Alfred Hitchcock Klasikleri (5) - Downhill (1927)

12 Mayıs 2009 Yazar:  
Kategori: Klasik Filmler, Manşet, Sanat, Sinema

“Bir olayın gazetede anlatılmasıyla filmde yaratacağı etkiye hiçbir zaman ulaşılamaz. Felaketler yalnızca başkalarının başına gelir, bizim tanımadığımız başkalarının. ise karşınıza katili ve kurbanı doğrudan çıkartır. Kurban adına endişeye kapılırsınız, çünkü o artık sizin tanıdığınız bir kimsedir. Her gün binlerce trafik kazası olur, ama ancak kardeşinizin geçirdiği kaza sizin gerçekten ilginizi çeker. Film doğru dürüst yapılmışsa, kahramanı adeta sizin kardeşiniz olmalıdır ya da düşmanınız.” (Alfred Hitchcock-François Truffaut söyleşisinden…)

Alfred Hitchcock’un daha önce birkaç filmini bu sayfalarda misafir etmiştik. Kumlar dibe düştükçe de etmeye devam edeceğiz. Ne var ki daha çok “” (Sapık, 1960), “Vertigo” (Ölüm Korkusu, 1958), “” (Gizli Teşkilat, 1956) gibi filmleriyle -haklı olarak- el üstünde tutulan yönetmenin, sinema okullarında ders olarak okutulan bu filmlerinin yanında, erken dönem filmlerinden bahsetmemek haksızlık sayılır. Bu nedenle her filmini elimizden geldiğince ele almaya çalışacağız. Erken dönem demişken (, 1927) -filmin ismi bir nevi yukarıda söylediklerimi çağrıştırıyor- sanırım bunun için güzel bir başlangıç olacaktır.

alfred hitchcock

Sessiz dönemde çekilmiş olan filmimiz, bir ara altyazı ile başlar. Sinema kariyerine filmler için ara yazı yazarak başlayan Hitchcock, bu ara yazıları biçimsel olarak şekillendirmek amacıyla kimi zaman etraflarına şekiller çizmiştir. Filmde de ara yazıların ilk harfinin üzerine uzunca kıvrılmış bir yol çizmiştir. Aynı zamanda filmin bazı bölümlerinde çıkan kâğıt üzerine yazılmış yazılar da bu amaca hizmet etmektedir. Açıklayıcı bilgi mahiyetinde yazılan “Bu hikaye sadakat anlaşması yapan iki okul arkadaşı hakkındadır. Biri sözünü tuttu… Bedelini ödeyerek” yazısındaki bahsi geçen arkadaşlardan Roddy (Ivor Novello) kolejin son sınıfındadır. Hayatı neredeyse kusursuz bir şekilde devam eden Roddy’nin yaşamı deyim yerindeyse rölantiye alınmıştır. Bir arkadaşıyla (Tim) beraber, kız arkadaşının dükkânına, onunla buluşmaya gider. Ve tabii, iki yakın arkadaşın arasını açacak, Roddy’nin dengede olan yaşamını bozacak bir tehlike ortaya çıkar; o da bir kadındır. Kız arkadaşı Mabel’ın arkadaşına kur yaptığını hatta öpüştüklerini görür. Özellikle dar mekanda geçen bu sahnelerde filmdeki kontrast çok önemli. Siyah-beyazı keskin bir şekilde kullanan yönetmenin döneme hâkim olan Alman ekspresyonizminden etkilendiğini söylesek yanlış sayılmaz. Özellikle iç ve dış mekânlardaki mimari özelliğiyle filme bir hava katmaktadır.

Bu ol ayın üzerinden çok geçmeden, Roddy ve arkadaşı Tim müdürün odasına çağrılır. Çağrılma nedenleri ise dükkânına gittikleri kız arkadaşlarının saldırıya uğraması ve bu olayda Roddy’nin zanlı olduğu düşünülmesidir. Okul ile ilişiği kesilen Roddy’e, arkadaşı gerçeği anlatır; bursunun kesilmesinden korkan arkadaşı, bu nedenle böyle bir şey yaptığını ve suçu üzerine almak istemediğini anlatır. Roddy kimseye bundan bahsetmeyeceğine dair söz verir ve okuldan ayrılarak bu şekilde bedelini öder. Eve vakitsiz dönmesi ve olayları anlatması sonucu Roddy evden de kovulur.

Es geçmeden, Hitchcock bu filmi üç bölümde incelemiştir: Yukarıdaki dönem Gençlik dönemi, sonrasında gelen Maskeleme dönemi ve son olarak Kayıp Hayaller dönemi. Aynı zamanda, sonraki filmlerinde sıkça göreceğimiz id, ego ve süperego kavramlarının imgelemi üzerinde duracaktır ki bu kavramları “Psycho” filminde ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğiz.

Evet, gençlik döneminden sonra gelen maskeleme dönemi, bir nevi her şeyi gizleme, saklama geçmişi unutma dönemi olarak da anılabilir. Filmde yine dikkati çeken diğer bir unsur, bilinçsiz bir şekilde kullanılan yakın plan çekimlerdir. Bu dönemin başlangıcında kamera Roddy’e odaklanmıştır. Roddy’nin üzerinde şık bir kıyafet bulunmaktadır ancak kameranın hafif bir geriye kayma hareketi sayesinde, zengin biri zannettiğimiz Roddy’nin aslında garson olduğunu anlarız. Bu da üstadın sık sık filmlerinde görmeye aşina olduğumuz muzipliklerinden olsa gerek.

Bir tiyatro salonunda garsonluk yapan, Roddy kadın oyunculardan Julia’ya (Isabel Jeans) aşık olur. Her gün onun sigara tablasını aşırır, unuttuğu bahanesiyle ona geri götürür. Julia’nın erkek arkadaşı olmasına rağmen aralarındaki ilişki böyle sürüp gider. Bu arada kahramanımıza bir mektup gelir. Bu mektupta vaftiz annesinden kendisine otuz bin pound miras kaldığını haberi verilmektedir. Roddy artık sefil yaşamını geride bırakıp hayal ettiği yaşamı sürmek arzusuna düşer. Ve en kısa zamanda Julia ile evlenir. Ancak Julia ve erkek arkadaşı komplolar kurarak Roddy’nin servetini sömürmeye başlarlar. Sonunda Roddy yine meteliksiz, beş parasız kalır. Özellikle karısı tarafından evden kovulduğu sahne oldukça manidardır. Bu sahnede Roddy, asansöre bindikten sonra “aşağı” düğmesine bakarak yavaş yavaş inmektedir. Bundan önceki dönemde evden kovulduktan sonra da aynı şekilde yürüyen merdivenden aşağı inen Roddy için bu sahnelerin ne denli anlamlar yüklü olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Roddy’nin yaşam biçimi tıpkı çıktığı ve indiği merdivenlere benzemektedir. Kolay elde ettiği lüks yaşamını yine aynı şekilde elinden kaçırmaktadır. Ve nedense başından geçen olayların temel nedeni, sevdiği kadınlar ve onların yanındaki işbirlikçi erkeklerdir.

Hitchcock sinemasına baktığımız zaman merdiven imgesi oldukça geniş bir yer tutmaktadır. Belki de merdiven sembolünün üzerine anlam yüklenen ilk Hitchcock filmi bu filmdir. Sonrasında arasındaki geçişlerde, yaşamdaki iniş ve çıkışlarda, bu imgeler kullanılacaktır. Psycho’daki komiserin öldürüldüğü sahneyi hatırlarsak, bu imgenin aslında bize ne kadar aşina geldiğini anlayabiliriz.

Üçüncü dönem, Kayıp Hayaller Döneminin başında kahramanımız para karşılığında kadınlar ile dans etmekte, bir nevi kendini pazarlamaktadır. Hitchcock’un bu filmi aslında bir dönem, bir üst tabaka eleştirisidir. Refahı parayla almayı seçen insanlara yöneltilmiş bir spottur. Özellikle dans edilen salonun pencereleri açıldığı zaman, güneş ışığının her tarafı aydınlatmasıyla karakterimiz herşeyi olduğu gibi görür ve bu yaşama tiksintiyle bakar.

Ve çöküş kısmı; kahramanımız artık kendisini inebileceği en dipte görmektedir. Marsilya’nın sokaklarındaki sıçanların mekânına kadar sürer bu iniş. Ancak kaldığı evin düşkünleri kendi aralarında birleşerek onu tekrar Londra’ya, memleketine yollamaya karar verirler. Beş gün boyunca gemiyle yaptığı seyahat sırasında birçok rüya görür Roddy. O döneme kadar anlatılagelmiş rüya sahnelerinin genelde sahnenin bulanıklaşmasıyla verilmiş olmasına rağmen Hitchcock rüya sahnelerini sadece “kesme”lerle vermeye çalışmış, bunda da oldukça başarılı olmuştur. Filmin sonlarına yaklaştıkça Roddy evine dönemeye karar verir. Okuldan kovulduktan sonra babasını beklediği koltuğa oturur ve yine aynı şekilde babasını bekler. Babası onu görünce bütün her şeyi bildiğini ve onu özür dilemek için aradığını anlatır. Gerçekler su yüzüne çıkmış olmasına rağmen geçen yıllar birçok şey alıp götürmüştür Roddy’den.

Son olarak üzerinde durmak istediğim unsur, filmde sahneler arasındaki geçişlerdir. Bu konuda üstad özellikle insan yüzlerine geçiş yaparken ya bir gazete sayfasından ya da bir fotoğraftan yararlanmıştır. Ve bu konuda üst düzey bir çalışma sergilemiştir.

Yazan: Kusagami

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar

6 Yorum on "Alfred Hitchcock Klasikleri (5) - Downhill (1927)"

  1. operadaki sessizlik on Sal, 12th May 2009 3:57 pm 

    Hitchcock’un sessiz filmlerini es geçmemek lazım, katılıyorum. Umarım devamı gelir. Gerçekten çok değerli, okunası bir seri oluyor. Sırada hangi filmleri var ustanın merak ediyorum :)

    Çok teşekkürler.

  2. wherearethevelvets on Sal, 12th May 2009 4:05 pm 

    Bizi (en azından beni) bu filmle tanıştırdığın için teşekkürler Kusagami.

  3. persona on Çar, 13th May 2009 6:18 pm 

    Hitchcock için çok güzel sürprizler yaşanıyor burada :) Kalemine sağlık.

  4. Calderon De La Barca on Cum, 15th May 2009 12:06 am 

    Saolasın Kusagami. Bu arada filmdeki en sıradışı şey- hitchcockian elementler açısından bakıldığında- şüphesiz ki İvor Novello’dur. Onun için çok ayrı yazı bile yazılabilir.

  5. kusagami on Cum, 15th May 2009 9:36 pm 

    haklısın hocam, hiç bu açıdan düşünmemiştim açıkçası. ama şimdi aklıma geldi de, gerçekten strangers on a train ya da rope filmindeki eşcinsel temaslar burda da mevcut. ayrıca baba figürü ve sınıfsal değişim, bu karakteri iyi tamamlardı :) teşekkür ederim.

  6. Hakan Bilge on Cts, 16th May 2009 1:54 am 

    Güzel yazı kanka, eline sağlık. Bir Hitchcock fanı olarak bu filmi izlemedim henüz :( Fakat o günler pek yakın…

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz...
Yorumunuzda avatar çıkması için gravatara üye olmalısınız!