Anasayfa / Sinema / Klasik Filmler / Teorema (1968, Pier Paolo Pasolini)

Teorema (1968, Pier Paolo Pasolini)

Zihindeki dengesizlik, Piaget tarafından, “karşılaştığımız bir durum ya da nesnenin zihnimizdeki şemalara uymaması” şeklinde tanımlanmıştır. Karşılaştığımız durum, nesne ve olguları kategorize (şematize) ederek işleyen beyin, yeni durumları da bu şemalara dâhil ederek yoluna devam eder. Ancak bazen öyle şeylerle karşılaşır ki, bu durum ya da nesne zihindeki hiçbir şemaya uymaz ve bireyde dengesizliğe yol açar. İşte tarihte bazı kişilikler vardır ki, sadece varoluşları bile, çoğunluk için bir dengesizlik kaynağıdır. Şüphesiz Pasolini de bu tarihsel kişiliklerden birisidir.

Gerek aşk ve sevgi konularındaki naifliği ve şairliğine karşın filmlerinde kullandığı rahatsız edici sahnelerin yoğunluğu, gerek Marksistliğinin yanında gururla ve gizlemeden sergilediği eşcinselliği (ki bu sebeple İtalyan Komünist Partisi’nden ihraç edilmiştir) gerekse ateistliğinin yanı sıra mistisizme olan merakı onun salt çoğunluk üzerinde bir dengesizlik tehdidi olarak durmasının başlıca nedenleridir. Ancak bu kişiliklerin ortak özelliği olsa gerek, çağının bütün tehdit ve sindirme çabalarına rağmen, tıpkı Marquis de Sade, Nesimi, Bruno vb. gibi sözünü sakınmadan söylemiştir Pasolini. Ve ne yazık ki sonu da tıpkı onlarınki gibi olmuştur…

Teorema’yı ise, Pasolini’nin “sözünü sakınmadan söylediği” eserlerinin başında almak yanlış olmayacaktır kanımca.

pasolini-teorema-1968-sanatlog-sinema

Film Pasolini’nin kendi romanından uyarlamadır ve ağır olmasının yanı sıra oldukça farklı bir burjuva eleştirisi içerir. Bu burjuva eleştirisini farklı kılan ise emek-sermaye, artı değer vb. bilindik ve maddi eleştirilerin yerine Pasolini’nin “Burjuvaziye karşı nefretim aslında küçük burjuva kabalığına, ikiyüzlü görgü kurallarının adiliğine duyduğum fiziksel bir iğrenme duygusudur” sözlerinde de belirttiği gibi genel anlamda bir ahlak eleştirisinin almasıdır. Bu farklı eleştiri, Pasolini’nin ince zekâsından çokça öğeler taşır. Önce sağlam bir iskelet oluşturarak seyirciyi meseleye dâhil eden yönetmen, sonra bu iskeletin kısımlarını kategorize edip, ciddi saldırılara soyunur.

Filmde genel olarak bir burjuva malikânesine “Yarın Geliyorum” diye bir telgraf gönderdikten sonra gelen bir gencin, evdeki herkesi sırasıyla baştan çıkarması ve onları kendileriyle yüzleştirdikten sonra “Artık buradan gitmem gerekiyor.” diyerek malikâneyi terk etmesi ve hane halkını kendileriyle baş başa bırakması işleniyor. Filmin iskeletini oluştururken Pasolini, sıradan burjuva yaşantısının sıkıcılığını ve ikiyüzlülüğünü siyah-beyaz görüntü metaforuyla işliyor. Karakterimizin malikâneye gelmesiyle birlikte hayat “hayat” olmaya başlıyor ve filmin bundan sonraki kısmı renkli görüntülerle işleniyor. Gelen karakterin, evdeki herkesin ince noktalarını, neleri hissettiğini ve nasıl baştan çıkarılacağını bilmesi, filmin yayınlandığı dönemde, gerek film gerekse karakterin çoğunluk tarafından yanlış yorumlanmasına sebep olacak ki Pasolini “O şeytan olabilirdi, ya da Tanrı’yla Şeytan’ın bir karışımı. Önemli olan özgün ve durdurulamaz bir şey olmasıydı.” açıklamasını yapmak zorunda kalmıştır.

terence-stamp-teorema-1968

Filmin çıkış noktasını ele alırsak şunları söyleyebiliriz. Hayatta herkesin karşı koyamayacağı bir şey vardır. Bu ister bir birey, ister bir nesne isterse de salt bir duygu biçimi olsun, bunun nerde ve nasıl bir durumda geleceğini bilemeyiz. Bu “şey”i elde edeceğimizi bildiğimiz anda peşine takılıp gitmememiz işten bile değildir. Peki, nedir o zaman bizim başkalarının eylemleri üzerine bu derecede katı, ahlaki, atıp tutmalarımız? Pasolini de filmini genel olarak bu mantık üzerinden işliyor. “Özgün ve karşı konulamaz karakter” evdeki bireylerin hepsinin karşı koyamayacağı biçimde onlara yaklaşıyor ve onları baştan çıkarıyor. Ancak malikânede yaşayan karakterler, rastgele seçilmiş karakterler değil. Hepsi tek tek kapitalist yaşam içerisindeki bir konumu dile getirir. Ancak hepsinin ortak noktası burjuva yaşam biçiminin ahlaki dayatmalarıyla donatılmış olmasıdır. Bu ahlaki yön ortadan kalkınca, bireyler kendi özlerini yakalamakta ve oldukça orijinal ve saldırgan tiplere dönüşmektedirler. Bu bağlamda Pasolini, her bireyde bir cevher görmekte ancak bunun kapitalizm tarafından köreltildiğine inanmaktadır.

anne-wiazemsky-pasolini-teorema-filmi-sanatlog-com-sinema

Karakterlere sırasıyla bakacak olursak, ilk olarak işçi kadınla karşılaşırız. Pasolini için kendinin bilincinde olmayan, kendi yaşam biçimini kuramayan işçinin, özünde burjuvadan pek de bir farkı yoktur. Burjuva yaşam biçimi ve ahlakı, yalnızca burjuva bireylerin yaşantısına müdahale etmez. Sistemin bütün öğeleri bundan nasibini alır. Bu yüzden her işçi proleter değildir, ancak bir potansiyeldir. İşçi kadının çok arzuladığı karakterimize karşı takındığı ahlaki tutum ve onu arzuladığı için kendinden duyduğu utançla giriştiği intihar girişimi, burjuva ahlakını içselleştirmiş bir bireyin girişeceği eylem şeklidir. Ancak işçide bir potansiyel vardır ve bu diğer karakterlerde de olduğu gibi karakterimizin evi terk etmesiyle ortaya çıkar. Kendisini yakalayan işçi, evi terk etmekte ve bir kilise önünde sadece ısırgan otlarıyla beslenen bir Aziz’e dönüşmektedir. Pasolini tüm materyalist kaygılardan uzakta, işçiyi kutsallaştırmakta bir sakınca görmemektedir. Nitekim bu kutsallaştırma, işçinin kilise üzerine yükselmesiyle, kendi döngüsünü tamamlamakta ve çağın Aziz’i ve kurtarıcısı olarak işçi sınıfı görülmektedir. İşçinin kendisini canlı canlı gömdürdüğü ve akan gözyaşlarından küçük bir gölcük oluşturduğu sahne, filmin en vurucu sahnelerinden biri olmasının yanı sıra, ciddi bir mesaj da içerir. Bilindiği gibi Hıristiyanlık inancında İsa, bütün insanlığın günahlarının bedelini omzuna alarak, çarmıha gerilmiş ve bu sebeple kurtarıcı rolü oynamıştır. Pasolini’nin işçisi ise aynı kederle, kapitalizmin bütün iğrençliklerinin dönüştürücülüğünü yani sorumluluğunu üstlenerek, insanlığı bu iğrenç sistemden kurtaracak bir Mehdi’dir. Devrim bir kurtarıcı eylem olmasının yanı sıra, her devrimci de, kapitalizmin acılarını derin bir biçimde hissederek ve devrimin sorumluluğunu üstlenerek diğer bireyleri günahlarından arındıran İsa’dır. Eşcinsel bir Marksistin, mistik alanlara özgü böylesi bir kutsallaştırma eylemini kendi filminde kullanması, onun toplum üzerinde yarattığı dengesizliği göstermek bakımından önemli bir örnektir. Çünkü Teorema, hem Uluslararası Katolik Jüri Ödülü OCIC’i aldı hem de Vatikan tarafından sert bir dille eleştirilerek mahkemeye verildi.

pier-paolo-pasolini-filmleri

İkinci ilişki, evdeki sanatçı genç çocuk ile olmaktadır. İçinde bir eşcinsellik potansiyeli taşıyan genç, karakterimizin yatağa çıplak girmesine dayanamayarak, geceleyin yorganını kaldırıp onu seyreder. Ancak karakterimiz durumun bilincine olduğundan, sanatçı genç yakalanır. Kendi isteklerine ve arzularına yabancılaşma, sanatçı genci de acınacak duruma sokmakta ve onu kendi saf arzusu yüzünden özür dilemek zorunda bırakmaktadır. Pasolini bu karakter üzerinden sanat ve sanatçıya bakış açısını vermesinin yanı sıra, eşcinselliğin sanat üzerindeki etkisini de hissettirmektedir. Zaten Pasolini’nin tanrısal karakterinin Rimbaud okuması, Francis Bacon tablolarını sevmesi, onun arzuladığı sanat hakkında bize ipuçları vermektedir. Eşcinsel olmasına rağmen bu tabuyla hareket eden gencin, sanattaki yansıması da kural ve düzene bağlı sanat anlayışı geliştirmesidir. Bu tabusunun kalkmasıyla birlikte özgürleşen genç sanatçı, karakterimizin evden gitmesiyle, yani kendini bulmasıyla, artık içten ve kuralsız bir sanat alanına yönelmekte, yaptığı tabloya işeyecek kadar, mantık ve kural karşıtı bir bireye dönüşmektedir. Yani sanat tüm kaygı ve uslamlamalardan uzak bir dışavurum olduğunda sanat niteliği taşır Pasolini’ye göre.

Üçüncü ilişki, evin annesi olan kadınla yaşanır. Burada Pasolini, anne olgusu üzerinden kapitalist aile yapısının içine sızma imkânı bulur. Kapitalizmin temel çekirdeği olan aile kurumunda fedakârlık ve sadakatin simgesi olan “anne” figürü de Pasolini’den nasibini alır. Toplumun biçtiği rol altında ezilen ve zamanla kendi kişiliğinden uzaklaşan kadın, kendisine yabancılaşır ve toplumun biçtiği “anne” personası içinde kendisini kaybeder. Onun arzuları, kişiliği toplum tarafından reddedilmiş, ona kuru bir rol biçilmiştir. Be nedenle Anne’nin dönüşümü, tam bir karşı çıkış ve isyan niteliğindedir. Her birey gibi istek ve arzuları olan “anne,” karakterimizden sonra, sokakta tanımadığı kişilerle birlikte olmaya başlar. Kendi benliğini yakalamak adına, süper egosunun ciddi baskılarına maruz kalsa da pes etmez ve “anne” personasının yerine kendi kişiliğini yerleştirerek, kendini tanıma sürecine geçer.

pier-paolo-pasolini-teorema-silvana-mangano

Diğer bir ilişki de evin kızıyladır. Bu ilişki diğerlerine göre en duygusal ve en az yıkıcı olan ilişki biçimi gibi görünse de, Pasolini buradan ikiyüzlü burjuva aşkına saldırır. Tanışma, kur yapma, el ele tutuşma, öpüşme gibi sırası bile önceden belli olan ve nerdeyse değişmez bir nitelik kazanmış burjuva aşkına (!) karşılık, Pasolini gerçek aşkı tanımlamaya girişir. Karakterimize âşık olan ve onun gidişiyle yataklara düşen genç kız, gerçek hayatta mümkün olmayan bir biçimde, deyim yerindeyse, aşkından ölür. İnsanı insan yapan duygulardan belki de en önemlisi olan aşk, ancak uğrunda ölünebileceğinde hakkı verilir. Yani özünde Pasolini’ye göre: “Aşk için ölünmelidir, aşk o zaman aşktır.”

Son ilişki ise evin babası olan patronladır. Baba ailede, patron ise fabrikada iktidarı temsil eder. İktidar yapısı gereği duygusuzdur ve kendi devamını sağlamak için, böyle bir kimlik geliştirmek zorundadır. Ancak yukarıda bahsettiğimiz gibi, Pasolini insana karşı umut besler ve bu yabancılaşma durumunun ortadan kaldırılabileceğine inanır. Dolayısıyla herkeste bu potansiyeli görür. İktidarı temsil eden baba, ironik bir biçimde cinsel bakımdan iktidarsız bir duruma gelmiştir. Oğlu ile karakterimizi yatakta görmesiyle birlikte eşcinsel duyguları kabaran babanın, karısıyla giriştiği başarısız sevişme bunun kanıtıdır. Bu durum, babanın hastalanmasıyla birlikte, okuduğu Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü kitabından etkilendiği bir sahneyi karakterimize yaptırmak istemesiyle daha da bir netlik kazanır. Tıpkı kitapta olduğu gibi, karakterimiz babanın ayaklarını omzuna alarak onu rahatlatmaya çalışır. Aralarında yakın bir ilişki gelişen karakterimizin ayrılmasıyla birlikte, baba, toplum içinde çırılçıplak soyunarak ve fabrikasını işçilere bırakarak kendini çöle vurur. Film içerisinde sık sık gösterilen çöl sahnesinin anlamı da burada netlik kazanır. Çoğu dinsel metinde, peygamber, aziz ya da evliyaların kendini bulmak, Tanrı’yla buluşmak, gerçeği anlamak için, yalnız başlarına giriştikleri çöl metaforu, Pasolini için de hemen hemen aynı anlamı taşır. İktidar sembolünün, toplumsal alandan uzaklaşıp, çöle karışması, toplumsal yaşamın böyle bir olguya ihtiyacı olmadığını da gösterir gibidir.

pasolini-teorema

Sonuç olarak kapitalizmin getirdiği yabancılaşmaya karşı Pasolini’nin reçetesi “Sevgi”dir. Sevgi ve aşk, bireyi tüm ahlaki kaygılar ve küçük hesapların ötesine taşır. Nietzsche’nin dediği gibi, “İyinin ve kötünün ötesinde”dir. İnsana ait bu köklü duygu, tüm bozulmaları ortadan kaldırmaya muktedir, insanın özüne ulaşması için mükemmel bir fırsattır. Evdeki tüm tipleri sevgi süzgecinden geçiren Pasolini, onların kendisini bulmasını bu sayede sağlamıştır. Filmin tanıtım sloganında “Teorema’da sadece 923 sözcük var, ama her şeyi söylüyor!” denmesi de sevgiden başka hiçbir şeye ihtiyacımız olmadığının kanıtıdır. Bu nedenle Teorema’yı, Reha Erdem’in 2010 yılında çektiği Cosmos filminde, dışarıdan gelen yabancının şu repliğiyle bitirmeden edemeyeceğim: “Aşk istiyorum, bir bardak da çay…”

Ömer Mızrak

mr.mzrk@gmail.com

Yazarın diğer yazıları.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

the-us-vs-john-lennon-2006

The U.S. vs. John Lennon (2006, David Leaf, John Scheinfeld)

Richard Nixon ya da bir başkası da olabilirdi, genelde iktidar sahiplerinin paranoyak eğilimlerinin arkaplanını siyasal ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir