Erhan Bener Diye Bir Yazar Var, Tanıyor musunuz?

8 Nisan 2012 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Sanat

Türkiye’de acaba kaç kişi, kaç okur, Erhan Bener adlı yazarla tanıştı. Çok merak ediyorum, geçen günlerde küçük bir kentte katıldığım bir mini kitap fuarında, Bener’in remzi kitapevinden çıkan tüm yapıtları uygun fiyata satılıyordu. Gözlem yapmak oldum olası sevdiğim bir şeydir, özellikle kültürel konularda yapılan gözlemler, ülkenin hâkim zihniyet yapısını fark etmemi sağlar. Özellikle Türkiye’nin İzmir ve İstanbul gibi kentlerden ibaret olmadığını bilenler için geçerli bir yöntemdir bu. Okurların ve öylesine gezenlerin neredeyse hiç biri Bener’i tanımıyordu. Bu düşünceler kafamdan geçerken, çok sevdiğim ve hayatımda gördüğüm en işlevsel okur olan dostum bana şöyle bir saptamada bulundu? – “bu ülkede bu kadar iyi bir yazar olup bir o kadar da tanınmayan bir yazarlar listesi çıkarılırsa Bener bunun başında yer alır.”Dedi. Katılmamak elde değildi bu görüşe. Peki, bunun nedeni ne olabilir? Ülke de o kadar çok yazar! O kadar çok yayınevi! Bir sürü edebiyat dergisi ve gazetelerin kitap eki varken bu yazarımız nasıl gözden kaçabiliyordu. Okur muydu tek suçlu? Peki, birkaç eleştirmen ve bilim insanı dışında ondan bir kelime bile söz etmeyenlerinde bu görmezden gelmeye katkıda bulundukları söylenemez miydi? Kitap eklerinde, dergilerde, sosyal paylaşım sitelerinde yazılan onca yazı yığıntısı arasında neden Bener ile ilgili şeyler bir elin parmaklarını geçmiyordu?

Oğuz Atay geliyor aklıma, o da yaşadığı yıllarda ne edebiyat otoriteleri! Tarafından fark ediliyordu, ne yazdığı tek oyun olan “oyunlarla yaşayanları” sahneletebilecek bir tiyatro ve tiyatrocu, ne yarı aydın çetesi tarafından ve üzülerekte olsa maalesef okur tarafından, garip bir yalnızlık içinde bu durumun sıkıntısını “günlük”lerinde uzun uzun anlatmıştı. Ancak Atay’ı Bener’den ayıran en önemli şey, Atay’ın günümüz edebiyat dünyasında neredeyse bir mit haline gelmiş olmasının yarattığı farktır. Bener ne 70 lerde ne de şimdi bırakın mit olmayı, hala kıyıda köşede kalmış, büyük bir romancıdır. “Tutunamayanlar” ın neredeyse bir histeri derecesinde takip edildiği bir ortamda Bener’in yine bir tutunamayan karakteri çok farklı varoluşsal kurguda işlediği “Baharla Gelen” ya da yine küçük burjuva bir bireyi toplumsal ve siyasal arka planı ile ayrıntılı olarak işlediği “Oyuncu” adlı romanları ise hala yalnız bir şekilde okur tarafından fark edilmeyi beklemektedir.

Türkiye’de değişik bir edebiyat ortamı var, istedikleri yazarları istedikleri zamanlarda, çağın koşullarında ve pazarlama stratejilerine uygun olarak yüceltip bir “çok satan”a dönüştürebiliyorlar… Bu düşüncem tabi ki tüm çok satan romanları kapsamıyor. Ama günümüzde artık okuma eyleminin bile belirli göstergelerle, üstünlük belirtisi olarak görüldüğü bir edebiyat çetesi düzeninde ne Bener hakkında yazı yazmak onlara bir şey kazandırır ne de okurun Bener’in romanlarını okuması… Çünkü ikisi de toplumsal yaşamın yarı entelektüel ortamlarında bir fark yaratmaz… Fark yaratmayı bırakın insanın yalnızlaşmasına bile neden olabilir.   Şüphesiz bu yalnızlaşmanın histerik küçük burjuva yalnızlaşmasından daha samimi olacağı kuşku götürmez…

Pirim yapmak için “Tutunamayanlar” romanı vardır ne de olsa, ya da Atılgan’ın “Aylak Adam”ı yetişir hemen imdada… Öyle insanlar tanıdım ki, bu iki roman olmasa hayatlarında okuma ve edebiyatla ilgili zihinlerinde hiçbir şey kalmayacak. Tıpkı toplumcu gerçekçi romancılar dışında roman sanatının olamayacağını savunan az gelişmiş entelektüel edebiyat bozmaları gibi.

Örneğin dantellerle dolu bir bara ya da cafeye gittiğin de “Tutunamayanlar” yerine Bener’in “Oyuncu” adlı romanını koyan bir insana kimse ilgi göstermez. Kitapçıya ne zaman girseniz en az bir kişiyi  “Tutunamayanlar” ile ilgileniyor bulursunuz. Ama Bener’in kitaplarını bulmak için raflar arasında küçük bir gezintiye çıkmanız gerekecektir. “Baharla Gelen”i bulmak için eğer kitapçıya sorarsanız size çok absürd öneriler sunması muhtemeldir. Tabi Bener soyadı ile üç yazar edebiyat sahnesinde olduğu için küçük bir anlamlandırma karışıklığı da doğabilir. Özellikle Erhan Bener ile yeni tanışacak olanlar için, Vüsat O Bener ve Yiğit Bener gibi isimlere de bir süre sonra yabancı olamayacaklardır.

Erhan Bener, ülkemizin en iyi beş yazarı arasına kesinlikle girmektedir. Onu anlayabilmek için, klasik genel geçer okumaların dışında, psikoloji ve felsefe ve toplumsal yapı ile haşır neşir olmak gerekmektedir. Şüphesiz bu her edebiyat eseri için gerekli olan bir durumdur ama Bener gibi -saygın bir eleştirmenimizin de belirttiği üzere - psikolojik romanın ülkemizdeki en önemli temsilci ise o zaman çok daha yoğun bir okuma ve anlamlandırma evresi devreye girmektedir. Tüketim çağının tüket ve sonra da kaldırıp at türünden roman ve öykülerine benzemez onun yazdıkları, bireylerin yaşadıkları çağ ile kendi dünyaları arasında olan uçurumların çelişkileri vardır onun karakterlerinde, sinemasal bir düş dünyası ile kavrar okurlarını, hayal gücünün uçsuz bucaksız evreninde dolaşmaktır onun yapıtlarını okumak…

Yukarıda değindiklerime paralel olan bir olay birkaç hafta önce başıma geldi. Fanzin çıkardığını söyleyen genç bir üniversite öğrencisi heyecanlı bir şekilde bana yazdıklarını gösteriyordu. Sohbet ederken hangi yazarları okuduğunu ve takip ettiğini sordum. Bana Oğuz Atay okuduğunu ve neredeyse başka yerli yazar okumadığını söyler gibi oldu. Biraz da Tezer Özlü’den bahsetti… Sadece bu ikisini okuyarak Türk edebiyatı üzerine başka bir kaynağa gereksinim duymuyor gibi hissediyordu kendini. Anlayabileceği şekilde onun şevkini kırmadan bu durumun yaratabileceği sakıncalara değindim. Ve ona şu örneği vererek sohbeti tamamladım. “yıllar önce bir atölye çalışmasına katıldığım İtalyan yazar Mario Fratti, tam otuz yaşına kadar hiçbir şey yazmadığını söylemişti. Dinleyicilerin şaşkınlığını şu cümle ile tamamlamıştı. “Ama otuz yaşına kadar dünya edebiyatı üzerine ne bulursam okudum”

Bizim yarı aydın çetesi bırakın dünya edebiyatının hepsini okumayı kendi edebiyat tarihlerini bile bizden olanlar ve olmayanlar diye ayırıyorlar… Kemal Tahir’e nasıl baktıkları ve davrandıkları üzerine bir roman bile yazılabilir. Post-modern edebiyatın bile doğru düzgün anlaşılmadığı edebiyat surları içerisinde Bener gibiler hala yer olmaması aslında şaşırtıcı bir durum değil. İçerikten çok biçime önem verilen bir çağın biçimsel (!) açıdan da Bener’e ihtiyacı yok. Ne Oğuz Atay gibi yakışıklı ve karizmatik ne de efsane haline gelebilecek bir öz yaşam öyküsüne sahip… Yazar merkezli değerlendirmelerin hastası olan bizim eleştiri ve edebiyat dünyası, toplumsal histeri krizine devam ediyor… Hep yeni mitler yaratmak istiyor… O fanzin çıkarak genç üniversitelide mitlerin peşinden koşmaya devam ediyor…

İşin en trajikomik sonuçlarından birisi ise eğer Oğuz Atay uzaklarda bir yerde yazdıkları mı okuyorsa eğer, bana bıyık altından hüzünle gülüyordur. Anlaşılmadığı bir çağdan yanlış anlaşıldığı bir çağa evrildiğini görmek… Bener ise ciddiyetle bunların önemsizliği üzerine düşünüyor ve yazmaya devam ediyordur…

Oyuncu adlı romanında yazarlık anlayışını şöyle aktarmıştı; “Ben, kendimi anlatıyorum. Zaten kimse bir başkasını anlatamaz. Anlattıklarının toplumsal bir yönü varsa, o da benim yapımda var olduğu içindir, onunla sınırlıdır. Ben hiçbir zaman bir maden işçisini anlatamadım. Bir toprak kölesini de”

Serkan Fırtına

serkanfirtina35@gmail.com

Hayal Bilgisi Dergisi: 7. Sayı

 Hayal Bilgisi Dergisi’nin 7. sayısı çıktı. Dergide Ayşe Ünsal, Cihat Albayrak, Emine Köseoğlu, Hakan Bilge, Müştehir Karakaya, Şerif Temurtaş, Yusuf Bal ve daha birçok ismin şiir ve yazıları yer alıyor.

Değerli Hayal Bilgisi Okurları,

Mart 2011’de ilk sayısını yayınladığımız Hayal Bilgisi, Mart 2012’de 7. sayısı ile 1. yılını dolduruyor.

Geride kalan 1 yılda, 32 sayfa ve kendinden kapaklı iken, 72 sayfalık bir hacme kavuştu Hayal Bilgisi. Türkiye’nin pek çok noktasında kitapçıların raflarında yer buldu kendisine. Dergide yayınlanan eserler daha fazla yazı arasından seçilmeye başladı. Dolayısıyla yazılarını gönderen insanlarla tanışıklıklar geliştirdik. Asli amacımız olan bu diyaloglar bizi giderek büyüyen bir aileye dönüştürdü.

Hayal Kitabevi, Temmuz/Ağustos/Eylül/Ekim (2011) ayları boyunca Van Erciş’te bir kütüphane gibi işledi ve sayısız kitap okur ile buluştu. Burada pek çok etkinliğe yer verildiği gibi, ilköğretim öğrencilerine de ücretsiz İngilizce kursları verildi. Kitabevimiz, yaşadığımız ve tüm Türkiye’nin yakından takip ettiği deprem nedeniyle kapandı.

Depremin ardından birçok proje gerçekleştirdik Hayal Bilgisi olarak. 6. sayımızın tüm geliri ile çocuk kitapları satın alıp hediye ettik depremzede çocuklara. Söz verdiğimiz gibi. Okurlarımızın destekleri ile özellikle çocuklara yönelik bu çabalarımız neticesinde hala yüzlerce tebessüm ile karşı karşıya kalıyoruz. Çocuklar, Türkiye’nin dört bir yanından ablaları ve abileri ile mektup arkadaşlığı yapıyorlar, hediyeler alıp, gönderiyorlar. O çocuklar, ‘Ben Edebiyattan Anlarım’ diye sloganlarını yazıp, 7. sayımızın okurları için birer resim yaptılar. Erciş’i, gökkuşağının en güzel renklerine boyadılar.  

Hayal Bilgisi 7, bu bağlamda, ‘Edebiyatçının Sosyal Sorumluluğu’nu sordu Mevzubahis sayfasında. Çünkü parası olanın değil; gönlü olanın yardım edebileceğini, yeteneği ya da bilgisi olanın değil; bilinci ve vicdanı olanın ötekileri tebessüm ettirip hediyeleşmeyi gerçekleştirebileceğini göstermek ve ne yaparsak yapalım, icraatımız ne olursa olsun, elimizdeki malzemeyi ya da insan öğesini mutlu edebilecek tek gerçeğin doğru üslup olduğunu anlatmak istiyoruz.

Olabildiğince dikkat ediyoruz bu nedenle yaptıklarımıza. Hediye paketleri bazen, hediyenin maliyetini aşıyor. Ailemize ayıracağımız vakti, mektuplar, kısa notlar yazmak ya da hediye paketleri hazırlamak için harcayabiliyoruz. Misal, ‘fotokopisini çeksenize o notun, niçin elle yazıyorsunuz’ diyorlar bize. El yazısı; samimiyetin en uç noktasıdır. Biz istiyoruz ki, toplumda farklı noktalarda olan herkes, isimlerinin yanında hangi etiket olursa olsun, samimiyetlerini korusunlar birbirlerine karşı.

Ve istiyoruz ki, ‘çocuk’ insanın en önemli gündemi olsun.  Hayal Bilgisi, bu nedenle çocukları önemsiyor. Bu nedenlerle, Hayal Bilgisi bir edebiyat dergisinin olması gereken halini simgeliyor pek çok açıdan; şiirinde ifade ettiğini kendi hayatında kendisine samimiyet olarak kanıtlayamayan insanlarla işimiz yok bizim. Hırsımız yok. Kıskançlığımız yok. Tartışmaları ön planda tutacak kadar müsrif değiliz Elhamdülillah.

Niyetimiz düşüncelerin, edebi kaygıların gerçek hayatta eylemlere dönüşmesi, harekete geçirebilmesi bizleri ve okurları. Allah, muvaffak etsin.

Hayal Bilgisi’nin sayfalarında mutlaka size hitap eden bir yazı ve yazar ile tanışacaksınız.  Gelecek sayıda buluşmak üzere…

[Cihat Albayrak]

www.hayalbilgisi.org

editor@hayalbilgisi.org

www.ikidelibirkitap.com

Tûtî Edebiyat Dergisi: 8. Sayı

18 Şubat 2012 Yazan:  
Kategori: Deneme, Dergi & Fanzin, Duyurular, Edebiyat, Eleştiri, Sanat, Siir

Tûtî çıktı! 

Bu sayıda:

takdim [ya da (itirazlar V)]
2 Ehet Seli – Editörün Ölümü

röportaj
4 Ehet Seli -Suphi Taşhan’la Röportaj

şiir
11 Erdal Çakır - Mezopotamya I-II-III
14 Mehmet Selim Özban - Bir Deli Ellerini Arar
16 Mehmet Aycı - Uçku
17 Berat Bıyıklı - Limansız
72 Cihat Buçak - Yön ve Ayna
73 İbrahim Gürses - Sevdalinka
74 Babür Turna - Sabr u Sefer

hikâye
18 Emrah Tunç - Teşettüt Devresi ve Birkaç Küçük Mesele
21 Onur Aydın - Kelime Düğümlenmesi
26 Fatih Mutlu - Eşsiz Dans
28 Okan Cem Çırakoğlu - Cennet Bahçesi
32 Emre Ergin - Son Savaş
37 Emrah Aydoğdu - Düşlem

anlatı
38 Feyza Korkmaz Sağlam - Başım

amaçsız yazılar
40 Emrah Tunç - Kaybolış/ Ayağımda Kundura

sinema
42 Hakan Bilge - Kadın: Kayıp Kıta -Kadınlar Ne İster?-

tiyatro
46 Tadashi Suzuki - Kültür Bedendir (deneme, çev. Bora Boşna)

oyun
51 Memet Baydur - Çin Kelebeği

portre
56 Emrah Tunç - ‘Yıllar’ca Tanpınar -Ahmet Hamdi Biyografisi

dipnot
71 Rıfkı Dingin - Anlaşmazlık

çeviri dosyası
76 Michael Frayn - Kopenhag (oyun, çev. Bora Boşna)
85 Ann Beattie - Kar (hikâye, çev. Emre Ergin)

kitap tezgâhı
87 Deniz Depe - Sinek Isırıklarının Müellifi Hakkında Bazı Mülahazalar
89 Yasemin Köksal - Atlas

alıntılar
90 Ehet Seli - On Dergiden Dizeler

haber
94 Deniz Depe - Edebiyat Dünyası/Ödüller/Yarışmalar

dizin
95 Tûtî Dergisi - Yıl 2 (5-6-7-8. Sayılar)

Mühür Dergisi: 38. Sayı

Mühür Dergisi’nin 38. sayısı (Ocak-Şubat 2012) çıktı…

 

Dergide Emel Koşar, Gültekin Emre, Hakan Bilge, Haydar Ergülen, Hilal Karahan, Hüseyin Peker, Mustafa Fırat, Yahya Kurtkaya gibi şair ve yazarların çalışmaları ve çeşitli söyleşiler yer alıyor.

 Derginin web sitesi: muhurkitapligi.com

Güney Dergisi: 59. Sayı

 Güney Dergisi: 59. Sayı (Ocak-Şubat-Mart 2012) İçindekiler:

merhaba GÜNEY
güncel 5 Jobs’un ardından… Derya GÜMÜŞ
şiir 9 İlkbahar Haberleri Rahime HENDEN
güncel 10 Sanat(çı) Olarak Resmin (ve Ressamın) Soru(n)ları Temel DEMİRER
haber 16 2011 Ekim’i… Yaşayacak Ömürleri Varken Hasan ERKUL
Karikatür 18 Karikatür Mehmet Boğatekin
mektup 19 Sizlerden Güney’e GÜNEY
mektup 21 Bir Keman Viryüözüne Mektup Fatma AKYÜREK
şiir 23 Rosa Mustafa Akyürek
haber 24 “Bir Lira”lık Fotoğraflar GÜNEY
deneme 26 Ölümsüzlüğe İnanıyorum Hakan BİLGE
şiir 29 Kirlettiniz Akman GEDİK
güncel 30 Bu yıl insanlık için ne yaptınız? Adil OKAY
araştırma 32 Bilimin Tartışılmaz Doruğu Karl Marks ve Bakuninciliğin Çöküşü İbrahim GEZİCİ
öykü 35 Naftalinli Anılar Murat SÜMBÜL
halkların dili 38 Toros Azadyan Pakrat Estukyan
halkların dili 39 Kürt Dili ve Edebiyatı Boran BERDAN
şiir 43 ZAROKÊN ŞER Songül ATSIZ
eleştiri 44 “Dinini… kitabını… iyi tanı!…” yazı dizisine gelen eleştiri
Süleyman KAYĞAZ
dosya 52 Dinini… ve kitabını… iyi tanı! GÜNEY
roportaj 70 Yönetmen İ. Serhat Karaaslan ile söyleşi GÜNEY
şiir 72 Haset Madeni Ayhan ÖZTÜRKOĞLU
sinema 73 Sinema Notları Anuş Pazarcıyan
kitap 82 Felsefe Hesap Soruyor M. Şehmus Güzel
kitap 84 Levent Uğur’dan “Dünya Alfabesi” Güney Yılmaz
şiir 85 3.14 Nevin KOÇOĞLU
şiir 85 KIR ZİNCİRLERİNİ Nesrin ERDOĞMUŞ
şiir 85 KALBİM Metin FIRAT
karikatür 86 Kariktür MERAY ÜLGEN

« Önceki Sayfa — Sonraki Sayfa »