Zamansız Dergisi: 1. Sayı

“Zamansız”, bir çabadır. Ve zamansız bir çabadır belki, hesap edememişizdir yani çoğu şeyi; biraz erken, ama fazlaca da geç başlamış olabiliriz sanki konuşmaya. Ortaçgil’in dediği gibi: “Hiçbir neden yokken, ya da biz bilmezken tepemiz atmış ve konuşmuşuzdur. Onca neden varken ve tam sırası gelmişken, hiçbir şey yapmamış, susmuşuzdur.” Zamansızlık, malum göreliliğinden sebep asgari kertede meşru geldi bize; napak panpa, ölek mi? Mevcut dergiler kötü, yenisiyle gelelim falan da demiyoruz biz, desek de dillendirmiyoruz çok; ne de ‘dergi çöplüğü’ denilen soyutluğun kokusu bulandırır midemizi, ‘çöplük’, burjuvanın bilmediği. Tek sayılık dergiler/çabalar yığılsın üst üste, baş koyup uyumalı üzerinde, şiirden kime zarar gelmiş ki? Hoş, belki tam da budur şu an şiirin büyük eksiği; ama bu küstahlığı ehillerine bırakmalı.

Fanzin öldüyse cenazesine geliriz, yeraltı ayağa düştüyse onun da canı sağolsun, biz ayakları daha çok severiz; başa geçecekler diye korkan oligarşiye karşı biz ayaktakımının yanında durmak isteriz. Duranımız da vardır, durmayanımızla da başka mezeyle içeriz. Huzuru kaçan bulmuş bir yol, kuşa uçmayı mı öğreteceğiz?

Böyleyken böyle, düştük bir alamete, kıyamet köpeğimiz olsun; büyük Bukowski söylemiş ya: “En azından denedik..”

Dergiye katkı sunanlar; E.M.Cioran, Ulus Baker, Ferhat asniya, Gürkan Gür, Münever Sarıoğlu Mazlum X, Deniz Cansever, Batur Üpçin, Kerim Akbaş, Cemil Atik, Sewal Kurukafa, Okan Yılmaz, Eyüp Fazlı Koştan, l.Barbara Abian ve Saba .

Üçüncü Mevki Edebiyat Fanzini: 2. Sayı

da bizi birleştiremeyecekse, yaşamayalım.” mottosuyla yola çıkan “Üçüncü Mevki” 2. sayısıyla okurlarıyla buluşuyor. 1 Nisan’dan itibaren ilgili yerlerde bulabilirsiniz.

Bu sayıda; Leyla Karaca Tok, Emrah P., Soner Atalan, Bilal Yavuz, Derviş D. ve Mert Öztürk şiirleriyle aramızda. Ayrıca Ertuğrul Rast’ın, RyuichiTamura’dan çevirdiği “Görünmez Ağaç” şiiri de sayfalarımız arasında. Bu sayımızın öykücüleri Gökçe Özder, Süha Murat Kahraman ve Atiyye Küçük. Bilge Makas ve Serda Ç. denemeleriyle sayfalarımızda. Ertuğrul Rast’ın Leyla Karaca Tok ile şairin şiirleri ve şiirin sorunları hakkında yaptığı söyleşisi de Üçüncü Mevki’nin 2. Sayısında, Leyla Karaca Tok şiirle ilgili önemli tespitlerde bulunuyor. Ertuğrul Rast şiirin tanımını sorgulayan yazısıyla, Gökçe Özder ise hikâye ve öykü sözcüklerinin tanımıyla ilgili olarak kaleme aldığı yazısıyla Üçüncü Mevki’yi zenginleştiriyor. Fatih Dere’nin Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filmiile ilgili yazısı Üçüncü Mevki için bir ilk. Gökçe Özder bu sayıda da Sessiz Raflar köşesinde kitap tavsiyelerine devam ediyor.

İyi okumalar.

İletişim: ucuncumevki@gmail.com

Sosyal Medya: http://facebook.com/ucuncumevki

http://twitter.com/#!/ucuncu_mevki

Üçüncü Mevki’ye ulaşabileceğiniz yerler:

İstanbul (Beyoğlu) – Mephisto

İstanbul (Kadıköy) – Mephisto

Ankara (Kızılay) – İmge Kitabevi

Ankara-Kurtuba Kitap Kafe

Konya – Endülüs Kitap Kafe

Konya – Hüner Kitabevi (Rampalı Çarşı en alt kat)

Konya- Çizgi Kitabevi

Konya- Üsküdar Çay Evi

Eskişehir – Adımlar Kitabevi

İzmir – Yakın Kitabevi

Bursa – Seriyye Kitabevi

İnternetten ulaşmak için: http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=121876

Kurgan Edebiyat Dergisi: 6. Sayı

Kurgan Dergisi’nin 6. sayısı çıktı…

Dergide , Hakan Bilge, , , , , gibi isimlerin çalışmaları yer alıyor.

Erhan Bener Diye Bir Yazar Var, Tanıyor musunuz?

Nisan 8, 2012 by  
Filed under Deneme, Edebiyat, Sanat

Türkiye’de acaba kaç kişi, kaç , adlı yazarla tanıştı. Çok merak ediyorum, geçen günlerde küçük bir kentte katıldığım bir mini kitap fuarında, Bener’in remzi kitapevinden çıkan tüm yapıtları uygun fiyata satılıyordu. Gözlem yapmak oldum olası sevdiğim bir şeydir, özellikle kültürel konularda yapılan gözlemler, ülkenin hâkim zihniyet yapısını fark etmemi sağlar. Özellikle Türkiye’nin İzmir ve İstanbul gibi kentlerden ibaret olmadığını bilenler için geçerli bir yöntemdir bu. Okurların ve öylesine gezenlerin neredeyse hiç biri Bener’i tanımıyordu. Bu düşünceler kafamdan geçerken, çok sevdiğim ve hayatımda gördüğüm en işlevsel olan dostum bana şöyle bir saptamada bulundu? – “bu ülkede bu kadar iyi bir olup bir o kadar da tanınmayan bir yazarlar listesi çıkarılırsa Bener bunun başında yer alır.”Dedi. Katılmamak elde değildi bu görüşe. Peki, bunun nedeni ne olabilir? Ülke de o kadar çok ! O kadar çok yayınevi! Bir sürü dergisi ve gazetelerin kitap eki varken bu yazarımız nasıl gözden kaçabiliyordu. muydu tek suçlu? Peki, birkaç eleştirmen ve bilim insanı dışında ondan bir kelime bile söz etmeyenlerinde bu görmezden gelmeye katkıda bulundukları söylenemez miydi? Kitap eklerinde, dergilerde, sosyal paylaşım sitelerinde yazılan onca yazı yığıntısı arasında neden Bener ile ilgili şeyler bir elin parmaklarını geçmiyordu?

geliyor aklıma, o da yaşadığı yıllarda ne edebiyat otoriteleri! Tarafından fark ediliyordu, ne yazdığı tek oyun olan “oyunlarla yaşayanları” sahneletebilecek bir tiyatro ve tiyatrocu, ne yarı aydın çetesi tarafından ve üzülerekte olsa maalesef okur tarafından, garip bir yalnızlık içinde bu durumun sıkıntısını “günlük”lerinde uzun uzun anlatmıştı. Ancak Atay’ı Bener’den ayıran en önemli şey, Atay’ın günümüz edebiyat dünyasında neredeyse bir mit haline gelmiş olmasının yarattığı farktır. Bener ne 70 lerde ne de şimdi bırakın mit olmayı, hala kıyıda köşede kalmış, büyük bir romancıdır. “” ın neredeyse bir histeri derecesinde takip edildiği bir ortamda Bener’in yine bir tutunamayan karakteri çok farklı varoluşsal kurguda işlediği “Baharla Gelen” ya da yine küçük burjuva bir bireyi toplumsal ve siyasal arka planı ile ayrıntılı olarak işlediği “Oyuncu” adlı romanları ise hala yalnız bir şekilde okur tarafından fark edilmeyi beklemektedir.

Türkiye’de değişik bir edebiyat ortamı var, istedikleri yazarları istedikleri zamanlarda, çağın koşullarında ve pazarlama stratejilerine uygun olarak yüceltip bir “çok satan”a dönüştürebiliyorlar… Bu düşüncem tabi ki tüm çok satan romanları kapsamıyor. Ama günümüzde artık okuma eyleminin bile belirli göstergelerle, üstünlük belirtisi olarak görüldüğü bir edebiyat çetesi düzeninde ne Bener hakkında yazı yazmak onlara bir şey kazandırır ne de okurun Bener’in romanlarını okuması… Çünkü ikisi de toplumsal yaşamın yarı entelektüel ortamlarında bir fark yaratmaz… Fark yaratmayı bırakın insanın yalnızlaşmasına bile neden olabilir.   Şüphesiz bu yalnızlaşmanın histerik küçük burjuva yalnızlaşmasından daha samimi olacağı kuşku götürmez…

Pirim yapmak için “Tutunamayanlar” romanı vardır ne de olsa, ya da Atılgan’ın “Aylak Adam”ı yetişir hemen imdada… Öyle insanlar tanıdım ki, bu iki roman olmasa hayatlarında okuma ve edebiyatla ilgili zihinlerinde hiçbir şey kalmayacak. Tıpkı toplumcu gerçekçi romancılar dışında roman sanatının olamayacağını savunan az gelişmiş entelektüel edebiyat bozmaları gibi.

Örneğin dantellerle dolu bir bara ya da cafeye gittiğin de “Tutunamayanlar” yerine Bener’in “Oyuncu” adlı romanını koyan bir insana kimse ilgi göstermez. Kitapçıya ne zaman girseniz en az bir kişiyi  “Tutunamayanlar” ile ilgileniyor bulursunuz. Ama Bener’in kitaplarını bulmak için raflar arasında küçük bir gezintiye çıkmanız gerekecektir. “Baharla Gelen”i bulmak için eğer kitapçıya sorarsanız size çok absürd öneriler sunması muhtemeldir. Tabi Bener soyadı ile üç yazar edebiyat sahnesinde olduğu için küçük bir anlamlandırma karışıklığı da doğabilir. Özellikle Erhan Bener ile yeni tanışacak olanlar için, Vüsat O Bener ve Yiğit Bener gibi isimlere de bir süre sonra yabancı olamayacaklardır.

Erhan Bener, ülkemizin en iyi beş yazarı arasına kesinlikle girmektedir. Onu anlayabilmek için, klasik genel geçer okumaların dışında, psikoloji ve felsefe ve toplumsal yapı ile haşır neşir olmak gerekmektedir. Şüphesiz bu her edebiyat eseri için gerekli olan bir durumdur ama Bener gibi -saygın bir eleştirmenimizin de belirttiği üzere – psikolojik romanın ülkemizdeki en önemli temsilci ise o zaman çok daha yoğun bir okuma ve anlamlandırma evresi devreye girmektedir. Tüketim çağının tüket ve sonra da kaldırıp at türünden roman ve öykülerine benzemez onun yazdıkları, bireylerin yaşadıkları çağ ile kendi dünyaları arasında olan uçurumların çelişkileri vardır onun karakterlerinde, sinemasal bir düş dünyası ile kavrar okurlarını, hayal gücünün uçsuz bucaksız evreninde dolaşmaktır onun yapıtlarını okumak…

Yukarıda değindiklerime paralel olan bir olay birkaç hafta önce başıma geldi. Fanzin çıkardığını söyleyen genç bir üniversite öğrencisi heyecanlı bir şekilde bana yazdıklarını gösteriyordu. Sohbet ederken hangi yazarları okuduğunu ve takip ettiğini sordum. Bana Oğuz Atay okuduğunu ve neredeyse başka yerli yazar okumadığını söyler gibi oldu. Biraz da Tezer Özlü’den bahsetti… Sadece bu ikisini okuyarak üzerine başka bir kaynağa gereksinim duymuyor gibi hissediyordu kendini. Anlayabileceği şekilde onun şevkini kırmadan bu durumun yaratabileceği sakıncalara değindim. Ve ona şu örneği vererek sohbeti tamamladım. “yıllar önce bir atölye çalışmasına katıldığım İtalyan yazar Mario Fratti, tam otuz yaşına kadar hiçbir şey yazmadığını söylemişti. Dinleyicilerin şaşkınlığını şu cümle ile tamamlamıştı. “Ama otuz yaşına kadar dünya edebiyatı üzerine ne bulursam okudum”

Bizim yarı aydın çetesi bırakın dünya edebiyatının hepsini okumayı kendi edebiyat tarihlerini bile bizden olanlar ve olmayanlar diye ayırıyorlar… Kemal Tahir’e nasıl baktıkları ve davrandıkları üzerine bir roman bile yazılabilir. Post-modern edebiyatın bile doğru düzgün anlaşılmadığı edebiyat surları içerisinde Bener gibiler hala yer olmaması aslında şaşırtıcı bir durum değil. İçerikten çok biçime önem verilen bir çağın biçimsel (!) açıdan da Bener’e ihtiyacı yok. Ne Oğuz Atay gibi yakışıklı ve karizmatik ne de efsane haline gelebilecek bir öz yaşam öyküsüne sahip… Yazar merkezli değerlendirmelerin hastası olan bizim ve edebiyat dünyası, toplumsal histeri krizine devam ediyor… Hep yeni mitler yaratmak istiyor… O fanzin çıkarak genç üniversitelide mitlerin peşinden koşmaya devam ediyor…

İşin en trajikomik sonuçlarından birisi ise eğer Oğuz Atay uzaklarda bir yerde yazdıkları mı okuyorsa eğer, bana bıyık altından hüzünle gülüyordur. Anlaşılmadığı bir çağdan yanlış anlaşıldığı bir çağa evrildiğini görmek… Bener ise ciddiyetle bunların önemsizliği üzerine düşünüyor ve yazmaya devam ediyordur…

Oyuncu adlı romanında yazarlık anlayışını şöyle aktarmıştı; “Ben, kendimi anlatıyorum. Zaten kimse bir başkasını anlatamaz. Anlattıklarının toplumsal bir yönü varsa, o da benim yapımda var olduğu içindir, onunla sınırlıdır. Ben hiçbir zaman bir maden işçisini anlatamadım. Bir toprak kölesini de”

Serkan Fırtına

serkanfirtina35@gmail.com

Karabatak Dergisi: 2. Sayı

’nin 2. Sayısı Çıktı…

Dergide çeviri, röportaj, öykü ve çeşitli yazıları dışında , Hakan Bilge, Veysel Karani Tur, Yahya Kurtkaya gibi şair ve yazarların metinleri yer alıyor.

  100 sayfayı aşkın bir içerikle okuyucunun karşısına çıkıyor.

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »