Anasayfa / Manşet / Breakfast On Pluto (2005, Neil Jordan)

Breakfast On Pluto (2005, Neil Jordan)

Plüton’da Kahvaltı (Breakfast On Pluto), 2005 yılında Neil Jordan’ın yönetmenliğini yaptığı, İrlanda asıllı yazar Patrick Mccabe’in hayat verdiği aynı adlı eserinden beyaz perdeye uyarlanmıştır. Film toplumda ayrımcılığa uğramış, görmezden gelinip marjinalleştirilmiş ‘farklı’ bireylerin sesi olmayı amaçlamaktadır. Ancak, film toplumda sözde farklı bireyleri resmedip, onları önceden belirlenmiş sadece kadın ve erkek olmakla sınırlı cinsiyet zıtlıklarının dışında temsil etmede yeterince başarılı mı? 

Film bir papazın ve onun genç güzel hizmetçisinin yasak ilişkisi sonucu dünyaya gelen Patrick’in hikâyesini anlatmaktadır. İrlanda’nın ateşli atmosferinde, Patrick’in cinsel kimliği, acıları, hüzünleri ve aşkları anlatılmaktadır. Yaşadığı tüm kötü şeylere rağmen filmin sonunda Patrick babasıyla ve daha sonra psikolojik olarak da annesiyle uzlaşmakta. Film farklı bireylerin toplumda kabul görmesi gerektiği mesajını vermek istiyor. Fakat romanın bazı bölümlerini değiştirerek ve belirli olayların yumuşatılmış versiyonunu göstererek travesti imajını doğru bir şekilde yansıtamıyor. Film romanda olduğu gibi, travestileri o dönemin toplumunu ve şartlarını göz önüne almadan onları gerçeklerin ışığında temsil etmekten çok uzakta. Bu nedenle Patrick’i toplumda yabancılaştırarak onu ‘öteki’ konumuna yerleştiriyor. Böylelikle bana da filmin amacını farklı bir şekilde okuma fırsatı sunuyor.

Öncelikle film gerçeklerle oynayarak öykünün güvenilmez olduğu izlenimini veriyor. İki kuşun birbiriyle konuşmasıyla başlayan film seyircilerin zihninde bir illüzyon yaratıyor. Romanda yer almayan bu eklenti izleyicilerin filmi bir masal gibi algılamalarına yol açıyor. Yönetmenin kahramanı için mutlu bir son istediği apaçık ortada, fakat bu masal algısı seyircilerde gerçek olmayan imgesi yarattığından onları filmdeki tüm olayların ve karakterlerin gerçekliği ve ciddiyetinden şüphe duymalarına neden oluyor. Bir röportajda yönetmen Neil Jordan ‘Filmi yaparken onu bir masala dönüştürmek istedim ki bu masal filmin başrolü Patrick’in kendi zor hayatından yaratmayı başardığı bir masal.’ Fakat Patrick’in hayatının masala dönüştürülmesi düşüncesi gerçek olmama düşüncesini çağrıştırmakla birlikte izleyicilerin filmi imkânsızlık illüzyonu altında algılayıp Patrick’in karşılaştığı zorlukları küçümsemelerine yol açmaktadır.

Bunun yanı sıra, bir başka gerçekle oynama örneği Patrick ve arkadaşlarının bir motor grubu ile konuştukları Yıldız Otobanı sahnesinde gözlenmektedir. Bu sahne de yine Jordan’ın ilavesi olmakla beraber Patrick’in içsel yolculuğuna gönderme yapmaktadır. Sahnede, grubun bir üyesi Patrick’in arkadaşı Laurence’a gözlerini açması gerekçesiyle bir sigara vermektedir. Bu göz açma aslında sembolik olarak Patrick’e bir göndermedir. Kendilerini ‘Sınır Şövalyeleri’ olarak tanımlayan bu grup Jordan’ın ellerinde cinsiyet sınırı olarak da yorumlanabilir. Çünkü grup lideri Patrick ile konuşurken ‘ önemli olan tek sınır önündeki ile arkanda bıraktığının arasında kalandır.’demektedir. Ve Patrick druidin cinsiyetini sorduğunda önemi olan tek şeyin yolculuk olduğu vurgusunu yapmaktadır.  Bu Patrick’in sınırları geçmesi için açık bir davetiye niteliğinde. Ancak sahneyi tekrar okuduğumuzda, sahnede asıl anlatılmak istenen bu dünyada Patrick’e yer olmadığıdır. Kendisi olabilmek için vücudunun ve dünyanın ötesine geçmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu sahne aslında Patrick’in heteroseksüel olmadığı için normal olmadığını vurgulamaktadır. Romanda başlık Patrick’in bir yere ait olma isteğini anlatır Mccabe’in satırlarında. Bir erkek ya da kadın değil. İrlanda’ya ya da İngiltere’ye ait değil. Sürekli bir işi yok. Toplumda öteki. Bu nedenle, romanda gezegen olarak Plüton, ikili karşıtlıkların hüküm sürmediği sadece kendisi olarak aşkı bulabileceği ve evim diyebileceği bir yere refere etmektedir. Fakat film farkında olmadan Patrick’i gerçek dünyadan dışlamaktadır. Bunun yanında bu sahnede grup üyelerinin esrar içmekte olduklarını görürüz. Bu da düşündükleri ve söyledikleri her şeyin uyuşturucu maddeler tarafından etkilendiğini ve dolayısıyla seyircilerde gerçeğin ve gerçek olmayanın birbirine karıştığı rüya gibi bir illüzyon yaratarak kafa karışıklığına yol açmaktadır. Gerçeklikle bu oynayış Patrick’i güvensiz bir imaj içerisinde göstererek, eğer kadın ve erkekten başka olmayı seçerse var olamayacağı etkisini vermektedir. Ve yine bu sahnede, grup lideri Plüton isminin yeraltının görünmez kralından geldiğini öne sürmektedir ve böylelikle Patrick’i toplumda istenmeyen konumuna getirmektedir.

Sinemada queer kimliklerin temsiline baktığımızda, bu temsillerin heteroseksüel söylemden ve erkek egemen toplum ideolojisinden ayrıştırılamadığını görmekteyiz. Stereo tipleştirme trans kimliklerin resmini çizmede baskın bir etken olmakta. Filmde okulda Patrick’in beden eğitimi dersi yerine ev ekonomisi ya da nakış dersi almak istediğini görmekteyiz. Romanda bulunmayan bu bölümde bu klişelerin heteroseksüel ideolojilerin nasıl doğallaştırıldığı ve normal olarak algılandığının bir kanıtı niteliğinde. Beden eğitimi dersi  erkekler için güç ve erkek gibi erkek olmayı sembolize ederken, ev ekonomisi ve nakış dersi efeminenliğin simgesi olmuştur.  Bir başka sahnede ise Patrick’in ciddiyetten uzak, arsız, laubali biri olarak tasvir edildiğini görürüz. Polisle konuştuğu bir sahnede, onun dolayısıyla temsil ettiği travesti kimliğinin gördüğü her kişiye asılan, şıp sevdi ve yılışık biri izlenimi verilir. Tüm bu kalıpların dışında, Bertie ve Patrick aşk hakkında konuşurlarken, seyircilerin beklentilerini karşılamak amacıyla bir cinsiyet soruşturması gözlemleriz. Patrick ‘ben bir kız değilim’ dediğinde seyircinin gözünde ilişkileri heteroseksüel normlara göre normalleştirilmiştir. Tüm bu basmakalıplaştırma örnekleri heteroseksüel söylemlerin sonucunda ortaya çıkan ve bilinçaltımıza normal olarak işlenmiş bu algıların yansımasıdır. Çünkü insanlar travestileri bir şekilde kategorize etmek için doğal olarak bu imgelerle bağdaştırırlar.

Film sürekli romanda yer alan belirli olayları ve karakterleri değiştirmektedir. Böyle yaparak da bir kez daha Patrick’i bir insan olarak temsil etmede başarısız olmuştur. Film annesinin doğum yaptıktan sonra terk ettiği bir çocuğun annesini arayışı teması üzerine kurulmuştur. Aynı zamanda halk baskısının ve sosyal sorunların egemen olduğu 1960lar İrlanda’sında cinsel kimliğini tanımlaya çalışan bir çocuğun mücadelesi anlatılmaktadır. Yönetmen bunu yaparken bireyin farkındalığı yerine aile trajedisi üzerine odaklanmayı tercih ediyor. Filmin ana teması Patrick’in annesini arayışı ve daha sonra annesi olmak istemesidir. Oysa romanın temelinde Patrick’in kendi farkındalığı ve politik olarak sert bir atmosfer ile parçalanmış bir aileyle birlikte erkek vücuduna hapsolmuş olması vardır. Ana temadaki bu çarpıcı değişim filmin gerçeklerden kaçtığının ve yeterince cesur! olamadığının göstergesidir. Romanda Mccabe Patrick’in kendi seçimlerinde ciddi ve net bir travesti olduğunu söylemektedir. Filmin söyleminde ise Patrick gerçeklerden kaçan ve seçtiği hayatın sonuçlarıyla yüzleşecek cesareti olmayan ciddiyetten uzak biri olarak betimlenmiştir. Romanda Patrick’in bir vajina istediği ve kendisinin anne olabileceği büyük bir aile istediğini açık olarak görürken, bu isteklerin filmde yer almadığını görürüz. Bu durum düşündürücü olmakla beraber, gerçeklikten kaçma kavramına bir başka örnek teşkil etmekte.

Tüm bunların ışığında toplumdan ziyade yönetmen aslında Patrick’i öteki olarak görmekte. Patrick’in arkadaşlarına baktığımızda hepsinin azınlıklar olarak filmde hayat bulduğunu görmekteyiz. Romanda Charlie’nin ten rengi hakkında bir tanım olmamasına rağmen, filmde Charlie siyahî olarak resmedilmiş. Irwin ise hem filmde hem romanda aşırı milliyetçi kimliğini korumuştur. Romanda Laurence Patrick’in yakın arkadaşı değildir. Tüm sevgilileri ise toplumdan dışlanmış kişilerdir. Mesela Bertie bir sihirbazken Billy ise karavanla gezip müzik yapan bir grubun solistidir. Bu resme göre, Patrick ve arkadaşları ana akım toplumdan farklıdır ve hepsi öteki olduğundan arkadaş olmayı becerebilmişlerdir. Buna göre yönetmenin amacı Patrick’in anormal oluşuna vurgu yapmaktır. 

Filmde Billy ile Patrick arasındaki masum ilişkiyi görmekteyiz. Patrick baskılara daha fazla dayanamayıp üvey ailesini ve İrlanda’yı terk etmeye karar verir. Yolda Billy’nin grubu Patrick’i karavanlarına alır ve yola çıkarlar. Bu yolculuk Patrick ile Billy’nin arasındaki masum aşkın yanında Patrick’in bir kadına dönüşmesini sembolize eder. Oysa romanda Billy adında bir karakter hiç varolmamıştır. Onun yerine Patrick’i arabasına alan kişi bir politikacı olan Eamon’dır. Cinsel olarak aktif bir çiftler ve Eamon Patrick’e para vererek kendisine kadın kıyafetleri ve güzellik malzemeleri almasına olanak sağlayıp bir kadına dönüşmesine yardımcı olur. Sevgili olarak politikacıdan şarkıcıya bu değişim yönetmenin heteroseksüel normlarla ters düşmeme endişesi olarak okunabilir. Buna göre politikacı gücü temsil eden, heteroseksüel bir erkek olmalı. Altta yatan mesaj ise politikacının homoseksüel olamayacağıdır. İlişkilerini normalleştirmek adına, politikacı yerine Patrick’in sevgilisi rolünde gezici grup vokali olan Billy’yi görmekteyiz. Üstelik romanın başından sonuna dek Patrick’in bir fahişe olduğunu söylediğini görüyoruz. Filmde ise bunu tam olarak gözlemleyemiyoruz. Romanda anlatılan Piccadily Circus ile filmde gösterilen yer aynı değil. Romanda bir eskort servisi iken filmde aynı yer bir çocuk yuvası olarak resmedilmekte. Hayatını devam ettirebilmek için fahişelik yapmaktan başka çaresi olmayan Patrick’i ‘normal’ bir işte çalışırken göstermek trans bireylerin toplumda yanlış algılanmalarına neden olabilir. Patrick’in zorlu hayatını olduğu gibi tasvir etmek yerine, olayları yumuşatarak gerçekleri saptırmak Patrick’in birey olarak temsilinde yanıltıcı sonuçlar doğurur.

Sonuç olarak, film Patrick’in hayatına dair gerçekçi izlenimler verememekte ve onu ‘farklı’ olarak etiketlemektedir. Sürekli Patrick’in davranışlarını normalleştirmeye çalışan film aslında Patrick’in normal olmadığı mesajını vermektedir. Heteronormatif rollerin egemenliğinde Patrick basmakalıplaşan cinsiyet rolleri ile normalleştirilmeye çalışılıyor. Ki bu normalleştirilmeler o kadar çok işlenmiş ki beynimize yaptığımız bu genellemeler bize doğal gelmekte. Film Patrick’in cinselliğinden kaçınıp aseksüel bir imaj ortaya koyuyor. Arkadaşlarını azınlıklardan seçerek onun normal olmadığında ısrar etmeye devam etmekte. Bu nedenle de film travestileri temsil etmede yetersiz ve dikkatli baktığımızda aslında heteroseksüelliği destekleyici nitelikte. Onları anlatmaya ve temsil etmeye çalışmasına rağmen heteroseksüel bakış açısından kurtulmayı başaramamıştır.

Merve Tokel

[email protected]

WORKS CITED

Benshoff, Harry M. Griffin Sean. America on Film: Representing Race, Class, Gender, and Sexuality at the Movies. UK: Blackwell Publishing, 2009.

Hagan, Alphonsos Edward. Goodbye Yeats and O’Neill: Farce in the Contemporary Irish and Irish-American Narratives. New York: NY, 2010.

Mccabe, Patrick. Breakfast on Pluto. New York: HarperCollins Publishers, 1998.

Sullivan, Nikki. A Critical Introduction to Queer Theory. UK:Edinburgh University Press, 2001.

Ulusay, Nejat. “Yeni Queer Sinema: Öncesi ve Sonrası” Fe Dergi 3, sayı 1 (2011), 1-15

Ryan, Joelle Ruby. “Reel Gender: Examining the Politics of Trans Images in Film and Media.” Diss. Graduate College of Bowling Green State University, 2009. Web. <http://etd.ohiolink.edu/send-pdf.cgi/Ryan Joelle Ruby.pdf?acc_num=bgsu1245709749>.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Dressed to Kill (1980, Brian De Palma)

Alfred Hitchcock’un ve filmlerinin Hollywood’u hatta dünya sinemasını nasıl etkilediği malum. O etkilenmeden en çok ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir