bir dünyada, yedi milyar insandan ‘korkarak’ yaşıyorlar.

 

Savaş çocukları, hiçbirimize güvenemiyor; dünyanın bir yarısı onlara silahlarını doğrultuyor çünkü, öteki yarısı ise bunu film sahneleri gibi izliyor sadece.

 

2. sayısında, Hayal Bilgisi’nin okuruyla buluşturduğu isimler şöyle:

∞ Mesut Gül ∞ Cihat Albayrak ∞ Müzeyyen Çelik ∞ Ahmet Kanter ∞ Çöygün Selcen ∞ İnci Erkan ∞ Hakan Bilge ∞ Saadet Sorgun ∞ Ayşe Ünsal ∞ Mehdi Akan ∞ Boğaç Haxhijahja ∞ Esra Dülger ∞ Siraleyna Sevgili ∞ Meliha Kar ∞ Uğur Işık ∞ Kâmuran Başdemir ∞ Oktay Özman ∞ Bedia Belkıs Balcılar ∞ Durkaya İpşir ∞ Gülşen Çağan ∞ Ebru Balcı ∞

 

CİHAT ALBAYRAK

Genel Yayın Yönetmeni

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Anna Ahmatova – Son Karşılaşmanın Şarkısı

Nisan 14, 2011 by  
Filed under Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

Buzdan bir el kalbimi sıkıştırıyordu sanki
Ama bir düşte yürüyor gibiydim;
Sağ elimin eldivenini
Çıkarıp sol elime giydim

Bitmez tükenmez gibi geldiler bana
Oysa topu topu üç taneydi basamaklar
“Benimle öl..” diye fısıldadı
Akçaağaçların arasından sonbahar

“Aldatıldım ben.. Üzgünüm..
Uçarı, kötü yazgım aldattı beni…”
Dedim ki “Ben de, ben de öyleyim..
Ölürüm… Ölürüm seninle sevgili..”

Son karşılaşmanın şarkısıydı bu
Dönüp bir kez daha baktım karanlık eve;
Yatak odasının penceresinde
Mumlar, kayıtsız, sarı bir ışıkla parlıyordu…

Anna Ahmatova

Son Karşılaşmanın Şarkısı

Çeviren: Ataol Behramoğlu

Ingeborg Bachmann - Alacakaranlıkta

Nisan 3, 2011 by  
Filed under Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

Yine ikimiz, koyuyoruz ellerimizi ateşe,
sen nice zamandır yıllanmış gecenin şarabı aşkına,
ben ise sabahın hiç sıkılmamış pınarı uğruna.
Körük, güvendiğimiz ustasını beklemekte.

Keder yaydığında sıcaklığını, geliyor cam ustası.
Gidişi ortalık ışımadan, gelişi çağırmadın sen, hem de
yaşlı, aklaşmış kaşlarımızın alacakaranlığı kadar.

Yine kurşun dökmekte gözyaşlarının kazanında,
sana bir kadeh için - kutlamaktır önemli olan yitirilmişi-
bana da isli cam kırıklarım için - ateşe saçılmakta.
Ve sana kadeh kaldırıyorum, gölgeleri çınlatarak.

Anlaşılır şimdi kimin çekindiği,
ve kimin sözünü unuttuğu. Sense
ne bilirsin, ne de istersin tanımayı,
kenardan içersin, serindir diye
ve ayık kalırsın, tıpkı eskisi gibi,
üstelik belli ki, kaşların hala çıkmakta!

Bana gelince, bilincindeyim yaşadığım
aşk ânının, cam kırıklarım saçılıp ateşe,
yine o eski kurşuna dönüşürken.
Duran benim merminin ardında, hayal gibi,
yalnızca tek gözü açık, hedefinden emin,
ve sıkıyorum onu, sabahın ortasına.

Ingeborg Bachmann

Alacakaranlıkta

Sonraki Sayfa »