Anasayfa / Manşet / Psikanalitik Feminizm

Psikanalitik Feminizm

Psikanalitik Feminizmin Müsebbibi: Freud ve Penis Kıskançlığı Kavramı

Freud’un kadın gelişimi üzerine kaleme aldığı metinlerin belkemiğini penis kıskançlığı tezi oluşturur. Penis kıskançlığı kavramı 1905 yılında yayımlanan “Cinsellik Teorisi Üzerine Üç Deneme”den 1932 yılında yayımlanan “Dişilik” makalesine kadar her metnin en temel ve açıklayıcı öğesidir.

sigmund-freud

Penis kıskançlığı kavramı “küçük adamın”, kız çocuğu olduğunun ayırdına vararak, dişiliğe evrimini; bu çerçevede eril ve klitoral cinselliğinin sonlanışını; edilgen, kadınsı, vajinal ve iğdiş edilmiş cinselliğini kabulünü, kız çocuğunun kendini, annesini ve bütün dişi cinsini aşağı görmesinin nedenini, ilk eril sevgi nesnesi olan babaya ve dolayısıyla erkeklere yönelişini, annelik özlemini ve kadının erkeğinki kadar gelişkin olmayan üst-beninin oluşumunu açıklayan en temel kavramdır.

Freud’a göre, çocuklar farklı psikoseksüel gelişme dönemlerinden geçerler ve belli bir yetişkinin mizacı bu dönemlerle nasıl baş ettiğinin bir ürünüdür. Diğer bir deyişle, cins, cinsel olgunlaşmanın bir ürünüdür. Kız ve erkekler kendi cinselliklerini (biyolojilerinin bir sonucu olarak) farklı tecrübe ettiklerinden, sonuçta birbirleri ile çelişen cinsel roller edinmektedirler.

Freud zamanındaki yetişkinler, cinsel aktiviteyi üretkenliğe dönük bir aktivite ile eş tuttuklarından, çocukların cinselliği olmadığını düşünmekteydiler.

Ancak Freud, çocuk cinselliğinin değişik aşamalardan geçen bir sapkınlık olduğunu söyler. Yani çocuklar açısından, bütün vücut, özellikle girintileri ve çıkıntıların hepsi cinsel bölgedir. Bir çocuk, bu tür bir sapkın cinsellikten çeşitli dönemlerden geçerek “normal” heteroseksüel cinselliğe ulaşır.

Oral dönemde bebek, annesinin göğsünü emmekten büyük bir zevk duyar. İkinci en büyük zevk aldığı şey ise başparmağıdır.

Anal dönemde, çocuk dışkısının dışarı atılmasını kontrol etmekten büyük haz almaktadır.

Fallik dönemde ise, çocuk genital bölgelerindeki zevki keşfeder ve Oedipus denilen hadım etme kompleksini çözmekte başarılı ya da başarısız olur.

Komplekssiz Bir Yaşam Mümkün Değil: Oedipus Kompleksi ve Ötesi   

Erkeklerin Oedipus kompleksi annelerine olan doğal bağlanmalarından kaynaklanmaktadır. Çünkü, onları besleyen anneleridir. Bundan dolayı, erkekler annelerine sahip olmak, babalarını ise öldürmek isterler. Babalar onlara gösterilen ilginin rakipleridirler.

Annelerini ve diğer kadınları çıplak gördüklerinde, penisleri olmayan bu yaratıkların babaları tarafından hadım edildikleri gibi bir düşünceye kapılırlar. Bu düşüncelerle sarsılan erkek çocuklar, annelerine ilişkin düşünceleri besleme cesaretini gösterdiklerinde babalarının kendilerini de hadım edeceği korkusuna kapılırlar.

Bu korku annelerine besledikleri sevgiyi bastırmalarını gerekli kılar; bu süreç Freud’un süperego diye adlandırdığı gelişme sürecinin başladığı acılı bir dönemi ifade eder.

Süperego, babasının değerleri ile büyüyen oğul tarafından ne ölçüde içselleştirilmişse, o ölçüde bu fikir, ataerkil, toplumsal bilinç haline gelir. Oedipus ve hadım kompleksinin başarılı bir şekilde üstesinden gelen erkek çocuklar, güçlü bir süperego geliştirirler, çünkü, anneye yönelik sevgiyi terk etme sürecinde, babanın otoritesine karşı kendilerine nasıl sunacaklarını öğrenmişlerdir. Oedipus ve hadımlık kompleksleri ile desteklenmemiş olsalar, erkek çocuklar babalarının yolunu izlemeyi arzulayan erkekler olamayacaklardır ve babalardan birisi olmak demek olan uygarlık, muhafaza edilemeyecektir.

Erkekler gibi kızların da ilk sevgi nesneleri anneleridir. Fakat, sevgi nesneleri hayatları boyunca hep bir kadın olan kızlar, erkeklerden farklı olarak arzularını bir kadından erkeğe döndürürler. İlk önce bu, babaları olur, daha sonra babalarının yerini alacak olan bir erkek olur. Freud’a göre, bu kız çocuğunun sevgi nesnesinin bir kadından erkeğe yönelmesi, penisinin olmadığını ve hadım edilmiş olduğunun farkına varması ile olur. Kızlar, erkek kardeşinin ya da bir oyun arkadaşının penisini çarpıcı bir biçimde görür ve büyük olduğunu fark eder, kendisinin fark edilmeyen küçük organının eşdeğeri gibi gördüğünde, bu zamandan sonra her zaman penise gıpta ile bakan bir kurban haline dönüşür.

Eksikliğinden dolayı üzüntü içine düşen kız çocuğu, diyelim ki kardeşinin penisine bakarak, gittikçe kıskançlaşır ve annesini kendisinin uygun bir şekilde donatmadığından dolayı suçlamaya başlar. Freud’a göre, eğer bir kişi sevgi nesnesini kaybedecek olursa (bu durumda bu annedir) bu kayıpla baş etmenin bir yolu şu veya bu şekilde kaybedilen sevgi nesnesinin yerini doldurmaktır.

Bunun için, kız çocuklar anneleri ile kendilerini özdeşleştirirler ve babalarının karşısında annelerinin yerini almaya çalışırlar.

En temel savunma mekanizmalarından biri, kaygı üreten dürtünün bilinç dışına atılarak baskı altında tutulduğu mekanizmadır. Bir diğer savunma mekanizması ise, daha az kaygıya yol açacak olan libidonun bir hedeften diğerine yönlendirilmesiyle sonuçlanan yer değiştirmedir.

“Ben Aslında Yoğum” (Bir Kadın) / Ne Yaparsan Yap Olmuyor Bazen

Kadın cinselliğine ilişkin Freudcu açıklama iğdiş olgusuna verilen öneme dayanır. Kadında iğdiş kadınlığın yapısını oluşturan bir aşağılık duygusu yaratır. Birinci aşamada kız çocuk bu iğdiş edilmenin, özellikle klitoridyen mastürbasyonu nedeniyle verilmiş bir cezanın sonucu olan kişisel bir olay olduğunu düşünür.

Bazı kızlar küçültücü kadın klitorisini o kadar hakir görmeye başlarlar ki, kendilerini tamamen cinsellikten çekerler. Daha sonra, bu tür kızlar, özellikle cinsel soğukluk içine girerlerse, nörotik olarak damgalanacaklardır. Bu kızların tersine, hadımlık olgusunu kabul etmeyi ve mastürbasyonu son vermeyi reddeden kızlar da vardır. Bu kızlar Freud’un “erkeklik kompleksi” dediği bir kompleks geliştirirler, hayat tarzları içinde erkeklik özelliklerini taklit ederler ve aşırı durumlarda lezbiyen olurlar.

İkinci aşamada, bütün kadınların iğdiş edilmiş olduklarını keşfederek kadının iğdiş edilmesinin doğal ve evrensel niteliğini öğrenir; böylece Freud’un belirttiği gibi, erkeklerin bu aşağı cins hakkında duydukları hor görmeyi paylaşmaya başlar. İşte “penis özlemi” bu aşağılık duygusundan doğmaktadır.

Bu özlem kız çocuğunu önce babanın penisini alma isteğine, sonra ensest tabusu nedeniyle babadan bir çocuk edinme isteğine iter. Evrim tamamlandıkça ve gerekli vazgeçmeler oluştukça babadan bir çocuk edinme isteği erkekten bir çocuk edinme isteğine yerini bırakır. Şu halde kadın için çocuk penisin toplumun izin verdiği vekilidir. Anne olmak da fallus araştırmasının başarılı sonucudur ve kadın için biyolojik aşağılığının en iyi biçimde ödünlenmesidir.

Demek ki çocuk için aşağı oluşunu keşfetmesinden itibaren psikoseksüel evriminde iki yol vardır: Bu evrensel aşağılığı kabul edecek ve bunu ancak ANNELİKLE ödünleyecektir; bu aşağılığı yadsıyacak, bu durumda bunu ya anne olmanın dışında başka araçlarla ödünlemeye çalışacaktır (örneğin fallik türden bir cinsellik benimseyecektir) ya da kendini toplumsal, entelektüel etkinliklere verecektir.

Freud’a göre kadın için tek meşru yol anneliktir; ikinci yol meşru olmayan, kadının doğasına uymayan, sonunda onu başarısızlığa, nevroza, sapıklığa götürecek bir yoldur.

Ancak ne olursa olsun kadın eksiklik hissinden hayatının hiçbir döneminde kurtulamaz. Freud’a göre penis arzusu kadını kadın yapan şeydir. Başka bir deyişle, erkeğin karşıtı ya da tamamlayıcısı kadın yoktur. Kadın esasında “eksik erkek”ten başka bir şey değildir. Esas olan penisi olandır, yani erkektir ve kadın penis arzusu yoluyla var olur. Bu esasında bir varolma sorunudur. Bir kadın hiçbir zaman penise sahip olamayacağı için, hiçbir zaman tam manada var olamaz. Çocuk sahibi olmak bile bu durumu tam olarak değiştiremez. Ama esas olarak kadın (her anlamda) eksiktir ve bu eksikliğin etkisini ömür boyu taşır.

Viva la Feminismo!

Freud’a gelen eleştirileri 4 başlık altında toplamak mümkündür:

  1. Biyolojik belirlenimcilik
  2. Oedipus kompleksini sınırlı bir şekilde incelemesi
  3. Kadınların ahlaki yönden zayıf olması
  4. Oedipus kompleksinin ataerkil yönden incelenmesi

Freud’un biyolojik determinist ve evrenselci bakışı çerçevesinde her kız çocuğu kaçınılmaz olarak erkek kardeşinin ya da erkek arkadaşının cinsel organını kıskanmaktadır. Oysa, yapılan ampirik araştırmalar Freud’un bu tezini desteklememektedir. 1940 yılında, 4 ve 12 yaşlarındaki 128 erkek ve 72 kız çocuğu üzerinde Conn tarafından yapılan bir araştırma, bu yaş grupları arasındaki çocukların sadece ¾’ünün karşı cinsin cinsel organlarını bildiklerini, bilen gruptan bu konuyu tartışmak isteyen 1/3’ünün ise konuyla ilgili hiçbir duygusal tepki geliştirmediğini göstermiştir.

1955 yılında Katcher 3 ve 9 yaşları arasındaki 149 erkek ve 117 kız çocuğu ile yaptığı bir araştırma sırasında, kız ve erkek çocuklardan baş, göğüs ve genital organ parçalarından oluşan bir bulmacayı tamamlayarak bir kız, bir erkek çocuğu, bir de kadın ve erkek oluşturmalarını istemiş ve 3 yaş civarındaki çocukların %88’inin, 4 yaşındaki çocukların %69’unun, 5 yaşındaki çocukların ise %49’unun kız ve erkek çocuğunun, kadın ve erkeğin cinsel organlarını, bedenin diğer organları ile uyum içinde bir araya getirmekte başarısız olduğunu görmüştür. Katcher, araştırmaya katılan çocukların yarısının Oedipus’a ait dönemde, yani 3 ve 5 yaşları arasında karşı cinsin cinsel organlarının farkından tamamen emin olmadığını karar vermiştir.

Conn ve Katcher’ın araştırmaları Freud’un biyolojik determinist bir temelde tanımladığı penis kıskançlığı olgusunun temelini oluşturan ‘karşı cinsin cinsel organının farkındalığının’ evrensel olmadığını göstermektedir.

Freud, cinslerarası imrenmenin sadece kız çocuklarından kaynaklanan yanını inceleyerek, cinsler arasında tek yönlü bir imrenme modeli geliştirmiştir. Feminist perspektiften, Freud’un kadın gelişimi açısından merkezi bir önem taşıyan penis kıskançlığı olgusunun tek yönlülüğünü sorgulayan ilk psikanalistlerden biri Karen Horney’dir.

Horney, Freudcu psikanalizin ataerkil ve erkek merkezli bir bakış açısını yansıttığını ileri sürer. Oğlan çocuğunun benmerkezci bir tavırla algıladığı kız çocuğunun gelişiminin, psikanalitik gelişim modeli ile şaşırtıcı bir biçimde örtüştüğünü savunur. Horney, bütün psikanalitik yorumlarnı bir öznellik öğesi içerdiklerini savunarak penis kıskançlığı tezi üzerine kurulu olan psikanalitik kadın gelişimi modelinin erkeğin bakış açısını yansıttığını ileri sürer.

Karen Horney, Freud’un penis kıskançlığı kavramına karşılık, vajina kıskançlığı kavramını geliştirmiştir. Ona göre Freud, erkeğin kadınsı üreme işlevlerine ve kadınsı organlarına; örneğin göğüslerine ve rahmine karşı duyduğu imrenmeyi tamamen gözardı eder. Horney’in eleştirisi çerçevesinde Freud, sadece dişi cinsin eril cins karşısında yaşadığı imrenme biçimlerini incelemekte ama cinsler arasındaki imrenme olgusunun erkekten kaynaklanan yanını gözardı etmektedir.

“Kadının üreme işlevleri bazındaki net biyolojik üstünlüğü o kadar güçlüdür ki, bu farkındalık bilinçten uzakta tutulmalıdır. Bu yüzden bu erken yaşlarda bastırılır ve kabul edilebilir zıddına dönüştürülerek baskılanır. Bu dönüşüm kadını değersizleştirecek bir biçimde onun aşalığına inanmadır; sanki bu durum kadının bilinen değerini gizemli bir biçimde alt üst edecektir”.

Feminist yıkıcı okuma açısından, Horney’in kız çocuklarının yaşadığı iddia edilen penis kıskançlığının cinsler arasında yaşanan imrenme biçimlerinin sadece bir yönünü oluşturduğunu göstermesi önemlidir. Horneyci bakış Freudcu modelde yer alan cinsler arası imrenmenin tek taraflılığını görünür kılar. Freud’un erkek merkezli bakışı, cinsler arasındaki bu karşılıklı imrenme biçimlerinden birini görünmez kılarak, cinsler arasındaki imrenme biçimleriyle ilgili olguları çarpıtmıştır.

Kültüralist ekolün temsilcilerinden Clara Thompson, Freudcu kuramın penis kıskançlığı tezini bireysel yaşantı ve kültürel etkenlerin kesiştiği noktada sorgular. Thompson’a göre; “penis kıskançlığı, yaşamın çoğu yönünü yansıtan bir kıskançlık olabilir ama biyolojik gerçeklerle –ikincil olmaktan öte- bir ilişkisi yoktur”.

Thompson, Freud’un kuramlaştırdığı penis kıskançlığı tezinin biyolojik determinist boyutunu reddeder ve kız çocuklarının türsel ve evrensel olarak yazgılı oldukları bir biçimde erkeksi bir organ olan penisi değil, onun kültürel temsilini istediklerini savunur.

Thompson, global düzeyde kültürün Horney’in görüşüne paralel bir çizgide eril olduğunu savunur. Penis ise bu eril kültürün en belirgin sembollerinden biridir: “Penis, güce sahip olan kişiyi temsil eder; aynı zamanda fethetmek ve yok etmek için bir kılıç olarak da görülebilir”.

Thompson’a göre, penis eril gücün en belirgin sembolüdür ve kadınlar penis kıskançlığı olgusu ile aslında eril gücün kendisini kıskanmaktadırlar. Thompson, özellikle kız çocuklarının ergenlikle beraber kadınlığa geçiş süreçlerinin travmatik yaşantıları içerdiğini dile getirir.

Thompson, bu çerçevede içinde yaşadığımız ataerkil kültürlerde penisin özgürlüğü, bedensel bütünlüğü ve eril iktidarı temsil ettiğini savunur: “Kadın, erkeğin özgürlüğünü, daha geniş olan olanaklarını ve temel dürtüleri ile ilgili yaşadığı görece daha az çatışmayı kıskanmaktadır. Bu saldırganlık sembolü olarak penis kişinin kendi olma özgürlüğünü, kendi yolunu açabilme gücünü ve istediğini alabilme özgürlüğünü temsil etmektedir”. Bu çerçevede, kadın bir penis isteyerek sembolik düzeyde erkeklerle eşit olmayı ve bu eşitliğin temsil ettiği değerleri istemektedir.

Freud’un penis kıskançlığı tezinin yıkıcı okuması çerçevesinde sorgulanması gereken en temel noktalardan bir diğeri de penis kıskançlığı tezinin kültürlerarası geçerliliğidir. Peki, penis kıskançlığı her kültürde gözlemlenen bir olgu mudur?

1935 yılında Kalküta’da yaşayan Bengalli bir analist ve Hint Psikanaliz Birliği’nin kurucusu Dr. Bose, Freud’a şöyle yazar: “Hintli hastalarım, Avrupalı hastalarım kadar belirgin iğdiş edilme belirtileri sergilemiyorlar. Buna karşın kadın olma arzusu Hintli erkek hastalarda daha çabuk ve kolayca su yüzüne çıkmaktadır”.

Dr. Herald Kelman, bu durumu şöyle yorumlar: “Hindu felsefesi, tarihsel ve kültürel düzenleri eski zamanın (yaklaşık M.Ö. 5000) yani Hint kültürünün anaerkil olduğu, kadınların birçok kocaya sahip olabileceği ve gündelik yaşamın birçok alanında kendi haklarını koruyabildikleri dönemin çağdaş bir yansıması olarak, kadınlara karşı değişik davranışlar üretir”.

Kelman’a göre, kültürel düzeydeki farklılıkların yansıması kendini psişik olgularda da gösterir ve anaerkil kültürün izlerini taşıyan Hindu felsefesinin baskın olduğu Hindistan’da kadınlar Batılı hemcinsleri gibi belirgin iğdiş edilme belirtileri ve buna paralel olarak penis kıskançlığı geliştirmezler.

Dr. Bose’nin Hindistan’daki psikanalitik gözlemlerine paralel olarak Margaret Mead de Pasifik adalarında yaptığı gözlemleri sırasında erkeklerde çok sık rastladığı rahim kıskançlığından söz eder. Mead, bu adalarda kadının üreme işlevlerine ilişkin hiçbir etkinliğin saklanmadığını ya da aşağılanmadığı dile getirir.

“Yeni Gine’nin incelediğim bölgelerinde, erkekler kadınların dişil kapasitelerini kıskanmaktadır. Erkekler bütün törensel yaşantıları boyunca, çocukları doğuran, insanı yaratan kendileriymiş gibi davranırlar. Erkekler kızların adet kanamasını taklit edecek şekilde penislerini kanatmayı öğrenirler. Bu kanatma, kötü kandan kurtulmak anlamına gelen veda edici bir kanatmadır”.

Bettelheim’a göre de anne ve çocuğun beraber uyuduğu, matrilokal (ailenin kadının evinde kurulduğu evlilik biçimi) yaşama mekanlarının olduğu kültürlerde, erkekliğe geçiş törenleri hem kadınsı rolün içselleştirilmesini; hem de bu rolün benlikten uzaklaştırılmasına hizmet eder: “Erkekliğe geçiş törenleri genelde cinsel organların bir tür kesilmesini ve yaralanmasını içerir. Bu ritüel sembolik olarak bir vajinaya sahi olmanın ve erkeklerin de çocuk doğurabileceğini göstermenin bir yoludur”.

Bruno Bettelheim aynı zamanda ilkel topluluklarda erkeklerin kadınların üreme işlevlerini sahiplenmeye yönelik yaptıkları törenlere dikkat çeker. Bu törenlerden en ilgili olan couvade, yani erkek lohusalığı törenleridir. Bu törenlerde erkek, kendi çocuğu dünyaya gelirken, karısıyla beraber aynı anda yatağa yatmakta ve doğum sancıları çekiyormuş gibi davranmaktadır. Bu tören sırasında erkek, çevresindekiler tarafından rahatsız edilmeksizin, doğum yapmış bir kadın statüsü kazanır. Dr. Bose’nin, Mead’in ve Bettelheim’ım gözlemleri Freud’un penis kıskançlığı tezinin evrenselliği sarsan bulgular sunmaktadır.

Sonu Gelmeyen

Freud;

  1. Penis kıskançlığının cinsler arasındaki imrenme biçimlerinin sadece bir yönüne işaret etmiş,
  2. Penis kıskançlığının gelişmesinde ailevi faktörleri ve aile içindeki nesne ilişkilerinin önemini göz ardı etmiş,
  3. Penis kıskançlığının gelişmesindeki ataerkil kültürel faktörleri görmezden gelmiş,
  4. Bu çerçevede penis kıskançlığını kadınsı gelişimin türe ilişkin kaçınılmaz bir parçası olarak görerek, penis kıskançlığının izlerini taşımayan doyumlu ve kadınsı bir gelişim modelini reddetmiştir.

Şeyda Koçak Kurt

seydak@gmail.com

Yazarın diğer yazıları.

Kaynakça

Cogito (2009), Feminizm (Sayı: 58), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

Direk, Zeynep (Der). (2012), Cinsiyetli Olmak, Sosyal Bilimlere Feminist Bakışlar, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

Onur, Bekir (1980), Psikanaliz Kuramında Kadın, Cilt:13, Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi

Tong, Rosemari Putnam (2006), Feminist Düşünce, İstanbul: Gündoğan Yayınları

http://intropsych.mcmaster.ca/psych2b3/lectures/freud-1.html (Erişim Tarihi: 17 Nisan 2013)

http://mahandogrusoz.com/denemeler-essays/freudcu-kuramdaki-penis-kiskancligi-olgusu-ve-psikanalitik-feminist-perspektiften-elestirisi/ (Erişim Tarihi: 16 Nisan 2013)

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Hayatını Yaşamaya, Sevmeye ve Şarkı Söylemeye Adayan: Edith Piaf

Kadim dostum Münire Muratoğlu/Aydın Mengüllüoğlu’na Kimsenin karşısında korkmadım. Kendime söylediğim yalanların en büyüğü korktuğumu sandığım ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir