Anasayfa / Edebiyat / Günler Damlıyor Ama Aynı Kaba Değil / Seyrek Yağmur

Günler Damlıyor Ama Aynı Kaba Değil / Seyrek Yağmur

“Her ironi bir hayal kırıklığını gizler, diye düşünüyor Rıfat. Koşup da yetişememeyi, uzanıp da tutamamayı gizler. Bacakları kendilerine yetmediği için kanat çıkarmak zorunda kalan atların çaresizliğini gizler. Her ironi bir hayal kırıklığının üzerini örter, diye düşünüyor Rıfat. Issız, soğuk yatağına girip yorganı üzerine çekiyor.” (Seyrek Yağmur, s.30)

baris-bicakci-seyrek-yagmur_sanatlog-edebiyat-kitap-incelemeleriKafka’nın Aforizmalar’ından sonra cümlelerinin altını çize çize okuduğum ilk kitap oldu Seyrek Yağmur. Bu hacimsiz esere roman demek pek doğru değil. Seyrek Yağmur; içerisinde aforizmalar barındıran bir düşünce kitabı, romanlardan ve şiirlerden bolca alıntılar taşıyan, insanda alıntılanmış bu eserleri okuma hissi uyandıran bir tezkire, felsefe eğitimi almış, geçmişinden mutsuz, yaşadığı andan umutsuz bir kitapçının portresini çizen bir novella… Kitap içinde karikatürize edilen olayları, olağanüstülükler atfedilen karakterleri düşününce grotesk bir novella…

Kitabın hacimsiz bir eser olduğuna bakmayın. Her biri kitabın farklı bir parçasını yansıtan başlıklarla bölümlere ayrılmış bu kitabın her cümlesinde; aman, verilmeye çalışanı, yazarın konuya ilişkin görüşlerini eksik anlamayayım diye dakikalarca oyalanmanız;  bölümlere hakim olan düşüncelerden yola çıkarak görüşlerinizi bir bir gözden geçirmeniz ihtimaldendir.

Bazı yazarlar için özel tanımlamalar kullanılır: “Türk kadınının romanını yazıyor” ya da “İşçinin serüvenini onun kadar iyi anlatamadılar.” Barış Bıçakçı için de entelektüel erkeğin iç dünyasını en iyi yansıtan Türk yazar diyebilir miyiz, bu çok mu iddialı olur bilemiyorum. Özellikle Oğuz Atay’dan sonra edebiyatımızda entelektüel erkeğin sosyal yaşamdaki sıkıntılarını başarı ile ifade edebilen çok yazar çıkmadı. Oğuz Atay’ın Selim’ini (Tutunamayanlar), Yusuf Atılgan’ın başarılı yaratımı Ç.’yi (Aylak Adam) bir kenara koyarsak;  Bıçakçı’nın, Bizim Büyük Çaresizliğimiz’de Ender ve Seyrek Yağmur’da Rıfat ile sözü edilen ustaların eserlerinin yayımlanmasından yıllar sonra edebiyat dünyasında ses getirecek tipler yarattığını söyleyebiliriz. Keza Bıçakçı’yı geniş bir okur kitlesiyle buluşturan Bizim Büyük Çaresizliğimiz’de metropolde yaşayan entelektüel erkeğin aşk ve kadın ile imtihanını büyük bir ustalık ve kendine has bir üslupla sunduğunu eseri okuyanlar çok iyi hatırlayacaklardır. Konu gelip üsluba dayanınca Metin Celâl’in Bıçakçı hakkındaki düşüncelerine harfi harfine katılıyorum diyebilirim. Ne diyor Celâl onun için: “Ben Barış Bıçakçı’nın metninde… Kendine has bir üslup görüyorum. Kısa cümlelerle, fazla derine inmiyormuş gibi gözükerek ince ayrıntılarda kahramanlarını var ediyor. Yalın bir anlatımı var, parlatmıyor, gereksiz cümlelerle şişirmiyor… Kısa, çok kısa bölümler ilk bakışta birbirleriyle ilgisiz gibi görünseler de bir bütünü oluşturuyorlar. Son zamanlarda tek tipleşen, olaya dayalı roman anlayışına karşı kendine has dili, anlatımı, kurgusuyla seçkinleşiyor Barış Bıçakçı.”

Seyrek Yağmur, yeni bir kitap olmasına rağmen hakkında pek çok yazı yazıldı. Yekta Kopan’ın “On milyon satsın istiyorum” sözleri kitaba gösterilen ilginin en büyük yansıması.  Mesela, Onur Koçyiğit kitaba ilişkin soruşturmasında, eserin edebiyat dünyasının uzun süren siestasını böldüğünü ve romanın başında bir eureka anı yaşayan Rıfat ile bir sabah uyandığında kendisini dev bir hamamböceğine dönüşmüş olarak bulan Gregor Samsa’nın benzeştiğini, bu benzeşmenin ise esinlenme yahut etkilenmenin ötesinde olduğunu iddia ediyor. Koçyiğit, “…Gregor Samsa’da ‘keder’ olarak zuhur eden şey, kitap ilerledikçe göreceğimiz üzere Rıfat’ta ‘hüzün’ olarak ortaya çıkar…” “…Kitabın açılışından sonra Gregor Samsa ve Rıfat’ın yolları ayrılır; dolayısıyla Kafka ve Bıçakçı metinlerinin akışı da birbirinden uzaklaşır. Samsa, devcileyin böcek olarak yaşamını anlatmaya ve olayların nasıl gelişeceğine odaklanırken, Rıfat, “fragmanlar” olarak tanımlayabileceğimiz bölümlerle kendisini anlatmaya başlar…” ifadeleriyle savını güçlendirmeye çalışıyor.

Bu ilişkilendirmeyi çok da sağlıklı bulmadığımı ifade etmeliyim. Rıfat, Samsa gibi sistemin kabul etmediği bir kişisel dönüşüm yaşandığında çarkın dişlileri arasında ezilmenin metaforu olarak çıkmaz karşımıza. O, entelektüel insanın ikili ilişkilerdeki deneyimsizliğini toplum tarafından acayip bulunan aydının kenara itilmişliğini temsil eder. Toplumsaldan ziyade bireysel bir sıkıntıdır Rıfat’ınki. Samsa’nın dönüşümünün alışılmış bir düzen içinde (Samsa’nın ailesi ve çalışma arkadaşları özelinde) antipragmatist bir yan taşıdığını görürüz. Ailesinin dahi Samsa’ya sırt çevirmesini bu şekilde açıklayabiliriz.  Rıfat ise benzer bir çevre içinde varoluşsal bir hüznü yaşamaktadır, diyebiliriz.

Koçyiğit; “…Rıfat ve onun dünyası, kelimenin tam anlamıyla plastiktir. ‘Olağan ile olağandışını, gerçek ile düşü birbirine karıştırarak anlatacak kitap,’ olağan üzerindeki fazla müdahalecilik yüzünden olağandışı olamamış, arafta dahi kalamamış, dönüşüm geçirmiştir; aynı durum düş ve gerçek ilişkisi için de geçerlidir…” “…Bıçakçı, yukarıda uzun uzun alıntıladığım, anlatmaya çabaladığım kadarıyla kendi deneyselliğini oluşturma çabalarının ‘huzursuz bale adımları’nı atmaya başlamıştır bu anlatısıyla birlikte. Üst/alt kurmacadan sıyrılıp postmodernist metne -romantizmden uzaklaşarak- yaklaşmaya başlamıştır…” “…postmodern bir modernist olarak Barış Bıçakçı’nın ilk deneyimi şimdilik başarısızdır” ifadeleriyle Seyrek Yağmur’u başarısız bir ilk deneme olarak görür.

Jale Özata Dirlikyapan ise anlatımın içeriğini de eserin anlatım biçimini de, “bana kalırsa anlatının içeriği kadar, biçimi de Rıfat. Üstelik daha ikna edici bir şekilde… Onun gibi biraz hantal, zihni dağınık, onun gibi ‘hiçbir şeyden kıl payı kurtulmuş gibi görünmüyor.’ Mesela vasat bir hikâye olmaktan…” sözleriyle eleştirmektedir.

Genel olarak eleştirmenler eserdeki anlatımın bölük pörçüklüğünden eserin derinlik taşımayışından ve postmodernist romanın acemi bir örneği oluşundan dem vuruyor. Barış Bıçakçı’nın önceki eserleriyle hemhal olanların garipseyeceği bir tarzla karşı karşıya kalındığı konusunda hemfikir olsam da eleştirilerin acımasız ve edebiyat dünyasında yakın zamandan beri esmekte olan rüzgarla çelişik olduğunu düşünüyorum. Son dönem şiirinde ve düzyazısında aforizmalar arayan eleştirmenlerin Seyrek Yağmur’da bunun başarılı örneklerini görmelerine rağmen eseri derinlikli bulmamaları bu çelişkinin kaynağını oluşturuyor.

Seyrek Yağmur sonlanana değin Kitapçı Rıfat’ın kendi hayatına anlam katma mücadelesine tanık olacaksınız. Salt melankolik, keder müptelası, iç dünyasına çekilmiş bir kaybedenle karşılaşmayacaksınız elbette. Kitabın belli bölümlerinde Rıfat, mevcut sistemin insanı deli eden ritüellerine (gençlerin hayatlarını kazanmak adına test kitaplarında boğulması, ülkeyi fütursuzca yönetenlerin yüzsüzlükleri gibi) kendi üslubuyla başkaldıran bir kitapçı olarak karşınıza çıkacak. Kitaplarının sayfalarını sistemi protesto edenlere sonuna dek açarken de kendisini ziyarete gelen Beyefendi’nin elini toplu iğneyle sıkarken de Rıfat için iyi şeyler düşüneceksiniz. Rıfat’ın hafızasında yer etmiş roman cümlelerinden, ünlü şairlerin dizelerine; çelişkilerini kabullendiği iç konuşmalarından, kimseyle paylaşamadığı hayallerine kadar birçok sırra ortak olacaksınız. Castro’ya rol verdiği filmini çekebilmesi için onu yüreklendireceksiniz. Rıfat’ın serüvenini kendi karmaşası içinde takip etmeye çalışırken kâh çaresizliğine üzülecek kâh ona hak vereceksiniz. Güzel şeylerin geçiciliğinden şikâyet edip bir rüyaya dalmayı arzu edenleriniz de çıkacaktır eminim. Belki bazılarınız Rıfat’ın üzerinde dururken ironi yaratmak için kullandığı romanları, şiir kitaplarını vakit kaybetmeden sipariş edecektir. F.O’Conner, Malcolm Lowry, Yannis Riços gibi yazarlarla ilk kez tanışacaklarınız olacaktır tabii. Okurun okuma serüveninde yeni ufuklar yaratması yönüyle de kitaplığınızda yer ayırmanız gereken bir eser olmalı Seyrek Yağmur.

Murat Gil

Kitapçı Dergisi, Sayı 14, Mart/Nisan 2016

[email protected]

Yazarın diğer yazıları.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu İsimli Romanı Üzerine

Harry Haller; yolunu şaşırıp kendi habitatından ayrı düşmüş, kazârâ bir kente inip sürüye karıştığına inandığı ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir