Istampitta

22 Kasım 2009 Yazar:  
Kategori: Klasik Müzik, Manşet, Müzik, Sanat

Herşey, 90′lı yıllarda TV’de yayınlanan Türkiye Güzellik Yarışması’nda işittiğim bir müzikle başladı. Ne garip değil mi? Çok değişik, aksak bir ritmi vardı ve basit ezgisi durmadan tekrarlıyordu. Neden o kadar dikkatimi çektiğini bilmiyorum, zaten hiçbir yerde bulamayınca müziği de unuttum. Sonra (ne şans ki) 1996 (sanırım) yılında “Dead Can Dance” adlı egzantrik topluluk Türkiye’de bir konser verdi. Çok geç de olsa tanıştığım grubunun albümlerini yavaş yavaş edindim ve bir sürprizle karşılaştım. Üflemeli bir çalgıya eşlik eden davullarla sirküler halde ilerleyen ezgi oydu işte! Yıllar sonra nihayet adını öğreneceğim için heyecanla kartoneti okudum: Saltarello. Ortaçağ Avrupa’sı kültür ve sanatına duyduğum ilgi nedeniyle kolaylıkla benimsediğim ile ilk tanışmam böyle oldu. Nereden nasıl informasyon alacağınız bazen belli olmuyor işte.

İlk önce belirtmem gereken bir durum var, istampitta dans mı yoksa müzik için kullanılan bir terminoloji mi kimse tam olarak bilmiyor. Yazılı bir kültür ürünü olmadığı için aslında dansın adı olabilir. Her tekrardan sonra gelen ve ritmi bozan bir vuruşun olması, dansçıların ayak değiştirmesi için konmuş bir kurtarma vuruşu olabilir deniyor. Bu ek vurgu, özellikle enstrümantal yorumlarda müzisyenlerin dikkatini çeken bir durummuş. Bu konuda yapılmış bir çok araştırma var. Çoğunluğu kelimenin kökenine odaklanmış. Bölgelere göre değişik adlar alan bu müzik Estampie (Fransa), (Oksitanya), Istampitta/ istanpitta veya stampida (İtalya) olarak biliniyor.

Estampie

Burada bir ara vermek istiyorum. Biraz önce bahsettiğim Oksitanya denen bölge Fransa’nın güneyi, İtalya ve Monako’nun bir kısmı ile İspanya’nın kuzeyini içine alan bir bölge, Katalan bölgesi ve Provens ile akraba. Oksitanca (Langue d’oc= kendi dilimiz), aynı adlı bölgenin Roman kökenli lisanı.

Occitania

Oksitanya’nın Avrupa kültüründeki yeri çok büyük; çünkü müziğin kökenlerinin dayandığı “çalgıcı ozan” (trobadur) geleneğinin başladığı yer burası (11. yy). Üç büyük din mensuplarının beraber yaşadığı, geleneklerini paylaştıkları bir bölgenin sanat namına mihenk taşı vazifesi görmemesi imkansız zaten. “Da Vinci Şifresi”nin başlattığı yoldan ilerlendiğinde görüyoruz ki Oksitanlar gnostik yapıdaki dinleri sebebiyle tarihte çokça eziyet görmüşler. Oksitan kültürünü ve Langue d’oc’u daha iyi anlayabilmeniz için bir roman önereceğim: Labirent (Labyrinth); Kate Mosse/ Altın Kitaplar 2006. Siz de benim gibi, sıkıcı tarih kitapları okumaktan hoşlanmıyorsanız, heyecanlı bir olay örgüsünün arasına sıkıştırılmış bir tür “kolaylaştırılmış tarih” vaad eden bu kitap hoşunuza gidecektir. Özellikle Oksitanya’nın hibrid kültür dokusunu çok iyi yansıtıyor bu kitap. Ayrıca konuyla ilgili, her zaman her yerde önereceğim bir kitap daha var. Öğrendiğim kadarıyla yazarın kendisi için de benim için olduğu kadar önemli değişikliklere neden olmuş bu kısa tarih kitabının adı: Gülün Öteki Adı. Mine G. Saulnier’in (şimdiki soyadı Kırıkkanat) yazdığı 1989 yılında önce Cep kitapları sonra Mitos yayınlarından çıkan bir araştırma kitabıdır bu.

Estampie dans

Nerede kalmıştık? Kelimenin kökenindeydik…

Estampie adının “vurgu, baskı” kökünden geldiği düşünülüyor. Dans sırasında icracıların ayaklarını yere vurup üzerinde sekerek gerçekleştirdiği figürlerden feyz alınması akla yatkın geliyor. “Stamp” kelimesinin İngilizce’de de “pul” veya “damga” anlamına geldiğini hatırlatırım. Müziği dinlerken de bu baskı ve vurguyu hissedip ayağınızı yere vurarak eşlik edebiliyorsunuz.

Fransa 13. yy Troubadour

Müziğin formu aslında çok basit ama anlatması zor. Ben müzikolog olmadığım için anlamakta zorlanmıştım itiraf ediyorum. Temel olarak kalıbın “verse” ve “nakarat”lardan oluştuğunu söyleyebiliriz. Verse (point, punctus, pars da denen bu bölüm Türkçe’ye mısra diye çevrilebilir) dediğimiz bölüm genelde solo enstrüman içindir. Hemen ardından gelen nakarat (refrain) bölümü birden çok çalgıyla çalınabilir. Nakarat bölümü açık veya kapalı olarak ikiye ayrılıyor. Nakaratın açık bırakılması (yani ezginin havada bırakılması diyelim), hemen ardından mısra (verse) tekrarının geleceğini belirtiyor. Parça tekrarlandıktan sonraki ikinci nakarat haliyle kapalı oluyor (yani havada kalmıyor, insanda final hissi uyandırıyor).

Kibar bay ve bayanlar

Şöyle anlatabiliriz:

1* Verse 1- açık nakarat (ouvert)

Verse 1- kapalı nakarat (clos)

Verse 2- açık nakarat

Verse 2- kapalı nakarat….gibi çoğaltılabilir

2* Verse 1- açık nakarat

Verse 1- kapalı nakarat

Verse 2- açık nakarat

Verse 2- kapalı nakarat….gibi çoğaltılabilir

müzik grubu

İşte bu kalıba uymak koşuluyla istediğiniz doğaçlamayı yapabilir, kendinize göre yorum oluşturabilirsiniz; özellikle de verse (mısra) bölümünde.

Dinlediğim bu müziği merak eden bazı arkadaşlarımdan şöyle sorular gelmekte: “Peki ama bu şarkının o çağlarda nasıl icra edildiği biliniyor mu? Bu kayıtlar Ortaçağ veya Rönesans dönemindeki orijinal kayıtlar mı?”. Maalesef hepsine olumsuz cevaplar veriyorum. Çünkü eski notalama sistemi o kadar ilkel ve belirsiz ki; günümüzde bir estampienin nasıl çalınacağı, ritmi, kullanılan enstrümanın ne olduğu gibi sorulara cevap vermiyor. Orijinal yorumuna sadık kalmaya çalışan müzikologlar o dönemden kalma bazı yazılı eserleri inceliyorlar ve müzisyenin elinde hangi çalgının tasvir edildiğini öğrenmeye çalışıyorlar (“Leys d’Amors” adlı poetik eserde şöyle ifadeler geçiyor: “Kemancı, şanson ve estampie çalar…” veya “Viol çalan minstrelin (ozanın) yeni bir estampiesi vardı”). Dönemin antik enstrümanları belirlenerek seçenekler daraltılıyor. Kesinlik kazanmış enstrümanların başında viol (yaylıların atası) var fakat ritm çalgısı konusunda hala bir belirsizlik mevcut. İşte burada devreye müzisyenin yaratıcılığı giriyor. Kimse kimseye “Olur mu, bu eser böyle çalınır mı?” diyemeyeceği için sınırsız bir özgürlük alanına sahip olan müzisyenler hem doğaçlama yeteneklerini ortaya döküyorlar hem de istampittanın felsefesinin hakkını veriyorlar. Bu süreçte etnik enstrümanlarla doyasıya dostluk, eşitlik ve özgürlüğü birleştiren çalgıcılar gittikçe (aynı felsefe ve fikre sahip) jazz veya gazel motiflerine ulaşıyorlar. Sanat da böyle kültürleri birleştirmez mi zaten?

“Estampie, punctilere ayrılmış kompleks bir melodik yapıya sahip, sözsüz bir müzikal kompozisyondur. Zorlayıcı olması sebebiyle hem çalgıcıyı hem de dinleyiciyi içine alır; çoğunlukla da zenginleri kötü düşüncelerinden arındırır.”

Parisli (Johannes de Grocheo) (1255-1320)

Bu müzikoloğun tariflediği punctal şema halen geçerliliğini koruyor. Grocheo ayrıca, Estampieye çok benzeyen ve aynı yapıya sahip “Ductia” adlı Ortaçağ dans müziği ile farkını da ortaya koyuyor; Ductia dört veya daha az punctadan oluşmaktadır. Diğer yönden estampie ile benzerdir.

Raimbaut de Vaqueiras

Bu formun bilinen ilk örneği ve en ünlüsü; “” (Maya takvimi değil, Mart ayı demek!), iki Fransız jonglörün gösterileri sırasında violla çaldığı bir estampienin üzerine trobadur (1150 veya 1180-1207) tarafından yazılan sözlerle oluşturulmuş. Jean de Grouchy’nin kuralları burada biraz geçerliliğini yitiriyor. Çünkü sadece 3 punctadan oluşmakla beraber vokal de içeriyor. Ortaçağda müzik formları betimlemelerinin ne kadar muğlak ve birbiri içine geçmiş olduğunun altını çizmek istiyorum.

troubadour

Sözü geçmişken; Raimbaut de Vaqueiras, ömrünün çoğunu İtalya saraylarında geçiren Provens kökenli bir trobadur. Daha sonra şövalye oluyor ve 4. Haçlı Seferine dahi katılıyor; 1204′te İstanbul’u ele geçirmek için ön saflarda savaşıyor. Şövalyelik ve trobadurluk kafamızda eşleştiremeyeceğimiz iki unsur; ama Ortaçağ pek de bize aktarıldığı gibi değil galiba. Yine karşıklığa yer vermemek için ekleyeyim; trobadur gibi minstrel de halk ozanı ya da çalgılı ozan demek. Jonglör, günümüzde sadece hokkabaz olarak bilinse de Ortaçağ’da sazlı ozan anlamına gelmekteydi. Bunlar müzikli gösteriler yaparlardı.

Troubadour

Kalenda Maya dışında sözü edilmesi gereken başka bir istampitta belgesi daha var. Aşağı yukarı 1907 yılında bir keşif gerçekleştiriliyor. Müzikolog “Les Plus Anciens Textes de Musique Instrumentale au Moyen Age (Ortaçağ’dan günümüze kalmış ilk çalgı müzikleri)” başlıklı çalışmasında bu keşfinden bahsediyor: daha çok Chansonnier du Roi (Kraliyet şarkıları) olarak bilinen “Le Manuscrit du Roi (1270-1320)” (mss. Français 844, Bibliothéque Nationale). Bu el yazması “Lamento di Tristano”, “La Manfredina”, “Salterello”, “Isabella”, “Tre Fontane” alt başlıklı birkaç Istanpitta içeriyordu.

Bu elyazması kendisiyle beraber birkaç soru da getirdi. İlk olarak kulakta kolay kalan, hatırlanması zor olmayan bu ezgiler neden yazılı hale getirilmişti? Çünkü muhtemelen daha zor formlar içeren müzikler kulaktan kulağa aktarılarak günümüze dek bozulmadan ulaşabilmiştir. İkinci olarak, başlığında “kraliyet” sözü geçtiğine göre, bu müzikler hayli ciddi olmalıydılar. Gariptir, Ortaçağ’da müzisyenler, saraylarda askerlerden bile daha üst seviyedeydiler. Bunun için soylu ünvanlar almaları şaşırtıcı olmayacaktır. Zaten bu yazmaya böyle bir ad verilmesinin sebebi Navarre kralı IV. Thibaut’nun eserlerine önemli bir yer vermesidir.

saz

IV. Thibaut (1201-1253) Champagne ve Brie kontu, Navarre kralı; ilginçtir bilinen ilk trobadur olan IX. William d’Aquitain’nin soyundan gelmektedir. 13. yy’ın ilk yarısının bilinen en ünlü kompozitörüdür. Aynı zamanda 1239 yılında gerçekleştirilen başarısız olmuş Haçlı Seferi’nin de lideri olan bu ilginç kişiliğin eserleri, ölümünden yıllarca sonra bile Avrupa’da ağızdan ağıza geçmekteymiş. Ortaçağ’a dönüyoruz diye korkmamak lazım; sanata verilen değere bakar mısınız? Bakanlarımızın yüzyıllarca değer verilecek müzikler bestelediğini ya da üzerine tükürülmeyecek heykeller yaptıklarını düşünsenize!

Thibaut IV of Champagne

Şimdi yukarıda sözünü ettiğim istampitta (estampie) eserlerini toplu olarak sunacağım sizlere (bir yayın devrimi yaşıyoruz!). İlk şarkı bu türle tanışmamı sağlayan Saltarello. Hemen akabinde Kalenda Maya geliyor. Estampienin verse ve nakarat şablonunu daha iyi anlayabilmeniz için üçüncü sıraya Ghaetta koydum. Burada tek çalgı ve çok çalgılı tekrarlar aynen yukarıda anlattığım gibi ilerliyor.

Yedinci sıradaki Tre Fontane yorumuna, ezginin etnik çalgılarla gerçekleştirilmiş bir jazz versiyonu diyebiliriz. “Quinton (5 telli keman)” ile gerçekleştirilmiş emprovize bir introdan sonra 02:06′dan itibaren asıl ezgimiz başlıyor.

Ortaçağ dans müziği olan estampie, saltarello ve ductia birbirine benzer kalıplara sahip. Onun için en sona bir ductia örneği koydum.

(Aşağıya eklediğimiz müzik yapıtlarını sağ tıklayıp hedefi farklı kaydet’e basarak bilgisayarınıza yükleyip dinleyebilirsiniz.)

1- Istampitta: Saltarello (Jordi Savall/ Orient-Occident)

Istampitta- Saltarello

2- Kalenda Maya (Jordi Savall/ Estampies & Danses Royales)

Kalenda Maya

3- Istampitta Ghaetta (Estampie, Müncher Ensemble für frühre Musik)

4- Istampitta: Lamento di Tristano (Jordi Savall/ Orient-Occident)

Istampitta - Lamento di Tristano

5- Istampitta: La Manfredina (Jordi Savall/ Orient-Occident)

Istampitta - La Manfredina

6- Istampitta Isabella (Estampie, Müncher Ensemble für frühre Musik)

7- Istanpitta Tre Fontane (Henri Agnel/ Istanpitta: Dances florentines du Trecento)

Istanpitta Tre Fontana

8- Ductia/ Alfonso X el Sabio (1221-1284) (Jordi Savall/ Orient-Occident)

Ductia

Tarih süresince yürüdüğümüz bu uzun yolda, bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken diğer yandan kendimizi mahkum edeceğimiz bir sürü oyuncak yarattık. Sınırları belirlenmiş bir yerde yaşıyoruz, başımızı ona göre eğdiğimiz bir inancımız var; soyadımız ve vatandaşlık numaramız sayesinde kolaylıkla bulunabiliyoruz; hepimiz bir şeye “ait”iz. Bu arada, kimimiz geçim derdinde, kimimiz apartman dairesinin iyi ısınmadığından şikayetçi; kimiyse politikacılardan nefret ediyor. ATM makinaları herşeyi bizden daha çok biliyor. Eğer hesap işlemleriyle ilgili yenilikleri öğrenmek istiyorsanız telefonunuzun 3 nolu tuşuna basıyorsunuz. Ekmek aslanın ağzında ve ona erişmek için artık kas gücü değil, süslü kıyafetler ve süslü düşünceler gerekiyor. Yüzünüzde bir maske olmazsa ve o maske yokmuş gibi davranamazsanız belli bir yere gelemezsiniz. Birçok yerde imzanız olmalı ve kartvizitiniz de. Eğer oyunu kurallarına göre oynamazsanız para kazanamazsınız. Para kazanamazsanız aç kalırsınız. Ve aç kalanlar çoğunluk içinde kaybolan niteliksiz kişilerdir. Bize sunulan her objeye de bu gözle bakıyoruz. Kategorize edemediğimiz, bize benzer maskeler takmayan unsurları değerlendirme dışı bırakıyoruz. Herşeyi bir kenara bırakıp, kentli insan bunalımından kaçarak cahiliye döneminin özgür mutluluğunu tatmak için şu ezgilere bir kulak verin. Bırakın bu “dinsiz, milliyetsiz ve yurtsuz” müzik içinize aksın.

Yazan: Wherearethevelvets

wherearethevelvets@sanatlog.com

Kaynaklar:

http://www.videoplayer.hu/videos/play/280335

Pierre Aubry: Estampies et Danses Royales (1906)

Harvard Dictionary of Music (Second Edition, Revised and Enlarged)/ Willi Apel. Sf: 297-298

Answers.com/topic/estampie

Wikipedia: Estampie

Early Music History: Vol 17. Studies in Medieval and Early Modern Music/ Iain Fenlon

http://www.trobar.org/troubadours/raimbaut_de_vaqueiras/raimbaut_de_vaqueiras_15.php

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar

11 Yorum on "Istampitta"

  1. Hakan Bilge on Paz, 22nd Kas 2009 11:59 am 

    Müzik yapıtlarından sadece Istampitta Ghaetta ve Istampitta Isabella’yı MB sınırını aştığı için yayımlayamadık… Bunun dışında, mevcut yapıtları indirip dinleyebilirsiniz.

    Eline sağlık Muratcığım… Kahve eşliğinde bir kez daha okudum güzel yazını :) Keşke sigarayı da bırakmasaydım!

  2. SeRKaN on Paz, 22nd Kas 2009 2:41 pm 

    Orta Çağ Avrupası değil de kendi kültürümüze sahip çıkıp, onları burada yazsanız daha hoş olmaz mıydı?

    Kusura bakmayın, siteye şöyle bir göz gezdirdim de kendi kültürümüze ve sanatımıza ait pek bir şey göremedim. Gerçi sanat-log- herhalde log kelimesi de batı sözcüklerinden olsa gerek. Herhalde Sanat-log-da batı sanatından örnek veriyorsunuz. Bizim sanatımızdan kime ne? Değil mi???

  3. SeRKaN on Paz, 22nd Kas 2009 3:16 pm 

    Yazdıklarınızın bazılarına hak vermemek yanlış olur. Ancak hepsine katılamayacağım. Çünkü evrensel takılıyoruz imasında bulunmanıza rağmen, en eski uygarlıklardan biri olan biz Türkler’in elle tutulur bir izine bu sitede rastlayamamak, söylediklerinizi çürütmektedir. Bu arada benim amacım milliyetçilik, ırkçılık filan değil, batı özentisini sorgulamak…

  4. Hakan Bilge on Paz, 22nd Kas 2009 2:52 pm 

    Sanat ve sanatsal disiplinler, bakış açıları evrensel olduğu için bu sitede o ülkenin sanatı, bu ülkenin sanatı diye bir ayrıma gitmiyoruz. Zaten gidemeyiz de. Kusura bakmayız; ama büyük yapıtlar, önemli filmler, ait oldukları ulusların değil, bütün dünya halklarının ortak mirasıdır. Orta Çağ ya da günümüz, hiç fark etmez. Elbette birkaç yazıdan hareketle SanatLog’da sadece Batı kültür örnekleri öne çıkartılıyor diyemeyiz. Batı tandanslı da olsalar, yazılan metinlerin özgün olduklarına dikkatinizi çekmek isterim. Benzer yazıları başka sitelerde bulamazsınız. Bu reklam değil, zaten her şey görünüyor.

    Ayrıca “sanat” sözcüğü Arapça kökenlidir. “Log”un yabancı kökenli olması da bir şeyi değiştirmiyor takdir edersiniz ki. “Blog” sözcüğünden türetildi… Etiket önemli değil bence, içeriğe bakmak gerekiyor. Hindistancevizini kırmadan sütünü içemezsiniz…

  5. kusagami on Paz, 22nd Kas 2009 3:56 pm 

    murat hocam, oldukça güzel, büyük bir araştırma ve kafa patlatmadan geçtiğin bu yazı için teşekkür ederim, şahsım adına uzun zamandan beri bu kadar güzel müzik dinlediğimi hatırlamıyorum. hepsini kaydettim ve uzun bir zaman dinleyeceğim. bu konuda daha geniş bir müzik yelpazesi sunduğu için sanatlog’a ayrıca teşekkürler.

  6. wherearethevelvets on Pts, 23rd Kas 2009 12:49 am 

    İlk önce Hakan’a teşekkür etmek istiyorum. Her türlü kaprisimi çekiyor vallahi. Bir de süratli ki sormayın gitsin.

    Kusagami dostum, ben müzikten normal bir vatandaş ne kadar anlarsa o kadar anlıyorum. Eh aktarırken de akademik değil amatör bir tarzda yazıyorum. En nefret ettiğim şey, insana bir şey önerirken kafasını daha da karıştıran yazılardır. Olabildiğince açık ve net şeyler yazmaya çalışıyorum. Farketmiş olman beni daha da memnun etti.

    SeRKaN, sana da sormak istediğim şey şudur: Müzikleri dinledin mi? Sana tanıdık gelmedi mi? Bu müziklerin nereye ve ne zamana ait olduklarını söyleyebilir misin? Bir yerde kulağına çarptığında sen buna Ortaçağ Avrupa Müziği diyebilir miydin? Peki yazımın sonunu okudun mu? Neden müzikleri güzel olmaları dışında milliyetleriyle de değerlendiriyoruz? Neden hislerimizi kafamızdaki kalıplara göre (Bu Türk Müziği, bu Avrupa müziği diye) sınıflandırıyoruz? Neden Türk müziği, herhangi bir müzikten daha önemli olsun ki, ya da tam tersi? Neden ben yazımda “dinsiz, milliyetsiz ve yurtsuz” bir müziği önerirken, sen bunu elinle iteleyip Türk (ya da başka bir milletin) müziğini ortaya koyuyorsun?

    Ben Ortaçağ Avrupa müziğinden bahsetmiyorum ki. Sadece müzikten bahsediyorum. O yüzden herşeyi unutup sadece müziğin kendisine kulak verin diyorum.

  7. wherearethevelvets on Pts, 23rd Kas 2009 12:59 am 

    Ha bu arada kalan iki şarkıyı merak edenler bana mail ile ulaşırlarsa onlara Istampitta Ghaetta ve Istampitta Isabella’yı gönderebilirim. Özellikle Ghaetta çok hoş ve bizden bir şarkıdır.

  8. emin on Pts, 23rd Kas 2009 11:56 am 

    Estampie diye bir alman grubu vardı. Istampitta(estampie) ile bir bağı var mıdır merak ettim. Gerçi onların müziği gotik ve barok gibi(daha çok gotik).

    Diğer yandan ben müzikleri dinlerken ilkel(ilkelden kastım daha az komplike) bir arap müziği dinlediğimi sandım. Sanırım endülüsle bir bağlantısı var Istampitta’nın.

    Şu “batı özentisi” tartışması ise ilginçmiş. Hele ki müzikte böyle bir tartışma? Sanırım müzisyenler, 18. yy da bıraktılar müziğin milliyeti fikrini. Sadece coğrafyalara ait ezgilerden bahsedilir oldu.

    Ve sonuçta çok güzel bir yazı. Eline sağlık.

  9. wherearethevelvets on Pts, 23rd Kas 2009 1:30 pm 

    Emin,
    eğer bahsettiğin grup Sigrid Hausen, Michael Popp ve Ernst Schwindl’dan oluşan “Estampie” ise, 3. ve 6. sırada önerdiğim şarkılar bu gruba ait.
    Evet şarkıların Endülüsten dokular taşıdığı bir gerçek. Oksitanya’da Araplar, İsrailoğulları ve Frenkler’in kaynaştırdıkları kültürlerinin eseridir bu müzik.

    Batı özentisine cevabım da 10. resimdeki Trobadurun elindeki “saz” olacaktır.

  10. persona on Pts, 23rd Kas 2009 1:49 pm 

    SanatLog’da girilen sanat haberleri “Türk kültürü” ile ilgili değil mi? Ama ne olursa olsun Doğu-Batı gibi bir ayrım yapmak sakıncalı. “Beethoven bestelerini sadece Viyanalılar için yapmıştır” demek ne derece mantıklıdır? Yeni Zelandalılar da dinliyor onu biz de, kendi ülkesi de. Beethoven üzerine yazmış olsak Batı özentisi mi olduk demektir?

    Siteyi daha yakından incelemeli bence okuyucular.

    Eline sağlık.

  11. ıstampitta | Sinerji on Cts, 14th Tem 2012 6:40 pm 

    [...] http://www.sanatlog.com/… Yazının devamını itusozluk.com üzerinden oku.. ıstampitta » [...]

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz...
Yorumunuzda avatar çıkması için gravatara üye olmalısınız!