Anasayfa / Sinema / Kült Filmler / Dressed to Kill (1980, Brian De Palma)

Dressed to Kill (1980, Brian De Palma)

Alfred Hitchcock’un ve filmlerinin Hollywood’u hatta dünya sinemasını nasıl etkilediği malum. O etkilenmeden en çok payını alan kişinin Brian De Palma olduğu da öyle. De Palma, Hitchcock’un resmi vekilharcıymışcasına filmlerinde bazen alenen bazen göndermelerle büyük ustanın yarattığı sahneler üzerinden kendi sinemasını türetmiştir. 1976 yılındaki Carrie/Günah Tohumu’ndan sonra korku-gerilim filmleri ve bu janrı melezlediği kara filmleriyle kariyerinin bir yanını garantilemiş diğer yanını ise popüler oyuncuları ve mafya temasıyla gangster filmlerinden oluşturmuştur. Toplamda ise De Palma’nın en çok ilgilendiği konu suçtur. O da ustasının izinden gider ve suça homofobik bir yaklaşım gösterir. Yalnızca homofobik de değildir sineması, aynı zamanda maskülendir de. Bir anti-kahraman olarak Carrie’nin ana karakteri De Palma’nın filminde lanetlenmiş bir yetenek sahibidir. Favori oyuncularından Nancy Allen, Dressed to Kill de dahil olmak üzere sıkça fahişe karakterleri canlandırmıştır. As oyuncusuna ve femme fatalelerine sık sık fahişe elbisesi biçmesi (ya da Carlito’s Way/Carlito’nun Yolu’nda olduğu gibi stritpsitlik) bu mesleğin cinsellik, erkeği ihanete sürükleme ve elbette suç temalarıyla örülü olmasından kaynaklanır. De Palma’nın çok az filminde kadın karakteri masumdur.

Dressed to Kill filminde De Palma, özünde bir transvestizm cinayetlerini gerilim sinemasının en mahir örnekleriyle anlatırken alttan alta normal toplum düzeninin bozulması ve bu bozulmaya tarihin en eski günah itkisi olan cinselliği de irdeler.

dressed-to-kill-brian-de-palma

Filmin ilk karakteri o muhteşem galeri sahnesinde tüm bilinçaltını ortaya döken Angie Dickinson’ın Kate Miller’ıdır. Kate 49 yaşına rağmen tüm vücudunun gösterildiği açılış sahnesinde de anlatıldığı gibi seksüel içgüdüleri pozitif bir ivmeyle sürekli yükselen bir karakterdir. Yüzünü bir-iki defa gördüğümüz ve tek suçu yatakta kokmak olan kocasını aldatır. Üstelik asansörde gördüğü küçük bir kızın küçümseyici bakışları altında bu aldatmanın olumsuzluğunun kendisi de farkındadır. Henüz ölmeden önce partnerinden zührevi hastalık kapma ihtimalinin büyük olduğunu anlar ve bizzat De Palma’nın yazdığı hikayede şiddetli bir ölümle cezalandırılır.

Bir diğer karakter ise Michael Caine’in başarıyla canlandırdığı Norman Bates imitasyonu psikologdur. Hem Kate hem de Nancy Allen’ın fahişe Liz karakteri tarafından tahrik edilmesiyle benliğindeki ikinci cinsiyet tehlikeli bir versiyonla harekete geçer. Caine’in psikologu anne dürtüleri hariç tamamen Psycho/Sapık’ın Norman Bates’idir. Kanımca Bates’ten daha az irkiltici ve daha az acınasıdır.

Üçüncü karakter Liz ise, fahişeliğinde suç dürtüsüne yenik düşmediği için De Palma tarafından finaldeki tehditle birlikte öldürülmeyerek affedilen karakterdir. Liz, psikologun homoseksüel parçası tarafından sürekli kovalanır ve ölümlerden döner. Travestizm, fahişelikle suç konusunda yarışmaktadır. De Palma’nın normal toplumunu saf dışı bırakan bu kavga, Hitchcock’un homofobik şiddetinde kadının yeri konusuna tam manasıyla hakim bir yönetmen tarafından serbest bırakılmıştır. Tam da bu yüzden De Palma’nın Hitchcock taklitleri, hoş görülen taklitlerdir. Öncüllerini bir adım ileriye götüremese de kalitelerine zeval vermeyen ikincil filmlerdir De Palma’nın filmleri.

Filmde resim galerisi sahnesi tam bir profesyonellik içerir. Kate’in kendi bilinçaltında gezdiği bu labirentimsi galeride arzularını şiddetlendiren erkeğin peşinde sık sık cinsel anlamlar içeren tabloların bulunduğu bölmelere girer. Bu aynı zamanda birazdan yaşanacak seks-şiddetin de sembolüdür. Filmin bir başka meşhur sahnesi de finaldeki gerilimdir. Bu sahnede film neredeyse başa döner ve ilk sahnedeki tecavüz fantezisi ve umursamama yerini katledilme korkusuna bırakır. Birbirinden farklı iki kadının şiddet dolu hayal ve rüyaları içiçe geçer ve Liz’in mutlak arınmasıyla film son bulur.

Brian De Palma’nın ilginç bir takıntısı da metro/tren istasyonlarıdır. The Untouchables/Dokunulmazlar, Blow Out/Patlama ve Carlito’s Way filmlerinde kilit sahneler hep istasyonlarda çekilmiştir. Dressed to Kill’in de gerilim dozu çok yüksek takip sahnesi bir metroda geçer. Metrolar ve istasyonlar aynı zamanda karakterlerin bilinçaltı derinliğidir. Saydığım 4 filmde de ana karakterler bu istasyonlarda en büyük korkularıyla yüzleşirler. Dressed to Kill’in bir başka özelliği de neredeyse pornoya varacak erotizmidir. Filmlerinde erotizm kullanmayı ve bunu bir tablo olarak sunmayı çok seven De Palma bu konuda gerek Angie Dickinson’dan gerekse de Nancy Allen’dan yüzde yüz performans almayı başarır.

İlginç Bilgi: İlk kez 1981 yılında verilen Razzie/Ahududu ödüllerinin adayları törenlerin gelmiş geçmiş en saçma seçimlerdi. Onlardan biri de en kötü yönetmen dalında bu filmle aday olan Brian De Palma idi.

Muhammed Tiryaki

[email protected]

Yazarın diğer yazıları.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Hakan Bilge: “Godfather, Citizen Kane gibi Notorious da benim saplantılarımdan.”

Söyleşi: Ceyhun Korkmaz Geçen seneki söyleşimizde Truffaut üzerine bir kitap dışında ismini telaffuz etmediğiniz başka ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir