Anasayfa / Edebiyat / SanatLog-Emel Yuna Söyleşisi

SanatLog-Emel Yuna Söyleşisi

Henüz ilk romanı Soytarı Vodvil ile Türk Edebiyatına parlak bir giriş yapan Emel Yuna ile yaptığımız söyleşi gerçekten de keyif verici bir deneyimdi. Söyleşinin kanımca en sevindirici tarafı, yazar Emel Yuna’nın yeni romanını bitirme aşamasında olduğunu öğrenmemdi. SanatLog olarak, edebiyat dostlarının Soytarı Vodvil’i mutlaka okumalarını tavsiye ediyor, Emel Yuna’ya da uzun bir edebiyat yaşamı diliyoruz. Hakan Bilge

SanatLog: Öncelikle, SanatLog okuyucuları için kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Emel Yuna: Uzun süredir Antalya’da yaşıyorum. Hayat arkadaşım ve oğlumla birlikte sakin, sade bir yaşantım var. Birkaç yıl önce sektörel iş hayatını bıraktığımdan beri, yalnızca sanata ve ilgi alanlarıma ayırabileceğim bol vakit fırsatını elde edebildim. Edebiyat tutkum alfabeyi söktüğüm sıralar yaşamıma giren kitaplarla başladı diyebilirim. Yaşamı anlamakla ilgili coşkulu merakım daima zirvede seyrederken yazmak deneyimi yeni sayılır. Kendiliğinden gelişen süreçte birdenbire ortaya çıkıverdi ilk kitabım. Sonra hoşlanmaya başladım cümlelerin dansına aktif olarak da eşlik etmekten. Bugünlerde aynı spontanlıkla yaşamıma giren resimle haşır neşirim. Desen ve renklerin melodisinde de salt izleyen olmanın ötesine cüret ettim kendimce. Böylece, benim için uçsuz bucaksız ve heyecanlı, dışarıdan bakılınca pek de dinamik görünmeyen bir yaşantım var.

SanatLog: Yazarı “dünyayı yazmak için yaşayan bir gözlemci” olarak tanımlarsak, dünyayı kayda geçirenlerin “farklı” bir dünyada yaşadıklarını varsayabilir miyiz? Sizce yazmak/yazar olmak nasıl bir duygu?

Emel Yuna: Aslında herkes kendi farklı dünyasında yaşar. Aynı olduğunu düşünmek fazla yüzeysel bir bakış açısı olur. Bireysel özgünlüğün, kişisel algı ve duyumsamaların paylaşılması noktasında tercih edilmiş, eylemsel bir mahremiyet ortalık yere seriliyor. Kayda geçirenler kayıt tuttuklarının havasını soluyarak deviniyorlar sonuçta. Yaşamla kurulan ilişkideki seçim meselesi şeklen değiştiriyor yolculuğu, elbette aynı trende. Benim yazar olmak, o olmak, bu olmak gibi sınırlandırdığım bir dünyam yok. Kendim olmakla ilgileniyorum. Bu da içinde edebiyatı barındırıyor, sanatla büyüyor, ne mutlu bana.

SanatLog: 2007’de yayımlanan ilk romanınız “Soytarı Vodvil” basında olumlu eleştiriler aldı. Bu kitaba “kaybedenlerin öyküsü” olarak bakabilir miyiz?

Emel Yuna: ‘Soytarı Vodvil’ kaybeden görünen kazananların öyküsüdür. Kendini kazananların. Ne vakit, nereden edinildiği bile hatırlanmayan şartlandırılmaların, manipüle edilmişliklerin, yanlış anlamaların, zihinsel ve duygusal yararsız bağımlılıkların kaybedilmesiyle kazanılan zafer. Evrilmek takıntılarla sürdürülemez. Zaman, mekan, fikirler, duygular değişir, gelişir. Kaybetmenin haliyle zorlu sürecinde geçirilen süre pek sevimsiz olsa da, sıçranan özgürlük sathı değiştirilen yaşamla kıyas dahi kabul etmez.

SanatLog: “Soytarı Vodvil”in yakın tarih ile bağlantısını kısaca değerlendirir misiniz?

Emel Yuna: Roman karakterlerinin iç devinimleri, Türkiye’de özellikle 1980 sonrasının ehlileştirme politikasının kıskacındaki yaşam durumlarıyla paralellikler arz ediyor. Artık aşikar olan, ancak uzunca bir zaman başa çıkmanın bir yolu olarak başvurulan isyan duygusunun da gölgelediği oyun içinde oyunlarda, farkında olmadan rol alan bireyler kısırdöngü kapanlara hapsedilip yıllarca sömürülmüştür. Bugünse farklı olan şudur ki, kuklacı kim, ip nerededen ziyade, kukla olmak kukla olmaktır, ipin nereye uzandığı meselesi laf-ı güzaftır noktasında bilinçler. Kralın çıplak olduğu, adının korku olduğu, hangi kapının arkasından kimin böö! yaptığı, mizahi bir temaşadır artık. İşte bu sahne Soytarı Vodvil sahnesi.

SanatLog: “Siyasi figür” ile “soytarı” arasında yakınlık kuruyor musunuz?

Emel Yuna: Külli siyaset sahnesi tüm soytarılarıyla yakinen vodvil sahnesini çağrıştırıyor. Kukla ve kuklacıların masumluğu eşdeğerdedir, oyuna gelmeyelim.

SanatLog: Romanınızın karmaşık anlatı tekniği ile romandaki gel-gitli, bulanık karakterler arasında bir bağ kurmak mümkün mü?

Emel Yuna: Karakterlerin iç dünyalarının kaosu doğal olarak karmaşık addettiğiniz anlatımı gerektirdi. Bulanık yaşamlarını berraklaştırma yolundaki figürlerin zaman mekan boyutu çerçevesinde örüldü kurgu.

SanatLog: Dünya tiyatro sahnesindeki soytarıların Yeni Yıl’a savaşla, kanla girdiğine bir kez daha tanık olduk. Bir yazar olarak bu cehennemden bir çıkış yolu görüyor musunuz?

Emel Yuna: Bir an, tek bir an silahını, cephanesini kuşanmış zat’ın durup da, hiç olmadığı kadar samimi bir merakla kendine ‘ne yapıyorum ben ve ne için’ diye soracağı günü bekliyorum! Olan bitene içim yanıyor, ancak kısa duvarın arkasından, bir daha asla bilincimi bulandırmadan bakmayı yeğliyorum. İnsanlık çok çekti bu oyunlardan. Olası diye sunulan siyasi çözümler, isyan kışkırtmaları, tam da amaçlarına giden yola bir taş daha döşeyecektir erk vampirlerinin. Gücümü vermiyorum, kimse vermese kimi neyle korkutacaklar? Belki fazla romantik, hatta ütopik duruyor biliyorum. Ama gerçeğin bu olamayacağını kim öğretti?

SanatLog: Şu anda üzerinde çalıştığınız bir kitap var mı?

Emel Yuna: Evet, yeni bir romanım var çalıştığım. Bitti sayılır, ancak henüz vedalaşamadım. Orasını burasını çekiştiriyorum bazen, bazen küsüp yayınlamamakla tehdit ettiğim oluyor, cebelleşip duruyoruz. Hazmı tamamlandığında yayına hazır olacak.

SanatLog:Klasik bir soruyla bitirelim isterseniz: Okuduğunuz, yararlandığınız belli başlı yazarlardan ve ilgi alanlarınızdan bahseder misiniz?Emel Yuna: Eserlerini çok sevdiğim Phillipe Sollers, Tom Robbins, Kurt Vonnegut, Jean Cocteau, Luis Borges, Nietzsche, Oğuz Atay, Özdemir Asaf, Nazım Hikmet, Murathan Mungan, Adalet Ağaoğlu, Khalil Gibran ilk aklıma gelen isimler… Maurits Cornelis Escher’in muazzam desenlerine, El Greco’nun ışığına, Amadeo Modigliani’nin ruhuna, Handan Şişiner’in özgün çığlığına ve Rahime Halide Soysal’ın renklerine aşığım. Ferzan Özpetek, Darren Aronofsky, David Lynch, Tim Burton, Luc Besson sineması izliyorum. Senfoni, soft rock, etnik ve alternatif müzik dinliyorum.

 

SanatLog: Keyifli bir sohbetti. Çok teşekkür ederiz.

Emel Yuna: Benim için de keyifti, ben teşekkür ederim.

Söyleşiyi Gerçekleştiren: Hakan Bilge

hakanbilge@sanatlog.com 

Emel Yuna Söyleşi Köşesi Soytarı Vodvil yazma edimi

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.
@hakan_bilge

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

jeune-fille-devant-un-miroir-picasso

Pablo Picasso’nun Jeune fille devant un miroir’ı

Girl in Front of Mirror (Aynadaki Kadın), 20. yy. İspanyol resim sanatındaki en önemli isim ...

9 Yorum

  1. Çok keyifli bi söyleşi yine. Çok teşekkür ediyorum.

    Yalnız bizi fena alıştırdınız bunlara. Bağımlılık yapabilir, dikkat 😛

  2. Yazar olmanın sade vatandaşa nazaran bazen belirgin olabilecek keskin ayrımına girmemiş Emel Yuna. Kendisiyle, kendi dünyasıyla meşgul olduğunu vurgulamış. Bana çok samimi geldi bu yanıt.

    Bir de Soytarı Vodvil bazen ironik bazen acımasız bir romandır. Bugün herhangi ciddi bir romancı da dünyaya pek farklı duygularla bakmıyor zaten. Hepsinin ortak tavrı diyelim biz buna.

    Faydalı bir söyleşi. Çok teşekkürler.

  3. - Bütün soytarılara selam olsun 😛

    İlgiyle okudum, teşekkürler.

  4. Teşekkürler 😉

  5. Çok lezzetli 🙂

    Soytarı Vodvil’i okunacaklar listesine aldım şimdi…

  6. serbest çağrışım. bu söyleşi bana şunları düşündürttü nedense: çağımızda sanatçıları öldürüyoruz. onları öğrencilikle törpülüyoruz ve iş yaşamıyla basmakalıplara döküp sade vatandaşlar yaratıyoruz. yine de sanatçıya inancımızı kaybetmememizin temel nedeni, emel hanım gibi, eninde sonunda kalıpların dışına çıkabilmeleri. bunun tehlikeli sonucu ise, fight club’la beraber ortaya çıkmasa da dikkat çekmeye başlayan özgürlük arayışıyla beraber herkesin sanatçılığa soyunması ve daha kötüsü, sanatçının da sade vatandaştan memnun olup sade vatandaş olarak ölmesidir, kanımca. çok konuştum gene, ben kaçtım.

  7. Bugün uzun soluklu eserler üzerinde yoğunlaşabilmek için sanatçının sadece bu işi yapması zorunlu hale gelmiştir. Aslında bu yeni bir şey de değildir. Sanatçı, rahatça üretebilmek için birçok şeyden feragat etmek zorunda kalıyor. İşte gerçekte üzüntü verici olan da budur.

    Kapitalist sistemin sanatçıyı kukla yapıp yapmadığı ise tartışılması gereken konulardan biridir. Sanatçı yazarak özgürleşmektedir belki ama bu sistem içinde hayatını sürdürmek zorunda olduğu için de birçok sorunla yüzleşmek durumunda kalmaktadır.

    Saygılar.

  8. underground lord

    Kaybeden olmak ile kazanan olmak arasındaki fark bile net değil sanırım. Ama yazarların en azından ürün ortaya koyarak kitaplar ve okuyucular kazandıklarını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Bu Emel Yuna için de geçerli.

    Sevgiler.

  9. Rahime Halide Soysal

    Güzel söyleşi için teşekkürler, böyle genç yeteneklerimiz bizi gururlandırıyor. Kitabı okumadım ama en kısa zamanda mutlaka okuyacağım.
    Başarılarının katlanarak devamını diliyorum…
    Sevgiler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir