Anasayfa / Sinema / Klasik Filmler / Rear Window (1954, Alfred Hitchcock)

Rear Window (1954, Alfred Hitchcock)

François Truffaut’ya göre sinema hakkında bir sinema filmi. Alfred Hitchcock’a göre katıksız bir aşk filmi. İzleyicilere göre bir cinayet ve dedektiflik filmi. İşin aslı hepsi de doğru. Hem de bir sahnesi hariç tamamı tek bir odada, çoğu nesnel kamerayla çekilmiş, tam bir maharet örneği. Alfred Hitchcock’un da büyük katkısının olduğu John Michael Hayes’in hikayesi aslında gerçek bir olaydan esinlenerek oluşturulmuş ve Hitchcock, böylece genel kabul gören ilk başyapıtını vermiş. Gerçi özellikle 1970’lerden sonra Hitchcock’un neredeyse çektiği her sahneyi en ufak anına kadar araştıran ve irdeleyen sinemasever kuşak, yönetmenin önceki başyapıtlarına da hak ettiği değeri verdi ama Rear Window, çoktan tarihe bu yönüyle geçmişti bile.

rear-window-alfred-hitchcock_sanatlog

Rear Window, yalnızca basit bir başyapıt değil, tek başına tüm bir “suspense” sinemasının çehresini değiştiren, etkilerinin bugün dahi hissedildiği, sinema tarihine yön veren bir film. Neredeyse her anında değerlendirilmesi gereken bir sinema anlayışı olan bir film. Bir doğa fotoğrafçısının, açıklanmayan bir sebepten dolayı bacağı kırık halde apartmanının geniş penceresinin önünde, tekerlekli sandalyesinde haftalar geçirmesi ve bu arada da hepsi birbirinden ilginç komşularının özel hayatlarını gözetlemesi ve aralarından birinin karısını öldürdüğünü düşünmesi sonucunda gelişen olayları anlatan film, izleme, başkasının hayatını takip etme gibi unsurlarıyla aslında tam bir sinema tezahürü.

Ana kahramanımız Jeff’i ilk bulduğumuz yer bir sinema perdesine benzeyen, geniş ve yüksek pencerelerdir. Bacağı kırılmış olduğundan Jeff, tam bir pasif hayatı yaşar. Hatta sevgilisinin şehevi öpücüklerine bile aynen karşılık vermekten başka bir şey yapacak çaresi yoktur. Bu açıdan tam bir film izleyicisine benzer. İzlediği komşuların hayatlarında değişiklik yaratamaz, pasiftir, onları yalnızca seyretmekle yetinir. Yalnız Kalp adını verdiği orta yaşlı yalnız kadının intihara kadar giden yalnızlığını sadece izlemekle yetinir. Beste sıkıntısı çeken ve bir ara Hitchcock’un da bizzat misafiri olduğu müzisyen komşusunun piyano resitallerini dinlemekle yetinir. Aynı anda 3 erkekle aynı evde birlikte olabilecek kadar popüler ve seksi genç kızın, cinsel uyarıcı niteliğindeki danslarını sadece izlemekle kalır. Büyük bir aşkla dolu oldukları her hallerinden belli olan yeni evli bir çiftin ilişkilerinin sadece 3-4 günde bozulmasına şahit olur. Çocuksuz ve tüm sevgisini köpeğinde bulan bir yaşlı çiftin rutin hayatını izler. Tüm bunların yanı sıra kendi başı da beladadır. Çünkü, sosyete güzeli, onun macera dolu yaşamına adapte olamayacak Lisa kendisine deli gibi aşıktır ve evlenmek istemektedir.

Jeff, karşı apartmanda gördüğü tüm ailelerde aslında kendi bilinçaltının yansımalarını bulur. Lisa, çok güzeldir ve etrafından erkekler ayrılmayacaktır. Tıpkı balerin komşusu gibi. Lisa’yla aşk içinde evlense dahi ilişkileri bir süre sonra sıradanlaşacaktır. Tıpkı, yeni evli çift komşusu gibi. Bir müddet sonra yaşlanıp sevgilerini bir köpekte bulacak hale geleceklerdir. Ya da ayrılacak ve besteci ile Yalnız Kalp gibi hayatlarını sıkıntıyla geçireceklerdir. Jeff’in Lisa’yla olan ilişkisine yönelik tüm korkularını komşularının hayatları simgeler. Ama en beteri en son komşudur. Zira Lisa ve Jeff’in ilişkisi daha da kötüye gidip Lisa iyice dırdırcı bir hal alırsa işler sarpa saracaktır.

Jeff’in arka penceresindeki en tehlikeli komşusu işte tam da böyle bir dertten muzdariptir. Daha sonra adının Lars olduğunu öğreneceğimiz komşusu, karısından tam anlamıyla bıkmıştır ve Jeff’e göre bir gece vakti onu doğramış ve parçalarını bir bavula tıkıştırmıştır. Durum Jeff’in fena halde ilgisini çeker, çünkü Lisa ile olan güzel ilişkisinin o noktaya kadar varabileceğini düşünür. Lisa ve hemşiresi Stella, bu cinayete inanmazlar. Bu noktada hem Lisa’nın hem de Stella’nın Jeff’e evlenmesi yönünde baskı kurduklarını belirteyim.

Jeff, cinayet hakkında daha iyi ipuçları bulduğunda artık Lisa ve Stella da ona inanmaya başlar ve bir an önce Lars’ın karısını öldürdüğü gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışırlar. Alfred Hitchcock’un tarzına aşina olan seyirci, bu cinayetin ortaya çıkmasıyla Jeff ve Lisa’nın da evleneceğini çoktan anlamıştır.

Nihayet, tam bir gerilim ve macera cümbüşü gibi geçen dakikalar ve türlü uğraşlar sonunda cinayet ortaya çıkar. Hem de bizzat katilin Jeff’in evine gelip onu balkondan atmasıyla. Fakat bu sahnede bile Hitchcock, katili acınası biri yapar. (Aynı durum Notorious/Aşktan da Üstün’ün Alex’i için de geçerlidir.) Seyirci tıpkı Jeff gibi edilgen bir konumdadır. Jeff’in kendini korumak için elindeki tek alet de ışığı, karşısındakinin gözlerini bir anlığına kamaştıran ve netlik kazanmasa da bir penise benzeyen tele-objektiftir. Filmin başından beri çaresiz ve pasif durumda olan Jeff’e iktidarsızlık özelliği de katan bir sahnedir bu. Bu fallik simge aynı zamanda izleyicinin bir sinema filminin karşısındaki durumuna da eşdeğerdir.

Film, evin içinden çekilmeyen tek sahneyle, Jeff’in diğer bacağının da kırılmasıyla finale gelir. Nihayet Lars yakalanmış, Yalnız Kalp ve besteci adı Lisa olan şarkısı sayesinde tanışmış, yeni evli çift ilk önemli kavgalarını etmiş, balerinin aşktan bihaber kocası eve dönmüştür. Kamera, Jeff’e döndüğünde onu pencereye arkasını dönmüş olarak buluruz. Jeff, yaşadıklarından tatmin olmuştur, kafasındaki sorunları bitirmiştir. Lisa ise bir doğa dergisi okur haldedir. Bu Lisa ve Jeff’in evlenme kararı verdiklerine bir delalettir. Lisa, elindeki dergiyi bırakıp moda dergisine geçtiğinde Hitchcock’un biz izleyicisine acı bir sırıtış bıraktığına emin oluruz ve film son bulur.

Baştan sona açık ya da gizli simgelerle dolu bu mükemmel filmin tek kusuru ana konusuna girmekte bir an için zorlanmasıdır. Fakat konusuna dahil olduğunda adeta tutulamayan bir yarış atı gibidir ve gerçek sinemaseverlere hayatlarının en unutulmaz anlarını yaşatır. Alfred Hitchcock’un en verimli döneminin başlangıcında kotardığı bu başyapıt bugün IMDB Top 250 listesinde de en sevilen Hitchcock filmi durumundadır. Büyük yönetmen, bu filmden 1960 yılındaki Psycho/Sapık’a kadar türlü başyapıtlar verir ve sinema tarihinin en önemli dönemini hazırlar.

James Stewart’ın ve kariyerinin en güzel dönemini geçiren Grace Kelly’nin ne büyük oyuncular olduğuna bir kez daha şahit olduğumuz filmde emektar Thelma Ritter da Stella rolünde yer alır. Rear Window, daha sonraları sinemada çok kez taklit edilen ya da parodileri çekilen bir film olacaktır. Christopher Reeve, nam-ı diğer Superman, yine Rear Window ismini taşıyan remake filminde başrolü alacaktır. Hollywood’un yeni yetmelerinden Shia LaBeouf, Disturbia/Şüphe’de, Jeff’inkine benzer bir sınavdan geçecektir. Roman Polanski, Le Locataire/Kiracı’da Rear Window’dan ne kadar etkilendiğini gösterecektir.

Alfred Hitchcock, izleyicisine hayatın dilimlerinden değil, pasta dilimlerinden sunduğunu ifade eder. Rear Window, o pasta dilimlerinin belki de en heyecanla yutulanıdır. Bonus olarak da 50’lerin çok çok üzerinde seksapalite içeren sahneleriyle Grace Kelly’yi sunar bize. Kelly, Monako prensesliğine giden yolda, aynı yıl 3 filmde birden oynar. Diğer iki filminden biri de yine bir Hitchcock başyapıtı olan Dial M For Murder/Cinayet Var’dır. 3. film ise Kelly’e tek Oscar’ını getiren The Country Girl/Taşra Kızı’dır. James Stewart ise Rope/Ölüm Kararı’ndan 6 yıl sonra ilk defa bir Hitchcock filminde yer alacaktır. Bir sonraki Hitchcock projesi de 1958 yapımı Vertigo/Yükseklik Korkusu’dur. Hitchcock, bu ikilinin kariyerlerinin doruğunda olmasını da fırsat bilip bize leziz mi leziz bir pasta dilimi bırakmıştır, 2017’de bile eskimeyen…

İlginç Bilgi: Jeff’in finalde tele-objektifiyle kullandığı flaşörün yarattığı ışık aynı zamanda onun aydınlanacağına ve arınacağına bir delalettir.

Muhammed Tiryaki

[email protected]

Yazarın diğer yazıları.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Hakan Bilge: “Godfather, Citizen Kane gibi Notorious da benim saplantılarımdan.”

Söyleşi: Ceyhun Korkmaz Geçen seneki söyleşimizde Truffaut üzerine bir kitap dışında ismini telaffuz etmediğiniz başka ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir